​Sudan Din İşleri ve Evkaf Bakanı: Sudan’da DEAŞ yok, fakat aşırılık yanlısı kimseler var

Nasreddin Müferreh
Nasreddin Müferreh
TT

​Sudan Din İşleri ve Evkaf Bakanı: Sudan’da DEAŞ yok, fakat aşırılık yanlısı kimseler var

Nasreddin Müferreh
Nasreddin Müferreh

Sudan Din İşleri ve Evkaf Bakanı Nasreddin Müferreh, DEAŞ’ın Sudan'da bir varlığının bulunmadığını, fakat eski rejimin sebep olduğu birçok aşırılık yanlısı kimsenin bulunduğunu belirtti.
Radikalizm, tekfircilik ve terörle mücadele edeceklerini kaydeden Müferreh, öğrencilerin topluma faydalı olacak şekilde mezun olmaları için eğitim müfredatının yenilenmesine katkıda bulunacaklarını söyledi. Ayrıca bakanlığının dini ve sosyal çoğulculuğu tanıma söylemini yaymak üzere çalışmalarda bulunacağını belirterek, gençliğin potansiyelini doğru bir şekilde kanalize etmeye ve kadınların rolünü arttırmaya çalışacaklarını açıkladı.
Şarku’l Avsat’a ile yaptığı röportajda Müferreh, ülkeyi terk etmek zorunda kalan Sudanlı Yahudileri ülkeye tekrar geri dönmeye ve ülkenin inşasına katılmaya davet etti. Müferreh, eski rejim döneminde Sudanlı Hıristiyanların el konulan mülklerinin yargı aracılığıyla kendilerine iade edileceğini belirterek, çeşitli dinlere mensup olan kimselerin ibadetlerini özgür bir şekilde yerine getirmelerinin sağlanacağını söyledi.
DEAŞ ve Sudan
Müferreh, Sudan’da bir DEAŞ oluşumunun bulunup bulunmadığına ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“Sudan'da kurumsal olarak bir DEAŞ varlığından söz edemeyiz. Ancak eski rejimin ortaya çıkardığı radikaller var. Terör örgütüne katılan Sudanlıların sayısı 15’i geçmez. Bunlar Hartum’da bir üniversitede okuyan kimselerdi. Örgüte katılmak için çıktılar ve örgüt saflarında savaştılar. Bütün dünya DEAŞ’ın uluslararası bir örgüt olduğunu biliyor. Birkaç ülkede gruplar halinde dağılmış olarak bulunuyorlar. Fakat Sudan’da organize olmuş bir gruptan söz edemeyiz, belki bazı bireylerin olduğunu söyleyebiliriz. Bu kişilerin sayıları hakkında herhangi bir bilgim yok. Bazıları ülkeye geri döndü. Diğer kişilerin ise yerlerini bilmiyoruz. Bazıları savaşlarda öldürüldü. Halihazırda DEAŞ’lıların bulunup bulunmadıklarını bilmiyoruz. Ancak radikal dini vaazlara tanık oluyoruz. Bu vaazların bazıların içeriğini tekfir oluşturuyor. Bu vaazlarda sapkınlık, bidat ve fısk gibi ithamlarda bulunuyorlar. Bu söylemlerin İslam'la ya da Hz. Peygamber’le (sav) hiçbir ilgisi yok. Tekfir ve dinsizlik suçlamalarıyla başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaya çalışan herkesle kanun aracılığıyla karşı karşıya geleceğiz. Sorumlu kimseler yargılanacak. Bu kimselerin bir kez daha vatandaşlara hitap etmek için minberleri kullanmalarının önüne geçeceğiz.”
Şarku’l Avsat’a ile yaptığı özel röportajda, terör, radikalizm ve nefret söylemini yayan kimselere kanun çerçevesinde muamelede bulunulacağını ifade eden Müferreh, bakanlığının ve geçiş hükümetinin takip ettiği stratejinin, camilerde, üniversitelerde, okullarda, kültürel ve siyasi forumlarda terörizm ve nefret söylemi ile mücadele etmek olduğunu açıkladı. Bakan Müferreh, “Kültürel, dini ve sosyal çoğulculuğu tanıma söylemini yaymak için çalışıyoruz” diyerek sözlerini sürdürdü.
Devrik lider Ömer el-Beşir rejimi döneminde okutulan müfredatın dini fanatizmin ve nefret söyleminin yayılmasındaki rolüne değinen bakan, “Teröristleri, tekfircileri ve aşırılık yanlılarını yetiştiren bir okul müfredatı yok. Ancak bu müfredat, ister bilimsel ister dini olsun, dersi ezberleyen, bu ezberini imtihan kağıdına döken ve böylece rolü tamamlanan bir öğrenci profili yaratıyor. Mevcut müfredat toplum inşasında rol alabilecek zihne sahip insanlar yetiştirmiyor” değerlendirmesinde bulundu.
İslami Hareket’in projesi
Sudan’da gerçekleştirilen ihtişamlı halk devriminin ardından İslami Hareket’in siyasi ve toplumsal yaşamda hezimete uğradığını dile getiren Müferreh, hareketin kadrolarının fikirlerini yaymak için artık camileri kullanmaya başladığını belirtti. “Bu camiler, ibadet etmek ve insanları ahlak, adalet, eşitlik, barış ve birlik gibi değerlere davet etmek için var” diyen Müferreh, özellikle Hartum’daki camilerin büyük bir kısmının devrime karşı yönlendirilmeye çalışıldığını söyledi. Bakanlığının, haklarını savunan genç kadroları eğiteceğini ve devrimin yanında yer alacağını belirten bakan, “Bu camilerde ılımlılık, radikalizmle mücadele ve barış çağrısında bulunacağız. Cami hatiplerine sunduğumuz bir metin yok ve ideolojik bir içeriğe sahip hutbelerimiz de bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Çeşitlilik ve kadınların rolü
