İki güç arasında Irak

Yunan mitolojisindeki Medusa’nın heykeli (Getty İmages)
Yunan mitolojisindeki Medusa’nın heykeli (Getty İmages)
TT

İki güç arasında Irak

Yunan mitolojisindeki Medusa’nın heykeli (Getty İmages)
Yunan mitolojisindeki Medusa’nın heykeli (Getty İmages)

Luay Abdulilah
Yunan mitolojisindeki Medusa’nın yılan saçları ve bakanı taşa çevirdiğine inanılan gözleri vardır. Bugün Irak’taki ‘kota sistemi’ de tıpkı Medusa’ya benziyor...
Aklımı bir süredir şu soru meşgul ediyor:
“Romalılar yaklaşık bin yıl boyunca Avrupa’nın, Kuzey Afrika’nın, Levant (Bilâdu'ş-Şam) ve Irak’ın dahil olduğu Asya bölgelerinin büyük çoğunu nasıl ele geçirdi?”
Hiyerarşik bir temel üzerine kurulan bir orduda soyun, dinin veya milliyetçiliğin yeri olmadığını öğrendiğimde şaşırmıştım. Roma İmparatorluğu’nun üzerinde büyüdüğü temel de buydu. Kimin kime itaat edeceğini sadece askeri rütbeler belirliyordu.
Bu esas çerçevesinde Roma toplumundaki çeşitli birleşenlerin üyelerince oluşturulan lejyondan (temel askeri birlik) başlayarak askeri birlikler oluşturuldu ve toplumdaki bölünme sona erdi. Hem gönüllü hem de zorunlu askerlik hizmeti verilirken gönüllü askerlik süresi 25 yılla sınırlandırıldı. Roma İmparatorluğu’nda gazilere bir arsa verilir ve ayrıcalıklı bir sosyal ve siyasi statüyle gelirleri vergiden muaf tutulurdu.
Beni şaşırtan ikinci şey ise Avrupa’daki tüm orduların Orta Çağ boyunca ihmal ettikleri Roma modelini 18'inci yüzyılla birlikte örnek almaya başlamalarıydı. Aynı durum Asya ve Afrika'da gelişmekte olan ülkelerin orduları için de geçerliydi.
Irak gibi çok uluslu, çok kültürlü ve çok dinli olmasının yanı sıra 6 yüzyılı aşkın bir süre şehirleri ve bölgeleri arasında kültürel ve sosyal iletişimin olmadığı bir ülkede Roma tarzı bir ordunun kurulmasına bugün her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç var. Irak’ta Moğol istilasından bu yana asfalt yolların, köprülerin ve güçlü bir merkezi devletin olmayışı genel olarak ülkenin gettolaşmasının ve Bağdat, Musul ve Basra gibi büyük şehirler arasında Dicle Nehri üzerinden ilkel ulaşım araçlarıyla ya da günler, haftalar süren tehlikeli yolculuklarla ticaret yapılmasının en büyük nedenlerindendir.
Irak ordusu, Osmanlı ordusunda görevli üst düzey Iraklı subaylardan olan Cafer el-Askeri tarafından kuruldu. Ordu, 1921'de Irak devletinin kurulmasına ve modern Irak'ın oluşumunda atılmış önemli bir adım oldu. Cafer el-Askeri hem Türkiye hem de Almanya’daki önemli askeri akademilerden mezun bir subaydı.
Gönüllü ve zorunlu askerlik hizmeti sistemi sayesinde yüzyıllar boyu köylerindeki ve çevre köylerdeki insanlar dışındakilerle iletişim kurmayan sosyal gruplar arasındaki psikolojik ve kültürel ‘getto’ kırıldı.
Ordunun kurulması ayrıca bir asrı aşkın bir süre boyunca askerleri ve subayların sıhhi tesisat, inşaat, dikiş, araba tamiri, araba kullanma, elektrik, mekanik, demircilik ve diğer birçok el sanatını öğrenmeleri için olanaklar sağladı. Böylece ordu, onlarca yıl boyunca askerlik görevini tamamlayanları kalifiye işçiler olarak topluma kazandırdı. Üstelik ordu nesiller boyu gençlerin birbirleriyle kaynaşma ve mahallelerinin, köylerinin ve sokaklarının dışındaki insanların edindiği tecrübeleri ve özellikleri kazanmaları imkânı sundu. Daha da önemlisi ordu dini, mezhebi ve etnik kökeninden bağımsız olarak her askere rütbesine göre itaat edilmesini sağladı.
Üst rütbeli subaylardan bazı maceraperestlerin bu ideolojiyi askeri komplolar ve darbeler yoluyla (Roma İmparatorluğu döneminde olduğu gibi) iktidarı ele geçirmek için kullandıkları doğrudur. Fakat bu olumsuzluk, Irak ordusunun çeşitli ayrılıkçı unsurlarının modern Irak toplumunun çekirdeği olarak adlandırılabilecek potada eritilmesinde temel rol oynayan tek kurum olduğu gerçeğini değiştirmedi.
