Sykes-Picot Anlaşması'ndan 103 yıl sonra

Sykes-Picot haritası (AFP)
Sykes-Picot haritası (AFP)
TT

Sykes-Picot Anlaşması'ndan 103 yıl sonra

Sykes-Picot haritası (AFP)
Sykes-Picot haritası (AFP)

Ahmed Abdulhakim*
Sykes-Picot anlaşmanın ayrıntıları, üzerinden 103 yıl geçmesine rağmen Ortadoğu’da özellikle de Asya bölgesindeki gelişmeler üzerindeki ‘güçlü’ etkisini sürdürmeye devam ediyor.
Fransa ve İngiltere, daha sonra ise Rusya, Sykes- Picot olarak bilinecek olan ‘gizli bir anlaşma’ ile ‘hasta adam’ olarak niteledikleri Osmanlı İmparatorluğu’nun etkili olduğu bölgeleri kendi aralarında paylaşma konusunda uzlaşmıştı.
Anlaşmanın her yıldönümünde, 3 sayfa, 12 madde ve bir haritadan oluşan içerikle ilgili tartışmalar yeniden gündeme geliyor. Bu anlaşmaya göre Akdeniz'deki Akka Limanı’ndan doğuda Irak'ın Kerkük iline uzanan yatay bir sınır çizildi. Anlaşmaya göre bu sınırın, Filistin ve Musul haricinde Türkiye’nin güneyini ve Suriye’yi kapsayan kuzey kısmı Fransa’nın kontrolü altında bulunuyor. İngiltere ise Filistin özel statüsünün imtiyazı ile Bağdat eyaleti, Akka limanları, Ürdün’ün doğusu Hayfa’dan, Irak- Suudi Arabistan ve Ürdün- Suudi Arabistan sınırlarına kadar uzanan güney kısmını egemenliği altına alıyor. Bu anlaşma, bazı taraflara göre yıllar geçmesine rağmen tarih mahkemeleri tarafından hala bölgeyi sarsan birçok sorunun sebebi olarak görülmeye devam ediyor. Bazı taraflarca ise kısmen doğru kısmen yanlış olduğu düşünülüyor.
Ayrıca her yıl dönümünde, anlaşmanın tarafları, Ortadoğu’da yaşanan olaylar ışığında kalıcı ve kronik sorunları çözme çabası olarak sınırların etnik ve dini koşullarla uyumlu bir şekilde yeniden çizilmesi ve bölge ülkelerinin paylaşılması yönünde fikirler öne sürüyor. Politikacılar ve tarihçilere göre Sykes- Picot meselesi hakkında sorular yenileniyor.
Sınırların yeniden çizilmesine ilişkin yeni öneriler, ‘sömürgecilik döneminden beri devam eden komplo teorisi mi, yoksa bileşenler arasında çatışmalı ve sorunlu olan bölgenin durumunu ortaya koymak için mi gündeme geliyor?

Anlaşma nasıldı?
Politikacılar, tarihçiler ve hatta vatandaşlar bile Fransız diplomat François Georges Picot ve İngiliz diplomat Sir Mark Sykes arasında imzalanan ‘gizli anlaşmanın’ etkileri hakkında farklı görüşlere sahipler.

Ancak kaynaklara ve araştırmacılara göre gerçekler şöyle;
Fransız ve İngiliz diplomatlar (Sykes ve Picot) ve Çarlık Rusyası ile 23 Kasım 1915- Mayıs 1916 arası dönemde hasta adamın mirası olarak görülen Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılması hakkındaki ‘gizli’ belgeler ve mutabakat zaptı üzerinde görüşmelerde bulundu. Anlaşma, Komünistlerin, 1917’deki Bolşevik İhtilali’nin ardından Rusya’da iktidara gelmesinden sonra ortaya çıktı. Bu anlaşma ortaya çıktığında, etkilenen halkların öfkelenmesine neden oldu. O dönemin sömürgeci ülkeleri olan İngiltere ve Fransa, dayatılan sınırlar içerisindeki içsel çatışmalardan sorumlu tutulmaları nedeniyle zor durumda kaldı.
Güvenilir kaynaklara göre Sykes-Picot anlaşmasının sonuçları, 1914-1918 yılları arasında meydana gelen Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında gerçekleşmedi. Bu gelişmelerden en önemlisi, Rus İmparatorluğu’nun ‘devrimle’ yıkılması olmuştu. 1920 yılının Nisan ayında Maşrık/Mağrip (Doğu-Batı) ülkelerinin kaderinin belirlenmesi amacıyla San Remo Antlaşması imzalanmıştı. Bu anlaşmada, Arap-İsrail ihtilafını oluşturan ‘Filistin'deki Yahudiler için bir vatan’ kurulmasını içeren 2 Kasım 1917'deki Balfour Deklarasyonu'nun uygulanmasına bir ön hazırlık olarak Fransa ve İngiltere’nin Irak ve Şam bölgelerindeki etki alanları ile ilgili değişiklikler yapıldı. Dönemin Fransız ve İngiliz başbakanları, Suriye ve Lübnan’ın Fransız, Ürdün Nehri’nin doğu kıyısı, Irak ve Filistin’in İngiliz Mandası altına alındığını itiraf etmişti.
1921 yılında Fransa, Kilikya’dan, 1939’da da Türkiye’nin güneyindeki Suriye toprağı olan İskenderun Sancağı’ndan çekildi. Öte yandan 1922 yılında Filistin, Suriye ve Irak’taki devrimler başarısız oldu. Milletler Cemiyeti, İngiltere’nin Filistin, Irak ve Ürdün’ün doğu kıyısı üzerindeki, Fransa’nın da Suriye ve Lübnan’a mandası ya da sınırlı süreliğine gerçekleştirilen sömürgeciliğinin günümüzdeki devletleri ortaya çıkardığını vurguladı. Bu gelişme, Siyonist hareketin İsrail Devleti’nin kurulmasına ilişkin faaliyetlerinin uygulamaya geçmesiyle aynı zamana den geldi.
‘College de France Enstitüsü’nde tarih profesörü olan Henry Laurens, ‘Sykes-Picot sınırları’ 1916-1922 yılları arasında müzakere edilen Osmanlı İmparatorluğu paylaşımını yeniden gündeme getirdi. İlk Sykes-Picot haritasının mevcut sınırlarla herhangi bir ilgisi bulunmuyor. Pratikte yalnızca Lübnan, Irak, Ürdün ve Filistin sınırları olduğu gibi kaldı.
Laurens, “Sykes-Picot Anlaşması geçici sayılırdı. Ondan çok kısa bir süre sonra yerine San Remo Anlaşması geçti. İlk metin, İngiltere ve Fransa arasında paylaştırılan bölgelerde bir ya da birkaç Arap devleti kurulmasından bahsediyordu. Ne Lübnan ne de bir Yahudi devletine işaret vardı. Filistin ve Musul'un Fransız etki alanının bir parçası olması gerekiyordu. Ancak Paris, 1918’de Londra’nın baskısı altında bu bölgelerden vazgeçti. Mustafa Kemal liderliğindeki Türk milliyetçilerinin 1919-1922 yılları arasında Anadolu’yu kurtarmasının ardından Paris, bugünkü Türkiye topraklarının içinde bulunan Kilikya’yı terk etti” ifadelerini kullandı.
Arapların bölgedeki sorun ve krizlerden Sykes-Picot Anlaşması’nı sorumlu tutmasının yanı sıra ‘Ortadoğu Atlası’ kitabının yazarı Tarihçi Jean-Paul Chagnollaud, bu suçlamanın sembolik olduğunu söyledi. Chagnollaud, “Sykes-Picot anlaşmaları, bölge halklarının kolektif hafızasındaki güçlü bir fikir olan ihanetle bağlantılıdır. Onlarca yıldan sonra kökleri Sykes-Picot anlaşmalarına dayanan farklı sorunlar buluyoruz”  tespitinde bulunuyor.
Sykes- Picot Anlaşması’nın ana maddeleri, Fransa ve Büyük Britanya’nın (İskoçya, Galler ve İngiltere'nin yer aldığı ada) anlaşmaya ilgili haritada belirtilen A (Suriye’nin içi) ve B (Irak’ın içi) her iki bölgede de bir Arap cumhurbaşkanı tarafından yönetilen bir Arap devletini tanıma ve korumaya hazır olmasına dayanıyor. A bölgesinde Fransa, B bölgesinde de İngiltere, yerel projeler ve kredilerde öncelik hakkına sahip olacak. A Bölgesi'ndeki Fransa ve B Bölgesi'ndeki İngiltere, Arap hükümet veya hükümetler ittifakının talebi üzerine yabancı danışmanlar ve personel sağlama konusunda tek mercidir.
Haritadaki Sykes hattı, Akdeniz'deki Akka’dan Kerkük'e (250 kilometre) uzanan yatay bir çizgi ile dengelenmiştir. Kuzeydeki bölge olan A’nın sınırları mavi ile gösterilirken, güneydeki bölge olan ve İngiltere hâkimiyeti altında olan B’nin sınırları kırmızı ile belirtildi. Anlaşmanın 3. maddesine göre küresel idare altında olan Filistin ise kahverengi ile gösteriliyor. Bu yönetim şekline Rusya ile yapılan istişarenin ardından diğer müttefikler ve Mekke temsilcileri ile mutabakata varılması sonucunda ulaşıldı.

