Tunus İslamcılarıyla Cezayir İslamcıları arasındaki fark nedir?

Tunus İslamcılarıyla Cezayir İslamcıları arasındaki fark nedir?
TT

Tunus İslamcılarıyla Cezayir İslamcıları arasındaki fark nedir?

Tunus İslamcılarıyla Cezayir İslamcıları arasındaki fark nedir?

Emin Zavi
Cezayir’de siyasal reform talebiyle devam eden halk hareketi onuncu ayına girmiş bulunuyor. Son haftalarda protesto gösterileri radikal İslamcı söylemelere de şahit oluyor. Bazı posterler bize İslami Kurtuluş Cephesi FİS’in kanlı günlerini hatırlattı. Bu durum şu temel soruyu sormamızı gerekli kıldı; Cezayirli İslamcılar Tunusvari bir hayal mi kuruyorlar? Tunus İslamcılarının Kartaca Sarayı’na (Cumhurbaşkanlığı sarayı) çıkmak için kullandıkları yöntemi Cezayirli İslamcılar da kullanacak mı?
Bu soru beraberinde bir başka soruyu sorma gereği hissettiriyor, Tunus İslamcıları ile Cezayir İslamcıları arasında politik, söylem ve psikolojik hazırlık düzeyinde ne gibi farklar bulunuyor? 
Tunus ve Cezayir arasındaki farklar
2011'den bu yana Tunus'ta olanlar, önemli ve tehlikeli bir siyasal İslamcı ders olarak görülebilir.
İslamcıların serüvenleri açısından önemlidir zira onlara Tunus’ta iktidarın yolunu açmıştır. Demokrat aydınlanmacılar için ise tehlikelidir çünkü İslamcılar, fikir babaları olan Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in yöntemlerini benimsemektedir.
Nahda partisinde temsil bulan Tunuslu İslamcılar, temelde ulusal popülizme yatırım yapan diktatör rejimlerinin oyununu iyi okudular ve yerine ‘dini popülizmi’ ikame ettiler. Aynı zamanda iktidarın nasıl elde edileceğini de büyük ölçüde kavrayan İslamcılar, sessizce Kartaca Sarayı’na yürüdüler, Halk Meclisi’ni ve yönetimi ele geçirdiler.
Nahda Hareketi, Arap dünyasında, bir şekilde Müslüman Kardeşler'den neşet eden bir hareket olarak, yönetime ortak olabilmiş tek partidir. Nahda da diğer siyasal İslamcı hareketler gibi, takdir edilecek bir ‘politik sabır’ göstererek doğru zamanı beklemesini bilmiştir.  Zeynel Abidin Bin Ali’nin yönetimden çekilmek zorunda kalmasının ardından yaşanan ‘hamaset döneminde’ Nahda politik rakipleri gibi aceleci davranmamış, yönetime gelmek için muhkem planlar yapmıştır. Fakir, dışlanmış ezilen kitleler arasında son derece popüler olan bu hareket, nihai hedefleri doğrultusunda küçük kazanımlara yüz vermeyerek hedef odaklı çalışmıştır.
Genel olarak, Tunuslu İslamcılar, sakinlikleri, kişisel kontrolleri ve bakış açıları ile Arap dünyasındaki diğer siyasal İslamcı hareketlerden ayrılırlar. Liderleri Raşid Gannuşi de sabırlı, zeki bir şahsiyet olarak yönetim yolunda kendisine engel çıkartabilecek gereksiz tartışmalardan kaçınmayı bilen biridir.
Öte yandan, Cezayir'deki mevcut tüm İslami örgütlerin içinden çıktığı İslami Kurtuluş Cephesi FİS’in söylemleri, hala 90’lardaki gibi içerideki ve dışarıdaki ötekilere karşı öfke ve düşmanlık içermektedir. Üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen Cezayirli İslamcılar hala doksanlı yıllardaki seçimleri hatırlatıp ağlayarak şikâyet etmekten çekinmiyorlar. Bir türlü ‘kurban’ rolünden sıyrılamıyor, ‘politik nostaljiden’ kurtulamıyorlar.
Cezayir deneyimi 
Sürmekte olan ‘halk hareketinde’ Cezayirli İslamcıların da öfkeli, intikam duygusunu yansıtan, dışlayıcı söylemleri ve olumsuz özelliklerini koruyarak yer alması rejimin gücünü toparlamasına imkân sağlıyor. İslamcıların iktidar hevesiyle, ayrıştırıcı sloganlar atması, öncelikleri karıştırması ve birlikte eylem yaptıkları göstericileri dahi dışlayan nefret söylemlerine başvurması, rejim için birer kullanışlı nesneye dönüşüyor. Cezayirli siyasal İslamcılar kendileri bunun farkına varmasa da rejimi devirmek için bir araç değil, rejimin elinde oynattığı araçlara dönüşmüş durumdalar.  Hücum ettiklerini düşündükleri sisteme karşı hiçbir tehlike arz etmeyen bu gruplar, Cezayir için sakıncalı olduklarını göstermiştir.
Cezayir'deki İslamcılar iktidarı başkalarıyla paylaşmak istemiyorlar, Tunus'ta olduğu gibi geçici ve taktiksel olsa da buna razı değiller. Ya biz ya tufan mantığıyla hareket eden bu gruplar, vatandaşlardan ziyade reaya özlemi duyuyorlar, muhalefetsiz bir toplum düşlüyorlar. Onlar için iktidar siyasi bir mesele değildir, aynı zamanda şeyh olan lidere itaate dayanan dini bir meseldir. 
Buna karşılık Buteflika rejiminin kalıntıları, İslamcı bireylerin ya da grupların problemli aşırı söylemlerini sosyal medyada ve basında yayarak halk hareketinin gücünü kırmayı ve halkın arasına tefrika tohumları ekmeyi hedefliyor.
