Lübnan’da Safadi’ye destek artarken gözler sokağın baskısına çevrildi

Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
TT

Lübnan’da Safadi’ye destek artarken gözler sokağın baskısına çevrildi

Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)

Lübnanlı üst düzey siyasi kaynaklar, geçen perşembe gecesine kadar devam eden istişarelerde, yeni hükümetin kurulması hususunda eski Bakan Muhammed Safadi üzerinde uzlaşı sağlandığını aktardı.
Kaynakların Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre eski Başbakan Saad Hariri, Lübnan Meclis Başkanı Yardımcısı Bakan Ali Hasan Halil ve Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Hüseyin Halil arasında gerçekleşen görüşmenin Safadi’nin hükümeti yönetme adaylığı üzerinde anlaşma sağlanmasıyla sona erdiğini belirtti. Kaynaklar, uzlaşının Safadi’nin adaylığını destekleyen Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Özgür Yurtsever Hareket lideri Cibran Basil’in kararı ile de uyumlu olduğunu kaydetti.
Aynı kaynaklar, Safadi’nin söz konusu tarafların kendisini hükümeti kurmak için muhtemel aday olarak göstermeden önce faaliyetlerine başladığına dikkat çekti. Medya içerisinden çeşitli isimlerin ve bazı siyasi liderlerin de bu pozisyon için hazırlandığını belirten kaynaklar söz konusu isimlerin tamamının ilgi odağı dışında olduğunu ifade etti.
Kaynaklar ayrıca, Hizbullah’a bağlı “el-Manar” kanalının 15 Kasım sabahı itibariyle çoğu haber bülteninde ısrarla hükümeti kurmakla görevli ismin henüz belirlenmediğini aktardığını söyledi. Bu durum, Safadi ismine yönelik halk hareketi tarafından ortaya koyulacak tepkiden kaçınmak amacıyla Hizbullah tarafından bulunulan bir yöntem olarak yorumlandı.
Siyasi kaynaklar, Cumhurbaşkanı Avn ve Basil’in yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Safadi’ye yönelik tepkilere yaklaşımına da değinerek Cumhurbaşkanı’nın hükümeti kurmakla görevli isim hususunda parlamentoda istişarelerin yürütülmesi için tarih belirleyememesinin Safadi ismini bu pozisyon için önermekte zorluk yaşandığı anlamına geldiğini söyledi.
Eski Başbakan Hariri’nin tavrına da değinen siyasi kaynaklar, ülkenin benzeri görülmemiş bir ekonomik ve mali krize tanık olması dolayısıyla Hariri’nin hükümeti kurma sürecinin uzamamasına önem gösterdiğine dikkat çekti. Kaynaklara göre Hariri, Safadi’nin adaylığının hükümetin kurulmasını engellemeye yönelik suçlamalara yönelecek isimlerin yolunu kestiğini belirtirken kendisine güven sağlaması adına destek vereceğini ancak Müstakbel Hareketi’nin doğrudan veya bir aracı ile buna dahil olmayacağını söyledi.
Kaynaklar, Hariri’nin yeni hükümete katılmama konusundaki tavrının da Lübnan’ı ekonomik ve mali krizden kurtarma vizyonuyla uyumlu olduğun belirtirken bir yandan da halk hareketinin taleplerine cevaben bir teknokratlar hükümeti kurulmadan bunun sağlanamayacağı kanaatinde olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre rahatsız edici ve kışkırtıcı yüzler uzaklaştırılıp atmosfer soğutulmadıkça gün ışığını göremeyecek bir siyasi şokun ortaya çıkma ihtimali de mevcut.