Ordu, 1968’deki tek partili yönetim ve devlet kurumlarının kontrolüne kadar kendisi için adeta parçalarını birbirine tutturan tutkala benzeyen bu ideolojinin çözülmesini istemedi. Irak’ın askeri kurumu olan Cumhuriyet Muhafızları (Saddam Hüseyin'in aldığı feci kararları saymazsak) profesyonel bir yapı olarak varlığını sürdürdü. Bu yapının içindeki Şii subayların sayısının ABD’li gazetelerin yıllardır söylediklerinin aksine yüzde 65 civarında olduğu tahmin ediliyor. Ancak askerin dini, mezhebi ve etnik kökeninden bağımsız olarak rütbesine itaate dayanan bu sistem sayesinde askerler birer silah arkadaşına dönüşmüştür.
Paul Bremer’in 12 Mayıs 2003 tarihinde ‘Geçici Koalisyon Otoritesi’ başkanlığına getirilmesi öncesinde ABD askeri kurumları içinde Irak ordusunun elde tutulup askerlere maaş ödenmesi ve üst düzey subaylara ordunun geleceğiyle ilgili roller verilmesi yönünde bir eğilim vardı. Ancak ABD’li yetkili Bağdat’a geldiğinde bu eğilim tamamen değişti. İlk kararı, yarım milyonluk güçlü Irak ordusunu dağıtmak oldu. İşgalci güç bununla da kalmayarak çok sayıdaki ordu personelinin maaşlarını ödemeyi de reddetti.
Irak ordusunun din, mezhep ve etnik köken gözetilmeksizin rütbeye dayalı itaat ideolojisi parçalanmıştı. Askerler, eski silah arkadaşlarının dağılmasının arka planında kendilerini ve ailelerini doyurabilme derdine düştüler. Irak ordusunun en iyi subayları, mezhep liderlerinin eğilimleri doğrultusunda askeri birlikleri milis gruplara çevirdi. İtaat ise askeri lider haline gelen sahte din adamlarına ait bir olguya dönüştü. Sonunda eski silah arkadaşları birbirleriyle savaşan düşman kardeşler oldular.
Irak’ta 2006-2007 yıllarında mezhep fitnesinin patlak verdiği dönemde Time dergisinde yayınlanan bir makalede yazar, milis gruplar arasında yaşanan silahlı çatışmaların ardında Cumhuriyet Muhafızları’nın tecrübeli subayları olduğunu ve ABD onları ordudaki eski görevlerine iade etse bu yıkıcı çatışmaların sona erebileceğini itiraf etti.
Ancak bu öneriyi görmezden gelen Beyaz Saray hızını alamayıp ordu, polis ve bakanlıklar da dahil olmak üzere ülkelerine hizmet etme yeteneğini kaybetmiş tüm bu kurumların formüle edildiği kotaları kurumsallaşmış bir yaklaşıma dönüştürerek daha da ileri gitti. Irak ordusunun dağılmasından sonra kurulan yeni ordunun, az sayıdaki DEAŞ’lı teröristin Musul gibi büyük şehirleri kısa sürede, ordu birliklerinin direnişiyle karşılaşmadan işgal etmeyi başarmasıyla ne kadar zayıf olduğu ortaya çıktı.
Yarım milyondan fazla personeli olan, inşaat ve çeşitli hizmet sektörlerinde çok sayıda uzman kadrosu bulunan bir kurumun dağılması, güvenliği sağlama ve devlet kurumlarını korumanın yanı sıra savaş sırasında ve sonrasında zarar gören okulları, hastaneleri ve diğer hizmet binalarını yeniden inşa edebilme fırsatının kaçırılmasına neden oldu.
Bunun yerine şehirler, kasabalar ve bölgelerdeki mezhep bölünmelerini derinleştiren, ülkenin petrolünü çalıp uluslararası karaborsalarda satan iş adamlarına peşkeş çeken zorba liderlere ve devlet kurumlarında yandaşların kayırıldığı bir yapıya kapı açan, ancak düzenli olarak maaş alan ordudan devşirilmiş milis gruplar ortaya çıktı.
Böylece topluluk liderleri, herhangi bir üniversitede ilahiyat okumamış sarıklılarla birlikte statülerini yeniden kazanmış aşiret büyükleri haline geldi. Irak, 14 Temmuz 1958 Devrimi'nin öncesine gitmiş gibi. O dönem İngiltere ve ABD’den uzmanlar gelip ülkenin politikalarını, kentleşmesini ve kalkınmasını planlamışlardı. Sonra onların yerine subaylar geldi. Ardından Baasçılar ve tek partili yönetim...
ABD ve İngiltere’nin 21 Mart 2003'te Irak'ı işgal etmelerinin ardından din adamları, sarıklılar ve aşiret büyükleri toplumun dinamiği haline geldi. Sonrasında mezhep-etnik kota sistemi, siyasal elitlerin yapıcı olmayan bir şekilde yararlandığı kurumsal bir mekanizmaya dönüştü.
Sadece efsanevi bir kahraman, Medusa’nın kötülüklerinden insanlığını kurtarabilirdi. O da Perseus’tu. Bugün Irak'ın ‘Medusa’sı, sadece sebep-sonuç ilişkisiyle yönetilmeyen bir dönemde ortaya konulan ‘kota sistemi’dir. Ve onun başını almak için dışarıdan gelen bir kahramanın tarihte yeri yoktur.



