Lübnan’da Safadi’ye destek artarken gözler sokağın baskısına çevrildi

Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
TT

Lübnan’da Safadi’ye destek artarken gözler sokağın baskısına çevrildi

Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)

Lübnanlı üst düzey siyasi kaynaklar, geçen perşembe gecesine kadar devam eden istişarelerde, yeni hükümetin kurulması hususunda eski Bakan Muhammed Safadi üzerinde uzlaşı sağlandığını aktardı.
Kaynakların Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre eski Başbakan Saad Hariri, Lübnan Meclis Başkanı Yardımcısı Bakan Ali Hasan Halil ve Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Hüseyin Halil arasında gerçekleşen görüşmenin Safadi’nin hükümeti yönetme adaylığı üzerinde anlaşma sağlanmasıyla sona erdiğini belirtti. Kaynaklar, uzlaşının Safadi’nin adaylığını destekleyen Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Özgür Yurtsever Hareket lideri Cibran Basil’in kararı ile de uyumlu olduğunu kaydetti.
Aynı kaynaklar, Safadi’nin söz konusu tarafların kendisini hükümeti kurmak için muhtemel aday olarak göstermeden önce faaliyetlerine başladığına dikkat çekti. Medya içerisinden çeşitli isimlerin ve bazı siyasi liderlerin de bu pozisyon için hazırlandığını belirten kaynaklar söz konusu isimlerin tamamının ilgi odağı dışında olduğunu ifade etti.
Kaynaklar ayrıca, Hizbullah’a bağlı “el-Manar” kanalının 15 Kasım sabahı itibariyle çoğu haber bülteninde ısrarla hükümeti kurmakla görevli ismin henüz belirlenmediğini aktardığını söyledi. Bu durum, Safadi ismine yönelik halk hareketi tarafından ortaya koyulacak tepkiden kaçınmak amacıyla Hizbullah tarafından bulunulan bir yöntem olarak yorumlandı.
Siyasi kaynaklar, Cumhurbaşkanı Avn ve Basil’in yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Safadi’ye yönelik tepkilere yaklaşımına da değinerek Cumhurbaşkanı’nın hükümeti kurmakla görevli isim hususunda parlamentoda istişarelerin yürütülmesi için tarih belirleyememesinin Safadi ismini bu pozisyon için önermekte zorluk yaşandığı anlamına geldiğini söyledi.
Eski Başbakan Hariri’nin tavrına da değinen siyasi kaynaklar, ülkenin benzeri görülmemiş bir ekonomik ve mali krize tanık olması dolayısıyla Hariri’nin hükümeti kurma sürecinin uzamamasına önem gösterdiğine dikkat çekti. Kaynaklara göre Hariri, Safadi’nin adaylığının hükümetin kurulmasını engellemeye yönelik suçlamalara yönelecek isimlerin yolunu kestiğini belirtirken kendisine güven sağlaması adına destek vereceğini ancak Müstakbel Hareketi’nin doğrudan veya bir aracı ile buna dahil olmayacağını söyledi.
Kaynaklar, Hariri’nin yeni hükümete katılmama konusundaki tavrının da Lübnan’ı ekonomik ve mali krizden kurtarma vizyonuyla uyumlu olduğun belirtirken bir yandan da halk hareketinin taleplerine cevaben bir teknokratlar hükümeti kurulmadan bunun sağlanamayacağı kanaatinde olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre rahatsız edici ve kışkırtıcı yüzler uzaklaştırılıp atmosfer soğutulmadıkça gün ışığını göremeyecek bir siyasi şokun ortaya çıkma ihtimali de mevcut.