Suçlama çemberinde
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevirdiği habere göre, Sykes-Picot ve sonuçlarıyla ilgili belgeler ve yazılanlar incelendiğinde, söylenenlerin büyük çoğunluğunun, bu anlaşmanın imzalanmasından sonra bölgede yaşananlar ve etkileri nedeniyle anlaşmayı bir çerçeveye oturtma ve hesap verilebilirlik konusunda hemfikir olduğunu gösteriyor. Bazıları, Fransız ve İngiliz iki üst düzey diplomat arasında yapılanları karşılaştırarak, bölgenin haritasını, bu alanların, bölge halkı ve vatandaşlarını hesaba katmadan iki bölüme ayırarak oynadıkları bir oyuna benzetiyor.
Tarihçi James Barr, 2011 yılında ‘A Line in the Sand’ (Kumlar Üzerindeki Bir Çizgi) isimli kitabında Sykes-Picot Antlaşması hakkında, “İngiltere ve Fransa'nın etki alanları arasındaki çizgi, akıllıca değildi. Oysa fikir basit, buradaki her şey kum. Aşiret topraklarını, nehir yollarını ve coğrafi iletişim kanallarını göz önünde bulundurmaya gerek yok. Bu yalnızca geometrik bir çizgi. Her şey tesadüfi bir şekilde gerçekleşti” ifadelerini kullandı.
İngiltere ve Fransa arasındaki Bereketli Hilal paylaşımı anlaşması geliştirilerek, Fransa’nın Londra Büyükelçisi Paul Cambon ve İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey arasındaki yazışmalar ile Cambon-Grey anlaşması haline getirildi. Rusya ve İtalya da anlaşmaya katıldı. O dönemde Sykes, A ile Akka’dan başlayarak, K ile Kerkük’te sona erecek olan bir çizgi çizmek istediğini söyledi.

“Amaç Yahudileri Filistin’e yerleştirmek”
Öte yandan Düşünür Abdulvehhab el-Meysiri, ‘Yahudiler, Yahudilik ve Siyonizm’ ansiklopedisinde, Sykes-Picot’un amacının Yahudileri Filistin’e yerleştirmek olduğuna dikkat çekti. Başta Lionel Walter Rothschild olmak üzere Siyonist hareketin kurucu babaları, Avrupa’nın  hasta adamının (Osmanlı İmparatorluğu) mirasını düşünme konusunda oldukça ilgili olan ve doğudaki etkilerini genişletmek isteyen İngiliz ve Fransız emperyalizminin kapitalist çıkarlarıyla ilişkiliydi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour’un, 2 Kasım 1917'de İngiltere’nin Filistin'de bir Yahudi ülkesi arayışındaki Siyonist hareketin yanında olacağına dair bir mektup gönderdiği isim Rothschild’di.
Onlarca yıl geçmesine rağmen anlaşmayı kınayan sesler, bölgeye zarar veren sorunların hepsinden anlaşmayı sorumlu tutmaya devam ediyor. 100. yıldönümünde ABD’de yayınlanan ‘Daily Best’ dergisindeki bir makalede, “Herkesin, Ortadoğu, Suriye, Irak, Yemen ve Libya’daki yıkımın, ABD-İngiliz işgali veya Arap Baharı olarak adlandırılan iç gerilimlerden kaynaklanmadığını kabul etmesi gerek. Asıl sebep, Sykes- Picot adı verilen ve Ortadoğu’nun paylaşıldığı bu harita. Mezhep baz alınarak yapılan bu paylaştırma, bölgedeki çatışmaların tohumlarını ekti” ifadelerine yer verildi. 
‘Daily Best’ dergisindeki makaleye göre anlaşmanın aslı, İngiltere ve Fransa arasındaki Arap bölgelerine nüfuz etme konusundaki anlaşmazlığa dayanıyor.
Fransız Araştırmacı Jean-Paul Chagnollaud, ‘Violence et politique au Moyen-Orient’ (Ortadoğu’da Şiddet ve Politika; Sykes -Picot’tan Arap Baharına) isimli kitabında, “Bölge toprakları gelişigüzel paylaşıldı. Uluslar görmezden gelindi” ifadelerini kullandı. Filistinliler ve Kürtlere atıfta bulunarak, halksız devletlerin ortadan kalktığı ve devletsiz insanların ortaya çıktığına işarette bulundu. Kürtler, 1920 yılının Ağustos ayında imzalanan Sevr Antlaşması’nda elde ettikleri devlete neredeyse sahip olacaktı. Ancak bölgedeki güç dengesi durumu değiştirdi.
1920 yılında imzalanan Sevr Anlaşması’nda çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Doğu Anadolu’da bir Kürt oluşumu kurma imkânına rağmen anlaşma, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Türk milliyetçi hareketi nedeniyle uygulanmadı. 1923 yılında Sevr’in yerini Kürtlerden bahsedilmeksizin, Türkiye’yi yasal olarak tanıyan Lozan Antlaşması aldı.
Chagnollaud, kitabında, Sykes- Picot’un halklara sınırlar dayattığını belirtiyor. Meselelerin yeterli çoğunluğa göre yeniden ele alınması gerektiğini ifade eden Chagnollaud, şimdi bir devlet kurma isteğini dayatmanın halklara kaldığını ifade ediyor.