Hükümet için bir dizi ismin önerildiğini aktaran siyasi kaynaklar bunların tamamının istişarelere katılanlar tarafından oy birliğiyle kabul edilen Safadi dışındaki teknokratlar olduğunu vurguladı. Söz konusu isimler arasında ise Lübnan’ın eski Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi Navaf Selam, finansal uzman Usame Bakdaş ve Bankacılık Denetim Komitesi Başkanı Velid Alamuddin’in de bulunduğu belirtildi.
Kaynaklar ayrıca eski başbakanlar Necib Mikati, Fuad Sinyora ve Tamam Selam’ın Ali Hasan Halil ve Hüseyin Halil ile görüşmesi öncesinde Hariri ile gerçekleştirdiği toplantıda, uzmanlardan oluşan bir teknokratlar hükümetinin kurulması gerektiği hususunda bir oy birliği olduğunu söyledi. Kaynaklar ayrıca eski başbakanların, tekno- siyasi bir hükümet kurmakta ısrar eden isimlerin varlığında Hariri’nin, hükümeti kurma adaylığından neden uzak durduğunu da anladıklarını vurguladı.
Aktarılanlara göre Hariri, Avn, Basil ve Şii ikilisine (Hizbullah ve Emel Hareketi) dikkati çekerek eski başbakanlara “böyle bir hükümete karşı duran bir çoğunluğun varlığından dolayı artık bir teknokratlar hükümetinin kurulamayacağını” bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Lübnan Meclis Başkanı Yardımcısı ve Maliye Bakanı Bakan Ali Hasan Halil ve Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Huseyin Halil, Hariri ile Hükümet Sarayı’nda (Beytul Vasat) yaptığı görüşmede hükümeti kurmakla görevli isme dair Hariri’nin görüşlerini aldı.
Kaynaklar, ülkedeki herkesin bölgesel katılımının yanı sıra uluslararası topluma hitap edebilme yeteneği dolayısıyla Hariri’nin hükümetin yanında durması gerektiği fikrinde olduğunu vurguladı. Başka bir deyişle Safadi’yi destekleyenler, tanık olunan felaketten çıkış yolu bulmak imkansız hale gelmeden önce Lübnan’ı bu krizden kurtarmak için çözümler sunabilecek bir şemsiye olarak Hariri’nin rolü olmaksızın faaliyet gösteremez.
Bu nedenle Şii ikilisi, tek renkli bir hükümet kurarak öne çıkmanın mümkün olmadığı kanaatinde ve böyle bir seçenek herkes tarafından da “intihar” olarak nitelendiriliyor.
Şii ikilisi, Hasan Halil ve Hüseyin Halil aracılığıyla durum ve düşünceler ne olursa olsun iç çatışmaya sürüklenmemeleri gerektiğini, uzun sürmemesi gereken geçici bir hükümetin kurulması, her şeyden önce çöküşü durdurmak, ekonomik ve finansal krizi engellemek için çalışılması gerektiğini ifade etti. 
Şii ikilisi, “siyasi varlığın, ülkeyi çalkantılı bölgesel ve uluslararası koşullar çerçevesinde kaymanın eşiğine getirecek hesaplanmamış pozisyonlar alınmasını engellemek için siyasi yönünü takip etmekle sınırlı olduğu” ifadeleriyle tekno-siyasi bir hükümeti haklı kılmaya çalıştı. Ayrıca temel bakanlıkların uzman bakanlara verileceğini ve savcılık ile bakanlık arasında ayrım yapılacağını da kaydetti.
Yeni hükümetin sayısına da değinen Şii ikilisi, başbakan da dahil 14 ila 18 kişi olacağını ancak 24’e çıkarmanın da sakıncası olmadığını bildirdi.
Ülke gündeminde şu an “Safadi’ye hükümeti kurma sürecinde güven var mı, yoksa sokakların baskısı altındaki aday listesinden bir başka adaya yönelir mi?” sorusu hakim.



Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suriye’nin, ‘bölgesel istikrar’ noktasına geçişi şekillendirmek amacıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, salı günü Ankara’da Hakan Fidan ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani salı akşamı Ankara’yı ziyaret ederek Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile ayrı ayrı görüşmesinin ardından, çarşamba günü Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’yi kabul etti. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin, tüm alanlarda iş birliğinin geliştirilmesinin yanı sıra Suriye’nin güneyindeki gelişmelerin ve Suveyda vilayetine ilişkin Suriye, Ürdün ve ABD arasındaki üçlü yol haritasının uygulanma sürecinin ele alındığını bildirdi.

Şam’daki kaynaklara göre Suriye’nin diplomatik hareketliliği, Suriye ve bölgede istikrarın güçlendirilmesi, bölgesel çatışma sahalarına dahil olmaktan kaçınılması ve ülkenin bölgesel istikrar unsuru haline gelmesi hedefleri etrafında şekilleniyor. Bu çerçevede Suriye, Yemen’deki gerilim nedeniyle Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz ulaşım hatlarında yaşanan aksamalardan yararlanarak jeopolitik bir alternatif ve ticaret için güvenli bir geçiş güzergâhı olma konumunu da etkinleştirmeye çalışıyor. Şam’daki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Suriye diplomasisinin, ‘pozitif tarafsızlık’ politikasına dayanan yeni Suriye’nin rolünün şekillendirilmesine dahil olduğunu belirtti. Bu politikanın öncelikleri arasında başta sınırların kontrolü olmak üzere çeşitli temel dosyalar bulunuyor. Sınır güvenliği dosyası ise Irak, Türkiye, Lübnan ve Ürdün gibi komşu ülkelerle iş birliğiyle bağlantılı olarak ele alınıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, Şam’da Ürdün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi ile bir araya geldi. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Şam, başta ABD olmak üzere uluslararası toplumdan daha fazla destek alarak Suriye topraklarının silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile sevkiyat güzergâhı olarak kullanılmasını engellemeye çalışıyor. İkinci ve daha önemli dosyayı ise Suriye’nin güneyinde istikrarın sağlanması oluşturuyor. Şam, ABD arabuluculuğuyla ‘İsrail ile saldırı ve ihlallerin sona erdirilmesi, 1974 Ateşkes Hattı’na dönülmesi konusunda bir mutabakat formülüne’ ulaşmayı hedefliyor. Ayrıca Suveyda dosyasının, devletin Suriye topraklarının tamamı üzerindeki egemenliğinin tesis edilmesi ve istikrarın kalıcı hale getirilmesinin bir parçası olarak çözülmesi için çaba gösteriliyor.

Suriye’nin yoğun diplomatik girişimleri, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin eski rejimin devrilmesinden bu yana yürüttüğü yoğun faaliyetlerin devamı niteliğinde. Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu faaliyetlerin ‘bölgedeki gerilimin arttığı bir ortamda’ yürütüldüğünü belirtti.

Zeydan, “Şam’ın istediği, bölgesel ve uluslararası barış ile istikrarın sütunlarından biri olmak. Bunun en açık göstergesi, onlarca yıl boyunca devrik suçlu rejimin oluşturduğu, istikrarsızlığın ve kaos ekseninin temel direğinin ortadan kaldırılmasıdır” dedi.

Bugün Şam’ın ‘barış ve istikrarın adresi’ olduğunu vurgulayan Zeydan, Suriye’nin istikrar ve barışı güçlendirmek amacıyla Arap komşularının ve Körfez ülkelerinin yanında durduğunu ifade etti. Zeydan, Suriye’nin geçmişte ülkeyi kontrol eden milis yönetimine son vermesinin, ‘bölgeye felaket ve sıkıntılardan başka bir şey getirmeyen milisler çağının bölgede sona ermesinin başlangıcı’ olacağını söyledi. Zeydan, “Arap ve İslam dünyasındaki çevremizle yürüttüğümüz bu kesintisiz hareketlilik sayesinde istikrarı güçlendirmeyi ve kaosu küçültmeyi umuyoruz” ifadesini kullandı.

ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack da salıyı çarşambaya bağlayan gece Ankara’da geç saatlere kadar süren görüşmenin ardından Suriye Dışişleri Bakanı’nı övdü. Barrack, Şeybani’yi ‘çalışkan, ileri görüşlü ve gerilimi düşürme konusunda ciddi’ bir ortak olarak nitelendirdi.

Barrack, X platformundaki paylaşımında, “Diplomasi bir gösteri değildir; olaylar tersine dönüp herkes aleyhine bir yöne ilerlemeden önce çıkarların sabırla uyumlaştırılmasıdır” ifadelerini kullandı. Suriye Dışişleri Bakanı ile yürütülen diyaloğun şeffaflığı ve samimiyeti için büyük minnettarlık duyduğunu belirten Barrack, Şeybani’nin ‘itidal ve diyaloğun da gücün iki farklı biçimi olduğunu’ çok iyi anladığını vurguladı.

Şeybani, Ankara’da Türk mevkidaşı Hakan Fidan ile de görüşmeler gerçekleştirdi. İçeriği resmi olarak açıklanmayan görüşme, Şeybani’nin 6 Ağustos’ta gerçekleştirdiği benzer ziyaretin üzerinden yaklaşık bir ay geçmesinin ardından yapıldı. Suriye Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde ikili iş birliği ile Suriye ve bölgedeki güvenlik ve siyasi gelişmelerin ele alındığını, ayrıca Suriye ile Türkiye arasında Yüksek Koordinasyon Konseyi kurulması, Dört Deniz Komitesi’nin etkinleştirilmesinin hızlandırılması ve demiryolu bağlantısı projesinin tamamlanmasının teşvik edilmesi konusunda mutabakata varıldığını açıkladı.


Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
TT

Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)

Sudan Başbakanı Kamil İdris, savaş sırasında kimyasal silah kullanıldığı yönündeki suçlamaları “asılsız iddialar” olarak nitelendirdi. Bu, ordunun Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı yürüttüğü çatışmalarda kimyasal madde kullanmış olabileceğine işaret eden belge, tanıklık ve görüntülere ulaşıldığını belirten yeni uluslararası basın araştırmalarına hükümet düzeyindeki ilk üst düzey cevap oldu.

İdris, Hartum’da Sudan’la ilgili Beşli Mekanizma heyetiyle yaptığı görüşmede, “Savaş hakkında, kimyasal silah kullanıldığına ilişkin asılsız iddialar da dahil olmak üzere, yanlış anlatılar yayılıyor” dedi. İdris’in açıklaması Sudan’ın suçlamalara yönelik ilk resmî yalanlaması değil. Dışişleri Bakanlığı daha önce de iddiaları reddetmişti. Ancak bu açıklama, dosyayı yeniden gündeme taşıyan belge ve soruşturmalara hükümet tarafından verilen ilk cevap niteliğini taşıyor.

İdris’in açıklamaları, Euronews’in çarşamba günü yayımladığı bir araştırmayla eş zamanlı olarak geldi. 32 sayfalık bir rapora dayanan araştırma, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nde (OPCW) daha önce üst düzey görevlerde bulunmuş yetkililerin öncülüğündeki bir ekip tarafından hazırlandı. Raporda, 2024-2025 yılları arasında zehirli maddelerin kullanılmış olabileceğinden şüphelenilen olaylara ilişkin 8 Sudanlının tanıklıkları ile görüntü ve dijital materyallere yer verildi.

Araştırmada öne çıkan olaylardan biri, o dönemde HDK’nin kontrolünde bulunan Hartum’un kuzeyindeki Ceyli Rafinerisi’ne ilişkin. İki tanık, bölgede bir askeri uçağın uçtuğunu, ardından bazı cisimlerin düştüğünü ve bunların ardından alışılmadık kokular ile gaz emisyonlarının ortaya çıktığını anlattı. Olayda yaklaşık 20 kişinin nefes almakta zorlandığı ve gözlerinde tahriş meydana geldiği belirtildi.

Klor gazı

Uzmanlar, söz konusu belirtilerin havadan yayılan tehlikeli bir kimyasal maddeye maruz kalma ihtimaliyle uyumlu olduğunu ifade etti. Ancak kullanılan maddenin ne olduğunu tespit edemediklerini ve kimyasal silah kullanıldığını kesin olarak kanıtlayamadıklarını ifade ederek uluslararası soruşturma çağrısında bulundu.

Bundan birkaç gün önce Washington Post ve New York Times tarafından yayımlanan bir başka araştırma ise belge, yazışma, fotoğraf ve videolara dayanıyordu. Gazeteler, söz konusu materyalleri Ortadoğu’daki güvenlik yetkililerinden elde ettiklerini belirterek, klor yüklü mühimmat geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik gizli bir programın yanı sıra 290’a kadar kimyasal mühimmatın depolandığına ilişkin bilgiler bulunduğunu bildirdi.

Gazetelere göre 20’den fazla Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah müfettişi ve uzman söz konusu materyalleri inceleyerek bunların güvenilir göstergeler sunduğu görüşüne vardı. Ancak kesin bir sonuca ulaşmak için olay yerlerinin ve mühimmatın incelenmesi ve tanıklarla görüşülmesi gerektiği belirtildi.

 Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)
Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)

Dosya, Ocak 2025’te ABD’li yetkililerin Washington’un Sudan ordusunun HDK’ye karşı kimyasal silah kullandığına inandığını basına açıklamasıyla kamuoyuna yansıdı.

Aynı yılın nisan ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan ordusunun 2024 yılında kimyasal silah kullandığı sonucuna resmen vardı ve bunun uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi. Washington, kararına dayanak oluşturan ayrıntılı kanıtları yayımlamadan Hartum’a yaptırım uyguladı.

Şankal Tubay beldesi

Kamuya açık verilerde, iddia edilen olayların yaşandığı 2024 yılında HDK’nin orduyu kimyasal silah kullanmakla suçladığına dair belgelenmiş bir açıklama bulunmuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre HDK’nin ilk belgelenmiş kamuoyu suçlaması 31 Mart 2025’te geldi. HDK, Kuzey Darfur’daki Şankal Tubay beldesinde ordunun kimyasal silah kullandığını öne sürdü ve açıklamasında daha önce ABD’li yetkililere dayandırılan haberleri kaynak gösterdi.

