Lübnan ve Irak: Protestolar benzer, sonlar farklı mı?

İran, Irak ve Lübnan’daki gelişmelerden derin endişe duyuyor (AP)
İran, Irak ve Lübnan’daki gelişmelerden derin endişe duyuyor (AP)
TT

Lübnan ve Irak: Protestolar benzer, sonlar farklı mı?

İran, Irak ve Lübnan’daki gelişmelerden derin endişe duyuyor (AP)
İran, Irak ve Lübnan’daki gelişmelerden derin endişe duyuyor (AP)

Tarık eş-Şami*
Eylemcilerin rejimi devirme ve kapsamlı değişiklik talepleri ya da İran ve müttefiklerinin iki ülkede şiddet ve silah kullanarak halk eylemlerini başarısızlığa uğratma girişimleri açısından yaşanan protesto dalgası sırasında Lübnan ve Irak benzer değil. Ancak siyasi ve mezhepsel durum, işsizlik, yolsuzluk ve torpil gibi zor ekonomik koşullarda iki ülke de birbirine benzer. Aynı şekilde ABD’deki araştırmacılara ve gazetecilere göre olaylar, bölgesel, yerel ve uluslararası oyuncuların güç ve hızlarına göre değişiklik gösterebilir.
Büyük halk protestolarının, devam eden günlerde Irak ve Lübnan hükümetlerini devirmesine ve arzu edilen değişikliği sağlamak için yeni umutlar doğurmasında rağmen her iki ülkedeki bu halk hareketinin sonuçları birbirlerine benzer de olabilir birbirlerinden farklı da. Zira yol hala oldukça uzun, zor, karmaşık ve bu yolu etkileyen birçok faktör mevcut.
Değişiklik yaşandı mı?
Siyasi rejim, otokratik görünmezken, eylemciler de demokratik olarak seçilmiş yöneticilerini protesto etti. Eylemcilerin, Irak ve Lübnan hükümetlerini istifaya zorlamada başarılı olmasına rağmen bununla birlikte siyasi sistemi değiştirme görevi pratik açıdan hala zor ve uzun. Zira istifa eden Lübnan Başbakanı Saad Hariri, istifasından 1 gün sonra yine aynı makam için tercih edilen bir isim oldu. İran’ın, son iki gündür müdahalede bulunduğunu ve Şii partilere Abdulmehdi’nin yönetimde kalması için baskı uyguladığını söyleyen Retuers’ın belirttiğine göre, istifasını ilan eden Irak Başbakanı Adil Abdulmelik de değişiklik olmadan yönetimde kalmayı sürdürdü. Bu durum, İran’ın gözlerden uzak müdahalesinin boyutunu da göstermiş oldu.
Aynı şekilde Abdulmehdi’nin istifasının dondurulması, ülkedeki yaygın yolsuzluğa direnmekten, hükümeti yeniden şekillendirmekten ve Haşdi Şabi güçlerinin taviz vermesinden vazgeçme anlamına gelmiyor olabilir. Ancak seçenekler, sokaktaki gösterilerin etkisi ve yetkililerin bunlara karşı kabiliyetleri hususunda açık bir pozisyonda.
ABD merkezli CNN kanalına göre Hariri’nin istifası, bir dönüm noktası sayılabilir ve Lübnan’ı bozulma ve çökmelerden kurtarmak için siyasi tavizler sağlayabilir. Bunun yanı sıra Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, mezhepsel sistemi bir hastalık olarak tanımlarken, köklü bir siyasi reform taahhüdünde bulundu. Bu çerçevede Hizbullah, silahlarını ve askeri teçhizatlarını korumak adına takındığı siyasi rolden geri adım atabilir.
ABD merkezli NBC ise Lübnan’daki gösterilerin, 1975- 1990 iç savaşından bu yana yaşanan en kötü ekonomik krizle eş zamanlı olarak patlak verdiğini duyurdu. Habere göre Hariri’nin istifası, ülkede siyasi açığın artmasına yol açacaksa Batı hükümetlerinden ve Körfez ülkelerden kurtulma umutlarını da tehlikeye atacak.
Kota rejimi: Büyük engeller
Diğer Arap ülkelerinden farklı olarak Irak ve Lübnan, hükümet değişikliğinin nadiren siyasi değişikliğine yol açtığı politik sistem açısından benzer bir konum paylaşıyor. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi ve Saddam Hüseyin rejiminin yıkılması sonrasında sömürge döneminde Lübnan’da dayatılan mezhebi sisteme benzer ve yönetimi toplumun belirli sınıfları arasında bölen bir mezhebi hükümet sistemi kuruldu. Her iki ülkede de eylemciler tarafından aynı sistem reddediliyor ve bu sistem, torpil ve yolsuzluk salgınının asıl sebebi olarak görülüyor.
Washington’daki gözlemciler, Irak ve Lübnan’daki yönetim sisteminin, farklı mezhepleri temsil eden partiler arasında güç paylaşımını sağlayarak mezhep çatışmasını sonlandırmak için tasarlandığını belirtti. Ancak her iki ülkedeki Şii gruplar, İran’a bağlı olmayı sürdürürken, denklemi değiştirme girişiminin önündeki en büyük engel olarak da devlete ait resmi güvenlik güçleri çerçevesi dışında silah edinmeye devam ediyor.