Hükümet için bir dizi ismin önerildiğini aktaran siyasi kaynaklar bunların tamamının istişarelere katılanlar tarafından oy birliğiyle kabul edilen Safadi dışındaki teknokratlar olduğunu vurguladı. Söz konusu isimler arasında ise Lübnan’ın eski Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi Navaf Selam, finansal uzman Usame Bakdaş ve Bankacılık Denetim Komitesi Başkanı Velid Alamuddin’in de bulunduğu belirtildi.
Kaynaklar ayrıca eski başbakanlar Necib Mikati, Fuad Sinyora ve Tamam Selam’ın Ali Hasan Halil ve Hüseyin Halil ile görüşmesi öncesinde Hariri ile gerçekleştirdiği toplantıda, uzmanlardan oluşan bir teknokratlar hükümetinin kurulması gerektiği hususunda bir oy birliği olduğunu söyledi. Kaynaklar ayrıca eski başbakanların, tekno- siyasi bir hükümet kurmakta ısrar eden isimlerin varlığında Hariri’nin, hükümeti kurma adaylığından neden uzak durduğunu da anladıklarını vurguladı.
Aktarılanlara göre Hariri, Avn, Basil ve Şii ikilisine (Hizbullah ve Emel Hareketi) dikkati çekerek eski başbakanlara “böyle bir hükümete karşı duran bir çoğunluğun varlığından dolayı artık bir teknokratlar hükümetinin kurulamayacağını” bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Lübnan Meclis Başkanı Yardımcısı ve Maliye Bakanı Bakan Ali Hasan Halil ve Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Huseyin Halil, Hariri ile Hükümet Sarayı’nda (Beytul Vasat) yaptığı görüşmede hükümeti kurmakla görevli isme dair Hariri’nin görüşlerini aldı.
Kaynaklar, ülkedeki herkesin bölgesel katılımının yanı sıra uluslararası topluma hitap edebilme yeteneği dolayısıyla Hariri’nin hükümetin yanında durması gerektiği fikrinde olduğunu vurguladı. Başka bir deyişle Safadi’yi destekleyenler, tanık olunan felaketten çıkış yolu bulmak imkansız hale gelmeden önce Lübnan’ı bu krizden kurtarmak için çözümler sunabilecek bir şemsiye olarak Hariri’nin rolü olmaksızın faaliyet gösteremez.
Bu nedenle Şii ikilisi, tek renkli bir hükümet kurarak öne çıkmanın mümkün olmadığı kanaatinde ve böyle bir seçenek herkes tarafından da “intihar” olarak nitelendiriliyor.
Şii ikilisi, Hasan Halil ve Hüseyin Halil aracılığıyla durum ve düşünceler ne olursa olsun iç çatışmaya sürüklenmemeleri gerektiğini, uzun sürmemesi gereken geçici bir hükümetin kurulması, her şeyden önce çöküşü durdurmak, ekonomik ve finansal krizi engellemek için çalışılması gerektiğini ifade etti. 
Şii ikilisi, “siyasi varlığın, ülkeyi çalkantılı bölgesel ve uluslararası koşullar çerçevesinde kaymanın eşiğine getirecek hesaplanmamış pozisyonlar alınmasını engellemek için siyasi yönünü takip etmekle sınırlı olduğu” ifadeleriyle tekno-siyasi bir hükümeti haklı kılmaya çalıştı. Ayrıca temel bakanlıkların uzman bakanlara verileceğini ve savcılık ile bakanlık arasında ayrım yapılacağını da kaydetti.
Yeni hükümetin sayısına da değinen Şii ikilisi, başbakan da dahil 14 ila 18 kişi olacağını ancak 24’e çıkarmanın da sakıncası olmadığını bildirdi.
Ülke gündeminde şu an “Safadi’ye hükümeti kurma sürecinde güven var mı, yoksa sokakların baskısı altındaki aday listesinden bir başka adaya yönelir mi?” sorusu hakim.