‘Mağdur rolünü bırakın’
Başkasına sorumluluk yükleyerek kendini muaf tutma… Bazıları, söz konusu bölge halkları ve ülkelerinin suçlamalardan vazgeçip ‘mağdur rolü oynamayı’ bırakmaları gerektiğini savunuyor.
‘College de France’ Enstitüsü’nde tarih profesörü olan Henry Laurens, artık mağdur rolü oynamanın bırakılması gerektiğini düşünüyor. Arap milliyetçilerinin bu gelişigüzel çizilen sınırları kınamasına rağmen herkes için uygun olması nedeniyle ciddi bir şekilde sorgulanmadığına dikkat çekiyor. Mevcut istikrarsızlığın, 18. yüzyıldan bu yana bölgesel ve uluslararası güçlerin müdahalesi ve mevcut sistemlerin doğasıyla bağlantılı olduğuna işaret ediyor. 
Tarih araştırmacısı James L. Gelvin, 2017 yılında yayınlanan The New Middle East (Yeni Ortadoğu) isimli kitabında, yeni Ortadoğu’nun belirgin özelliklerinin, isyan, baskı, vekâlet savaşları, mezhep çatışması, DEAŞ’ın yükselişi ve bölgedeki kutuplaşma olduğuna dikkat çekti. Gelvin, “Anlaşma şu an önemsiz görünüyor. Mevcut Ortadoğu haritasını, Sykes-Picot’ta önerilen harita ile karşılaştırmaya kalksak, hiçbir bölge doğrudan Rus, İngiliz, Fransız kontrolü altında değildir. Aynı durum şu anda uluslararası egemenlik altında olmayan Kudüs için de geçerlidir. Fransa ve Rusya, Anadolu'nun hiçbir bölgesini egemenliği altına bulundurmuyor. İngiltere, Irak veya Arap Yarımadası’nın bazı bölgelerini kontrolü altında tutmuyor” ifadelerini kullanarak,  Sykes- Picot Anlaşması’nın bir öneminin kalmadığına işarette bulunuyor.
“Sykes- Picot’ta ittifak edilen konuları göz ardı edecek olursak, Şam bölgesinin (Suriye, Filistin, Lübnan) mevcut, Mezopotamya (günümüzde Irak) ve Anadolu bölgesindeki mevcut sınırlar, başlıca iki temel faktörden kaynaklanıyor. Bunlardan biri Birleşmiş Milletler’den (BM) önce Milletler Cemiyeti'nin oluşumuydu. Bu sistem, İngiltere ve Fransa’ya bu bölge toprakları üzerinde geçici kontrol hakkı verdi. Buna göre diğer faktör iki ülkenin sömürge çıkarlarına göre bölgeleri daha küçük alanlara bölmesi oldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere, Ürdün’ün doğusu olarak bilinen bölgede Irak’ı kurdu. Öte yandan da Fransa, Lübnan ve Suriye konusunda aynısını yaptı. 1971 yılında Körfez’deki sömürgenin sona ermesi ve 1990 yılında Yemen’in iki bölümünün ( Kuzey-Güney çn) birleşmesi haricinde Arap bölgesindeki ülkelerin sınırları 75 yıldan beri oldukça istikrarlı bir durumda bulunuyor” diyen Gelvin, söz konusu bölgenin aslında Avrupa ülkelerinden daha istikrarlı olduğuna dikkat çekti. 
Anlaşmanın 100. yıldönümünde uzun süren bir araştırma sonrasında Steven A. Cook ve Amr T. Leheta, ABD menşeili Foreign Policy dergisinde yayınlanan makalelerinde, Ortadoğu’daki kaosun nedenin Sykes-Picot olmadığına işarette bulundu. Bu olaya gereğinden fazla yüklenmenin ‘doğru olmadığının’ altını çizdiler. Makalede, içerisinde çeşitli mezhep, etnik köken ve farklı grupları barındıran bu bölgede olup bitenlerin, bu gruplar arasında binlerce yıllık kökleri olan nefret ve çatışmaların bir sonucu olduğunun üzerinde duruldu. Bu çatışmaların tek çözümünün, yeni sınırlar çizmek olduğuna işarette bulunuldu.
Foreign Policy’deki makaleye göre bölgenin bu patlamaya hazır hali, Sykes-Picot’u öldürdü. Çünkü bu en baştan ölü doğan bir anlaşmaydı. Sykes- Picot anlaşmasının herhangi bir sınır çizmediğini belirten yazarlar, nüfuz alanlarını belirlediğinin altını çizdiler. İki ünlü diplomatın belirlediği bu alanlar, aydınlık bir yola ulaştırmadı.