ABD merkezli Washington Post gazetesi, sorunun kökeninin, Irak’taki siyasi rejimin mezhepler arasında parçalanmasından kaynaklandığını açıkladı. Bunun yanı sıra özelleştirme faaliyetlerinin siyasi ve kabile liderlerine fayda sağladığı ifade edildi.
İran etkeni
İran, Irak ve Lübnan’daki gelişmelerden derinden endişe duyuyor. Bu Arap ülkelerindeki İran nüfuzunu azaltma hedefiyle yıllarca süren çabaların rüzgarın estiği yöne gittiğini fark ettikten sonra İran, hızlı şekilde müdahale kararı aldı.
Uluslararası İlişkiler uzmanı Neil Quillian, İran’ın eylemcilerin sonlandırmaya çalıştığı iç düzeni desteklediğini belirtti. Quillian’a göre bu nedenle eylemciler, İran’a sadık grupların önemli bir bölümünün benimsediği mevcut siyasi rejime meydan okumaya çalışıyor. Aynı şekilde eğer müttefikleri iktidardan geri çekilirse ya da Lübnan’daki Hizbullah veya Irak’taki Haşdi Şabi güçleri gibi kuvvetlerin nüfuzları azalırsa Tahran da birçok şey kaybetmiş olacak.
Irak’ta İran’ın Şii müttefikleri, Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Baas rejiminin yerini aldı ve mevcut iktidara hakim oldu. Bu durum, birçok Iraklı işsizlik ve yoksulluk altında yaşarken İran destekli Şii grupları ekonomik imparatorluk inşa etmekle suçlayan eylemcilerin öfkelenmesine yol açtı.
Scott Peterson, ABD merkezli Christian Science Monitor gazetesinde yayınlanan bir makalesinde, İranlıları korkutan şeyin, Irak’taki eylemcilerin çoğunun Şiilerden oluşması olduğunu yazdı. Bu eylemciler, Şii egemen rejimin yıkılmasını isterken, rejimin devrilmesini önleyenler de yine Şii milislerden oluşuyor.
Lübnan’da ise hükümet, Beyrut’un güney banliyölerini kontrol eden Hizbullah ile müttefik gruplar tarafından kontrol ediliyor. Ancak Şii ikilisi Hizbullah ve Emel Hareketi, güneyde kontrol ettikleri alanlarda bile eylemcilerin öfkelerinden kendilerini koruyamadı.
Ama Lübnan’daki İran faktörü, Irak’tan daha az etkili olabilir. Hizbullah yandaşlarının vatandaşları dağıtmak için çadırları yakması eylemciler karşısındaki endişelerini de göstermiş oldu. Başarısız olan söz konusu girişimler ise, Hizbullah’ın yanlış hesaplamalarını yansıttı.
Gözlemcilere göre Hizbullah ve müttefikleri parlamento çoğunluğunu kontrol etseler bile Hariri’nin açık bir alternatifinin olmaması, son zamanlarda ABD tarafından ciddi yaptırımlara maruz kalan Hizbullah için zor bir çıkmaza girmekle tehdit ediyor. Aynı şekilde alternatifi bulunmayan Hariri ile yeni bir hükümet kurulamaz, çünkü Lübnan’da finansal çöküşe doğru en hızlı yol sayılan uluslararası izolasyonla karşılaşma ihtimalleri oldukça yüksek.
ABD etkeni
İran, Irak ve Lübnan’daki huzursuzluktan Batı’yı ve ABD’yi sorumlu tuttu. Washington’un tepkisi ise son derece sakin. Zira ABD, (Irak hükümetinin eylemcilere yönelik uygulamalarının doğru olmadığını ve Irak halkının adaleti hak ettiğini söyleyen) ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Irak’a sınırlı baskısı öncesinde bu eylemlerin sonuçlarını görmek istiyormuş gibi görünüyor.
Bu çerçevede ABD Savaş Koleji’nde strateji profesörü olan Anthony Puff, Irak’ın yeniden yapılandırılması için uluslararası toplumun desteğinin gerekli olacağını belirtti. Ancak Iraklıların İran’dan bıkmadığı göz önüne alındığında ABD’nin temkinli davranması gerektiğine de dikkati çeken Puff, halkın herhangi bir dış müdahaleden bıkmış olması dolayısıyla ABD müdahalesinin durumu daha da kötüleştirebileceğini ifade etti.
Bununla birlikte Puff’a göre, ABD ve Batı’nın dış yatırımlarının şart ve koşullarını tanımlayarak Irak’a ekonomik çözümler sunan güçlü bir etkiye sahip olması halinde ABD, reform süreci için yardım, uzmanlık ve destek sağlayabilir.
Ama ekonomiyi canlı tutmak için fon ihtiyacına sahip olan Lübnan’da ABD ve Batı, İran’a karşı finansal etkilerini doğrudan kullandı. İstifası öncesinde Hariri, Batı’yı geçen yıl Lübnan’a taahhüt ettikleri 11 milyar doları sağlamaya ikna etmekte Hizbullah’ın eylemleri dolaysıyla başarısızlık yaşadı.
Körfez ülkeleri ise Hizbullah’ın Lübnan devleti üzerindeki nüfuzu sebebiyle 3 yıldır Lübnan’a yardım etmekten kaçınıyor.
ABD Başkanı Donald Trump da Hariri’nin istifasını takiben Lübnan’a 105 milyon dolarlık güvenlik yardımını askıya aldı.
*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir



Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
TT

Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)

Savaş sırasında Hartum’dan kaçan çok sayıda kişi, hayatlarını yeniden kurma umuduyla kente geri döndü. Ancak aylar önce ordu tarafından yeniden kontrol altına alınmasının ardından başkentte temel yaşam koşullarının hâlâ sağlanamaması, geri dönenleri yeniden ayrılmak ya da istemeyerek kentte kalmak arasında seçim yapmaya zorluyor.

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’te savaşın başlamasının ardından yaklaşık 4 milyon kişi başkentten ayrıldı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, ordunun geçen yıl kenti yeniden ele geçirmesinin ardından yaklaşık 2,7 milyon kişi Hartum’a geri döndü.

Ancak birçok kişi için dönüş sevinci, karşılaştıkları zorlu yaşam koşulları nedeniyle kısa sürdü.

Bunlardan biri, 43 yaşındaki iş insanı İmad Halid Ahmed. Ailesi bir ay önce Kahire’den Hartum’a dönen Ahmed, şimdi ailesini yeniden Mısır’ın başkentine götürmeye hazırlanıyor.

Ahmed, “Pişman olduğumu söylemiyorum ancak ailenin geri dönmesi kararı bir hataydı” dedi. Hartum’a dönmeleri istenen bazı hükümet yetkilileri de AFP’ye yaptıkları açıklamada, ailelerini yurt dışında tutmayı planladıklarını belirtti.

Savaşın izleri Hartum’da hâlâ görülüyor. Kentin iki yakası arasında hayati bir bağlantı sağlayan Şambat Köprüsü’nün bir bölümü, hava saldırısına uğramasının ardından hâlâ kullanılamıyor. Başkentin merkezinde ise lastikleri çalınmış ve kurşunlarla delik deşik olmuş çok sayıda terk edilmiş araç bulunuyor.

Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’a dönüşünü dönüm noktası olarak sunmaya çalışırken, ordunun yayımladığı görüntülerde yıkımın boyutu da gözler önüne seriliyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı, eski halinden geriye kalan bir iskeletten ibaret durumda. Sarayın içi ise HDK tarafından yağmalanıp tahrip edilmesinin ardından büyük ölçüde boşaltılmış durumda.