Koalisyon Husilere ait füze ve İHA’ları imha etti... Riyad Havalimanı operasyonlarına yeniden başladı

Suudi Arabistan Sivil Savunma ekipleri, Husilerin fırlattığı iki balistik füzenin önlenmesi sonucu füze parçalarının düşmesi üzerine pazar günü olay yerine müdahale etti (SPA)
Suudi Arabistan Sivil Savunma ekipleri, Husilerin fırlattığı iki balistik füzenin önlenmesi sonucu füze parçalarının düşmesi üzerine pazar günü olay yerine müdahale etti (SPA)
TT

Koalisyon Husilere ait füze ve İHA’ları imha etti... Riyad Havalimanı operasyonlarına yeniden başladı

Suudi Arabistan Sivil Savunma ekipleri, Husilerin fırlattığı iki balistik füzenin önlenmesi sonucu füze parçalarının düşmesi üzerine pazar günü olay yerine müdahale etti (SPA)
Suudi Arabistan Sivil Savunma ekipleri, Husilerin fırlattığı iki balistik füzenin önlenmesi sonucu füze parçalarının düşmesi üzerine pazar günü olay yerine müdahale etti (SPA)

Yemen’de Meşru Yönetimi Destekleme Koalisyonu güçleri, 12 saatten kısa bir süre içinde Suudi Arabistan’ın güney bölgesi ile Hamis Muşayt yönüne fırlatılan çok sayıda balistik füze ve iki insansız hava aracını (İHA) önleyerek imha etti. Riyad bölgesinde de bir balistik füze ve iki İHA’nın etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Koalisyon Güçleri Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, pazar günü yaptığı açıklamada, hava savunma sistemlerinin terör örgütü Husiler tarafından Suudi Arabistan’ın güney bölgesine fırlatılan 10 balistik füze ile Hamis Muşayt yönüne gönderilen bir seyir füzesini önleyerek imha ettiğini belirtti. El-Maliki, Riyad bölgesinde de bir balistik füze ve iki İHA’nın etkisiz hale getirildiğini kaydetti.

Önlenen füzelerin parçalarının düşmesi sonucu Asya uyruklu bir kişi ile bir Suudi vatandaşının yaralandığını, Hamis Muşayt ve Ahad Rufeyde vilayetlerinde konutlarda ve araçlarda maddi hasar meydana geldiğini bildiren el-Maliki, koalisyonun kesin ve sıkı operasyonel tedbirler uyguladığını vurguladı. El-Maliki, Husilerin saldırı kapasitesinin etkisiz hale getirileceğini ve imha edileceğini belirterek sivillerin korunacağını ifade etti.

cdfgbh
Füze parçalarının düşmesi sonucu bir Suudi vatandaşı ile Asya uyruklu bir kişi yaralandı; 3 konut binası ve 7 araçta maddi hasar meydana geldi (SPA)

Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü, Husilerin fırlattığı iki balistik füzenin önlenerek imha edilmesinin ardından Hamis Muşayt ve Ahad Rufeyde vilayetlerinde füze parçalarının düşmesiyle meydana gelen olaylara müdahale etti. Müdürlük, olaylarda bir Suudi vatandaşı ile Asya uyruklu bir kişinin yaralandığını, üç konut binası ve yedi araçta maddi hasar oluştuğunu açıkladı. Ayrıca bu tür olaylarda uygulanan prosedürlerin tamamlandığını bildirdi.

Riyad’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, acil durumlar için erken uyarı alarmının verilmesinden kısa süre sonra şehirdeki tehlikenin ortadan kalktığını duyurdu. Açıklamada, söz konusu uyarının halkı olası tehlikelere karşı bilgilendirmek amacıyla uygulanan tedbirler kapsamında verildiği belirtildi.

Öte yandan Kral Halid Uluslararası Havalimanı, dün (pazar) itibarıyla operasyonlarını kısmen yeniden başlattığını açıkladı. Bu kapsamda, birinci yolcu terminali iç hat uçuşlarına, ikinci terminal ise Suudi Arabistan merkezli hava yolu şirketlerinin uluslararası uçuşlarına tahsis edildi.

Husilerin hedef aldığı havalimanına yönelik saldırıda 13 kişinin hayatını kaybettiği, 400’den fazla kişinin yaralandığı belirtildi.

dvf
Suudi Arabistan Sivil Savunma ekipleri, Husilerin fırlattığı iki balistik füzenin önlenmesi sonucu füze parçalarının düşmesi üzerine pazar günü meydana gelen olaya müdahale etti (SPA)

Şarku’l Avsat gazetesinin pazar sabahı Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda gerçekleştirdiği saha incelemesi, havalimanındaki hareketliliğin kademeli olarak normale dönmeye başladığını ortaya koydu. Cidde ve Abha’ya yapılacak uçuşlara hazırlanan çok sayıda yolcu, kalkış kapılarında toplandı. Havalimanının olağan operasyonel kapasitesine tamamen dönmesi için çalışmaların yoğun şekilde sürdürüldüğü gözlendi.