Sudan’da büyük bir çeşitliliğin bulunduğuna dikkat çeken bakan, bakanlığını ‘toplum bakanlığı’ olarak adlandırdığını söyledi. Bakanlığın programının, ülkede var olan çeşitlilik ve çoğulculuğu kuşatma ilkesi çerçevesinde yapıldığına dikkat çeken Müferreh, “Sudan'da farklı entelektüel ve kültürel eğilimler var. Dini çeşitliliğin yanı sıra Arapça dışında konuşulan birçok dil var. Geçiş hükümeti tarafından belirlenen 10 ilke kapsamında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Toplum içerisinde barışı sağlamak, sevgiyi ve manevi değerleri aşılamak için çalışacağız. Böylece çeşitliliği kuşatabilir ve farklılıkların bir arada çatışmadan bulunmasını sağlayabiliriz. Bakanlığın ve geçiş hükümetinin görevlerinden biri, gençliğin rolünü ön plana çıkarmak onların içindeki yaratıcı ruhu ortaya çıkarmaktır” ifadelerini kullandı.
Ayrıca kadınların toplumdaki rolünü güçlendireceklerini belirten Müferreh, “Semavi dinlerin ve çeşitli inanışların ön gördüğü şekilde kadınların dini haklarını muhafaza edecek ve onların toplumun ve sosyal barışın inşasındaki rollerini güçlendireceğiz” dedi.
Hac ve vakıflar idarelerindeki yolsuzluk
Konuşmasının devamında eski rejimin yolsuzluk ve rüşvet batağında debelendiğini kaydeden Müferreh, bakanlığının Adalet Bakanlığı ile koordinasyon içinde çeşitli forumlar ve etkinlikler aracılığıyla bu ağır mirasla mücadele edeceğini söyledi. Eğitim Bakanı Muhammed Emin et-Tum’un şu anda eğitim için genel bir konferans düzenlemek için çalıştığını belirten Müferreh, “Biz de akında gerçekleşecek olan bu konferansın bir parçasıyız. Öğrencilerin itidal ve ahlaki değerlerle mezun olmaları çok demokratik bir sivil devlet içinde yaşadıklarını bilmeleri için çalışacağız” ifadelerini kullandı.
Öte yandan eski rejim döneminde hac ve umre mevsimleri idarelerinde ciddi yolsuzlukların yapıldığını dile getiren bakan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zekât Divanı, Din İşleri ve Evkaf Bakanlığı’na bağlı değil. Çünkü eski rejim, divanı, sosyal ilişkiler ile ilgili bakanlıklara dağıttı. Zekatın dini bir mesele ve İslam'ın bir rüknü olması itibariyle tekrar Zekat Divanı’na bağlanması çalışmalarına başladık. Çünkü bu, Din İşleri ve Evkaf Bakanlığı’nın bir parçasını oluşturuyor. Eski rejimin uygulamalarına son vereceğim ve toplanan paralar hak sahibi olan kimselere ulaştırılacak.”
Yönetimi sürecinde vakıflar, hac ve umre işleriyle ilgili olarak bir reform çalışması başlattığını ve yakın zamanda hac yönetimiyle ilgili özel bir konferans yapılacağını belirten Müferreh, Malezya deneyiminin benimsenebilecek iyi bir model olduğunu söyledi. Ayrıca söz konusu konferansın nihayetinde varılan sonuçların önümüzdeki yıl yapılacak hac mevsiminde temel olarak alınacağını kaydetti. Bununla birlikte vakıfların yönetiminde bir reform süreci başlattığını ve tüm eyaletlerdeki vakıfların belirlenmesi için bir liste gönderilmesi kararı aldığını dile getiren Müferreh, “Bazı eyaletler bu listeleri gönderdi. Kiralanan arazileri, mülkleri, binaları ve bunlardan elde edilen gelirlerin hepsini dijital ortama aktaracağız” dedi.
Sudanlı Yahudiler
Sudanlı Yahudilerin ülkeye geri dönmeleri için yaptığı çağrıyla alakalı sorulan soruya cevap vermeden önce Sudanlı Yahudiler hakkında kısa bir arka plan çizen Müferreh şunları söyledi:
“1880'den 1969'a kadar Yahudileri temsil eden bir sosyo-ekonomik blok vardı. Bu Yahudiler toplumun bir parçasıydılar. Ticaret, ekonomi ve kamu hizmetlerinde çalıştılar. Bu Yahudi topluluğu Sudanlı oldu ve Hristiyanlar ve Ermeniler, Hintliler ve diğer azınlıklarla bir arada yaşadılar. Bu Yahudi grubu, eski Devlet Başkanı Cafer Nemiri dönemi başta olmak üzere hükümetlerin büyük bir baskısıyla karşı karşıya kaldı. Siyasi, toplumsal ve kültürel baskıların yanı sıra ticari olarak da kendilerine baskı uygulandı. Bu korkunç baskılar, Yahudilerin Sudan'dan göç etmesine yol açtı. Yeni bir sivil devlet kurduk ve devrimle birlikte ‘vatandaşlığın hak ve görevlerin temeli olduğu’ ilkesi kabul edildi. Yahudiler de dahil olmak üzere yurtdışındaki tüm Sudanlılara geri dönmeleri çağrısında bulundum. Onlar da her Sudanlı gibi bu ülkenin uyruğunu taşıyorlar. Filistin topraklarını gasp eden Siyonistleri davet etmedim. Ülkede barış ve dini hayat çerçevesinde bir arada yaşamak için çağrıda bulundum. Davetim, özellikle Sudan'da yaşamış olan ve bu toplumun bir parçası olan Sudanlı Yahudileredir.”
Sudanlı Hıristiyanlar
Din İşleri ve Evkaf Bakanı Müferreh, Sudan'daki Hristiyanların azınlık olarak nitelendirmenin mümkün olmadığını, onların Sudanlı olduklarını ve semavi bir dinin mensubu olduklarını dile getirerek, “Önceki rejimde büyük zulümler ve çeşitli baskılarla karşı karşıya kaldılar. Kilislerinin ve ibadet yerlerinin büyük bir kısmı eski rejim tarafından gasp edildi. Kilise liderleriyle bir araya geldiğim zaman kendilerine, gasp edilen bütün mallarının iade edileceğini söyledim. Adalet Bakanlığı aracılığıyla dava açabilecekler. Çeşitli dinlere mensup olan kimselerin ibadetlerini özgür bir şekilde yerine getirmelerini sağlayacağız” ifadelerini kullandı.



Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
TT

Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)

Ürdün Bağımsız Seçim Komisyonu Komiserler Kurulu dün yaptığı açıklamada, yasaklı Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisine, adını "dini, mezhepsel veya etnik çağrışımlardan arındırılmış" bir isimle değiştirmesi gerektiği konusunda bildirimde bulunduğunu duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Komisyon, 2022 tarihli 7 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine dayanarak, İslami Hareket Cephesi partisine ihlalleri bildirim tarihinden itibaren 60 gün içinde düzeltmesi gerektiğini bildirdi.  

Açıklamaya göre, “Parti, ihlaller konusunda daha önce 17 Şubat tarihli Sicil Memurundan bir mektupla bilgilendirilmişti.”

Açıklamada ayrıca, ihlalin partinin tüzüğü ve adıyla ilgili olduğu, bunların Siyasi Partiler Kanununa aykırı olduğu belirtildi. Kanunda, “bir partinin dini, mezhepsel, etnik veya sınıfsal temellere veya cinsiyet veya köken ayrımcılığına dayalı olarak kurulamayacağı” hükmü yer almaktadır.

Konsey, “partinin adının tüzüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve siyasi kimliğini ifade ettiğini, bu nedenle dini, mezhepsel, etnik veya ayrımcı çağrışımlardan arındırılmış olması gerektiğini” belirtti.

Ayrıca, partinin Yüksek Mahkemesi ve Merkez Mahkemesi'nin oluşumuyla ilgili diğer ihlallere de işaret eden yetkili, bu kurulların, Genel Kurul tarafından seçilmediğini, bunun da iyi yönetişim ilkelerini ihlal ettiğini ve bağımsızlıklarını zayıflattığını belirtti.

Nisan 2015'te faaliyetleri yasaklanan Ürdün'deki Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi Partisi, ülkenin en önde gelen siyasi ve muhalefet partisi olarak kabul ediliyor.

16 Temmuz 2020'de Ürdün yargı makamları, daha önce faaliyetlerine müsamaha göstermiş olmasına rağmen, yasal statüsünü düzeltmemesi nedeniyle Müslüman Kardeşler'i feshetme kararı aldı.

Müslüman Kardeşler'in feshedilmesinin ardından, İslami Hareket Cephesi partisi lisanslı bir siyasi parti olarak yasal statüsünü korudu ve adayları Eylül 2024'teki son parlamento seçimlerine katılarak Temsilciler Meclisi'ndeki 138 sandalyeden 31'ini kazandı.


Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.