Buna rağmen ordu, halkı Hartum’a dönmeye teşvik ediyor. Yetkililer, havalimanını yeniden inşa ederek iç hat uçuşlarına açarken bazı altyapı tesislerinin de yeniden yapılandırılması çalışmalarına başladı.

“Hayat pahalılığı belimizi büküyor”

Ancak tüm bunlar hizmetlerin yeniden sağlanması için yeterli olmadı. Elektrik hâlâ günlerce kesiliyor, su hizmetlerinde de benzer sorunlar yaşanıyor. Birçok kişi ise her geçen gün artan yüksek fiyatlar nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

49 yaşındaki Suad Muhammed İdris, Hartum Bahri’deki evine döndüğünde eşyalarının çalındığını gördüğünü anlatıyor. Yeni bir buzdolabı alacak maddi imkâna sahip olmadığı için gıda ürünlerini her gün satın almak zorunda kalıyor.

Altı çocuk annesi dul kadın, “Sebze ve eti her gün almak zorundayım. Fiyatlar yüksek ve her gün daha da artıyor... Ülkeme büyük bir özlemle döndük ama hayat pahalılığı belimizi büküyor” dedi.

Geri dönüşler daha çok halkın yaşadığı mahallelerde yoğunlaşırken, varlıklı bölgeler hâlâ sakinlerini bekliyor. Ağaçlarla çevrili sokaklarda kırık cam parçalarının bulunduğu bölgede, bazıları yıkılmış görkemli evler sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizliği yalnızca kuş cıvıltıları bozuyor.

Geri dönmesinin üzerinden üç ay geçen 86 yaşındaki Süreyya Babekir, yeniden bavullarını hazırlıyor.

Babekir, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Ben, eşim ve küçük kızım Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gideceğiz... Elbette ayrılmak istemiyorduk ancak sağlık durumumuz ve tedaviye ulaşmanın zorluğu bunu zorunlu kılıyor” dedi.

Savaşta ağır hasar gören sağlık sektörünün durumu, çok sayıda kişi için öncelikli sorunların başında geliyor.

Geçen yıl halkın geri dönmeye başlamasıyla birlikte bazı hastaneler yardım kuruluşları tarafından yeniden kullanılabilir hale getirilse de tıbbi malzemelerin büyük bölümü hâlâ temin edilemiyor.

Doktor Hayfa Ömer, “Hastanın ve ailesinin herhangi bir tetkik ya da görüntüleme işlemi için hastane dışına çıkmak zorunda kalmaması için elimizden geldiğince çalışıyoruz” dedi.

Ömer, “Ancak bazı ilaçlar bulunmuyor... Hastadan bunları hastane dışından satın almasını istiyoruz. İnsanların içinde bulunduğu koşulları bildiğimiz için bunu söylerken içimiz acıyor” diye konuştu.

Ancak İmam Bekir Abbas’ın da belirttiği gibi hastane dışında bile ilaç bulmak kolay değil. Abbas, eşi, iki çocuğu ve anne babasıyla birlikte üç yılını Kahire’de geçirdikten sonra Hartum’un güneyine döndü.

34 yaşındaki Abbas, bir eczanenin önünde, “Babam tansiyon hastası. İlacı bulabilmek için 10 eczaneye girmem gerekiyor. Üstelik ilacın fiyatı her gün değişiyor” dedi.

Abbas, diyabet hastası annesinin insülinini soğukta muhafaza etmekte de zorlanıyor. Bir buzdolabı satın aldığını belirten Abbas, “Ancak elektrik günde 12 saat kesiliyor, bu nedenle insülin bozuluyor” ifadelerini kullandı.

“İşler yolunda değil”

Hartum bugün, bir zamanlar 8 milyondan fazla kişinin yaşadığı büyük bir Afrika başkenti olan eski halinin gölgesini andırıyor.

Hartum’da AFP’ye konuşan Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisi, kentteki yıkımın boyutunun, Ukrayna da dahil olmak üzere tanık olduğu tüm çatışmalardakinden daha büyük olduğunu söyledi.

HDK’nin Hartum’a yönelik aralıklarla insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesine rağmen yetkililer, hayatın normale dönmesi konusunda ısrar ediyor.

Yetkililer, temmuz ayında üniversitelerde uzaktan eğitim sistemine son verdi ve öğrencilerin kampüslere dönmesini zorunlu hale getirdi. Bu kararın ardından Hartum Üniversitesi’ndeki tıp fakültesi öğretim üyeleri toplu istifa edebilecekleri uyarısında bulundu.

