Kraliçelerin tercihi Şam kumaşı brokar

Şam kumaşı brokarın zanaatkarlarından biri, en güzel ve en kaliteli ürünlerini sergiliyor (Independent Arabia)
Şam kumaşı brokarın zanaatkarlarından biri, en güzel ve en kaliteli ürünlerini sergiliyor (Independent Arabia)
TT

Kraliçelerin tercihi Şam kumaşı brokar

Şam kumaşı brokarın zanaatkarlarından biri, en güzel ve en kaliteli ürünlerini sergiliyor (Independent Arabia)
Şam kumaşı brokarın zanaatkarlarından biri, en güzel ve en kaliteli ürünlerini sergiliyor (Independent Arabia)

Rola Yusuf
Şam brokarının dünyadaki en pahalı kumaşlardan biri olması şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan, eski dokuma tezgahlarıyla dünyanın dört bir tarafında sahip olduğu şöhretin ardından bu kumaşın neslinin tükenmeye başlamış olması. Zirâ bu kumaş, yurtdışına giden zanaatkarları tarafından terkedilmiş. 
Antika altın
Bu kumaşa daha sonradan verilen “brokar” adı, dünyanın en eski başkentlerinden birinden gelen “Şam kumaşı” adını gölgede bıraktı. Yaldızlı kumaş dokumacıları ise, dokuma tezgahlarında aslında bu kumaşla beraber kendi yaratıcılıklarını ve zanaatkarlıklarını da dokumuş oldular.
Bu kumaşların dokumasındaki ayrıntılar sizi şaşırtabilir, yaldızlı renkler arasındaki iplikler ve eski yerlerin ruhuyla karışmış altın rengi gözlerinizi kamaştırabilir ya da tecrübeli ellerin ustalığı sizi kendisine kilitleyebilir. Tıpkı Şam evlerinin meşhur kokusu yasemini içinize çektiğinizde olduğu gibi, bu zanaatın asaletine ve mirasına hayran kalabilirsiniz.
Mesleğini terk edip kumaş ticaretine başlayan eski brokar zanaatkarı Nureddin Ebaza, “Brokar üretimini bıraktığımda duyduğum kadar hiçbirşeyden pişmanlık duymadım. Bu mesleğe 50 yıl önce gençken başlamıştım. Ancak ticarete geçmek zorunda kaldım. Brokar asalettir, mirastır ve medeniyettir” diyor.
Yasemin kokulu şehirden mesaj
Brokar dokumacılığı elbette hala devam ediyor. Bu mesleğin en yetenekli ve en maharetli ustalarından biri olan Ahmed Şukuki, brokar kumaş dokumacılığının verdiği zevki hiçbir şeyin veremeyeceğini düşünüyor.
Şukuki, bu kumaşın yasemin kokulu şehirden tüm dünyaya bir mesaj ilettiğini düşünüyor. Londra, Paris, Berlin gibi daha birçok başkentteki kumaş sergilerine katılan Şukuki, bu kumaşı yok olmaya terk etmemeleri için Suriyelilere uyarıda bulunulduğunu belirtiyor. Aynı zamanda “Bu eşsiz kumaş, ülkem için bir gurur ve övünç kaynağı” diyor.
60’lı yaşlarındaki bu zanaatkar, bu nakışlı kumaşın nasıl dokunduğunu anlatıyor. İpekböceklerinden elde edilen doğal ipekle altın ve gümüş çizgilerin iç içe geçtiği bu kumaş, 200 yıldır Şam tezgahlarında dokunuyor.
Meşhur şahsiyetlerin kıyafetleri
Brokar kumaş, herkesin olduğu gibi meşhur şahsiyetlerin de ilgisini çekiyor. Bu kişilerden yakın tarihteki en önemlisi ise brokar kumaştan elbise giyen Kraliçe II. Elisabeth. Şukuki, Londra’daki Madame Tussauds müzesini gezdiğini ve Kraliçe’nin heykelinin üzerinde brokar kumaştan bir elbise gördüğünü söylüyor.
Mahallede çalan flütler
Esnaflar, brokar zanaatkarlarının Suriye’deki savaş yüzünden göç ettiğini, brokar kumaş imalatının ise ipekböceği yetiştiriciliği ve ipek üretiminin durması nedeniyle azaldığını belirtiyor. Devletin bu mesleğin son bulmaması için merkezler açıp eğitim verdiğini açıklayan Şukuki, tüm bunlara rağmen artık yetenekli zanaatkarların yetişmediğini ifade ediyor. Bunu ise ipliklerin artık ülke içinde imal edilmemesi ve yurtdışından yüksek maliyetlerle ithal edilmesine bağlıyor. 
Bu mesleğe 60 sene önce babasının Cobar mahallesindeki atölyesinde başladığını belirten Şukuki, aynı zamanda özel okullarda bunun eğitimini aldığını söylüyor. 90’lı yıllarda endüstri okullarında ders verdiğini, ancak öğrencilerin öğrenmeye isteksiz olduğunu da ifade ediyor.
Bir kişinin o mesleği öğrenip icra etmeye hevesli olduğu ya da fabrikaların işçi ihtiyacı nedeniyle bu mesleğe girdiği durumlar haricinde zanaat ancak aileden gelen bir mirastır. Şukuki’yle röportaj yaptığımız sırada atölyesindeki stajyerlerden biri de eğitimini tamamlayıp mezun oluyor. Bu genç çocuk da röportaja şu cümleleriyle dâhil oluyor: “Bu zanaatte usta olmayı çok istemiştim ve işte oldu. Atalarımın bu mesleğini teslim almak için elimden geleni yapacağım. Daha çok yolum var”.
Medeniyetlerden resimler
Keşmir, aşık ve maşuk, Ömer Hayyam, Şam yasemini, üzüm yaprağı, Sinbad’ın maceraları ya da Hıttin savaşı… Tüm bunlar brokar kumaşa dokunan resimlerin konuları olabiliyor. Şamlı zanaatkar Şukuki ise Avrupa ülkelerinden farklı kültür ve hikayelerden resimlerle dokunmuş brokar kumaşlar getirdiğini ifade ediyor. İtalya’dan getirdiğinin üzerinde Romeo ve Juliet; Almanya’dan getirdiğinde ise bir Alman imparatorluğu tacı ve kelebek bulunuyor.
İşte tüm bunlar, çeşitli sanatlarla meşhur olan Şam şehrinde doğan bu ölümsüz kumaşın medeniyetleri bir araya getirdiğinin adeta bir kanıtı.



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct