Lübnan genel greve giderken Meclis toplanamadı

11 Kasım’da Merkez Bankası önündeki gösterilerden bir görüntü (Reuters)
11 Kasım’da Merkez Bankası önündeki gösterilerden bir görüntü (Reuters)
TT

Lübnan genel greve giderken Meclis toplanamadı

11 Kasım’da Merkez Bankası önündeki gösterilerden bir görüntü (Reuters)
11 Kasım’da Merkez Bankası önündeki gösterilerden bir görüntü (Reuters)

Lübnan’daki eylemciler, Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri’nin yöneteceği yasama oturumlarını protesto etme çağrısında bulunurken Meclis, güvenlik nedeniyle oturumları ertelenmek zorunda kaldı.
Başta Elektrik Şirketi ve Lübnan Merkez Bankası olmak üzere ülkedeki resmi kuruluşlara karşı protesto gösterileri ise hala devam ediyor. Eylemciler, taleplerinin karşılanması için gösterilerini arttırmaya başladı.
Toplantının iptal edilmesine rağmen aktivistler, grevlerini devam ettireceklerini ilan etti. Toplantıdan geri adım atılması ise halk hareketi açısından bir kazanım olarak değerlendirildi.
Lihaggi Derneği, yayınladığı bir bildiride “Otorite, insanların baskısı ve ısrarları karşısında geri adım atıyor. Toplantıyı ve çalışma gündemini erteleyerek, manevralara devam ediyor. Biz vatandaşlar olarak, Meclis oturumunun düzenlenmesini engellemek için yeniden teyakkuzda olacağız” ifadelerine yer verdi.
Dernek, tırmanışın devam ettiğini belirtirken, tüm sektörlere de bugün “yönetimin manevralarını protesto etmek amacıyla” grev yapmaya çağırdı. Dernek ayrıca, ilk olarak sistemin dışında mini bir teknokratlar hükümeti kurulması olmak üzere devrimin hedeflerini gerçekleştirinceye kadar gösterilerinin süreceğine vurgu yaptı.
Dernekte aktivist olan Ethem el-Husniye, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Topluluklar, hareketlerini tırmandırmaya ve taleplerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Farklı bölgelerdeki topluluklarla aralarında sürekli bir koordinasyon mevcut. Ama başlarında bir liderlik veya koordinatörlük heyeti bulunmuyor” şeklinde konuştu.
Aktivistler, parlamento yolunun kapatılması için çağrı yaparken, geçen pazar akşamı itibariyle grev düzenlenmesi çağrıları da devam ediyor. Eylemciler, geceyi Beyrut’taki Lübnan Elektrik Şirketi’nin önünde, bir elektrik planının bulunmuyor olmasını protesto etmek üzere kurdukları çadırlarda geçirdi.
Eğitim Bakanı Ekrem Şuayb, “Genel grev çağrısı yapan halk ayaklanmasının, öğrencilerin güvenliğinin korunması, demokratik ifade özgürlüğü haklarına saygı duyulması amacıyla devam ediyor olması, salı günü (bugün) tüm okullarda, enstitülerde ve üniversitelerde derslerin iptal edilmesine neden oldu” dedi.
11 Kasım’da öğleden sonra eylemciler, başkanı Riyad Selame tarafından düzenlenecek olan basın toplantısı sırasında Merkez Bankası binası önünde protesto gösterileri düzenledi. Eylemciler, binanın avlusuna girmeye çalışırken, Selame’nin istifa etmesi çağrısı yaptı.
Lübnan’daki Ulusal Sendikalar Konfederasyonu, 11 Kasım’da yayınladığı bir bildiride, Temsilciler Meclisi önünde genel grev ve gösteri düzenlendiğine dikkati çekerken, tüm meydanlar ve farklı bölgelerdeki tüm ayaklanmalara katılım çağrısında bulundu. Bildiride, “Halk ayaklanmasından 25 gün sonra erteleme ve paylaşım politikasını reddediyoruz. Hükümete bir Başbakan atanamaması ve Temsilciler Meclisi’nin genel af yasasını onaylamaya çalışması dolayısıyla şaşkınız. Kamu fonlarını yağmalayanları, bozguncuları, sosyal güvenlik fonlarını yağmalayanları affetmeyi hedefleyen bu yasa, daha da kötüsü Siyonist düşmana hizmet eden ajanları affetmeyi onaylayacak” ifadelerine yer verildi.
Öte yandan Devrim Koordinasyon Kurulu, bugün (12 Kasım) genel grev ilan ederken, yaptığı yazılı açıklamada “Yönetim, vatanı ve vatandaşı tehdit eden finansal, ekonomik ve toplumsal kriz ortasında meydanlardaki vatandaşların seslerine kulak tıkamaya devam ediyor. Devrim Koordinasyon Kurulu, bu krizin nedenlerini doğrudan ele almayan yasaları yürürlüğe geçirmek üzere herhangi bir gerekçe görmüyor. Bugün, halkın tek talebi ilk olarak ekonomik ve finansal çöküşü durdurmak için parlamentoda gerekli istişareleri başlatmak, devrimle uyumlu bir hükümet kurmak ve devrimin hedeflerini sağlamaktır” dedi.
Kurul, yönetimin, bozguncuların hesap vermesi talebini engellemek için son anda yasa yürürlüğe koymaya çalıştığını da vurguladı.
Tüm topluluklara ve aktivistlere, bugün Temsilciler Meclisi toplantısını protesto etmek için bir araya gelip genel grev düzenleme çağrısı yapan Kurul, bildiride “Genel bir af, tanık olduğumuz finansal çöküşün benzeri şekilde, hukuk sisteminin de çöküşüne yol açabilir. Biz bunun karşısındayız ve bazı gruplarla ilgili olduğu için değil, genel şekilde bunu bir tehlike olarak görüyoruz. Af yasası, güvenlik boyutları hususunda şeffaf değildir. Cezaevinden tahliye edilecek kişileri takip edecek bir mekanizma da bulunmuyor. Bu yasanın, komitelerde bir kez daha incelenmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu. 



