Fransa, Cezayirlilere karşı işlediği suçları ne zaman tanıyacak?

​Cezayir'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine karşı yapılan protesto gösterilerinden bir kare (AP)
​Cezayir'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine karşı yapılan protesto gösterilerinden bir kare (AP)
TT

Fransa, Cezayirlilere karşı işlediği suçları ne zaman tanıyacak?

​Cezayir'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine karşı yapılan protesto gösterilerinden bir kare (AP)
​Cezayir'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine karşı yapılan protesto gösterilerinden bir kare (AP)

Ali Yahi
Kasım ayı başlarından itibaren Fransa'nın Cezayir'de işlediği suçları tanıması, özür dilemesi ve tazminat ödemesiyle ilgili talepler gündemi meşgul ediyor. Bu talepler, tarihsel bir yeri olması nedeniyle Cezayirliler için oldukça önemli. Ülkede iktidar ve halk hareketleri ilk kez aynı konularda ortak bir görüşü paylaşıyorlar. Bu konulardan ilki iç siyaset krizinin baskısını azaltmak, ikincisi ise Fransa'nın Cezayir’deki suçlarını tanınmasının gecikmesindeki sorumluluğu ‘başarısız rejime’ yüklemek.
Fransız uyuşmazlığı mı?
Cezayir Mücahitler Bakanı Tayyib Zeytuni, Cezayirlilere karşı işlenen suçların tanınması konusunda Cezayir ile Fransa arasında yapılan müzakerelerin durgunlaşmasının Fransız tarafının müzakereleri başarıya ulaştırma konusunda samimi bir niyet göstermemesinden kaynakladığını belirtti. İlgili makamlarca yapılan incelemeleri kolaylaştıracak arşivlerin yüzde 98’inin Fransa’nın elinde olduğuna dikkati çeken Zeytuni, bu arşivler arasında Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında kaybolan Cezayirliler dosyasının da bulunduğu ifade etti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Fransa’nın suçlarını tanımasıyla birlikte Bağımsızlık Savaşı arşivlerinin de Cezayir’e teslim edilmesi gerektiğinin altını çizen Zeytuni, Cezayir’in, başta sömürgecilik dehşetine tanık olan 3 bin 487 işkence merkezi olmak üzere Fransa’nın işlediği suçlarla ilgili bir takım kanıtları barındırdığını kaydetti. Fransa’nın Cezayir halkına karşı işlediği suçları tanıması için baskı yapmanın en önemli yolunun ülkesinin tarihine bakılması olduğunu söyleyen Zeytuni, aynı kaderin nesilden nesile aktarıldığını sözlerine ekledi.
Boşluğu dolduran halk hareketleri ve çelişkiler
Halkın Fransa'ya karşı özellikle ekonomik ve yatırım alanlarında sert kararlar alınmasını beklediği bir dönemde durumun giderek durgunlaşması, Cezayir tarafının, Fransa’nın Cezayirlilere karşı işlediği suçları kabul etmemesi konusundaki yetersizliğini ortaya koyuyor. Bu da halk hareketlerinin Fransa karşıtı sloganlar atarak ve geçici hükümetin Paris karşısındaki zayıflığını eleştirerek boşluğu doldurmasına neden oldu. Ancak durum, akıllara takılan sorularla ve çelişkilerle daha da kötüleşti. Çünkü bir yandan Fransa eleştiriliyor, diğer yandan çok sayıda Cezayirli, daha iyi bir hayat, iş imkanı ve bol kazanç elde etme hayalleriyle Fransa’ya gitmek ve oranın vatandaşı olmak istiyor.
Cezayir tarafının zayıflığı
Gazeteci yazar Yasin Muhammedi Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Devlet tarafından anılan tarihi olaylar vesileyle yapılan her konuşma, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesini engelleyen tarihi dosyaları düzenlemek için ortak komisyonlar kurulmasına rağmen bir şekilde Cezayir ile sömürge devleti Fransa arasında hafızalardan silinmeyen dosyalara dönüyor. Ancak herhangi bir ilerleme kaydedilemiyor. Çünkü Fransa bu konuda samimi bir niyetle hareket etmezken Cezayir, zayıf kalıyor. Rejimin, özellikle işgal yıllarıyla ilgilenen resmi makamlardaki kişilerin kınanmasına neden olacak arşivlerle ilgili böylesi bir uzlaşının sonuçlarına katlanmak istemediğini düşünüyorum. Bu yüzden söz konusu dosyaların gündeme gelmesi yalnızca hafızaları tazelemekten ve Cezayir halkının duygularını harekete geçirmekten başka bir işe yaramıyor” şeklinde konuştu.
Muhammedi, Cezayirlilerin, en az 20 yıldır var olan siyasi rejimin, Fransa’nın suç ortağı olduğuna ve Paris lehine tavizler karşılığında ülke yönetiminde kalmaya devam etmesini sağlayan meşru olmayan bir ilişkisi bulunduğuna inandığını söyledi. Cezayir’de kendisini 132 yıl boyunca sömüren Fransa aleyhine sloganlar atıldığını belirten Muhammedi, aynı zamanda Fransa’nın eski rejimin birinci ortağı olarak nitelendirildiğini kaydetti. Fransa’nın Cezayir’de işlediği suçları tanımayacağı ve Cezayirlilere tazminat ödemeyeceğini düşünen Muhammedi, “İki ülke arasındaki ilişki eşit olduğunda ve Cezayirli yetkililer, Paris üzerindeki baskı mekanizmalarını harekete geçirdiğinde Fransa’nın suçlarını tanıması ve tazminat ödemesiyle ilgili konuşabiliriz” dedi. Dosyanın yakın gelecekte kapanmayacağını düşünen Muhammedi, bunun Cumhurbaşkanı’nın kişiliğiyle değil, sistemin karakteriyle ilgili olduğunu ifade etti.
Öte yandan Cezayir’in Fransa içinden Paris’in suçlarını tanımasına dair seslerin yükselmesi gibi bazı artıları da bulunuyor. Aynı şekilde ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı Fransız Henri Pouillot, Fransa’nın Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın ardından henüz tanımadığı büyük bir sorumluluğu üstlendiğini söyledi.
Pouillot, ülkesinin Cumhurbaşkanı’na gönderdiği açık mektupta şu ifadelere yer verdi;
 “Cezayir, suçlarını tanıması ve tazminat ödemesi için Paris’i baskı altına almaya yönelik ne bir destek aldı, ne de herhangi bir durum veya koşuldan yararlandı. Bu da dosyanın Cezayir’in siyasi, ekonomik, kültürel ve eğitimsel çevrelerini kontrol etmeye devam eden bir Fransız etkisinin olduğunu gösteriyor. İşgal döneminin önde gelen Cezayirli ve Fransız isimlerinin dünyadan ayrılmasının ardından artık uzlaşının konuşulma zamanı gelmedi mi?”



Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
TT

Hartum’a dönen Sudanlılar, temel ihtiyaç maddelerinin eksikliğinden şikâyetçi

Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)
Hartum’daki bir aşevinde ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir kadın (AP)

Savaş sırasında Hartum’dan kaçan çok sayıda kişi, hayatlarını yeniden kurma umuduyla kente geri döndü. Ancak aylar önce ordu tarafından yeniden kontrol altına alınmasının ardından başkentte temel yaşam koşullarının hâlâ sağlanamaması, geri dönenleri yeniden ayrılmak ya da istemeyerek kentte kalmak arasında seçim yapmaya zorluyor.

Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’te savaşın başlamasının ardından yaklaşık 4 milyon kişi başkentten ayrıldı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, ordunun geçen yıl kenti yeniden ele geçirmesinin ardından yaklaşık 2,7 milyon kişi Hartum’a geri döndü.

Ancak birçok kişi için dönüş sevinci, karşılaştıkları zorlu yaşam koşulları nedeniyle kısa sürdü.

Bunlardan biri, 43 yaşındaki iş insanı İmad Halid Ahmed. Ailesi bir ay önce Kahire’den Hartum’a dönen Ahmed, şimdi ailesini yeniden Mısır’ın başkentine götürmeye hazırlanıyor.

Ahmed, “Pişman olduğumu söylemiyorum ancak ailenin geri dönmesi kararı bir hataydı” dedi. Hartum’a dönmeleri istenen bazı hükümet yetkilileri de AFP’ye yaptıkları açıklamada, ailelerini yurt dışında tutmayı planladıklarını belirtti.

Savaşın izleri Hartum’da hâlâ görülüyor. Kentin iki yakası arasında hayati bir bağlantı sağlayan Şambat Köprüsü’nün bir bölümü, hava saldırısına uğramasının ardından hâlâ kullanılamıyor. Başkentin merkezinde ise lastikleri çalınmış ve kurşunlarla delik deşik olmuş çok sayıda terk edilmiş araç bulunuyor.

Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’a dönüşünü dönüm noktası olarak sunmaya çalışırken, ordunun yayımladığı görüntülerde yıkımın boyutu da gözler önüne seriliyor. Cumhurbaşkanlığı Sarayı, eski halinden geriye kalan bir iskeletten ibaret durumda. Sarayın içi ise HDK tarafından yağmalanıp tahrip edilmesinin ardından büyük ölçüde boşaltılmış durumda.