Koalisyon Husilere ait füze ve İHA’ları imha etti... Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin hedef alınmasına geniş çaplı tepki

Koalisyon Husilere ait füze ve İHA’ları imha etti... Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin hedef alınmasına geniş çaplı tepki
TT

Koalisyon Husilere ait füze ve İHA’ları imha etti... Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin hedef alınmasına geniş çaplı tepki

Koalisyon Husilere ait füze ve İHA’ları imha etti... Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî’nin hedef alınmasına geniş çaplı tepki

Yemen’de Meşru Yönetimi Destekleme Koalisyonu, pazar günü yaptığı açıklamada, terör örgütü Husilerin Suudi Arabistan’ın güney bölgesine fırlattığı 10 balistik füzenin önlenerek imha edildiğini bildirdi. Açıklamada, Hamis Muşayt yönüne fırlatılan bir seyir füzesinin yanı sıra Riyad bölgesinde bir balistik füze ve iki insansız hava aracının (İHA) da önlenerek imha edildiği belirtildi.

Husilerin Mekke ve Medine’yi hedef almasına yönelik Körfez ülkeleri ve İslam dünyasından kınama mesajları art arda geldi. Açıklamalarda, İslam’ın kutsal mekânlarına yönelik saldırıların bu mekânların dokunulmazlığını ihlal ettiği ve sivillerin güvenliğini tehdit ettiği vurgulandı. Söz konusu saldırıların durdurulması için uluslararası toplumun kararlı bir tutum sergilemesi çağrısında bulunuldu.

Cumartesi günü iki balistik füzenin önlenmesi sırasında füze parçalarının Mekke bölgesindeki Vadi el-Mağmes’e düştüğü bildirilmişti. Önleme operasyonları sırasında ortaya çıkan şarapnel parçalarının ise Cidde, Taif ve Rabığ vilayetlerindeki bazı noktalara düştüğü kaydedilmişti.

Öte yandan, Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı, cumartesi günü yaptığı açıklamada, pazar gününden itibaren operasyonlarını kısmen yeniden başlatacağını duyurdu. Bu kapsamda, 1 numaralı terminalin iç hat uçuşlarına, 2 numaralı terminalin ise Suudi Arabistan merkezli hava yolu şirketlerinin uluslararası uçuşlarına tahsis edildiği belirtildi.

Riyad Havalimanı’ndaki uçuşlar, son dönemde çevresini hedef alan Husilere ait terör saldırılarının ardından tesislerin güvenliğinin doğrulanması ve gerekli kontrollerin tamamlanması amacıyla askıya alınmıştı.


Bingazi-Ankara Anlaşması: Kahire bunu nasıl görüyor ve Doğu Akdeniz'e yönelik hesapları neler?

Türk araştırma gemisi “Fatih”, Akdeniz kıyısındaki Antalya şehrinden görünüyor (Reuters)
Türk araştırma gemisi “Fatih”, Akdeniz kıyısındaki Antalya şehrinden görünüyor (Reuters)
TT

Bingazi-Ankara Anlaşması: Kahire bunu nasıl görüyor ve Doğu Akdeniz'e yönelik hesapları neler?

Türk araştırma gemisi “Fatih”, Akdeniz kıyısındaki Antalya şehrinden görünüyor (Reuters)
Türk araştırma gemisi “Fatih”, Akdeniz kıyısındaki Antalya şehrinden görünüyor (Reuters)

Amr İmam

Atina kendisini ihanete uğramış hissedebilirken, Tel Aviv Ankara ile Doğu Libya'daki Bingazi arasındaki son gelişmeleri kendi çıkarlarına bir tehdit olarak görüyor. Ancak kesin olan şu ki, Ankara Doğu Akdeniz'de nüfuzunu genişletmesinin önünü açan bir zaferi kutluyor.

Gelgelelim, Doğu Libya Temsilciler Meclisi'nin, Batı Libya'daki uluslararası alanda tanınan hükümet ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki anlaşmasını onaylaması, bir dizi eş zamanlı değişimi ortaya koyuyor. 20 Ekim'de alınan karar, Libya'nın doğusunda yükselen ve bölgeyi kontrol eden Libya Ulusal Ordusu'nun komutan yardımcısı ve doğunun güçlü adamı Halife Hafter'in oğlu Saddam Hafter başta olmak üzere etkili isimlerden oluşan bir çevrenin siyasi emellerine ışık tutuyor.

Son aylarda oğul Hafter, Yunanistan, Türkiye, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve Mısır da dahil olmak üzere birçok tarafla ilişkiler kurdu. Atina ile düzenli temas halinde olan Hafter, Kahire ve Mısır hükümetinin yazlık ikametgahı haline gelen Yeni Alameyn'i birkaç kez ziyaret ederek Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü. Ayrıca, geçen ay Abu Dabi'ye yaptığı açıklanmayan ziyaret sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile de görüştüğü bildirildi.

