Guantanamo mahkumu kendi çizimleriyle işkenceyi anlattı

Ebu Zübeyde, El Kaide mahkumu (Şarku'l Avsat) - Ebu Zübeyde'nin çizimleri CIA yöntemlerinin El Kaide mahkumlarına uyguladığı vahşeti ortaya koyuyor (New York Times)
Ebu Zübeyde, El Kaide mahkumu (Şarku'l Avsat) - Ebu Zübeyde'nin çizimleri CIA yöntemlerinin El Kaide mahkumlarına uyguladığı vahşeti ortaya koyuyor (New York Times)
TT

Guantanamo mahkumu kendi çizimleriyle işkenceyi anlattı

Ebu Zübeyde, El Kaide mahkumu (Şarku'l Avsat) - Ebu Zübeyde'nin çizimleri CIA yöntemlerinin El Kaide mahkumlarına uyguladığı vahşeti ortaya koyuyor (New York Times)
Ebu Zübeyde, El Kaide mahkumu (Şarku'l Avsat) - Ebu Zübeyde'nin çizimleri CIA yöntemlerinin El Kaide mahkumlarına uyguladığı vahşeti ortaya koyuyor (New York Times)

Guantanamo esirinin çiziminde, tüm vücudunu kaplayan bir bezle masaya bağlanmış çıplak bir mahkum görülüyor. Çizimde görünmeyen bir görevli tarafından yüzüne su dökülüyor.
Başka bir resimde ise elleri başının üstündeki yüksek parmaklıklar içinde bağlı, ayak parmak uçları üzerinde durmak zorunda kalan bir kişi görülüyor. Sol bacağında uzun bir yara görülen zanlı acı içinde çığlık atıyor. Başka bir çizimde başı duvara vurulan kelepçeli bir zanlı görülüyor.
Ebu Zübeyde takma adıyla tanınan Zeynel Abidin Muhammed Hüseyin adlı tutuklunun çizimleri, gizli CIA hapishanelerinde geçirdiği dört yıl boyunca maruz kaldığı işkencenin otoportreleri sayılıyor.
ABD tarafından, gizli yabancı cezaevlerinde 11 Eylül 2001 saldırılardan sonra çılgınca başlatılan El Kaide avı sırasında kullanılan "gelişmiş sorgulama teknikleri" göstermek için bu son derece kişisel görüntüler ilk kez resmediliyor.
El Kaide lideri olduğu iddiasıyla sorgulanan Ebu Zübeyde, George W. Bush yönetimi tarafından kabul edilen sorgulama programından geçen ilk kişi olduğunu ve yaptığı çizimlerde söz konusu işkence yöntemlerinin Ağustos 2002'de Tayland'daki bir CIA üssünde ilk kez kendisine uygulandığını ifade ediyor.
Çizimler, Obama yönetiminin programı yasaklamasının ardından on yıldan fazla bir süre sonra ortaya çıktı. Yönetim, CIA taktiklerinin vahşetini ve son bölümün nasıl yazılmadığını ortaya çıkarmak için Senato'ya sunulan raporun gizliliğini kaldırmaya devam etti.  
48 yaşındaki Ebu Zeyd (Ebu Zübeyde), bu yıl, New York'taki Seton Hall Üniversitesi'nde hukuk profesörü olan avukatı Mark. P. Denbeaux aracılığıyla ve bazı öğrencilerinin yardımıyla, "Amerika Nasıl İşkence Yapar"(How America Tortures) adlı 61 sayfalık bir rapora dahil etmek için Guantanamo çizimlerini topladı.
Raporda sorgulama programını analiz etmek için, ilk elden rivayetler, Bush yönetimi iç notları, mahkum rivayetleri ve 2014 Senato İstihbarat Komitesi raporu kullanılıyor.
Program başlangıçta yanlışlıkla üst düzey bir El Kaide lideri olduğuna inanılan Ebu Zübeyde için özel olarak geliştirilmişti.
Ebu Zübeyde Mart 2002'de Pakistan, Faysalabad'da silahlı bir çatışmada tutuklandı. Sol uyluğunda ciddi bir yara da dahil olmak üzere ciddi yaralar aldı ve CIA'in Dış Hapishane Ağı'na gönderildi.
FBI müfettişlerinden yardım alınıp alınmayacağı konusundaki iç tartışmanın ardından, Gizli gardiyanlar ve askeri doktorların çalıştığı hücreler olarak tanımlanan gizli yerlerde 100'den fazla kişinin bulunduğu şiddet, izolasyon ve uykusuz bırakma gibi yasaklanmış bir program geliştirmesi için iki psikologtan yardım almaya karar verildi.