Mısır, Ebola salgını nedeniyle El Alameyn'deki Afrika zirvesini ertelemeyi düşünüyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, bu ayın başlarında Kore-Afrika Zirvesi'ne katılımı sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, bu ayın başlarında Kore-Afrika Zirvesi'ne katılımı sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Ebola salgını nedeniyle El Alameyn'deki Afrika zirvesini ertelemeyi düşünüyor

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, bu ayın başlarında Kore-Afrika Zirvesi'ne katılımı sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, bu ayın başlarında Kore-Afrika Zirvesi'ne katılımı sırasında (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısırlı üst düzey bir yetkili, Afrika ülkelerinde Ebola virüsünün geniş çapta yayılması nedeniyle bu ayın sonunda düzenlenmesi planlanan Afrika Birliği Yıl Ortası Koordinasyon Zirvesi’nin ertelenmesinin gündemde olduğunu açıkladı.

Yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, salgının yayılması nedeniyle Mısır hükümetinin, Afrika Birliği ile koordinasyon halinde zirvenin ve ona eşlik edecek etkinliklerin düzenlenmesini yeniden değerlendirdiğini belirtti. Bu kapsamda, “El-Alameyn Afrika İş Forumu”nun da daha ileri bir tarihte, yıl içerisinde gerçekleştirilmesinin planlandığı ifade edildi.

Afrika Birliği Komisyonu, ekonomik entegrasyon sürecini hızlandırmayı amaçlayan ve Afrika Birliği ile bölgesel ekonomik toplulukları bir araya getiren zirveyi 27 Haziran’da düzenlemeye hazırlanıyordu.

Mısır hükümeti de 25-27 Haziran tarihleri arasında, Afrika kıtasından hükümet temsilcileri, özel sektör yetkilileri ve girişimcilerin katılımıyla El-Alameyn Afrika Forumunun ilk edisyonunu gerçekleştirmeyi planlıyordu.

Mısırlı kaynaklara göre, Ebola salgınına ilişkin sağlık koşullarının istikrara kavuşmasına kadar zirvenin ertelendiğinin resmen duyurulması bekleniyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise Orta Afrika’daki vaka artışları nedeniyle Ebola’nın yayılmasından duyduğu endişeyi artırdı. Örgüt daha önce, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda için Ebola salgını risk seviyesini “yüksek”ten “çok yüksek”e çıkarmıştı.

WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, bölgesel risk seviyesinin hâlen yüksek olduğunu belirtirken, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri de mevcut salgının, gerekli önlemler alınmaması halinde 2014-2016 yılları arasında Batı Afrika’da 11 binden fazla kişinin ölümüne yol açan Ebola salgınına benzer boyutlara ulaşabileceği uyarısında bulundu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı daha önce, El-Alameyn Afrika Forumu’nun iki yılda bir Mısır’da düzenlenecek kalıcı bir Afrika iş platformu olarak kurulduğunu açıklamıştı. Bu yılki ilk organizasyona 20’den fazla devlet ve hükümet başkanının yanı sıra uluslararası ve bölgesel finans kuruluşlarının yöneticileri ile Afrikalı iş dünyası temsilcilerinin katılması bekleniyordu.


Orta Bölge, Libya’nın bölünmesine yol açabileceği endişelerini uyandırıyor

Libya’nın batısındaki belediyelerin başkanları dün Orta Bölge’nin kurulduğunu duyurmak üzere düzenlenen toplantıda bir araya geldi. (Misrata Belediye Meclisi)
Libya’nın batısındaki belediyelerin başkanları dün Orta Bölge’nin kurulduğunu duyurmak üzere düzenlenen toplantıda bir araya geldi. (Misrata Belediye Meclisi)
TT

Orta Bölge, Libya’nın bölünmesine yol açabileceği endişelerini uyandırıyor

Libya’nın batısındaki belediyelerin başkanları dün Orta Bölge’nin kurulduğunu duyurmak üzere düzenlenen toplantıda bir araya geldi. (Misrata Belediye Meclisi)
Libya’nın batısındaki belediyelerin başkanları dün Orta Bölge’nin kurulduğunu duyurmak üzere düzenlenen toplantıda bir araya geldi. (Misrata Belediye Meclisi)

Libya’da, ülkenin batısından kuzeyine uzanan dokuz belediyenin ‘Orta Bölge’ adı altında idari ve koordinasyon amaçlı bir yapı kurduklarını açıklamasının ardından tartışmalar büyüdü. Söz konusu adım, federalizm ve Libya’nın tarihsel üç bölgesi olan Trablus, Berka ve Fizan eksenindeki eski tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Bu konu, 2011 yılında merhum lider Muammer Kaddafi yönetiminin devrilmesinden bu yana Libya siyasetinin tartışmalı başlıkları arasında yer alıyor.

Girişimin parçası olan belediyelerden Tarhuna Belediye Başkanı Muhammed el-Kaşşer ise ilk andan itibaren oluşumun ayrılıkçı bir amaç taşımadığı yönündeki eleştirilere yanıt vermeye çalıştı. Girişim, dün Misrata kentinin ev sahipliğinde düzenlenen toplantının ardından duyuruldu.

İnisiyatife, Misrata, el-Hums, Zliten, Beni Velid, Tarhuna, Tininai, el-Merdum, Msallata ve Kasr el-Ahyar belediyelerinin başkanları katıldı. Toplantının ardından yayımlanan ortak bildiride, söz konusu adımın ‘belediyeler arasında iş birliği ve bütünleşmeye dayalı, bölgeye ve bölge halkına hizmet etmeyi amaçlayan bir sürecin başlangıcı’ olduğu ifade edildi. Ancak girişim, katılımcı belediyelerin bazılarında da dahil olmak üzere geniş çaplı tartışma ve itirazlarla karşılandı.

Reddedilme ile kabul arasında

Libya’nın kuzeybatısındaki Beni Velid kentinde, şehrin en büyük toplumsal bileşeni olan Warfalla kabilesi, söz konusu girişimi ‘yeni isimler altında ülkeyi bölme girişimi’ olarak nitelendirdi. Kentte bir grup genç, kararı protesto etmek amacıyla belediye binasına girişleri kapatırken, benzer protestoların batıdaki Tarhuna kentinde de yaşandığı belirtildi.