Washington’un mayıs ayında yaptırımları resmen açıklamasının ardından HDK, suçlamalarını Hartum, Darfur ve Cezire bölgelerindeki çeşitli noktalara genişletti. Suçlamaların ne zaman ortaya çıktığı, kimyasal silahların kullanılıp kullanılmadığını kanıtlamıyor veya çürütmüyor. Ancak HDK’nin kamuya açık ve belgelenmiş suçlamalarının, ABD’ye ait bilgilerin basına sızmasının ardından ortaya çıktığını gösteriyor.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, 23 Mayıs 2025’te yaptığı resmî açıklamada ABD’nin suçlamalarını reddederek, bunları “yalan ve dayanaktan yoksun” olarak nitelendirdi. Bakanlık, Sudan’ın kimyasal silah üretmediğini, bulundurmadığını ve kullanmadığını vurguladı.

Ulusal soruşturma komitesi

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, daha önce suçlamaları araştırmak üzere ulusal bir komite oluşturmuş ve Sudan, Birleşmiş Milletler’e komitenin kurulduğunu bildirmişti.

Bu komite, Temmuz 2026’da ulusal soruşturmasının sonuçlarını Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Yürütme Konseyi’ne sundu. Komite, suçlamaları doğrulayacak teknik veya maddi herhangi bir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı.

Dosya ayrıca Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne de taşındı. Moritanya, Çad ve Benin, Sudan’dan resmî açıklama talep ederken Hartum da bu taleplere yanıt verdi. Örgütün Teknik Sekretaryası, suçlamaları “son derece ciddi endişeyle” takip ettiğini bildirdi. Ancak örgüt, kendisine ek bir soruşturma yürütme imkânı sağlayacak herhangi bir talep ulaşmadığını ve kendi inisiyatifiyle harekete geçme yetkisine sahip olmadığını açıkladı.

Bu nedenle örgüt, Sudan’da kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını doğrulayan veya reddeden bağımsız bir teknik sonuca henüz ulaşmış değil. Washington ise Hartum’un sert biçimde reddettiği değerlendirmesinde ısrar ediyor.

Bu ay ortaya çıkan belge ve tanıklıklar, ABD’nin suçlamalarını ve yaptırımlarını açıklamasından önce kamuoyunun erişimine açık olmayan yeni bilgiler sunuyor. Ancak Washington da henüz bağımsız ve kesin bir kanıta ulaşmış değil. Dosyanın kesin olarak aydınlatılması için olay yerlerine erişebilecek, numune ve mühimmatları inceleyebilecek ve tanıklarla doğrudan görüşebilecek uluslararası bir teknik soruşturmaya ihtiyaç duyuluyor.


İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
TT

İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)

İsrail savaş uçakları bugün sabah saatlerinde Lübnan’ın güneyinde yer alan El-Mansuri kasabasına hava saldırısı düzenledi. Eş zamanlı olarak kasabada geniş çaplı bir patlatma operasyonu gerçekleştirdi.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre sabah saatlerinde el-Mansuri kasabasına düzenlenen hava saldırısıyla eş zamanlı olarak meydana gelen şiddetli patlamada, kasabadaki devlet okulunun büyük bir bölümü havaya uçuruldu; okuldan geriye yalnızca küçük bir kısım kaldı.

Lübnan resmi haber ajansı NNA’nın bildirdiğine göre İsrail güçleri, bugün sabaha karşı güneydeki Baraşit kasabası tepesinde bir patlatma gerçekleştirdi; ayrıca İsrail topçusu Huceyr Vadisi’ni ateş altına aldı.

İsrail, İran destekli Lübnan Hizbullahı’nın ülkenin kuzeyine roket fırlatmasının ardından geçtiğimiz 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a karşı bir savaş yürütüyor ve bu süreçte Güney Lübnan’daki çok sayıda kasabayı işgal etmiş durumda.

İsrail ile Lübnan arasında ilk olarak 16 Nisan’da ilan edilen, 23 Nisan’da 3 hafta süreyle uzatılan ve ardından 15 Mayıs’ta 45 gün daha uzatılan ateşkes kararlarına rağmen İsrail’in Güney Lübnan ve doğudaki Bekaa vadisinde bulunan geniş alanları hedef alan hava saldırıları devam etti.

Son olarak 20 Haziran’da ilan edilen ateşkesin ardından İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarının şiddetinde bir düşüş kaydedilmişti.