Yöntemlerin ayrıntıları on yıldan uzun bir süre önce sızdırılmaya başladı, bazıları korkutucu ayrıntılar içeriyor ve bazıları grafik kullanılarak fotoğraflandı.
Ancak bu yeni yayınlanan çizimler, Bush yönetimi tarafından hazırlanan ve asıl adı Zeynel Abidin Muhammed Hüseyin olan Filistin uyruklu Ebu Zübeyde'nin kişisel algılarını içeren 2002'de Bush yönetimi tarafından hazırlanan ve onaylanan CIA tekniklerini betimledi.
CIA tarafından 'waterboarding' işkencesi uygulanan ilk kişiydi ve işkence kendisine 83 kez uygulandı. Seton Hall Üniversitesi'nin "kalıcı duş" olarak tanımladığı ve kişinin gücünü kırmayı hedefleyen yöntemlerin bir parçası olarak küçük bir kutuya tıkılan ilk kişi oldu. Daha sonraki bilgiler, Ebu Zübeyde'nin "cihatçı" olmasına rağmen 11 Eylül saldırılarından haberi olmadığını ve El Kaide üyesi olmadığını gösterdi. Gözaltına alınan şüpheli hakkında herhangi bir suçlama yapılmadı. Mahkemeler aracılığıyla yayınlanan belgeler gösteriyor askeri savcıların bunu yapmak için herhangi bir planı yoktu.
En gizli hapishane olarak tanımlanan Kamp 7'de tutulurken, tutuklu şu anda yayınlanması yasak olduğunu bilinen bu çizimleri bir sanat eseri olarak değil, çalışmaya dahil edilmesi için gözden geçirilmiş yasal bir malzeme olarak çizdi. Aynı mahkumun diğer çizimleri geçen yıl ProPublica dergisinde yayınlandı.
Bu çizimde, mahkûm kendini işkence tahtasında çıplak olarak, örtülü başının üzerine su dökülürken ve sağ ayağı bükülmüş bir halde resmediyor.
Ebu Zübeyde'nin kişisel çizimleri, çizimlerin çoğunda bulunmayan tasarımın ayrıntılarını da gösterir. o mahkumun yaralı bacağının üzerinden kemerle  bağlıyken, başını geriye doğru eğmek için açılır bir menteşedir.
Senato İstihbarat Komitesi'nin (Ebu Zübeyde'nin kasılmalar ve kusmalar geçirmesi ve bilinç kaybı yaşamasına ve tamamen açık ağzından kabarcıklar çıkmasına neden olan) su ile boğma ve diğer teknikler programı üzerinde yaptığı çalışma, "CIA'den çok acımasız ve çok daha kötü" olduğunu gösterdi.
2008 yılında avukatı tarafından gizliliği kaldırılan raporda, Ebu Zübeyde 83 boğulma duruşmasının ilkini şöyle anlattı: "Gerçekten boğuluyormuş gibi hissedene kadar burnuma ve ağzıma odaklanarak su dökmeye devam ettiler ve göğsüm oksijen eksikliğinden patlamak üzereydi." Kendini çıplak olarak ve başının üstündeki bir çubukla kelepçelenmiş, parmaklarının ucunda durmaya zorlanmış bir şekilde çizdi.
Avukatlarına göre, uyluğunda büyük bir yara olarak nitelendirdiği CIA işkencesinin neden olduğu yara hala iyileşmiş değil ve diğer bacağına dayanarak kendini dengelemeye çalışıyor.
Avukatına şöyle dedi: "Ellerim üst parmaklıklara bağlanmış halde, bu pozisyonda dururken saatler geçti."
Bazı gardiyanların "elinin morardığını fark ettiğini" söyleyen Ebu Zübeyde "Beni bir sandalyeye götürdüler ve sorgulama devam etti. Soğuk, açlık, uykusuzluk, mide bulantısı. Ellerinin bu soğuktan mı yoksa başka birşeyden dolayı mı morardığını bilmiyordum" diyor.
Şarku'l Avsat'ın New York Times'tan aktardığı habere göre Ebu Zübeyde, ajanların "yatay uyku yoksunluğu" yöntemini kullandığını, bunun da kendisini uyumayı imkansız kılan acı verici bir pozisyonda yere kelepçelemesine bağlı olduğunu belirtti.
CIA, "tutuklunun dikkatini ideolojik hedefler yerine mevcut durumuna odakladığını" söyleyerek mahkumu uykusuz bıraktığını kabul etti. Bu teknikler Ağustos 2002'de onaylandığında, Başsavcı Yardımcısı Jay Pipe "Ebu Zübeyde'yi bir seferde 11 günden fazla uyumaktan mahrum etmeyeceklerini" belirtmişti.Guantanamo esirinin çiziminde, tüm vücudunu kaplayan bir bezle masaya bağlanmış çıplak bir mahkum görülüyor. Çizimde görünmeyen bir görevli tarafından yüzüne su dökülüyor.
Başka bir resimde ise elleri başının üstündeki yüksek parmaklıklar içinde bağlı, ayak parmak uçları üzerinde durmak zorunda kalan bir kişi görülüyor. Sol bacağında uzun bir yara görülen zanlı acı içinde çığlık atıyor. Başka bir çizimde başı duvara vurulan kelepçeli bir zanlı görülüyor.
Ebu Zübeyde takma adıyla tanınan Zeynel Abidin Muhammed Hüseyin adlı tutuklunun çizimleri, gizli CIA hapishanelerinde geçirdiği dört yıl boyunca maruz kaldığı işkencenin otoportreleri sayılıyor.
ABD tarafından, gizli yabancı cezaevlerinde 11 Eylül 2001 saldırılardan sonra çılgınca başlatılan El Kaide avı sırasında kullanılan "gelişmiş sorgulama teknikleri" göstermek için bu son derece kişisel görüntüler ilk kez resmediliyor.
El Kaide lideri olduğu iddiasıyla sorgulanan Ebu Zübeyde, George W. Bush yönetimi tarafından kabul edilen sorgulama programından geçen ilk kişi olduğunu ve yaptığı çizimlerde söz konusu işkence yöntemlerinin Ağustos 2002'de Tayland'daki bir CIA üssünde ilk kez kendisine uygulandığını ifade ediyor.
Çizimler, Obama yönetiminin programı yasaklamasının ardından on yıldan fazla bir süre sonra ortaya çıktı. Yönetim, CIA taktiklerinin vahşetini ve son bölümün nasıl yazılmadığını ortaya çıkarmak için Senato'ya sunulan raporun gizliliğini kaldırmaya devam etti.  
48 yaşındaki Ebu Zeyd (Ebu Zübeyde), bu yıl, New York'taki Seton Hall Üniversitesi'nde hukuk profesörü olan avukatı Mark. P. Denbeaux aracılığıyla ve bazı öğrencilerinin yardımıyla, "Amerika Nasıl İşkence Yapar"(How America Tortures) adlı 61 sayfalık bir rapora dahil etmek için Guantanamo çizimlerini topladı.
Raporda sorgulama programını analiz etmek için, ilk elden rivayetler, Bush yönetimi iç notları, mahkum rivayetleri ve 2014 Senato İstihbarat Komitesi raporu kullanılıyor.
Program başlangıçta yanlışlıkla üst düzey bir El Kaide lideri olduğuna inanılan Ebu Zübeyde için özel olarak geliştirilmişti.
Ebu Zübeyde Mart 2002'de Pakistan, Faysalabad'da silahlı bir çatışmada tutuklandı. Sol uyluğunda ciddi bir yara da dahil olmak üzere ciddi yaralar aldı ve CIA'in Dış Hapishane Ağı'na gönderildi.
FBI müfettişlerinden yardım alınıp alınmayacağı konusundaki iç tartışmanın ardından, Gizli gardiyanlar ve askeri doktorların çalıştığı hücreler olarak tanımlanan gizli yerlerde 100'den fazla kişinin bulunduğu şiddet, izolasyon ve uykusuz bırakma gibi yasaklanmış bir program geliştirmesi için iki psikologtan yardım almaya karar verildi.
Yöntemlerin ayrıntıları on yıldan uzun bir süre önce sızdırılmaya başladı, bazıları korkutucu ayrıntılar içeriyor ve bazıları grafik kullanılarak fotoğraflandı.
