Lübnan’da Safadi’ye destek artarken gözler sokağın baskısına çevrildi

Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
TT

Lübnan’da Safadi’ye destek artarken gözler sokağın baskısına çevrildi

Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)
Eski Bakan Muhammed Safadi (Reuters)

Lübnanlı üst düzey siyasi kaynaklar, geçen perşembe gecesine kadar devam eden istişarelerde, yeni hükümetin kurulması hususunda eski Bakan Muhammed Safadi üzerinde uzlaşı sağlandığını aktardı.
Kaynakların Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre eski Başbakan Saad Hariri, Lübnan Meclis Başkanı Yardımcısı Bakan Ali Hasan Halil ve Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Hüseyin Halil arasında gerçekleşen görüşmenin Safadi’nin hükümeti yönetme adaylığı üzerinde anlaşma sağlanmasıyla sona erdiğini belirtti. Kaynaklar, uzlaşının Safadi’nin adaylığını destekleyen Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Özgür Yurtsever Hareket lideri Cibran Basil’in kararı ile de uyumlu olduğunu kaydetti.
Aynı kaynaklar, Safadi’nin söz konusu tarafların kendisini hükümeti kurmak için muhtemel aday olarak göstermeden önce faaliyetlerine başladığına dikkat çekti. Medya içerisinden çeşitli isimlerin ve bazı siyasi liderlerin de bu pozisyon için hazırlandığını belirten kaynaklar söz konusu isimlerin tamamının ilgi odağı dışında olduğunu ifade etti.
Kaynaklar ayrıca, Hizbullah’a bağlı “el-Manar” kanalının 15 Kasım sabahı itibariyle çoğu haber bülteninde ısrarla hükümeti kurmakla görevli ismin henüz belirlenmediğini aktardığını söyledi. Bu durum, Safadi ismine yönelik halk hareketi tarafından ortaya koyulacak tepkiden kaçınmak amacıyla Hizbullah tarafından bulunulan bir yöntem olarak yorumlandı.
Siyasi kaynaklar, Cumhurbaşkanı Avn ve Basil’in yeni hükümeti kurmakla görevlendirilen Safadi’ye yönelik tepkilere yaklaşımına da değinerek Cumhurbaşkanı’nın hükümeti kurmakla görevli isim hususunda parlamentoda istişarelerin yürütülmesi için tarih belirleyememesinin Safadi ismini bu pozisyon için önermekte zorluk yaşandığı anlamına geldiğini söyledi.
Eski Başbakan Hariri’nin tavrına da değinen siyasi kaynaklar, ülkenin benzeri görülmemiş bir ekonomik ve mali krize tanık olması dolayısıyla Hariri’nin hükümeti kurma sürecinin uzamamasına önem gösterdiğine dikkat çekti. Kaynaklara göre Hariri, Safadi’nin adaylığının hükümetin kurulmasını engellemeye yönelik suçlamalara yönelecek isimlerin yolunu kestiğini belirtirken kendisine güven sağlaması adına destek vereceğini ancak Müstakbel Hareketi’nin doğrudan veya bir aracı ile buna dahil olmayacağını söyledi.
Kaynaklar, Hariri’nin yeni hükümete katılmama konusundaki tavrının da Lübnan’ı ekonomik ve mali krizden kurtarma vizyonuyla uyumlu olduğun belirtirken bir yandan da halk hareketinin taleplerine cevaben bir teknokratlar hükümeti kurulmadan bunun sağlanamayacağı kanaatinde olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre rahatsız edici ve kışkırtıcı yüzler uzaklaştırılıp atmosfer soğutulmadıkça gün ışığını göremeyecek bir siyasi şokun ortaya çıkma ihtimali de mevcut.