Sınırları yeniden yapılandırma girişimleri
Bölgedeki durum birçok ülkede patlak vermeye devam ederken, yeniden şekillendirme ile ilgili dış proje ve fikirler tekrar gündeme geldi. Bazıları paylaşılanın bölünmesi ve parçalara ayrılmasının bölgede şiddetli çatışmalara yol açmasından endişe ediyor. Arap ülkeleri, özellikle de Suriye, Irak, Libya, Sudan ve Yemen’de hükümet, ülke sınırları içerisindeki toprakların büyük bir bölümü egemenliği altında bulundurmuyor. Milisler, terör örgütleri, yabancı savaşçılar ve çeşitli düzeylerde yerel otoriteye sahip diğer silahlı gruplar bölgede hâkimiyet ilan etti. Öte yandan bazı azınlıkların kendilerine ait bir devlet kurma konusunda ulusal özlemleri bulunuyor. Bu kargaşanın ortasında, Arap hafızası başka herhangi bir anlaşma bulunmaksızın sadece Sykes-Picot Anlaşmasını elinde tutuyor.
ABD’de yayın yapan Washington Post gazetesine göre son yıllarda Ortadoğu’daki özellikle de Suriye’deki bölgesel ve uluslararası savaşların devam etmesi, bunun yanı sıra Lübnan ve Irak gibi diğer ülkeleri kapsayan mezhepsel ya da dini nedenli mevcut siyasi karışıklıklar, Sykes-Picot Anlaşması'nın Arap bölgesinde geride bıraktığı ‘yapay sınırın’ sonucu. New York Times gazetesi ise 2013 yılının Eylül ayında bölgedeki beş Arap ülkesinin sınırlarını, dokuz etnik ve mezhepsel varlığın ayrılması yoluyla değiştirip 14 küçük devlete dönüştürmek isteyen bir harita ve uzun bir rapor yayınlayarak daha da ileriye gitti.
Robin Wright, ‘Rage and Rebellion Across the Islamic World’ (İslam Dünyası’nda Öfke ve İsyan) isimli kitabının ‘Ortadoğu haritasını gözden geçirdiğimizi hayal edelim’ başlıklı bölümünde Libya, Suudi Arabistan, Suriye, Yemen ve Irak'ın bölünmesi olanaklarını ele aldı. Son yıllarda Arap bölgesinde meydana gelen olayların çok sayıda ülkede ayrılıklar yaşanıp devletçiklere bölünmesinin bir ön hazırlığı olabileceğini söyledi. Suriye’de yaşanan savaşın bu gidişat içinde bir dönüm noktası olacağını ifade eden Wright, Suriye’yi iç karışıklıklar, dini, mezhepsel ve etnik çeşitlilik nedeniyle birkaç ülkeye bölünmesi muhtemel Arap devletlerinin başında zikretti.
2014 yılında ABD’deki Brookings Enstitüsü’nde araştırmacı olan Gregory Gause, yaptığı araştırmada 1920’lerde Avrupa sömürgeciliği tarafından bölgede bırakılan sınırların değişmesi veya yeniden çizilmesi ihtimalinin uzak olduğunu ifade etti.
Gause, ‘Is this the end of Sykes-Picot?’ (Bu, Sykes-Picot anlaşmasının sonu mu?) isimli çalışmasında “Avrupa sömürgeciliği tarafından 1920’lerde oluşturulan devletler çöküşün eşiğinde mi? Ortadoğu sınırlarının yeniden çizildiğini görecek miyiz?” sorularını sorularına cevap aradığı çalışmasında, “Bu sorulara cevap vermek gerekirse, bu sorunun cevabı kısaca hayır” ifadelerini kullandı.

Gregory Gause’a göre, Suriye iç savaşının ciddiyeti, ayrıca Irak'ta devam etmekte olan yankılar ve Lübnan'da yaygın olan istikrarsız siyasi durumun eşlik etmesi, İngiltere ve Fransa’nın, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü takiben Maşrik çevresine çizdiği yapay sınırların ölüm döşeğinde olduğuna dair şüphelere yol açtı. Bununla birlikte, bu ülkelerin hiç biri yakın gelecekte sınırları içinde etkili bir güç talep edemeyecek ve sınırlar değişmeyecek.
Gause, ayrıca “Bu sınırlar, egemenliğin, bölgesel kontrolün ve sınırların gerektirdiği gerçek operasyonel koşullar yerine getirilemese de ilgili yasaya göre, uluslararası egemen olarak adlandırılan küçük devletlere aktarılacak. Maşrik bölgesindeki gerçek yönetimin herkese açık olacağı konusunda hiçbir şüphe yoktur. Son değişkenler de sınırların kendisi olacak. Çünkü bölgedeki aktörlerin hepsi uluslararası veya bölgesel düzeyde değişiklik yapmak istiyor. Bu ülkeler bir iç parçalanma yaşayabilir. Emri vaki şekilde iktidar yönetimleri kurulabilir. Ancak değişim rüzgârları başlı başına uluslararası sınırlara ulaşmayacak gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Ülkeler arasındaki sınırların şeklini değiştirme girişimlerinden biri, oldukça dikkate değer. Bu girişim, 2014 yılında Suriye ve Irak’ta ortaya çıktığı dönemde DEAŞ terör örgütü tarafından denendi. DEAŞ, egemenliği altına aldığı bölgelerde bulunan iki ülke arasındaki sınırı açmıştı. Ancak ilerleyen yıllar içinde DEAŞ’ın mağlup edilmesinin ardından sınırlar eski haline döndürüldü.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.