Buna rağmen ordu, halkı Hartum’a dönmeye teşvik ediyor. Yetkililer, havalimanını yeniden inşa ederek iç hat uçuşlarına açarken bazı altyapı tesislerinin de yeniden yapılandırılması çalışmalarına başladı.

“Hayat pahalılığı belimizi büküyor”

Ancak tüm bunlar hizmetlerin yeniden sağlanması için yeterli olmadı. Elektrik hâlâ günlerce kesiliyor, su hizmetlerinde de benzer sorunlar yaşanıyor. Birçok kişi ise her geçen gün artan yüksek fiyatlar nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

49 yaşındaki Suad Muhammed İdris, Hartum Bahri’deki evine döndüğünde eşyalarının çalındığını gördüğünü anlatıyor. Yeni bir buzdolabı alacak maddi imkâna sahip olmadığı için gıda ürünlerini her gün satın almak zorunda kalıyor.

Altı çocuk annesi dul kadın, “Sebze ve eti her gün almak zorundayım. Fiyatlar yüksek ve her gün daha da artıyor... Ülkeme büyük bir özlemle döndük ama hayat pahalılığı belimizi büküyor” dedi.

Geri dönüşler daha çok halkın yaşadığı mahallelerde yoğunlaşırken, varlıklı bölgeler hâlâ sakinlerini bekliyor. Ağaçlarla çevrili sokaklarda kırık cam parçalarının bulunduğu bölgede, bazıları yıkılmış görkemli evler sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizliği yalnızca kuş cıvıltıları bozuyor.

Geri dönmesinin üzerinden üç ay geçen 86 yaşındaki Süreyya Babekir, yeniden bavullarını hazırlıyor.

Babekir, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Ben, eşim ve küçük kızım Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gideceğiz... Elbette ayrılmak istemiyorduk ancak sağlık durumumuz ve tedaviye ulaşmanın zorluğu bunu zorunlu kılıyor” dedi.

Savaşta ağır hasar gören sağlık sektörünün durumu, çok sayıda kişi için öncelikli sorunların başında geliyor.

Geçen yıl halkın geri dönmeye başlamasıyla birlikte bazı hastaneler yardım kuruluşları tarafından yeniden kullanılabilir hale getirilse de tıbbi malzemelerin büyük bölümü hâlâ temin edilemiyor.

Doktor Hayfa Ömer, “Hastanın ve ailesinin herhangi bir tetkik ya da görüntüleme işlemi için hastane dışına çıkmak zorunda kalmaması için elimizden geldiğince çalışıyoruz” dedi.

Ömer, “Ancak bazı ilaçlar bulunmuyor... Hastadan bunları hastane dışından satın almasını istiyoruz. İnsanların içinde bulunduğu koşulları bildiğimiz için bunu söylerken içimiz acıyor” diye konuştu.

Ancak İmam Bekir Abbas’ın da belirttiği gibi hastane dışında bile ilaç bulmak kolay değil. Abbas, eşi, iki çocuğu ve anne babasıyla birlikte üç yılını Kahire’de geçirdikten sonra Hartum’un güneyine döndü.

34 yaşındaki Abbas, bir eczanenin önünde, “Babam tansiyon hastası. İlacı bulabilmek için 10 eczaneye girmem gerekiyor. Üstelik ilacın fiyatı her gün değişiyor” dedi.

Abbas, diyabet hastası annesinin insülinini soğukta muhafaza etmekte de zorlanıyor. Bir buzdolabı satın aldığını belirten Abbas, “Ancak elektrik günde 12 saat kesiliyor, bu nedenle insülin bozuluyor” ifadelerini kullandı.

“İşler yolunda değil”

Hartum bugün, bir zamanlar 8 milyondan fazla kişinin yaşadığı büyük bir Afrika başkenti olan eski halinin gölgesini andırıyor.

Hartum’da AFP’ye konuşan Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisi, kentteki yıkımın boyutunun, Ukrayna da dahil olmak üzere tanık olduğu tüm çatışmalardakinden daha büyük olduğunu söyledi.

HDK’nin Hartum’a yönelik aralıklarla insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesine rağmen yetkililer, hayatın normale dönmesi konusunda ısrar ediyor.

Yetkililer, temmuz ayında üniversitelerde uzaktan eğitim sistemine son verdi ve öğrencilerin kampüslere dönmesini zorunlu hale getirdi. Bu kararın ardından Hartum Üniversitesi’ndeki tıp fakültesi öğretim üyeleri toplu istifa edebilecekleri uyarısında bulundu.