Hükümet için bir dizi ismin önerildiğini aktaran siyasi kaynaklar bunların tamamının istişarelere katılanlar tarafından oy birliğiyle kabul edilen Safadi dışındaki teknokratlar olduğunu vurguladı. Söz konusu isimler arasında ise Lübnan’ın eski Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi Navaf Selam, finansal uzman Usame Bakdaş ve Bankacılık Denetim Komitesi Başkanı Velid Alamuddin’in de bulunduğu belirtildi.
Kaynaklar ayrıca eski başbakanlar Necib Mikati, Fuad Sinyora ve Tamam Selam’ın Ali Hasan Halil ve Hüseyin Halil ile görüşmesi öncesinde Hariri ile gerçekleştirdiği toplantıda, uzmanlardan oluşan bir teknokratlar hükümetinin kurulması gerektiği hususunda bir oy birliği olduğunu söyledi. Kaynaklar ayrıca eski başbakanların, tekno- siyasi bir hükümet kurmakta ısrar eden isimlerin varlığında Hariri’nin, hükümeti kurma adaylığından neden uzak durduğunu da anladıklarını vurguladı.
Aktarılanlara göre Hariri, Avn, Basil ve Şii ikilisine (Hizbullah ve Emel Hareketi) dikkati çekerek eski başbakanlara “böyle bir hükümete karşı duran bir çoğunluğun varlığından dolayı artık bir teknokratlar hükümetinin kurulamayacağını” bildirdi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Lübnan Meclis Başkanı Yardımcısı ve Maliye Bakanı Bakan Ali Hasan Halil ve Hizbullah Genel Sekreteri Yardımcısı Huseyin Halil, Hariri ile Hükümet Sarayı’nda (Beytul Vasat) yaptığı görüşmede hükümeti kurmakla görevli isme dair Hariri’nin görüşlerini aldı.
Kaynaklar, ülkedeki herkesin bölgesel katılımının yanı sıra uluslararası topluma hitap edebilme yeteneği dolayısıyla Hariri’nin hükümetin yanında durması gerektiği fikrinde olduğunu vurguladı. Başka bir deyişle Safadi’yi destekleyenler, tanık olunan felaketten çıkış yolu bulmak imkansız hale gelmeden önce Lübnan’ı bu krizden kurtarmak için çözümler sunabilecek bir şemsiye olarak Hariri’nin rolü olmaksızın faaliyet gösteremez.
Bu nedenle Şii ikilisi, tek renkli bir hükümet kurarak öne çıkmanın mümkün olmadığı kanaatinde ve böyle bir seçenek herkes tarafından da “intihar” olarak nitelendiriliyor.
Şii ikilisi, Hasan Halil ve Hüseyin Halil aracılığıyla durum ve düşünceler ne olursa olsun iç çatışmaya sürüklenmemeleri gerektiğini, uzun sürmemesi gereken geçici bir hükümetin kurulması, her şeyden önce çöküşü durdurmak, ekonomik ve finansal krizi engellemek için çalışılması gerektiğini ifade etti. 
Şii ikilisi, “siyasi varlığın, ülkeyi çalkantılı bölgesel ve uluslararası koşullar çerçevesinde kaymanın eşiğine getirecek hesaplanmamış pozisyonlar alınmasını engellemek için siyasi yönünü takip etmekle sınırlı olduğu” ifadeleriyle tekno-siyasi bir hükümeti haklı kılmaya çalıştı. Ayrıca temel bakanlıkların uzman bakanlara verileceğini ve savcılık ile bakanlık arasında ayrım yapılacağını da kaydetti.
Yeni hükümetin sayısına da değinen Şii ikilisi, başbakan da dahil 14 ila 18 kişi olacağını ancak 24’e çıkarmanın da sakıncası olmadığını bildirdi.
Ülke gündeminde şu an “Safadi’ye hükümeti kurma sürecinde güven var mı, yoksa sokakların baskısı altındaki aday listesinden bir başka adaya yönelir mi?” sorusu hakim.



Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
TT

Şeybani, Barrack ve Mossad Başkanı arasında, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasından önce gerçekleşen birkaç temasta ne konuşuldu?

 İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)
İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman (sağda), Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın fotoğrafları (Majalla)

İbrahim Hamidi yazdı...

Geçtiğimiz hafta, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile İsrail istihbarat teşkilatının (Mossad) yeni başkanı Roman Gofman arasında, Türkiye sınırına yakın kuzey Suriye'deki Ebu Zuhur Havaalanı’na yönelik hava saldırısından önce birden fazla telefon görüşmesi gerçekleşti. Bu ilk temas değildi. Elde ettiğiiz bilgilere göre eski Mossad başkanı David Barnea ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Gil Reich, ABD'nin himayesinde, aralarında Londra ve Paris'in de bulunduğu çeşitli başkentlerde, Şeybani ve eski Suriye istihbarat şefi Hüseyin Selame'nin katıldığı Suriye-İsrail müzakerelerine katıldı.

Söz konusu saldırı, Washington'un üç ortağı olan İsrail, Türkiye ve Suriye arasında gerginliğe yol açtı. Trump, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara hükümetine yönelik politikasını büyük bir başarı olarak görüyor ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir ilişki sürdürüyor. Tel Aviv ile özel bir ilişkiye ve sürekli desteğe rağmen, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ilişkisi ise son aylarda gerginleşti.

2024 yılının sonunda Esed'in devrilmesinden sonra İsrail, yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek stratejik varlıkları imha etti. Golan Tepeleri'ndeki "tampon bölgeyi" işgal etti, ileri askeri üsler kurdu ve Süveyda'daki Dürzileri destekledi. Ancak, Ebu Zuhur Havaalanı’nın vurulması, Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre uzaklıkta olması nedeniyle ilave bir önem taşıyor.

Suriyeli ve Batılı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre, İsrail istihbaratının İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Havaalanında Türk ve Suriye hareketliliğine dair raporlarının ardından, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 6 Ocak'ta Paris'te yapılan son müzakerelerde kararlaştırıldığı üzere “çatışmayı önleme” mekanizmasını devreye sokmaya çalıştı.

Şam, komşularından herhangi birine tehdit oluşturma niyetinde olmadığını ve odak noktasının yeniden inşa ve Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek olduğunu ısrarla belirtiyor

Barrack'ın katıldığı ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın da bir kısmında yer aldığı Suriye ve İsrail arasındaki Paris müzakerelerinde Washington, istihbarat paylaşımı, gerilimi azaltma ve diplomatik ilişkiler için kullanılacak bir “ortak entegrasyon mekanizması” ve “daimî iletişim hücresi” kurulması konusunda anlaşmaya varıldığını duyurdu. Şam, anlaşmanın uygulanması ve bu tür olayları yönetmek, gerilimin yükselmesini önlemekle görevli bir “ortak koordinasyon merkezi”nin Ürdün'de kurulması için baskı yaptı. Ancak İsrail, koordinasyon merkezini aktif hale getirmeyi reddetti ve bunun yerine güney Suriye'ye yönelik askeri operasyonlarını artırdı. Sonuç olarak, taraflar arasında askeri konular, silah kaçakçılığı ve terörizmle ilgili bilgi alışverişini ve diyaloğu kolaylaştırmak için bir Amerikan mekanizması devreye sokuldu.

Buna dayanarak, geçen hafta Şeybani, Gofman ve Barrack arasında birkaç temas gerçekleşti. Açıklamada bulunan bir Batılı yetkiliye göre, Mossad Başkanı Ebu Zuhur Havaalanı'ndaki hareketlilik hakkında bilgi aldı. Şam, üsle ilgili İsrail endişelerinin bir süredir farkındaydı ve Amerikalılar aracılığıyla İsraillilere pistin rehabilitasyonunun nedenlerini açıklayan ve herhangi bir düşmanca niyetin olmadığını vurgulayan mesajlar göndermişti. Ayrıca komşu ülkelere herhangi bir tehdit oluşturma niyetinde olmadığını, odak noktasının yeniden inşa, Suriye'yi enerji koridorları ve boru hatları için bir merkez haline getirmek, sınırları, tehditlere ve kaçakçılığa karşı güvence altına almak olduğunu da vurguladı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü, 8 Ekim 2025 (AFP)

Suriye'nin cevabında, Türk Bayraktar insansız hava araçları ve diğer uçakların konuşlandırılacağı Ebu Zuhur Havaalanı’nın, DEAŞ ve diğer milislere karşı operasyonları desteklemeyi, Irak ve Lübnan ile olan sınırları güvence altına alarak silah ve milislerin sızmasını önlemeyi amaçladığı belirtildi. İsrail tarafı ise İsrail'in bunu bir Türk tehdidi olarak gördüğünü ve pistleri bombalayarak uçakların gelişini ve bölgede üs kurulmasını engelleyeceğini belirtti.

