​Sudan Din İşleri ve Evkaf Bakanı: Sudan’da DEAŞ yok, fakat aşırılık yanlısı kimseler var

Nasreddin Müferreh
Nasreddin Müferreh
TT

​Sudan Din İşleri ve Evkaf Bakanı: Sudan’da DEAŞ yok, fakat aşırılık yanlısı kimseler var

Nasreddin Müferreh
Nasreddin Müferreh

Sudan Din İşleri ve Evkaf Bakanı Nasreddin Müferreh, DEAŞ’ın Sudan'da bir varlığının bulunmadığını, fakat eski rejimin sebep olduğu birçok aşırılık yanlısı kimsenin bulunduğunu belirtti.
Radikalizm, tekfircilik ve terörle mücadele edeceklerini kaydeden Müferreh, öğrencilerin topluma faydalı olacak şekilde mezun olmaları için eğitim müfredatının yenilenmesine katkıda bulunacaklarını söyledi. Ayrıca bakanlığının dini ve sosyal çoğulculuğu tanıma söylemini yaymak üzere çalışmalarda bulunacağını belirterek, gençliğin potansiyelini doğru bir şekilde kanalize etmeye ve kadınların rolünü arttırmaya çalışacaklarını açıkladı.
Şarku’l Avsat’a ile yaptığı röportajda Müferreh, ülkeyi terk etmek zorunda kalan Sudanlı Yahudileri ülkeye tekrar geri dönmeye ve ülkenin inşasına katılmaya davet etti. Müferreh, eski rejim döneminde Sudanlı Hıristiyanların el konulan mülklerinin yargı aracılığıyla kendilerine iade edileceğini belirterek, çeşitli dinlere mensup olan kimselerin ibadetlerini özgür bir şekilde yerine getirmelerinin sağlanacağını söyledi.
DEAŞ ve Sudan
Müferreh, Sudan’da bir DEAŞ oluşumunun bulunup bulunmadığına ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“Sudan'da kurumsal olarak bir DEAŞ varlığından söz edemeyiz. Ancak eski rejimin ortaya çıkardığı radikaller var. Terör örgütüne katılan Sudanlıların sayısı 15’i geçmez. Bunlar Hartum’da bir üniversitede okuyan kimselerdi. Örgüte katılmak için çıktılar ve örgüt saflarında savaştılar. Bütün dünya DEAŞ’ın uluslararası bir örgüt olduğunu biliyor. Birkaç ülkede gruplar halinde dağılmış olarak bulunuyorlar. Fakat Sudan’da organize olmuş bir gruptan söz edemeyiz, belki bazı bireylerin olduğunu söyleyebiliriz. Bu kişilerin sayıları hakkında herhangi bir bilgim yok. Bazıları ülkeye geri döndü. Diğer kişilerin ise yerlerini bilmiyoruz. Bazıları savaşlarda öldürüldü. Halihazırda DEAŞ’lıların bulunup bulunmadıklarını bilmiyoruz. Ancak radikal dini vaazlara tanık oluyoruz. Bu vaazların bazıların içeriğini tekfir oluşturuyor. Bu vaazlarda sapkınlık, bidat ve fısk gibi ithamlarda bulunuyorlar. Bu söylemlerin İslam'la ya da Hz. Peygamber’le (sav) hiçbir ilgisi yok. Tekfir ve dinsizlik suçlamalarıyla başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaya çalışan herkesle kanun aracılığıyla karşı karşıya geleceğiz. Sorumlu kimseler yargılanacak. Bu kimselerin bir kez daha vatandaşlara hitap etmek için minberleri kullanmalarının önüne geçeceğiz.”
Şarku’l Avsat’a ile yaptığı özel röportajda, terör, radikalizm ve nefret söylemini yayan kimselere kanun çerçevesinde muamelede bulunulacağını ifade eden Müferreh, bakanlığının ve geçiş hükümetinin takip ettiği stratejinin, camilerde, üniversitelerde, okullarda, kültürel ve siyasi forumlarda terörizm ve nefret söylemi ile mücadele etmek olduğunu açıkladı. Bakan Müferreh, “Kültürel, dini ve sosyal çoğulculuğu tanıma söylemini yaymak için çalışıyoruz” diyerek sözlerini sürdürdü.