Basında çıkan haberlere göre oğul Hafter, Atina'ya, Doğu Libya'nın Trablus hükümeti ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan mutabakat zaptını tanımayacağına dair güvence verdi. Ancak karar verme zamanı geldiğinde Türkiye'yi seçti ve Ankara'ya uzun zamandır aradığı jeopolitik zaferi kazandırarak dış politika hedeflerini takip etme kararlılığını yeniden teyit etmesini sağladı.

Mutabakat zaptı, özellikle Mısır, İsrail ve Kıbrıs adası kıyıları açıklarında büyük doğalgaz yataklarının keşfedilmesinden sonra, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz zenginliğinden pay alma konusundaki amansız çabaları bağlamında imzalandı

Bu kararlılık, mutabakat zaptının imzalandığı sırada Doğu Libya'nın Türkiye'yi rakip olarak gören pozisyonu göz önünde bulundurulduğunda daha da büyük önem kazanıyor. Ancak bugün, ittifaklar hızla değişiyor ve bu durum Doğu Akdeniz'deki bölgesel sahneyi yeniden şekillendirme, güç dengesini değiştirme ve uzun zamandır bu denklemde kilit oyuncu olarak kabul edilen Mısır için yeni meydan okumalar dayatma tehdidi oluşturuyor.

Kesin bir ret

Kahire'nin Doğu Libya Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı oylamasına verdiği yanıt hızlı ve kesin oldu; anlaşmayı tamamen reddettiğini açıkladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, mutabakat zaptının herhangi bir hukuki etkisinin olmadığını ve Mısır için hukuki bir sonuç doğurmadığını vurguladı. Bakanlık, 21 Ekim'de yayınladığı açıklamada, mutabakat zaptının Mısır'ın münhasır ekonomik bölgesini (MEB) ihlal ettiğini ve uluslararası deniz hukukunu ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni, özellikle de hakkaniyet ve adalet ilkelerine uygun olarak MEB ve kıta sahanlığının sınırlandırılmasıyla ilgili hükümlerini ihlal ettiğini açıkladı. Mısır Dışişleri Bakanlığı açıklamasında şunu da belirtti: “Mısır, uluslararası hukuk kapsamındaki haklarını koruma ve bunlara yönelik her türlü ihlal girişimine karşı koyma hakkını saklı tutmaktadır.”

Mısırlı uzmanlar, Kahire'nin hem şimdi hem de 2019'da imzalandığında mutabakat zaptını reddetmesinin kısmen Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi rekabetten kaynaklandığına inanıyor. Ancak, bu meselenin pratik boyutları da var; zira mutabakat zaptı ile tanımlanan münhasır ekonomik bölge, Mısır'ın münhasır ekonomik bölgesiyle kesişiyor ve bu da Kahire'nin Doğu Akdeniz'deki enerji planlarına zarar verebilir. Mısırlı enerji uzmanı Ramazan Ebu el-Ala, mutabakat zaptının, önceki deniz sınır anlaşmalarıyla tanımlanan münhasır ekonomik bölgeyle kesiştiği için Mısır'ın bölgesel çıkarlarına zarar verdiğini belirtti ve ekledi: “Bu anlaşma, Mısır'ın deniz sınırlarına yönelik bir ihlal teşkil ediyor ve Mısır'ın bunları tüm yasal yollarla savunmasını gerektiriyor.”

dfbgn
27 Kasım 2019'da Türkiye Cumhurbaşkanlığı basın ofisi tarafından servis edilen bu fotoğrafta, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (sağda), Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanı Fayez el-Sarrac (solda) ile İstanbul'daki görüşmeleri sırasında tokalaşıyor (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Ebu el-Ala, mutabakat zaptı adımının Türkiye'nin özellikle Mısır, İsrail ve Kıbrıs kıyıları açıklarında büyük doğalgaz yataklarının keşfedilmesinden sonra Doğu Akdeniz'de pay sahibi olma çabaları bağlamında geldiğini açıkladı. Bu çabaların bölgedeki diğer ülkelerin çıkarları ve yasal haklarıyla çeliştiği endişesini dile getiren Ebu el-Ala  sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle, Doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi tarafından mutabakat zaptının onaylanmasının ona yasal meşruiyet kazandırmadığına ve diğer ülkeler için bağlayıcı hale getirmediğine inanıyorum.” Anlaşmanın ayrıca Türkiye'nin taraf olmadığı Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni de ihlal ettiğine dikkat çekti.