Kuzey Kore lideri, inceleme gezisi sırasında başbakan yardımcısını görevden aldı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang'daki Ryongsong Sanayi Kompleksi'ni incelemesi sırasında konuşuyor (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang'daki Ryongsong Sanayi Kompleksi'ni incelemesi sırasında konuşuyor (Reuters)
TT

Kuzey Kore lideri, inceleme gezisi sırasında başbakan yardımcısını görevden aldı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang'daki Ryongsong Sanayi Kompleksi'ni incelemesi sırasında konuşuyor (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Pyongyang'daki Ryongsong Sanayi Kompleksi'ni incelemesi sırasında konuşuyor (Reuters)

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, bir sanayi kompleksinin açılışını da içeren bir inceleme turu sırasında, Pyongyang'daki "beceriksiz" ekonomi yetkililerini sert bir şekilde eleştirerek başbakan yardımcısını görevden aldı.

Kore Merkezi Haber Ajansı (KCNA), "Kim Jong Un, başbakan yardımcısı Yang Song Ho'yu "bu ciddi görevleri yerine getirmeye uygunsuz" bularak acil olarak görevden aldı" ifadelerini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, "Basitçe söylemek gerekirse, bu, bir arabanın önüne bir keçi koymak gibiydi... personel seçim sürecimizde kasıtlı olmayan bir hataydı" diyerek, "Sonuçta arabayı çeken keçi değil, öküzdür" diye ekledi.

Kim, Ryongsong Sanayi Kompleksi'nin modernizasyon projesinin açılışını yapıyordu. Konuşmasında, projenin gecikmesinden sorumlu tuttuğu "sorumsuz, kaba ve beceriksiz ekonomi yetkilileri"ni eleştirdi.

Kim, iktidardaki partinin "mevcut ekonomik liderliğin ülkenin tüm sanayi tabanını yeniden yapılandırma ve teknolojik olarak geliştirme sürecini yönetme konusunda neredeyse yetersiz olduğuna dair kesin bir karar aldığını" söyledi.

Pyongyang, uzmanların önümüzdeki haftalarda gerçekleşmesini beklediği, iktidardaki İşçi Partisi'nin beş yıl sonraki ilk kongresini düzenlemeye hazırlanıyor.

Bu etkinlik, ülkenin siyasi, ekonomik ve askeri yönelimlerini ve karşı karşıya olduğu zorlukları ortaya koymak için bir fırsat.

Kim, geçtiğimiz ay, Pyongyang'da üst düzey liderler ve yetkililerle yaptığı bir toplantıda "kötülüğü" ortadan kaldırma sözü vermiş ve tembel yetkilileri eleştirmişti.