Devrik lider Ömer el-Beşir rejimi döneminde okutulan müfredatın dini fanatizmin ve nefret söyleminin yayılmasındaki rolüne değinen bakan, “Teröristleri, tekfircileri ve aşırılık yanlılarını yetiştiren bir okul müfredatı yok. Ancak bu müfredat, ister bilimsel ister dini olsun, dersi ezberleyen, bu ezberini imtihan kağıdına döken ve böylece rolü tamamlanan bir öğrenci profili yaratıyor. Mevcut müfredat toplum inşasında rol alabilecek zihne sahip insanlar yetiştirmiyor” değerlendirmesinde bulundu.
İslami Hareket’in projesi
Sudan’da gerçekleştirilen ihtişamlı halk devriminin ardından İslami Hareket’in siyasi ve toplumsal yaşamda hezimete uğradığını dile getiren Müferreh, hareketin kadrolarının fikirlerini yaymak için artık camileri kullanmaya başladığını belirtti. “Bu camiler, ibadet etmek ve insanları ahlak, adalet, eşitlik, barış ve birlik gibi değerlere davet etmek için var” diyen Müferreh, özellikle Hartum’daki camilerin büyük bir kısmının devrime karşı yönlendirilmeye çalışıldığını söyledi. Bakanlığının, haklarını savunan genç kadroları eğiteceğini ve devrimin yanında yer alacağını belirten bakan, “Bu camilerde ılımlılık, radikalizmle mücadele ve barış çağrısında bulunacağız. Cami hatiplerine sunduğumuz bir metin yok ve ideolojik bir içeriğe sahip hutbelerimiz de bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Çeşitlilik ve kadınların rolü
Sudan’da büyük bir çeşitliliğin bulunduğuna dikkat çeken bakan, bakanlığını ‘toplum bakanlığı’ olarak adlandırdığını söyledi. Bakanlığın programının, ülkede var olan çeşitlilik ve çoğulculuğu kuşatma ilkesi çerçevesinde yapıldığına dikkat çeken Müferreh, “Sudan'da farklı entelektüel ve kültürel eğilimler var. Dini çeşitliliğin yanı sıra Arapça dışında konuşulan birçok dil var. Geçiş hükümeti tarafından belirlenen 10 ilke kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Toplum içerisinde barışı sağlamak, sevgiyi ve manevi değerleri aşılamak için çalışacağız. Böylece çeşitliliği kuşatabilir ve farklılıkların bir arada çatışmadan bulunmasını sağlayabiliriz. Bakanlığın ve geçiş hükümetinin görevlerinden biri, gençliğin rolünü ön plana çıkarmak onların içindeki yaratıcı ruhu ortaya çıkarmaktır” ifadelerini kullandı.
Ayrıca kadınların toplumdaki rolünü güçlendireceklerini belirten Müferreh, “Semavi dinlerin ve çeşitli inanışların ön gördüğü şekilde kadınların dini haklarını muhafaza edecek ve onların toplumun ve sosyal barışın inşasındaki rollerini güçlendireceğiz” dedi.
Hac ve vakıflar idarelerindeki yolsuzluk
Konuşmasının devamında eski rejimin yolsuzluk ve rüşvet batağında debelendiğini kaydeden Müferreh, bakanlığının Adalet Bakanlığı ile koordinasyon içinde çeşitli forumlar ve etkinlikler aracılığıyla bu ağır mirasla mücadele edeceğini söyledi. Eğitim Bakanı Muhammed Emin et-Tum’un şu anda eğitim için genel bir konferans düzenlemek için çalıştığını belirten Müferreh, “Biz de akında gerçekleşecek olan bu konferansın bir parçasıyız. Öğrencilerin itidal ve ahlaki değerlerle mezun olmaları çok demokratik bir sivil devlet içinde yaşadıklarını bilmeleri için çalışacağız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan eski rejim döneminde hac ve umre mevsimleri idarelerinde ciddi yolsuzlukların yapıldığını dile getiren bakan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zekât Divanı, Din İşleri ve Evkaf Bakanlığı’na bağlı değil. Çünkü eski rejim, divanı, sosyal ilişkiler ile ilgili bakanlıklara dağıttı. Zekatın dini bir mesele ve İslam'ın bir rüknü olması itibariyle tekrar Zekat Divanı’na bağlanması çalışmalarına başladık. Çünkü bu, Din İşleri ve Evkaf Bakanlığı’nın bir parçasını oluşturuyor. Eski rejimin uygulamalarına son vereceğim ve toplanan paralar hak sahibi olan kimselere ulaştırılacak.”