Edinilen bilgilere göre, Şeybani ile Gofman arasındaki temasların (bunlardan biri ilk olarak 14 Ağustos'ta Reuters tarafından bildirildi) ve Şeybani ile Barrack arasında 17 Ağustos'ta İstanbul'da görüşme yapıldı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmenin ardından Amerikalılarla devam eden iletişim sırasında,18 Ağustos'ta İsrail'in Ebu Zuhur Havaalanı’nı bombalamasıyla Şam şaşkınlığa uğradı. Yine bu bilgilere göre Netanyahu, Washington'un havaalanını bombalamama ve meseleyi “çatışmayı önleme kanalları aracılığıyla” çözme talebini “yerine getirmedi.” Trump çarşamba günü, ayrıntı vermeden İsrail hava saldırısı hakkında bilgilendirildiğini belirtti.

İsrail'in hava saldırısı Arap ve Türk kınamaları ile karşılandı. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, Şeybani'ye saldırıyı kınayan “ortak bir açıklama” yapma teklifinde bulundu.

Katz, Ebu Zuhur Havaalanı’nın bombalanmasının ardından Suriye'nin güneyini ziyaret etti. Suriyeli bir kaynak, “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor” ifadelerini kullandı.

Peki, Ebu Zuhur'da gerçekten bir Türk üssü kurma planı var mıydı?

Suriyeli bir kaynağa göre, Ankara ile güçlü bağlarına rağmen Şam, “Türkiye ve İsrail arasında bir çatışma alanı haline gelmemeye” çalışıyor. Axios'a konuşan Şeybani, “Orada bir Türk üssü kurma, kalıcı bir Türk askeri varlığı oluşturma veya Türk kuvvetlerini konuşlandırma niyeti yoktu” dedi. Şeybani ayrıca, “Aslında üs neredeyse boştu. Henüz tamamen rehabilite edilmemişti ve tam olarak faaliyete geçmemişti; oradaki çalışmalar hâlâ rehabilitasyon aşamasındaydı” diye belirtti.

İsrail ise Trump yönetimine son saldırısının “potansiyel bir Türk askeri yığınağını önlemeyi amaçladığını” bildirdiğini açıkladı. Netanyahu “X” platformundan yaptığı açıklamada, İsrail'in hava saldırısından önce Suriye'yi üste Türk varlığına izin vermemesi konusunda uyardığını belirterek, “Mesajımız çok açıktı: Bunu yapmayın. Sanırım mesajı tam olarak anlamadılar” dedi. Netanyahu'nun ofisi, İsrail'in Suriye'yi söz konusu üste bir Türk konuşlanmasının güvenliğine tehdit oluşturacağı konusunda defalarca uyardığını ve Şam'ın bu uyarıları görmezden geldiğini söyledi.

Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)
Ebu Zuhur Havaalanı, Suriye, 18 Ağustos 2026 (Reuters)

Buna karşılık, bir Türk yetkili üste Türk varlığı olmadığını belirterek, İsrail'i komşu ülkeleri bombalamak ve bölgeyi istikrarsızlaştırmak için bahaneler uydurmakla suçladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Netanyahu gibi figüranların, bölgemizdeki barış ve istikrarı baltalama oyunlarına gelmeyecek kadar da tecrübe sahibiyiz” dedi.

Barrack ise Türkiye'nin saldırıdan önceden haberdar olmadığını söyledi ve “bu nedenle İsrail uçaklarının kuzeye, topraklarına doğru ilerlediğini tespit ettiğinde aslında askeri bir karşılık için hazırlık yapabilirdi” dedi. Durumun kötüleşmesini önlemede “soğukkanlılığın” başarılı olduğunu da ifade etti.

Geçtiğimiz ay Şeybani, “İsrail'in askeri operasyonları ve 1974 sınırının ötesindeki topraklarımızın yasadışı işgalinin devam etmesi, bölgenin güvenliğine doğrudan bir tehdit ve ulusal kaynaklarımızı tüketmektir” diyerek, İsrail'in “koşulsuz” geri çekilmesini talep etmişti.

 İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da
İsrail istihbarat teşkilatı (Mossad)'ın yeni başkanı Roman Gofman, 29 Eylül 2025'te ABD’nin başkenti Washington'daki Beyaz Saray'da

Bu arada, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz geçen hafta İsrail'in Suriye topraklarındaki güçlerini koruma niyetinde olduğunu vurguladı. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de Ebu Zuhur Havaalanı saldırısının ardından Suriye'nin güneyinde İsrail tarafından işgal edilen bölgeleri inceledi.