Başkent Trablus’un yaklaşık 190 kilometre doğusunda bulunan ve askerî ağırlığıyla öne çıkan Misrata kentinde de Orta Bölge girişimine karşı çıkan sesler yükseldi. Bu isimler arasında yer alan toplumsal önderlerden Abdulhamid Hadr, “Kabileciliğe hayır, bölgeciliğe hayır, bölgelere hayır” sloganını dile getirdi. Buna karşılık girişimin destekçilerinden Misratalı kanaat önderi Salim Karvad, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Bu, yıllardır üzerinde çalışılan ve artık sahada karşılığı bulunan bir gerçeklik” ifadesini kullandı.

Girişimin duyurulması, son 24 saat içinde siyasi çevrelerde geniş çaplı çekincelere ve eleştirilere yol açtı. Libya Temsilciler Meclisi (TM) üyesi Caballah eş-Şeybani, ‘dördüncü bir bölge’ oluşturulmasına ilişkin söylemlerin, Tebu, Tuareg ve Amazigh gibi diğer kültürel ve bölgesel topluluklardan da benzer taleplerin yükselmesine kapı aralayabileceği uyarısında bulundu. Bu görüşe, Said Vanis de destek verdi.

Orta Bölge’nin kuruluşunun duyurulduğu toplantıdan (Misrata Belediye Meclisi)Orta Bölge’nin kuruluşunun duyurulduğu toplantıdan (Misrata Belediye Meclisi)

TM üyesi Muhammed Amir el-Abani de Orta Bölge söyleminin, Libya’nın bölgelere ayrılması ve ulusal birliğinin zayıflatılması yönünde bir sürecin başlangıcı olabileceği uyarısında bulundu. TM üyesi Belhayr eş-Şaab ise bu tür isimlendirmeleri yapmaya hangi kurumun yasal yetkiye sahip olduğunu sorgulayarak, mevcut koşullarda böyle bir girişimin gündeme getirilmesinin ‘ulusal çıkarlara hizmet etmediğini’ savundu.

Aynı çerçevede, Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt, ‘bölgelerin üzerinde tek ve birleşik Libya’ anlayışına bağlılığını vurguladı. Libya Demokrat Partisi Genel Başkanı Muhammed Suvan ise böylesi tartışmalı konuların gündeme taşınmasının, zaten kırılgan bir süreçten geçen Libya siyasi sahnesindeki gerginliği daha da artıracağını ifade etti. Libya Genel Ulusal Kongre’nin eski üyesi Nasr Muaykil de söz konusu girişimin hangi anayasal ve yasal dayanağa sahip olduğunu sorgulayarak, bu adım için yetkili yasama organının onayının bulunup bulunmadığı sorusunu gündeme getirdi.

Öte yandan, aralarında Muhammed Kaşut ve Usame el-Buayşi’nin de bulunduğu bazı aktivist ve siyasetçiler, Orta Bölge ilanının gelecekte coğrafi ya da kimlik temelli benzer taleplerin önünü açabilecek bir emsal oluşturduğunu belirtti. Söz konusu isimler, bunun uzun vadede devletin birliğini tehdit edebileceği uyarısında bulundu.

Federalizm çağrıları yeniden gündeme geldi

Söz konusu girişim, Libya’nın doğusunda, Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından yeniden gündeme gelen federalizm çağrılarını da canlandırdı. Federalizm yanlıları, bu modeli uzun yıllardır bölgenin maruz kaldığını savundukları tarihî ihmal ve dışlanmışlığın giderilmesi için bir çözüm olarak görüyor.

Bu kapsamda 2013 yılında Sirenayka’nın federal bir bölge olduğu ilan edilmiş ve 1951 Bağımsızlık Anayasası’na dayanılarak yerel bir yönetim oluşturulmuştu. Söz konusu anayasa, 1963 yılında üniter devlet modeline geçilmeden önce Libya’da federal bir sistemi öngörüyordu.

Federalist akımın önde gelen isimlerinden Ebu Bekir el-Katrani ise Orta Bölge girişimini savundu. El-Katrani, federalizm çağrılarının bölünme anlamına gelmediğini belirterek, bunun merkezi yönetimin egemen yetkilerini koruduğu bir yapı içinde yönetim sorumluluklarının paylaşılmasını hedeflediğini söyledi.