Yönetimi sürecinde vakıflar, hac ve umre işleriyle ilgili olarak bir reform çalışması başlattığını ve yakın zamanda hac yönetimiyle ilgili özel bir konferans yapılacağını belirten Müferreh, Malezya deneyiminin benimsenebilecek iyi bir model olduğunu söyledi. Ayrıca söz konusu konferansın nihayetinde varılan sonuçların önümüzdeki yıl yapılacak hac mevsiminde temel olarak alınacağını kaydetti. Bununla birlikte vakıfların yönetiminde bir reform süreci başlattığını ve tüm eyaletlerdeki vakıfların belirlenmesi için bir liste gönderilmesi kararı aldığını dile getiren Müferreh, “Bazı eyaletler bu listeleri gönderdi. Kiralanan arazileri, mülkleri, binaları ve bunlardan elde edilen gelirlerin hepsini dijital ortama aktaracağız” dedi.
Sudanlı Yahudiler
Sudanlı Yahudilerin ülkeye geri dönmeleri için yaptığı çağrıyla alakalı sorulan soruya cevap vermeden önce Sudanlı Yahudiler hakkında kısa bir arka plan çizen Müferreh şunları söyledi:
“1880'den 1969'a kadar Yahudileri temsil eden bir sosyo-ekonomik blok vardı. Bu Yahudiler toplumun bir parçasıydılar. Ticaret, ekonomi ve kamu hizmetlerinde çalıştılar. Bu Yahudi topluluğu Sudanlı oldu ve Hristiyanlar ve Ermeniler, Hintliler ve diğer azınlıklarla bir arada yaşadılar. Bu Yahudi grubu, eski Devlet Başkanı Cafer Nemiri dönemi başta olmak üzere hükümetlerin büyük bir baskısıyla karşı karşıya kaldı. Siyasi, toplumsal ve kültürel baskıların yanı sıra ticari olarak da kendilerine baskı uygulandı. Bu korkunç baskılar, Yahudilerin Sudan'dan göç etmesine yol açtı. Yeni bir sivil devlet kurduk ve devrimle birlikte ‘vatandaşlığın hak ve görevlerin temeli olduğu’ ilkesi kabul edildi. Yahudiler de dahil olmak üzere yurtdışındaki tüm Sudanlılara geri dönmeleri çağrısında bulundum. Onlar da her Sudanlı gibi bu ülkenin uyruğunu taşıyorlar. Filistin topraklarını gasp eden Siyonistleri davet etmedim. Ülkede barış ve dini hayat çerçevesinde bir arada yaşamak için çağrıda bulundum. Davetim, özellikle Sudan'da yaşamış olan ve bu toplumun bir parçası olan Sudanlı Yahudileredir.”
Sudanlı Hıristiyanlar
Din İşleri ve Evkaf Bakanı Müferreh, Sudan'daki Hristiyanların azınlık olarak nitelendirmenin mümkün olmadığını, onların Sudanlı olduklarını ve semavi bir dinin mensubu olduklarını dile getirerek, “Önceki rejimde büyük zulümler ve çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldılar. Kilislerinin ve ibadet yerlerinin büyük bir kısmı eski rejim tarafından gasp edildi. Kilise liderleriyle bir araya geldiğim zaman kendilerine, gasp edilen bütün mallarının iade edileceğini söyledim. Adalet Bakanlığı aracılığıyla dava açabilecekler. Çeşitli dinlere mensup olan kimselerin ibadetlerini özgür bir şekilde yerine getirmelerini sağlayacağız” ifadelerini kullandı.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.