Bir yüksek lisans öğrencisi AFP’ye yaptığı açıklamada, “Üniversite, tezimin çevrim içi savunulmasını reddetti” dedi. Öğrenci, tez danışmanının ise ‘başka bir ülkede bulunduğunu’ belirtti.

İşletme bölümünde lisans eğitiminin son yılına başlaması gereken başka bir öğrenci ise bu yaz yüz yüze sınavlara girememesinin ardından eğitimine yeniden başlayabilmek için Mısır’da burs bulma çabası içine girdi.

Genç öğrenci, “Bizi dinlemediler. Onlar için önemli olan tek şey insanların geri dönmesiydi” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Adının açıklanmasını istemeyen öğrenci, “Bu siyasi bir mesele. İnsanların geri dönmesini istiyorlar ki her şeyin yolunda olduğunu gösterebilsinler. Oysa... hiçbir şey yolunda değil” ifadelerini kullandı.


Libya: Silahlı bir grubun kapattığı petrol boru hattı yeniden açıldı

Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
TT

Libya: Silahlı bir grubun kapattığı petrol boru hattı yeniden açıldı

Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)
Şerara petrol sahası (Libya Haber Ajansı)

Libya Ulusal Petrol Kurumu, yaptığı açıklamada, silahlı bir grubun birkaç gün önce kapattığı petrol boru hattının yeniden açıldığını duyurdu. Kurum, kapatma nedeniyle 95 milyon dolar tutarında kayıp yaşandığını belirtti.

Boru hattı, Libya’nın güneybatısındaki Şerara petrol sahasını Akdeniz kıyısında bulunan Zaviye ihracat terminaline bağlıyor.

Ulusal Petrol Kurumu dün yaptığı açıklamada, Şerara-Zaviye boru hattındaki 7 numaralı vananın yeniden açıldığını ve petrol pompalama işlemlerine tekrar başlandığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı nilgiye göre boru hattının işletilmesini, Libya Ulusal Petrol Kurumu ile İspanyol Repsol, Fransız TotalEnergies, Avusturyalı OMV ve Norveçli Equinor şirketlerinin ortak girişimi olan Akakus Petrol Operasyonları Şirketi yürütüyor.

Kurumun açıklamasına göre silahlı bir grup pazartesi günü vanayı kapatmış ve bu durum üretim oranlarında sert düşüşe yol açmıştı. Kurum, vanayı kapatan tarafın kimliği veya talepleri hakkında ayrıntı vermedi.

Libya’da petrol ve doğal gaz tesislerinin kapatılması, son yıllarda sosyal talepler, güvenlik tehditleri veya siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle sıkça yaşanan bir durum haline geldi.


Sudri, Kuzey Kurdufan’daki çatışmaların seyrini değiştirdi

Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
TT

Sudri, Kuzey Kurdufan’daki çatışmaların seyrini değiştirdi

Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)
Sudan ordusuna bağlı askerler, 17 Ağustos’ta Gedaref kentinde düzenlenen askerî geçit törenine katılıyor (AFP)

Kuzey Kurdufan cephelerinde dikkat çekici bir saha değişimi yaşandı. Sudan ordusu, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile yaşanan çatışmaların ardından Kuzey Kurdufan eyaletindeki stratejik Sudri kentinin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini açıkladı. Bu gelişme, ordunun eyaletteki varlığını ve kontrolünü güçlendirirken HDK’nın yayılım alanını daralttı ve böylece eyaletteki çatışma haritası ordunun lehine değişti.

Kara birliklerinin ilerleyişi, insansız hava araçlarıyla (İHA) yürütülen saldırıların yoğunlaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti. Eyalet makamları, HDK’yı Beyaz Nil’in başkenti El-Ubeyyid’e yönelik saldırılar düzenlemekle suçladı; saldırılarda 2 kişinin öldüğü, yaklaşık 20 kişinin yaralandığı bildirildi. Buna karşılık Kurucu ittifakı, orduyu Mezrub’a düzenlenen ve 9 kişinin ölümüne, 24 kişinin yaralanmasına yol açan bir saldırıyla suçladı. Ancak iki tarafın anlatımı da bağımsız olarak doğrulanmadı.

Şarku’l Avsat’ın Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden (BMMYK) aktardığına göre çatışmaların artmasıyla her gün 400’den fazla Sudanlı Doğu Çad’a geçmeye başladı. Bu sayının, son aylarda kaydedilen günlük ortalamalardan yaklaşık 20 kat fazla olduğu belirtilirken, Sudanlıların çatışma, bombardıman ve İHA saldırılarından kaçarak bölgeyi terk ettiği ifade edildi.