 Son yıllarda Mısır, görünüşe göre bu sınırlarla ilgili olası anlaşmazlıkları önceden tahmin ettiğinden, Akdeniz'deki komşu ülkelerle deniz sınırlarını belirlemek için adeta zamana karşı yarıştı. 2003 yılında GKRY ile, 2020 yılında da Yunanistan ile deniz sınır anlaşması imzaladı. Aralık 2022'de ise bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Libya ile batı deniz sınırını tek taraflı olarak belirledi.

Öte yandan, Türkiye, Mısır'ı GKRY ve Yunanistan ile yaptığı deniz sınırlarını belirleme anlaşmalarından vazgeçmeye ikna etmeye çalışıyor ve Ankara ile bir anlaşma yapması halinde ona daha geniş bir kıta sahanlığı alanı teklif ediyor. Bu teklifte Ankara, Mısır'ın Doğu Akdeniz enerji sektöründeki hedeflerini, özellikle de bölgedeki ülkelerden gelen doğal gazın toplanıp işlenerek küresel pazarlara, özellikle de Avrupa pazarlarına yeniden ihraç edildiği bölgesel bir merkez olma hedefini dikkate alıyor.

Farklı yollar

Yakın zamanda onaylanan anlaşma, Ankara'ya Doğu Akdeniz'de geniş bir deniz alanı tanıyor; bu da Mısır ile Avrupa pazarları arasında gelecekteki denizaltı boru hatları döşeme veya elektrik şebekeleri kurma projeleriyle çelişebilir.

bn
Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından 18 Ocak 2025'te servis edilen bu fotoğrafta, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi (sağda), Doğu Libya kampının güçlü ismi Halife Hafter'i Kahire'de kabul ederken görülüyor (AFP)

Mısır'ın 2019 anlaşmasına karşı çıkan pozisyonu büyük ölçüde, Bingazi'nin anlaşmayı tanımayı reddetmesinden güç alıyordu. Doğu Libya'daki Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylaması bu pozisyonu zayıflatacaktır. Aynı zamanda 2011'de Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinin ardından Doğu Libya’da güvenlik meselelerinde kilit bir oyuncu olarak öne çıkan ve Kahire ile yakın ilişkisini sürdüren Halife Hafter'in konumu hakkındaki soruları da gündeme getirebilir.

Halife Hafter, Doğu Libya'daki güçlerini oluşturmak için büyük ölçüde Mısır'a güvendiği için Kahire'yi sık sık ziyaret ederdi. Mısır ile yakın ittifakı ve Türkiye ile anlaşmazlığı, Kahire'nin 2020 yılında Libya'nın doğusunun büyük bir bölümünün etrafına “kırmızı çizgi” çekmesi ve ülkenin batısında konuşlanmış Türk destekli güçlerin bu çizgiyi geçmesi durumunda doğrudan askeri müdahale tehdidinde bulunmasıyla doruk noktasına ulaşmıştı.

Ancak Libyalı siyasi analist Muhammed Mteirid, Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi'nin son hamlesinin Mısır'ın izlediği yoldan bir sapma anlamına gelmediğine inanıyor. “Bu, Libya'ya ait egemen bir karardır. Mısır'ın muhalefetine rağmen, anlaşma Mısır'ın egemenliğini ihlal etmiyor” dedi. Doğu Libya ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın yeni olmadığını ve Kahire'nin bu temaslardan haberdar olduğunu belirtti. Ülkenin doğusundaki Libya kurumlarının, Trablus hükümeti ile Türkiye arasında 2019'da imzalanan mutabakat zaptını imzalandığından bu yana kapsamlı bir şekilde incelediğini açıkladı. Mteirid, anlaşmanın Mısır'ın kıta sahanlığını binlerce kilometrekare genişlettiği için Mısır'a fayda sağlayacağını da düşünüyor.