Suriyeli bir kaynak şunları söyledi: “ABD’nin arabuluculuğuyla bir güvenlik anlaşmasına varmaya her yaklaştığımızda, İsrail sözünden dönüyor.” Sözlerine şöyle sürdürdü: “İsrail'in Ebu Zuhur'da bir Türk üssünün olduğuna dair bahanesi gülünç. Türk üsleri Türk topraklarının içinde sadece 70 kilometre uzakta; Suriye içinde bir üs kurmanın stratejik olarak ne gibi bir faydası var ki?”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
TT

Selam: Lübnan ordusunun güneydeki varlığı sadece askeri bir konuşlandırma değil, devletin varlığıdır

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyindeki Lübnan ordusunu ziyaret etti (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün Lübnan ordusunun güneydeki varlığının “yalnızca askeri bir konuşlanma değil, devletin varlığı” olduğunu söyledi.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı’nın aktardığına göre Selam, helikopterle Sur kentine gelerek Savunma Bakanı Tümgeneral Mişel Menessa tarafından karşılandığı Benva Berakat Kışlası’na geçerken yaptığı açıklamada, “Ülke anayasasının gerektirdiği şekilde dayanışma içindeki bir hükümet olarak verdiğimiz söze bağlıyız. Hükümetimiz, ordunun insan gücünü geliştirmek, teçhizatını modernize etmek ve mensuplarının yaşam ve sosyal koşullarını iyileştirmek için mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmeye devam ediyor” dedi.

Selam askerlere hitaben, “Karşı karşıya olduğunuz zorlukların boyutunun farkındayım. İsrail saldırıları sürerken üzerinizdeki yükün de farkındayım. Ancak egemenliğin yeniden tesis edilmesinin ancak güçlü bir devlet inşa edilmesiyle mümkün olduğunu da biliyorum. Güçlü bir devlet ise tek ve güçlü bir ordu olmadan var olamaz” ifadelerini kullandı.

Selam, “Güneyin de Lübnan’ın tamamı gibi tek devletin otoritesi altında olmasını istiyoruz. Lübnan vatandaşının kendisini koruyacak bir ordusu olduğu için güvende olmasını ve devletin savaş ve barış kararındaki yetkisini yeniden tesis etmesiyle ülkenin istikrara kavuşmasını istiyoruz” diye konuştu.

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, bugün ülkenin güneyinde Lübnan ordusunu ziyaret etti. (NNA)

Başbakan, “Ordunun konuşlandığı her nokta, devletin egemenliğini, otoritesini ve itibarını yeniden tesis ettiği bir noktadır. Hükümetimiz açısından orduyu güçlendirmek programımızda ikincil bir madde ya da teknik bir mesele değildir; devletin yeniden tesis edilmesine yönelik projemizin merkezinde yer alan stratejik bir tercihtir” dedi.

Hükümetin mümkün olan bütün Arap ve uluslararası desteği seferber etmek için çalışmalarını sürdürdüğünü vurgulayan Selam, “ordu kurumunun birliğinin korunması” ve “siyasi hesapların aralarına nifak sokmasına izin verilmemesi” çağrısında bulundu.

Selam ayrıca mezhepçiliğin kötülüklerinin askerlerin saflarına sızmasına izin verilmemesini isteyerek, “Sizin için referans olarak yalnızca anayasayı ve yasayı kabul edin” dedi. Şarku’l Avsat’ın NNA’dan aktardığına göre Lübnan ordusunun gücünün yalnızca silahları, teçhizatı ve personel sayısından kaynaklanmadığını belirten Selam, asıl gücün birlikten geldiğini ifade etti. Selam, “Ordu, Lübnanlıların mezhep ve bölge mensupları olarak değil, tek bir vatanın evlatları olarak bir araya geldiği az sayıdaki kurumlardan biridir” dedi.