Ancak bu yeni yayınlanan çizimler, Bush yönetimi tarafından hazırlanan ve asıl adı Zeynel Abidin Muhammed Hüseyin olan Filistin uyruklu Ebu Zübeyde'nin kişisel algılarını içeren 2002'de Bush yönetimi tarafından hazırlanan ve onaylanan CIA tekniklerini betimledi.
CIA tarafından 'waterboarding' işkencesi uygulanan ilk kişiydi ve işkence kendisine 83 kez uygulandı. Seton Hall Üniversitesi'nin "kalıcı duş" olarak tanımladığı ve kişinin gücünü kırmayı hedefleyen yöntemlerin bir parçası olarak küçük bir kutuya tıkılan ilk kişi oldu. Daha sonraki bilgiler, Ebu Zübeyde'nin "cihatçı" olmasına rağmen 11 Eylül saldırılarından haberi olmadığını ve El Kaide üyesi olmadığını gösterdi. Gözaltına alınan şüpheli hakkında herhangi bir suçlama yapılmadı. Mahkemeler aracılığıyla yayınlanan belgeler gösteriyor askeri savcıların bunu yapmak için herhangi bir planı yoktu.
En gizli hapishane olarak tanımlanan Kamp 7'de tutulurken, tutuklu şu anda yayınlanması yasak olduğunu bilinen bu çizimleri bir sanat eseri olarak değil, çalışmaya dahil edilmesi için gözden geçirilmiş yasal bir malzeme olarak çizdi. Aynı mahkumun diğer çizimleri geçen yıl ProPublica dergisinde yayınlandı.
Bu çizimde, mahkûm kendini işkence tahtasında çıplak olarak, örtülü başının üzerine su dökülürken ve sağ ayağı bükülmüş bir halde resmediyor.
Ebu Zübeyde'nin kişisel çizimleri, çizimlerin çoğunda bulunmayan tasarımın ayrıntılarını da gösterir. o mahkumun yaralı bacağının üzerinden kemerle  bağlıyken, başını geriye doğru eğmek için açılır bir menteşedir.
Senato İstihbarat Komitesi'nin (Ebu Zübeyde'nin kasılmalar ve kusmalar geçirmesi ve bilinç kaybı yaşamasına ve tamamen açık ağzından kabarcıklar çıkmasına neden olan) su ile boğma ve diğer teknikler programı üzerinde yaptığı çalışma, "CIA'den çok acımasız ve çok daha kötü" olduğunu gösterdi.
2008 yılında avukatı tarafından gizliliği kaldırılan raporda, Ebu Zübeyde 83 boğulma duruşmasının ilkini şöyle anlattı: "Gerçekten boğuluyormuş gibi hissedene kadar burnuma ve ağzıma odaklanarak su dökmeye devam ettiler ve göğsüm oksijen eksikliğinden patlamak üzereydi." Kendini çıplak olarak ve başının üstündeki bir çubukla kelepçelenmiş, parmaklarının ucunda durmaya zorlanmış bir şekilde çizdi.
Avukatlarına göre, uyluğunda büyük bir yara olarak nitelendirdiği CIA işkencesinin neden olduğu yara hala iyileşmiş değil ve diğer bacağına dayanarak kendini dengelemeye çalışıyor.
Avukatına şöyle dedi: "Ellerim üst parmaklıklara bağlanmış halde, bu pozisyonda dururken saatler geçti."
Bazı gardiyanların "elinin morardığını fark ettiğini" söyleyen Ebu Zübeyde "Beni bir sandalyeye götürdüler ve sorgulama devam etti. Soğuk, açlık, uykusuzluk, mide bulantısı. Ellerinin bu soğuktan mı yoksa başka birşeyden dolayı mı morardığını bilmiyordum" diyor.
Şarku'l Avsat'ın New York Times'tan aktardığı habere göre Ebu Zübeyde, ajanların "yatay uyku yoksunluğu" yöntemini kullandığını, bunun da kendisini uyumayı imkansız kılan acı verici bir pozisyonda yere kelepçelemesine bağlı olduğunu belirtti.
CIA, "tutuklunun dikkatini ideolojik hedefler yerine mevcut durumuna odakladığını" söyleyerek mahkumu uykusuz bıraktığını kabul etti. Bu teknikler Ağustos 2002'de onaylandığında, Başsavcı Yardımcısı Jay Pipe "Ebu Zübeyde'yi bir seferde 11 günden fazla uyumaktan mahrum etmeyeceklerini" belirtmişti.