Kahire'deki genel değerlendirmeler, bölgenin zaten tehlikeli bir çıkmaza girdiğini ve eski stratejilere güvenmeye devam etmenin ciddi bir çatışmayı tetikleme riskini taşıdığını gösteriyor

Mteirid, Mısır'ın bu tutumunu, Kahire'nin İsrail ve Kıbrıs ile daha önce imzaladığı, bu ülkelerden çıkarılan doğalgazın Mısır'ın devasa sıvılaştırma tesislerinde işlenmesi ve ardından uluslararası pazarlara ihraç edilmesiyle ilgili anlaşmalara bağladı. Mteirid, Majalla’ya verdiği demeçte, “Sonuçta Mısır ekonomik çıkarlarını savunuyor ve kimse onu bu konuda suçlayamaz” dedi.

Bununla birlikte, Kahire ve Bingazi arasındaki ilişkilerdeki değişim son birkaç yıldır belirginleşti ve bu da özellikle Saddam Hafter'in öncülüğünde yeni nesil karar vericilerin de dahil olduğu Doğu Libya'daki liderliğin yönelimlerinde bir değişikliğe işaret ediyor. Kahire, son yıllarda Libya'nın doğusundan Sudan'a giren ve çoğu Mısır tarafından desteklenen Sudan ordusuna karşı savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) eline geçen silah sevkiyatlarını defalarca protesto etti.

Hassas dengeler

Mısır Dışişleri Bakanlığı, 21 Ekim'de yayınladığı açıklamada, Türkiye ile Trablus hükümeti arasında yedi yıl önce imzalanan mutabakat zaptının Kahire tarafından reddedildiğini yineledi.

O dönemde Kahire ve Ankara arasındaki ilişkilere, iki ülke arasındaki geniş siyasi ve ekonomik anlaşmazlıkları yansıtan derin bir ideolojik ayrılık damga vurmuştu. Günümüzde durum önemli ölçüde değişti; her iki başkent de Körfez, Sudan ve Afrika Boynuzu da dahil olmak üzere bir dizi bölgesel konuda çıkarlarının yakınlaşması sonucunda anlaşmazlıklarının üstesinden gelmek için ciddi adımlar atıyor.

xsdcf
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Mısır Petrol Bakanı Tarık el-Molla (aşağıda sağdan ikinci), İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz (aşağıda sağdan birinci) ve ABD Enerji Bakanı Rick Perry, 2019'da Kahire'de düzenlenen Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nda (AFP)

Mısır ve Türkiye, yatırım, ticaret ve savunma ekipmanları üretimi de dahil olmak üzere ikili iş birliği için iddialı bir çerçeve oluşturdu. Bu gelişmeler göz önüne alındığında, Kahire yeni anlaşmayla ilgili hassas bir denge kurma çabasıyla karşı karşıya. Mısırlı karar vericiler iki yönlü bir ikilemle karşı karşıya bulunuyorlar: Mısır, Ankara ile yakın zamanda yeniden kurduğu ilişkilerini tehlikeye atmadan veya Atina ve Lefkoşa'daki stratejik müttefiklerini öfkelendirmeden deniz haklarını nasıl koruyabilir?

Atina ve Lefkoşa'nın Tel Aviv ile yakın bağları, en azından kısmen, Kahire'nin gelecekteki bu ilişkilere olan ilgisini azaltabilir. Ancak Kahire'deki genel değerlendirmeler, bölgenin zaten tehlikeli bir çıkmaza girdiğini ve eski stratejilere güvenmeye devam etmenin ciddi bir çatışmayı tetikleme riskini taşıdığını gösteriyor.

Bu nedenle, Mısır başkentindeki analistler diplomatik yolun önceliklendirilmesi çağrısında bulunuyor. 2019'da Kahire'de doğalgaz üreticisi ve tüketicisi ülkelerden oluşan Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu’nun kuruluşu duyurulduğunda, Mısır, Türkiye'ye dolaylı bir davet gibi görünen bir hamleyle, üye olmayan ülkeleri de katılmaya davet etmişti.

Ankara henüz foruma katılmamış olsa da, analistler mevcut çıkmazın bölgesel rakipleri forumun çatısı altında bir araya getirme fırsatı sunabileceğine inanıyor. Mısır'ın çoğu tarafla iyi diplomatik ilişkileri göz önüne alındığında, Kahire arabuluculuk rolü oynayarak potansiyel bir çatışmayı önlemeye ve tüm taraflar için önemli ekonomik kazanımlara kapı açmaya yardımcı olabilir.