El-Katrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Almanya gibi ülkelerde çok katmanlı yönetim modellerinin devletin birliğine zarar vermediğini ifade etti. Libya’nın da yetkilerin merkezde toplanması yerine dağıtılmasına dayalı yönetim mekanizmalarını ciddi biçimde tartışması gerektiğini savunan el-Katrani, federalizmin ayrılık projesi değil, toplumsal çeşitliliği yönetmenin araçlarından biri olduğunu dile getirdi.


Savaş tehdidi, Irak’ta silahların devlet kontrolüne alınması planlarını zora sokuyor

Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)
Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)
TT

Savaş tehdidi, Irak’ta silahların devlet kontrolüne alınması planlarını zora sokuyor

Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)
Bağdat'ta düzenlenen Kudüs Günü yürüyüşüne katılan, Asaib Ehli’l Hah örgütü üyeleri, 1 Temmuz 2016 tarihinde (AP)

Irak'ın devletin kontrolü dışındaki silahlar meselesi, siyasi ve güvenlik gündeminde yeniden birinci sıraya yerleşti. Nuceba Hareketi Genel Sekreteri Ekrem el-Kaabi, ‘İsrail'i destekleyen uluslararası güçler’ olarak nitelendirdiği kesimlerle her türlü uzlaşıyı reddeden sert açıklamalar yaparak, hareketinin ‘güç ve silah’ seçeneğine bağlı kalacağını vurguladı. Tüm bunlar, hükümet iç içe geçmiş siyasi ve askeri zorluklarla boğuşurken, silahların devletle sınırlandırılması çabalarını sürdürdüğü bir ortamda yaşandı.

Kaabi’nin açıklamaları, İran-İsrail arasındaki son bölgesel gelişmeler ve askeri gerilimin ardından dün yayımlanan bir bildiride yer aldı. Kaabi, İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırısını ‘Siyonist varlığa bir terbiye dersi’ olarak nitelendirerek övdü. Yemen'deki Husilerin askeri adımlarını da ‘düşmana beklenmedik bir tokat’ olarak gören Kaabi, bu adımları da takdirle karşıladı.

Irak’taki İran'a yakın silahlı bir grup olan Nuceba Hareketi, Irak'ta ‘İslami Direniş Koordinasyonu’ adını kullanan silahlı gruplar ittifakının kilit üyeleri arasında yer alıyor. Bu ittifak, 7 Ekim 2023 olaylarının ardından bölgedeki gerilime doğrudan dahil oldu.

Iraklı kaynaklar daha önce Irak hükümetinin silahlı grupların liderlerine bölgedeki gerginliğe karışmamalarını sağlamak amacıyla temaslar yürüttüğünü aktarmıştı. Hükümet, bazı grupların silahların devletle sınırlandırılması planını desteklemesiyle bu süreçten yararlanıyor.

Kaabi, Nuceba Hareketi’nin ‘İsrail ve ABD'nin destekçileriyle Irak'ın uzlaşabileceğini sananları’ uyardığını belirterek, ‘güç ve silah mantığının’ onlarla başa çıkmanın tek seçeneği olduğunu ve hareketinin ‘bu yoldan asla sapmayacağını’ söyledi.

Irak’ta silahlı grupların geleceği ve tüm silahlı oluşumların devlet otoritesine bağlanmasının mümkün olup olmadığına dair tartışmalar giderek yoğunlaşıyor. Bu mesele, Ali Zeydi liderliğindeki Irak hükümetinin önündeki en önemli dosyalardan biri haline geldi.

Irak hükümeti hukuk devleti ilkesine bağlılığını ve silahların resmî kurumların tekeline alınmasını defalarca kez vurguladı. Ancak bu hedefin hayata geçirilmesi, silahlı grupların siyasi, askeri ve ekonomik nüfuzuyla doğrudan bağlantılı karmaşık engellerle karşı karşıya.

Sadr, geçen 27 Mayıs'ta askeri kolu Barış Tugayları'nı devlet kadrolarına dahil ettiğini ilan ederek Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) gruplarını silahlarını teslim etmeye davet etmişti. Ardından Asaib Ehli’l Hak ve İmam Ali Tugayları da Haşdi Şabi'den ayrıldıklarını açıkladı.