Washington, Kasım Süleymani'nin iki yakınının gözaltına alındığını duyururken Tahran bu haberi yalanladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)
TT

Washington, Kasım Süleymani'nin iki yakınının gözaltına alındığını duyururken Tahran bu haberi yalanladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızının yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararı aldı (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran rejimiyle bağlantıları olduğu belirtilen yabancılardan yasal oturum iznini (Green Card/Yeşil Kart) geri çektiğini duyurdu.

Açıklamada, “Dün gece, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) eski Komutanı General Kasım Süleymani'nin yeğeni ve yeğeninin kızı, Dışişleri Bakanı'nın yasal daimi ikamet statülerini sona erdirme kararının ardından federal ajanlar tarafından gözaltına alındı” denildi. Açıklamada ayrıca, iki kadının ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Kurumu (ICE) gözetiminde oldukları belirtildi.

DMO’ya bağlı Kudüs Gücü’nün eski Komutanı General Kasım Süleymani, Başkan Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminin son yılında, 2020 yılı başlarında Irak'ın başkenti Bağdat'ta bulunduğu sırada ABD tarafından bir insansız hava aracı (İHA) ile düzenlenen saldırıda öldürüldü.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, basında yer alan haberlere ve Hamideh Afshar'ın sosyal medyadaki paylaşımlarına göre İran rejiminin açık destekçilerinden biri olduğu belirtildi. Açıklamada, Hamide Afshar'ın ABD'de ikamet ettiği süre boyunca İran rejiminin propagandasını yaptığı ve ABD’nin Ortadoğu'daki askerlerine ve askeri tesislerine yönelik saldırıları övdüğü de belirtildi. Ayrıca İran'ın Dini Lideri'ne övgüde bulunduğu belirtilen açıklamaya göre Afshar, ABD'yi ‘Büyük Şeytan’ olarak nitelendirdi ve terör örgütü olarak sınıflandırılan DMO'ya desteğini açıkladı.

Hamide Afshar’ın daha sonra silinen Instagram hesabındaki paylaşımlarından da anlaşıldığı üzere, Los Angeles’ta lüks bir yaşam sürerken bu içerikleri paylaştığı belirtilen açıklamada,

Açıklamada ayrıca, Afshar ve kızının daimi ikamet statüsünün sona erdirilmesinin yanı sıra, eşinin de ABD'ye girişinin yasaklandığı belirtildi.

Dışişleri Bakanlığı, Amerikalıların güvenliğini sağlamak için ICE ile yapılan iş birliğine övgüde bulunurken açıklamada, Trump yönetiminin, ABD'nin ‘terörist ve ABD düşmanı’ rejimleri destekleyen yabancılar için bir sığınak haline gelmesine izin vermeyeceğini de ekledi.

İranlı medya kaynakları ise cumartesi günü, bu iki kadının Kasım Süleymani ile hiçbir bağlantısı olmadığını bildirdi.

DMO'ya yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı, Kasım Süleymani'nin kızı Zeynep Süleymani'nin açıklamasını aktardı. Zeynep Süleymani, yaptığı açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması yalandır: ABD'de gözaltına alınan iki kadınla Hac Kasım ailesi arasında hiçbir bağlantı yoktur” ifadelerini kullandı.

İran devlet televizyonu da Kasım Süleymani'nin diğer kızı ve Tahran Belediye Meclisi üyesi Nergis Süleymani'nin “Şu ana kadar Süleymani ailesinden veya yakınlarından hiç kimse ABD'de ikamet etmedi” dediğini aktardı.

Kasım Süleymani’nin yeğeni ve yeğeninin kızının gözaltına alınmasından önce, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ‘bu ayın başlarında, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi eski sekreteri Ali Laricani'nin kızı Fatemeh Ardeshir-Larijani ile eşi Seyed Mohammad Kalantar Motamedi'nin yasal oturum statüsüne son vererek ‘ikisinin artık ABD'de bulunmadığını ve gelecekte ülkeye girişlerinin yasaklandığını’ açıklamıştı.

Ali Laricani 67), 17 Mart'ta Tahran'ın Pardis bölgesinde ABD ve İsrail’in ortak hava saldırısında oğlu ve yardımcılarından biriyle birlikte öldürüldü.

Laricani, eski DMO komutanı ve İran’ın nükleer müzakerecisiydi. İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in yakın danışmanı olarak öne çıkan Laricani, İran'ın güvenlik ve dış politika politikalarının şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamıştı.


