Cezayir cumhurbaşkanlığı seçiminde son dönemeç

Cezayir cumhurbaşkanlığı seçiminde son dönemeç
TT

Cezayir cumhurbaşkanlığı seçiminde son dönemeç

Cezayir cumhurbaşkanlığı seçiminde son dönemeç

12 Aralık’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerine az bir zaman kala, yaklaşık 9 aydır talep edilen değişikliklerin gerçekleştirilmediği gerekçesiyle binlerce Cezayirli seçimlere yönelik protestolara gösterilerine hız verdi. Ordu liderliği ise ülkenin eski lideri Abdulaziz Buteflika’nın, özellikle ekonomi ve iyi yönetim alanlarında neden olduğu hataları düzeltmek için şartlar ne olursa olsun mümkün olan en kısa sürede yeni cumhurbaşkanını seçmekte ısrar ediyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Abdulmecid Tebbun, Ali Benflis, İzzeddin Meyhubi, Abdulkadir bin Karine ve Abdulaziz Belaid de iki haftadır devam eden seçim kampanyalarıyla Cezayir halkını oy kullanmaya ikna etmek için büyük bir çaba sarf etti. Adaylar “Önemli olan, oy sandıklarına yoğun katılımınız ve bizden birini seçmenizdir” dedi. Söz konusu durum, nisan ve temmuz aylarında olduğu gibi bir kez daha gecikme yaşanmaması amacıyla ülkedeki makamlar açısından son derece önemli bir mesele olarak görülüyor.
Nisan ayında yapılması planlanan seçimler, ülkenin eski Cumhurbaşkanı Abdulaziz Buteflika’nın beşinci dönem adaylığına karşı yapılan sokak devrimi ve temmuz ayı seçimlerinde aday yokluğu nedeniyle iptal edilmişti.
Cezayir’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve adayların seçim kampanyaları çerçevesinde toplanmasını engellemek için halk protestoları devam ederken Avrupa Parlamentosu da yakın zamanda yaptığı açıklamayla eylemcilerin tutuklanmasını kınayarak serbest bırakılmaları çağrısında bulundu. Ayrıca basın organlarını engelleme girişimlerini de durdurma çağrısında bulundu. Fransız milletvekilinin önerisi sonrasında gelen AP kararı, Cezayir yönetimine bir kez daha “iç işlere karşı dış müdahale yapıldığı” açıklamasında bulunma fırsatı verdi. Cezayir otoritesi, Genelkurmay Başkanı Ahmed Kayid Salih’in temsil ettiği yeni yönetimin ‘Fransız yandaşların eski rejimden tasfiye edilmesi’ kararı nedeniyle “Başta Fransa olmak üzere Batı, eski sömürge alanlarını kaybetmekten korkuyor” dedi.
Hükümet, başkentteki kuruluşlar, dernekler ve örgütler aracılığıyla birçok vilayette “dış müdahaleyi” kınayan gösteriler düzenledi. Protesto gösterileriyle eş zamanlı olarak seçim kampanyalarına destek veren hükümet, “ülkeyi çeteden kurtaran ve sembollerini hapse tıkan” orduya da övgüde bulundu.
AP’de bir grup, Cezayir’in öfkesini artırıyor
Hukuk Profesörü Arda Dağbar, medya organlarının ve otoritenin halen gündeminde olan dış müdahale hakkında açıklamada bulundu. Dağbar konuya dair şunları söyledi:
“Gerçek bir siyasi sisteme sahip olan ülkelerde otorite, iç işlerimize yönelik Avrupa müdahalesi tiyatrosu gibi sahte konularla halkı ikna etmek istediğinde rollerin tüm katılımcılara dağıtıldığı bir senaryo yazmaya yönelir. Bunun için de siyaset ve hukuk bilimlerinde, uluslararası ilişkilerde uzmanları, hatta senaryo yazımında uzman isimleri içeren komiteler oluşturur. Eylem ve tepki üretmenin yolunu, kaynaklanabilecek sonuçları tanımlar. Bize gelince, durum doğaçlama kararlarla ele alınır. Aksi taktirde hükümetimizin, AP’den yayınlanan kararlara verdiği tepkiyi nasıl açıklarız? Asıl tepki, Dışişleri Bakanlığı’nın Fransa Büyükelçisi’nin yanı sıra Avrupa Birliği’nin (AB) Cezayir’deki temsilcisini çağırması oldu. Bakanlık, iki tarafı da sert bir şekilde uyardı. Ayrıca asıl tepki, Dışişleri Bakanlığı’nın Cezayir’in AB ve Fransa’daki Cezayir elçilerini dayanışma için çağırmasını da gerektiriyor. Aynı şekilde üst düzey makamların, Avrupa ülkeleriyle yapılan ikili anlaşmalardan geri çekilme ve AB ile olan ticari sözleşmeleri iptal etme kararı almasını gerektiriyor. Asıl tepki, parlamentomuzun, Fransa ya da diğer Avrupa ülkelerindeki Sarı Yelekler’in haklarının ihlal edildiğini tartışmak için toplanmasını gerekli kılıyor. Bu tiyatronun örgü dizisi eksik. Ortaya koyduğu şey oldukça kötü. Tiyatro, 12 Aralık seçimlerinin temsil ettiği çözüm yolunda tüm bunların rejime ‘bazı Cezayirlileri yönetimin yaklaşımlarını desteklemeye ikna etmeye” yaradığı izlenimi verdi. Yönetim, uyarı yapmadan ve tazminat ödemeden tiyatro yazarlığını ve yönetmenliğini düşünmelidir.”