Devlet medyası, iktidardaki partinin yolsuzluğu tanımlamak için kullanılan bir terim olan "disiplin ihlalleri" konusunda çok sayıda sapma tespit ettiğini belirterek, spesifik ayrıntılar vermedi.


ABD'nin Michigan eyaletinde 100 aracın karıştığı kaza nedeniyle otoyol trafiğe kapatıldı

 Michigan'daki kaza yerinden (AP)
Michigan'daki kaza yerinden (AP)
TT

ABD'nin Michigan eyaletinde 100 aracın karıştığı kaza nedeniyle otoyol trafiğe kapatıldı

 Michigan'daki kaza yerinden (AP)
Michigan'daki kaza yerinden (AP)

ABD'nin Michigan eyaletindeki yetkililer dün, şiddetli kar fırtınası nedeniyle 100'den fazla aracın karıştığı kazada otoyolu yeniden açmak için çalıştıklarını bildirdi.

AFP’nin haberine göre Michigan Eyalet Polisi, kazada birkaç yaralanma olduğunu ancak can kaybı yaşanmadığını, kazanın Interstate 196'da onlarca aracın kayarak birbirine çarpması sonucu meydana geldiğini belirtti.

Dün sabah meydana gelen kazaya 40'a kadar tır karıştı ve normalde yoğun trafiğe sahip olan karla kaplı yol kapalı kaldı.

Yetkililer, yoğun kar yağışı ve kuzey eyaletinde sıcaklıkların -22 dereceye kadar düşmesi beklendiği için sürücüleri "tehlikeli" hava koşullarında hız yapmamaları konusunda uyardı.

Ulusal Hava Servisi, gece boyunca 10 santimetreye kadar kar yağacağını ve Michigan'ın güneybatı ve orta batı kesimlerinde toplam kar kalınlığının 35,5 santimetreye ulaşacağını tahmin etti.

 Servis, yaptığı açıklamada bu bölgelere seyahat edilmemesi konusunda uyarıda bulundu.


Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
TT

Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir askeri ikmal konvoyuna 9 Ocak'ta düzenlediği hava saldırıları, aylar süren ihtiyatlı diplomasi ile uzun süredir ilan edilmiş kırmızı çizgilerin uygulanmasında kararlılığın başladığı yeni bir dönemin başlangıcı olarak bir dönüm noktası oluşturdu. Çeşitli medya haberlerine göre saldırılar Mısır, Sudan ve Libya'yı birbirine bağlayan uzak sınır üçgeninde konvoyu hedef aldı. Konvoyda, HDK’yı takviye etmek üzere Libya'dan yola çıkan zırhlı araçlar ve diğer malzemelerin bulunduğu belirtildi. Bu operasyon, Kahire'nin Sudan'da 2023 yılının nisan atında savaşın patlak vermesinden bu yana benimsediği hassas dengeleme politikasından daha kararlı bir tutuma geçtiğinin sinyaliydi.

Mısır, Sudan'ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarını korumak için Sudan ordusunu diplomatik olarak sürekli destekledi ve HDK'nın bölgedeki başlıca destekçilerini kışkırtmamak için itidalli bir tutum sergiledi.

Kahire, Sudan’daki savaş boyunca, paramiliter bir güç olan HDK’nın ilerleyişini durdurmak ve yabancı müdahaleyi engellemek umuduyla, Sudan Dörtlüsü (Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE ve ABD) içindeki çok sayıda görüşme turu da dahil olmak üzere tüm diplomatik yolları denedi, ancak bu çabalar kalıcı bir başarı sağlamadı.

Müzakerelerin tıkanması ve sınırlarındaki tehditlerin artmasıyla Mısır, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam eden çatışmada itidal politikasını uzatmak yerine, önceliklerini doğrudan dayatmaya yöneliyor.

İlmeğin daha da sıkılması

Sudan'da üçüncü yılına giren savaş güney sınırının çok ötesine yayılarak, Mısır'ın ulusal güvenliği ve hayati damarları için varoluşsal bir tehdit haline geldi. Diplomatik girişimler çatışmayı durdurmada veya yabancı müdahaleyi engellemede başarılı olamadı. Bu da şiddetin tırmanmasına ve Sudan'ın daha küçük, daha kırılgan varlıklara bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Çatışmanın etkileri ortada. Bir milyondan fazla Sudanlı mülteci Mısır'a geçti ve mevcut ekonomik baskılar altında kaynakları, ortak sınırları ve sosyal hizmetleri zorladı.