Protesto gösterilerinde bile ötekileri hain görerek, tekfir etmeyi elden bırakmayan bu grupların farkında olsun ya da olmasınlar ‘bölücülük’ yaparak kime hizmet ettikleri açıktır. Aydınlanmacı entelektüellere ya da seküler görüşte olan parti liderlerine yönelik sözlü saldırıları ‘fitne ateşini körüklemekten başka bir işe yaramaz.
Tunuslu İslamcıların aksine Cezayirli İslamcılar, ülke tarihini, direniş tarihini incelemeyi ihmal ettiler. FİS tarihini okudukları dahi tartışmalı olan bu kişiler, tarihten ders almayı umursamadılar, politikayı yetmişli yılların sloganlarıyla icra edebileceklerini düşündüler.  
Tunus'ta laiklik 
Tunuslu İslamcılar, sakinliklerini koruyarak, ‘sabır mantığına’ sadık kalan bir politik yöntem benimsediler. Taktiksel olduğundan şüphelenilse de, kendi dışındaki liberal, yurtsever, sosyalist partilere karşı düşmanca tavır sergilemediler. Ötekileri yeni Tunus’un inşasında ortak olarak benimsediler ve bunda büyük ölçüde başarılı olarak yönetime gelebildiler. İslamcıların bu vasıflarında yüksek ihtimalle Tunus’un modern tarihindeki seküler yapının etkileri olmuştur. Liberal, cesur bir aydın olan Habip Burgiba’nın inşa ettiği rejim, Tunusluların öteki mağrip ülkelerinden farklı vatandaşlar olmasını sağladı. Tunus toplumu az ya da çok tolerans kültüründen nasiplenmiş olup, farklılıkları bir arada yaşamayı öğrenmişlerdir. Tunus’lu kadınlar da birçok Arap ülkesinin aksine ‘hizmetçi’ rolünden vatandaşlığa yükselebilmiştir.
Cezayir’de ise İslamcıların tepkisi, kendisine benzemeyenlere karşı nefret söylemleri ve baskıları nedeniyle protesto gösterilerinde kadın katılım sayısı oldukça sınırlı olmuştur. Oysa 60’lı ve 70’li yıllardaki halk hareketlerinde kadınların daha aktif yer aldıkları biliniyor. Nicelik olarak eğitim seviyesi artmış olmasına rağmen, kadınların sosyal katılımlarında ciddi oranlarda azalma söz konusu. İslamcıların bu söylemleri üzerinde Şazili bin Cedid döneminde 80’li yıllarda bu ülkede bulunan Yusuf Karadavi, Muhammed Gazali gibi şahsiyetlerin etkisi de yadsınamaz.
Sonuç olarak Cezayirli İslamcılar nefret söylemleri nedeniyle tarihi birliktelikleri baltaladılar. Hem liberallere, hem yurtsever, hem de sosyalistlere karşı aynı anda birçok cephe açtıkları için, kendilerine hiç dost bırakmadılar. Kendileri haricinde herkesin yanlış düşündüğünden emin olan İslamcılar, sert batı karşıtı tutumlarıyla da öne çıktılar. Onlara göre batı Fransa’dan ibaretti ve Fransa’nın da sadece emperyalist bir yüzü bulunuyordu.
Taktiksel farklar
Cezayir’deki siyasal İslamcı hareketler, batıdaki Hristiyan Demokrat, Hristiyan Liberal partilerin politik tarihini inceleme gereği duymadı. Bu partilerin bireysel, inançsal farklara karşı tavırlarını ve politik serüvenlerini incelemiş olsalardı, bugün farklı şeyleri konuşuyor olabilirdik.
Siyasal İslamcıların ülkedeki mevcut duruma olumlu bir katkılarının olmayacağı açıktır. Ancak ithal fikirlerle değil de hoşgörülü bir ‘İslam kültürüyle’ yetişmiş olan yurtsever demokratların, liberallerin ve sosyalistlerin değişim taleplerinin önünde engel teşkil edeceklerdir.
Tunuslu İslamcılar, Cezayir'deki İslamcılardan taktiksel olarak farklı olsalar da, uzun vadede aynı hedefleri paylaştıklarını göz önünde bulundurmak gerekir. İki ülkenin İslamcıları da Müslüman Kardeşler felsefesini benimsemiş aynı kaderi yaşayan ikizlerdir.
İslamcıların iç dünyalarındaki dışlayıcı algıları, hangi ülkede yönetime gelirlerse gelsinler, gelecek vizyonundan mahrum olmalarını engellemez. Geçmişte yaşayan bu insanlar için en ideal devlet, Raşid Halifeler dönemi olup, bütün bu ‘tarihsel ve sosyal yabancılaşma’ ulaştıkları konumlarda uzun süre tutunamayacaklarını göstermektedir. Burada Tunus’u da istisna olarak görmediğimi belirtmeliyim, şu anda yönetimde yer almış ve Kartaca’yı ‘işgal etmiş’ olsalar da ileride imkân bulduklarında Bin Ali’yi düşüren devrimcileri de tekfir edip, Habip Burgiba’nın kurduğu seküler devleti yıkmaya girişeceklerdir.
Bir sonraki aşamada ise, görüş farklılıkların derinleşmesi üzerine birbirlerine düşerek kendilerini bitireceklerdir. Böylelikle Siyasal İslam’a dayalı yeni Tunus yönetimi iki yıl içinde çözülecektir.
İster doğuda olsun ister kuzey Afrika’da Siyasal İslam’ın kaçınılmaz sonu böyle olacaktır.
*Independent Arabia'dan ​Emin Zavi'nin makalesi

 


Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.