Yöntem konusunda görüş ayrılığı

Öte yandan silahlı gruplara yakın isimler, silahların teslim edilmesine yönelik önerileri dış baskıların bir ürünü olarak nitelendirerek reddetti.

Haşdi Şabi yetkililerinden Abdurrahman el-Cezairi, yerel medyaya yaptığı açıklamada ‘silahların devletle sınırlandırılması kararının tek taraflı alınabilecek bir karar olmadığını’ belirterek bu tür hayati konularda ‘yasama organına başvurulması’ çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, silahlı gruplar dosyasının ele alınış biçimine ilişkin mevcut bölünmüşlüğü yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu bölünmüşlük, bağımsız silah depolarına ve finansman kaynaklarına sahip silahlı grupların nüfuzunun yıllarca genişlemesinin ardından daha da karmaşık bir hal aldı.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Meclis Grubu Başkanı Şexewan Abdullah ise herhangi bir silahsızlanma projesinin önünde ek engeller oluğuna işaret ederek grupların elindeki bazı silahların doğrudan bu gruplara ait sayılamayacağını dile getirdi.

Abdullah, sorunlardan birinin bazı grupların ‘silahlarını teslim etmeye karar verebileceği, ancak silahların, özünde bu silahları kendine ait sayan bölgesel bir devlete ait olduğu' gerçeğinde yattığını açıkladı. Bu devletlerin insansız hava araçları (İHA) da dahil söz konusu silahların teslimini onaylamayabileceğini vurguladı.

Bazı grupların silahları devlete teslim etmek yerine başka oluşumlara aktarma yoluna gidebileceğine dikkat çeken Abdullah, silahlı grupların yaklaşık yüzde 30'unun Haşdi Şabi bünyesinde yer aldığını, yüzde 70 civarındaki bölümünün ise bu çerçevenin dışında faaliyet gösterdiğini de kaydetti.

Gözlemciler, silah dosyasının yalnızca güvenlik boyutuyla sınırlı olmadığını, silahlı grupların geçmiş yıllarda inşa ettiği nüfuz ağları ve özel mali kurumlarla iç içe geçmiş ekonomik ve siyasi çıkarlarla da bağlantılı olduğunu vurguluyor. Bu durum, her türlü silahsızlanma sürecini hükümet kararları ya da yasal düzenlemelerden çok daha karmaşık hale getiriyor.

Analistler, silahın pek çok grup için yalnızca askeri bir araç olmadığını; aynı zamanda siyasi nüfuzun güvencesi ve ekonomik korumanın kaynağı işlevi gördüğünü belirtiyor. Bu nedenle silahın teslimi çağrılarına verilen yanıtın, kapsamlı siyasi ve güvenlik düzenlemeleriyle eşzamanlı yürütülmediği sürece sınırlı kalacağını ifade ediyorlar.

Casusluk

Silaha ilişkin siyasi tartışmanın yanı sıra Irak'ın güvenlik dosyasında son günlerde dikkat çekici gelişmeler yaşandı. Bağdat'taki bir güvenlik kaynağı, Irak Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nın güvenlik müsteşarı Tuğgeneral Ahmed et-Tayyar'ın yolsuzluk ve casusluk suçlamalarıyla gözaltına alındığını bildirdi.

Kaynak, özel bir birliğin operasyonu gerçekleştirdiğini belirtti; ancak casusluk suçlamasının mahiyeti ya da şüpheli bağlantıların hangi taraflara yönelik olduğu konusunda ayrıntı vermedi. Yetkili mercilerden ise henüz ek bir açıklama gelmedi.

Musul ilinde ise Haşdi Şabi’ye bağlı Musul Operasyonlar Komutanlığı, ‘nitelikli’ olarak nitelendirdiği bir operasyonda feshedilmiş Baas Partisi'nden üst düzey bir ismi yakaladığını duyurdu.

Haşdi Şabi Genel Medya Müdürlüğü, operasyonun 30. Tugay'ın istihbarat birimleri tarafından aylarca süren takip, gözetleme, bilgi toplama ve analiz sürecinin ardından usulüne uygun bir mahkeme iznine dayanarak hayata geçirildiğini açıkladı.