Netanyahu: İsrail, İran'ın çelik ve petrokimya fabrikalarını hedef aldı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
TT

Netanyahu: İsrail, İran'ın çelik ve petrokimya fabrikalarını hedef aldı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

Reuters'e göre, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu dün yaptığı açıklamada, Tel Aviv'in İran'ın petrokimya tesislerini hedef aldığını ve önemli silah malzemelerinin üretiminde kullanılan çelik tesislerini bombaladığını söyledi.

İran medyası, ABD ve İsrail savaş uçaklarının dün İran'ı bombalamaya devam ettiğini ve aralarında bir petrokimya tesisinin de bulunduğu çok sayıda hedefi vurduğunu bildirdi. Resmi Tehran Times gazetesi, hava saldırısının güneybatıdaki Huzistan eyaletinde bulunan Mahşehr Özel Ekonomik Bölgesi petrokimya kompleksini hedef aldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın İran medyasından aktardığına göre saldırıda en az beş kişi hayatını kaybetti.

Netanyahu, cuma günü ofisi tarafından yayınlanan bir videoda, ABD ile birlikte İran altyapısına yönelik daha fazla ortak saldırı düzenleneceğini duyurdu.

Netanyahu, “Amerikalı dostlarımızla birlikte İran'daki terörist rejime saldırmaya devam edeceğiz. Liderleri ortadan kaldırıyoruz, köprüleri ve altyapıyı bombalıyoruz” ifadelerini kullandı.

Netanyahu'nun açıklamaları, ABD ordusunun Tahran yakınlarındaki önemli bir otoyol köprüsünü bombalamasının ardından geldi.

Netanyahu ayrıca, "İsrail Hava Kuvvetleri son günlerde İran'ın çelik üretim kapasitesinin yüzde 70'ini imha etti" ifadesini kullandı.

İran medyasının perşembe günü bildirdiğine göre, İsfahan yakınlarındaki Mübarake Çelik Fabrikası, İran çelik endüstrisini hedef alan yeni hava saldırılarının ardından faaliyetlerini durdurdu.

Netanyahu, İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na atıfta bulunarak, "Bu, Devrim Muhafızlarını hem mali kaynaklardan hem de silah üretme yeteneğinden mahrum bırakan büyük bir başarıdır" dedi.

İran'da çelik endüstrisi, otomotiv üretimi ve savunma sanayinde önemli rol oynayan kilit bir sektördür. İsfahan yakınlarındaki Mübarake Çelik Fabrikası, ülkenin en büyük çelik üreticisidir ve yerel tedarik zincirinin hayati bir bileşenidir.


Arjantin, İran'ın en üst düzey diplomatının ülkeden sınır dışı edildiğini duyurdu

Arjantin'in Buenos Aires kentindeki İran Büyükelçiliği önünden geçen bir kadın (Arşiv-AFP)
Arjantin'in Buenos Aires kentindeki İran Büyükelçiliği önünden geçen bir kadın (Arşiv-AFP)
TT

Arjantin, İran'ın en üst düzey diplomatının ülkeden sınır dışı edildiğini duyurdu

Arjantin'in Buenos Aires kentindeki İran Büyükelçiliği önünden geçen bir kadın (Arşiv-AFP)
Arjantin'in Buenos Aires kentindeki İran Büyükelçiliği önünden geçen bir kadın (Arşiv-AFP)

Arjantin Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, İran rejimi ile ABD Başkanı Donald Trump yönetimiyle ittifak halinde olan Arjantin hükümeti arasında artan gerilimler nedeniyle İran'ın en üst düzey diplomatını sınır dışı ettiğini belirtti.

X platformunda dün yayınlanan bir mesajda, Arjantin Dışişleri Bakanı Pablo Quirno, İran'ın maslahatgüzarı Muhsin Sultani Tehrani'nin, perşembe günü verilen ve İranlı diplomata Güney Amerika ülkesini terk etmesi için 48 saat süre tanıyan karara "uygun olarak" ülkeyi terk ettiğini söyledi.

Arjantin'in İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu'nu "terör örgütü" olarak ilan etmesinin ardından iki ülke arasındaki gerilim son zamanlarda arttı. Bu adım, Arjantin hükümetinin İran silahlı kuvvetlerinin bu koluyla iş yapanlara mali yaptırımlar uygulamasına ve Arjantin'de sahip olabileceği tüm varlıklara el koymasına olanak tanıyacak.

İran Dışişleri Bakanlığı, terör örgütü ilanına yanıt olarak, Arjantin'in eylemlerinin ABD'nin etkisiyle "affedilemez bir suç" teşkil ettiğini belirten bir açıklama yaptı.