Ekonomik açıdan, daha önce yıllık yaklaşık 1,4 milyar dolar olarak tahmin edilen ikili ticaret keskin bir düşüş yaşadı ve mal, yakıt ve temel malzemelerin akışındaki aksaklıklar nedeniyle piyasalar yüz milyonlarca dolar kaybetti.

Jeostratejik düzeyde, Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın tatlı su ihtiyacının yüzde 90'ından fazlasını karşılayan Nil sularındaki payını korumak için önemli bir müttefikini kaybetme potansiyeli taşıyor.

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Bu durum, Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı konusunda Etiyopya ile devam eden gerginlikte Kahire'nin konumunu zayıflatıyor. Addis Ababa, kuraklık dönemlerinde su tahliyesini sınırlayan bağlayıcı bir anlaşmayı imzalamayı reddederken, baraj 2025 sonlarından bu yana tam kapasiteyle çalışıyor ve aşağı havza ülkelerine akan su miktarında önemli bir azalma tehdidi oluşturuyor.

Sudan'daki çatışma, Mısır'ın bir başka can damarı ve ulusal gelirin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı için de bir tehdit teşkil ediyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları küresel deniz taşımacılığının rotasını değiştirmeye zorlar ve Kızıldeniz'de karışıklıklar devam ederken, bazı uluslararası aktörler, Sudan'ın Kızıldeniz kıyılarında nüfuz elde etmek karşılığında Sudan ordusunu desteklemeye istekli görünüyorlar, bu da deniz güvenliğini tehlikeye atabilir.

Kahire'nin kuşatılma endişelerinin yanında, İsrail'in geçtiğimiz aralık ayı sonlarında Somaliland'ı tanıma kararı alması, İsrail, (Kızıldeniz'e erişim arayışında olan) Etiyopya ve diğerlerinden oluşan yeni bir eksenin ortaya çıkacağına dair korkuları artırdı. Bu eksen, Aden Körfezi'nde denizcilik alanında bir dayanak noktası oluşturabilir ve Mısır'ın denizcilik alanındaki etkisini daha da zorlayabilir.

Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın su, ekonomi ve stratejik açıdan hassas noktalarını doğrudan etkileyen bir çatışma olduğu için uzak bir kriz olarak değerlendirilmemeli.

Parçalama stratejisi

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Savaşın seyri ve aynı dış aktörlerin tekrar tekrar müdahil olması arasındaki bariz benzerlikler, Sudan'daki iç savaşın, zaten kırılgan olan devletleri zayıflatan, parçalanmalarını derinleştiren ve onları dış aktörlerin çıkarlarına hizmet eden arenalara dönüştüren, ortaya çıkan jeostratejik sistemin bir parçası olduğunu gösteriyor.

Bu model, bölgedeki paralel sıcak noktalar göz önüne alındığında netleşiyor. Suriye fiilen nüfuz alanlarına bölünmüş durumda, Yemen güneyde tekrarlanan ayrılıkçı çabalarla karşı karşıya, Somali Somaliland'ın bağımsızlık çabalarından şikayetçi ve Libya rakip gruplar arasındaki derin bölünmelerle boğuşuyor.

Sudan'da ise HDK'nın özellikle Darfur gibi ülkenin batı illerinde elde ettiği geniş kazanımlar, ülkeyi batıda HDK'nın doğuda ise Sudan ordusunun hakimiyetinde olmak üzere iki düşman taraf arasında bölünmeye sürüklüyor gibi görünüyor. Ülkenin doğusu Sudan ordusunun aylardır fiili başkenti ve ana uluslararası kapısı olarak kabul ettiği Port Sudan çevresindeki hayati Kızıldeniz kıyılarını da kapsıyor.

Eğer çatışmalar ülkenin doğusuna yayılırsa veya kıyıların kontrolü için rekabet şiddetlenirse, daha fazla parçalanma meydana gelebilir ve bu da dış güçlerin Sudan'ın Kızıldeniz limanları üzerindeki etkilerini genişletmeleri için daha fazla fırsat yaratabilir.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulundu. Kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuka uygun olarak gerekli tüm önlemleri alma ‘tam hakkını’ teyit etti.

Bu tehlike, Kızıldeniz'in güney girişinde, özellikle de Yemen'in Güney Geçiş Konseyi'nin son zamanlarda yaşadığı aksiliklere rağmen ayrılma hedefiyle daha da artmaktadır, zira bu durum bölgedeki güç dengesini değiştirebilir.

İsrail'in Somaliland'ı tanıması, ardından Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu ayın başlarında Somaliland'ın başkenti Hargeisa'ya yaptığı ziyaret ve muhtemelen güvenlik düzenlemelerini de içeren iş birliğinin genişletilmesi konusundaki görüşmeler, Kahire'nin endişelerini keskin bir şekilde artırdı.

Bu gelişmeler, Aden Körfezi yakınlarında İsrail'in varlığının artacağına dair korkuları güçlendiriyor. Bu durum, İsrail'e denizdeki varlığını sağlamlaştırma veya Mısır'ın denizcilik çıkarlarını kuşatabilecek bir ittifak ağı kurma imkanı sağlayabilir.

Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)

Husilerin Kızıldeniz'deki seyir faaliyetlerini kesintiye uğratan saldırıları, Etiyopya'nın denize doğrudan erişim sağlamak için gösterdiği aralıksız çabalar ve kıyı devletleri dışındaki aktörlerin manevraları da eklendiğinde, Mısır'ı çevreleyen stratejik kıskaç daralmakta ve seyrüsefer özgürlüğünü, Süveyş Kanalı gibi ekonomik can damarlarını ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir.

Sert bir yaklaşımın başlangıcı

Birçoğu, 2023 yılının nisan ayında çatışmanın patlak vermesinden bu yana Kahire'nin güney komşusuna yönelik sertleşen söylemleri ışığında Mısır'ın Sudan iç savaşındaki rolünün derinleşeceğini bekliyordu.

Bu yoğunlaşmanın en açık işareti, 2025 yılının Aralık ayı ortasında Kahire'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Sudan Ordu K         omutanı Abdulfettah el-Burhan arasında yapılan bir toplantıda ortaya çıktı.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulunarak, Sudan'ın birliği, toprak bütünlüğü ve devlet kurumları da dahil olmak üzere kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm önlemleri alma ‘hakkı olduğunu’ teyit etti ve bunlara yönelik herhangi bir tehdidi Mısır'ın ulusal güvenliğine doğrudan bir tehlike olarak değerlendirdi.

Bu sertleşen üslubun ardından, 9 Ocak'ta Kahire'ye atfedilen hava saldırıları şeklinde bir saha operasyonu gerçekleştirildi.

“Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu.

Saldırılar, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in, Mısır Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile acil görüşmeler yapması için Kahire'ye çağrılmasından sadece iki gün önce gerçekleşti.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmelerin ana gündem maddeleri askeri iş birliği, sınır güvenliği ve Kahire ile doğu Libya liderliği arasında kronik bir gerginlik kaynağı olan güney Libya üzerinden silah akışının durdurulmasıydı.

HDK destekçilerine, özellikle Libya'dan gelen ikmal yolları konusunda aylarca tekrar tekrar uyarıda bulunan Mısır, ulusal güvenlik çıkarlarını önceliklendiren bir yaklaşıma kesin olarak geçmiş görünüyordu.

Bu tutum, 14 Ocak'ta Sisi'nin Kahire'de ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos ile görüşmesi sırasında daha da güçlendi.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ABD’li yetkili Boulos'a, Mısır'ın Sudan'ın güvenliğini ve istikrarını baltalamaya yönelik girişimlerin başarılı olmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti ve iki ülkenin ulusal güvenliği arasındaki varoluşsal bağı vurguladı.

Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)

Ancak Mısır'ın eylemleri Sudan'ın ötesine geçiyor. Çünkü bu eylemler, Yemen'in güneyinde Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) ayrılıkçı çabalarını durdurmak için kararlı bir şekilde müdahale eden Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel güçler tarafından benimsenen daha geniş bir karşı stratejinin parçası.

Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu. Bu durum, Kahire'nin Sudan'da parçalanmayı önleme çabalarını yansıtıyor.

Bu adımlar bir arada değerlendirildiğinde, önemli Arap güçlerinin bölgesel dengeyi yeniden sağlamak, devleti korumak ve dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için devletlerin kırılganlığını istismar eden parçalanma gündemini engellemek amacıyla koordineli bir çaba içinde olduklarını gösteriyor.

Hedeflerine ulaşmaya kararlı düşmanlarla yüzleşmenin önündeki zorluklara rağmen, Mısır'ın Sudan'a ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesi, bölgede daha fazla çöküşü önlemek için kararlı bir çabanın başlangıcını temsil ediyor.