Bir yüksek lisans öğrencisi AFP’ye yaptığı açıklamada, “Üniversite, tezimin çevrim içi savunulmasını reddetti” dedi. Öğrenci, tez danışmanının ise ‘başka bir ülkede bulunduğunu’ belirtti.

İşletme bölümünde lisans eğitiminin son yılına başlaması gereken başka bir öğrenci ise bu yaz yüz yüze sınavlara girememesinin ardından eğitimine yeniden başlayabilmek için Mısır’da burs bulma çabası içine girdi.

Genç öğrenci, “Bizi dinlemediler. Onlar için önemli olan tek şey insanların geri dönmesiydi” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Adının açıklanmasını istemeyen öğrenci, “Bu siyasi bir mesele. İnsanların geri dönmesini istiyorlar ki her şeyin yolunda olduğunu gösterebilsinler. Oysa... hiçbir şey yolunda değil” ifadelerini kullandı.


Libya: Silahlı bir grubun kapattığı petrol boru hattı yeniden açıldı

Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
TT

Libya: Silahlı bir grubun kapattığı petrol boru hattı yeniden açıldı

Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)

Libya Ulusal Petrol Kurumu, yaptığı açıklamada, silahlı bir grubun birkaç gün önce kapattığı petrol boru hattının yeniden açıldığını duyurdu. Kurum, kapatma nedeniyle 95 milyon dolar tutarında kayıp yaşandığını belirtti.

Boru hattı, Libya’nın güneybatısındaki Şerara petrol sahasını Akdeniz kıyısında bulunan Zaviye ihracat terminaline bağlıyor.

Ulusal Petrol Kurumu dün yaptığı açıklamada, Şerara-Zaviye boru hattındaki 7 numaralı vananın yeniden açıldığını ve petrol pompalama işlemlerine tekrar başlandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı nilgiye göre boru hattının işletilmesini, Libya Ulusal Petrol Kurumu ile İspanyol Repsol, Fransız TotalEnergies, Avusturyalı OMV ve Norveçli Equinor şirketlerinin ortak girişimi olan Akakus Petrol Operasyonları Şirketi yürütüyor.

Kurumun açıklamasına göre silahlı bir grup pazartesi günü vanayı kapatmış ve bu durum üretim oranlarında sert düşüşe yol açmıştı. Kurum, vanayı kapatan tarafın kimliği veya talepleri hakkında ayrıntı vermedi.

Libya’da petrol ve doğal gaz tesislerinin kapatılması, son yıllarda sosyal talepler, güvenlik tehditleri veya siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle sıkça yaşanan bir durum haline geldi.


Sudri, Kuzey Kurdufan’daki çatışmaların seyrini değiştirdi

Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
TT

Sudri, Kuzey Kurdufan’daki çatışmaların seyrini değiştirdi

Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)

Kuzey Kurdufan cephelerinde dikkat çekici bir saha değişimi yaşandı. Sudan ordusu, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile yaşanan çatışmaların ardından Kuzey Kurdufan eyaletindeki stratejik Sudri kentinin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, ordunun eyaletteki varlığını ve kontrolünü güçlendirirken HDK’nın yayılım alanını daralttı ve böylece eyaletteki çatışma haritası ordunun lehine değişti.

Kara birliklerinin ilerleyişi, insansız hava araçlarıyla (İHA) yürütülen saldırıların yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Eyalet makamları, HDK’yı Beyaz Nil’in başkenti El-Ubeyyid’e yönelik saldırılar düzenlemekle suçladı; saldırılarda 2 kişinin öldüğü, yaklaşık 20 kişinin yaralandığı bildirildi. Buna karşılık Kurucu ittifakı, orduyu Mezrub’a düzenlenen ve 9 kişinin ölümüne, 24 kişinin yaralanmasına yol açan bir saldırıyla suçladı. Ancak iki tarafın anlatımı da bağımsız olarak doğrulanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (BMMYK) aktardığına göre çatışmaların artmasıyla her gün 400’den fazla Sudanlı Doğu Çad’a geçmeye başladı. Bu sayının, son aylarda kaydedilen günlük ortalamalardan yaklaşık 20 kat fazla olduğu belirtilirken, Sudanlıların çatışma, bombardıman ve İHA saldırılarından kaçarak bölgeyi terk ettiği ifade edildi.