Savunma Bakanı Mişel Menassa da Sur’da yaptığı açıklamada, “Devletin egemenliğini ve topraklarımızın her karışını geri alma konusundaki değişmez tutumumuzu teyit ediyoruz. Lübnan’ın içine girdiği müzakerelerin amacı da budur ve bu müzakereler, 7yxçıkmazdan kurtulmanın en iyi yoludur” ifadelerini kullandı.

Menassa, “Ordu hiçbir zaman ayrıştırıcı olmadı; üstlendiği her görevi büyük bir titizlikle yerine getirdi... Güney Lübnan’a dönene ve sizler başınız dik şekilde topraklarınıza dönene kadar içimiz rahat etmeyecek” dedi.


Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
TT

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da boşalttıkları yere 21 yıl sonra geri döndü

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)
Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich (en solda), Kadim'de Yahudi yerleşiminin tekrar kurulmasıyla "tarihi bir hatayı düzelttiklerini" savundu (Şomron Bölge Konseyi/Ynet)

Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'da yer alan Kadim bölgesine 21 yıl sonra geri döndü.

BBC'nin yerel kaynaklardan edindiği bilgilere göre 30 aile, perşembe günü Kadim'e ulaştı. Bazı aileler askerler eşliğinde, araçlarına İsrail bayrakları asarak Filistinlilere ait köy ve tarım arazilerinden geçti.

Yerleşimcilerin yatak, mobilya ve inşaat malzemeleri taşıyan römorklarla birlikte geldiği de aktarılıyor.

Radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Kadim'deki yerleşim için düzenlenen açılış töreninde bölgenin 21 yıl önce hükümet tarafından boşaltılmasını "sürgün suçu" diye niteleyerek, "Bu yanlışı düzelttik ve Kadim yerleşimine geri döndük" dedi.

Törene, Batı Şeria'nın kuzeyinde çok sayıda yasadışı Yahudi yerleşim birimini bünyesinde bulunduran Şomron Bölge Konseyi'nin lideri Yossi Dagan da katıldı.

Dagan, konuşmasında "bölgenin geleceğini yeniden şekillendirdiklerini" savunurken, Yahudi yerleşimcilerin bir gün Gazze'ye de geri döneceğini de ileri sürdü.

Kadim, 2005'te İsrail'in tek taraflı geri çekilme planı kapsamında boşaltılmıştı. Plan çerçevesinde Gazze'deki tüm Yahudi yerleşimciler ve askerler bölgeden çekilirken, Batı Şeria'nın kuzeyinde Kadim dahil 4 yerleşim bölgesi de terk edilmiş, İsraillilerin buralarda ikamet etmesi yasaklanmıştı.  

Ancak Binyamin Netanyahu hükümeti Kadim, Ganim, Sanur ve Homeş'e yönelik bu yasağı Mart 2023'te kaldırmıştı.

Ganim, Sanur ve Homeş'in ardından Kadim, 2005'te boşaltılan yerleşimler arasında yeniden İsraillilerin ikametine açılan son bölge oldu.

İsrailli insan hakları örgütü Peace Now'dan Hagit Ofran, Cenin çevresindeki hızlı inşaat faaliyetlerinin, ekimdeki İsrail seçimleri öncesinde hükümetin Batı Şeria'daki yerleşimleri mümkün mertebe genişletme politikasının parçası olduğunu vurguluyor.

Yahudi yerleşimcilerin kurduğu Emek Dotan bölgesinin yakınında yaşayan Filistinli Samir Cebir, evlerin buldozerlerle yıkıldığını, ardından karavanlarla yerleşimcilerin getirildiğini anlatıyor:

Hepimiz korkuyoruz, tamamen savunmasızız. Hepsinin elinde silah var.

İsrail'in Batı Şeria'yla Doğu Kudüs'ü ayırmayı hedefleyen yasadışı yerleşimleri genişletme planı da büyük tepki çekmişti.  

İsrail hükümeti, E1 adlı proje kapsamında 1234 konut inşası için bu hafta ihale ilanı yayımladı.

Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, Kanada, Hollanda ve Norveç ise ortak açıklamayla karara tepki gösterdi.

Açıklamada, "E1 yerleşimi, Batı Şeria'yı bölerek ve Filistin topraklarının bölgesel bütünlüğüne zarar vererek iki devletli çözüm ihtimalini zayıflatacaktır" dendi.

Independent Türkçe, BBC, Ynet, Times of Israel