AP listesini kınayan Enformasyon Bakanı da konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Parlamentonun Cezayir’i gözetleyen grubunun maskesi düştü. Cezayir halkının çoğunluğunun olumlu şekilde ele aldığı seçimler hususunda kafa karışıklığı oluşturmaya ve kargaşa çıkarmaya çalışıyorlar. Halk, bu entrikaları anlıyor. 12 Aralık’ta yapılması planlanan seçimlere katılarak da bu entrikalara karşı koymaya kararlılar. Birleşmiş Milletler ilkesinin rahminde doğan ve ‘herkesin saygı duyması gereken başkalarının işlerine karışmama’ ilkesinin somutlaştırılmış bir şekli olarak Cezayir, başkalarının da kendi iç işlerine müdahalesini kabul etmiyor. Bu ilke, tarihte ve siyasi mücadeleden ilham alan ülke politikasında süreklidir.”
Bakan ayrıca AP listesinin yayınlanma zamanının da dikkat çekici olduğunu söyledi.
Gösterilerin geleceği
Siyasi ve medya çevreleri, seçimlerin yapılması halinde protesto gösterilerinin geleceği ve yeni cumhurbaşkanına yönelik yaklaşım hususunda çeşitli sorular gündeme getiriyor. Ülkenin batısındaki Vahran Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi Profesörü Rabah Lounisi şu değerlendirmelerde bulundu:
“Yönetimin seçimleri zamanında gerçekleştirmek için elinden geleni yapacağını düşünüyorum. Ardı ardına üç defa başarısız olamazlar. Aksi takdirde bu, durumu kontrol edemediği anlamına gelir. Cezayir, özellikle de dışarıda kendine hizmet etmeyen istisnai koşullar yaşıyor. Yönetimde seçimlerin başarısızlığını ve rejimi oluşturan diğer tüm kesimlerden kurtulmayı isteyen taraflar var. Ayrıca hareketin hedeflerini gerçekleştirmesini istemeyen bir taraf da mevcut. Eğer seçimler başarısız olursa, bu taraf güç kullanarak öne çıkacak. Bu kesim, rejimdeki ulusal akım tarafından tanımlanabilir.”
 Lounisiye göre seçimlere zayıf katılım olacak:
“Bu durum, geçici Cumhurbaşkanı Abdulkadir bin Salih’in zayıf olduğu gibi sandıkların da zayıf bir siyesi lider ortaya çıkaracağını gösteriyor. Buteflika’nın 2 Nisan’da devrilmesi gibi mevcut yönetimin yaptıklarının aksine harekete güç kullanamayacak olan yeni Cumhurbaşkanı da Kuzey Akdeniz’deki Cezayir’de huzursuzluğu kabul etmeyen Avrupa ülkelerinin baskıları nedeniyle devrilecek. Bu, İran’daki seçimlere benzer olacak. Kazanan İran’daki asıl yöneticinin çıkarlarına zarar vermeyecek. Bu asıl yönetici, Velayet-i Fakih’tir. Siyasi oyunları ve kararları kontrol eden dini kuruluştur. Cumhurbaşkanı yalnızca ön cephede görünmektedir. Bizdeki durum da bununla aynı. Bazıları, rejimin (eski başbakanı) Tebbun’u aday gösterdiğine inansa da tüm adaylar rejim tarafından kabul görüyor ve kimin kazandığı da önemli değil. Ama aslında rejimin korktuğu tek aday Benflis’tir.”
Abdulmecid Tebbun
Konuya dair bir diğer değerlendirme de siyasi analist Muhammed Hanad’dan geldi:
“Otorite bir yol haritasıyla ilerliyor. Genelkurmay Başkanı’nın dediği gibi; sevenler seviliyor, nefret edilenlerden de nefret ediliyor. Bu nedenle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin planlandığı şekilde yapılacağına dair şüphe yok. İlk turdan itibaren seçimleri Sayın Abdulmecid Tebbun kazanacak. Çünkü askeri liderlik, durumu mümkün olan en kısa sürede kendi ölçümüne göre ayarlamak istiyor. Halk gösterilerindeki pankartlardan birinde seçimlerin yapılmadan önce kazananın bilinmesine izin vermeyen şekilde şeffaf olması çağrısı yapılıyordu. Bununla birlikte halkın kabul etmemesi dolayısıyla seçim kampanyalarının düzenlenme olasılığı da zordu. Seçim sürecinin bilinmeyen bir yönetimin altında olduğunu söyleyebiliriz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra etkin yönetim, büyük bir dayatmaya başvuracak. Çünkü halk hareketi tarafından yeni cumhurbaşkanına karşı sert bir muhalefetle karşılaşacak. Yetkilerini zorla empoze etmeye çalışacak. Ayrıca hükümet ekibi, kendilerini ülkenin tanık olduğu ekonomik sorunları çözme zorunluluğu içerisinde de bulacak.”
Her seçimde olduğu gibi tartışma yine aynı: Ordunun adayı
Ordu liderliğinin her adaya aynı mesafede olduğu ilan etmesine rağmen şu an ülkede “ordunun seçimlerdeki adayı” konusunda büyük tartışmalar yaşanıyor. Zira ordu liderliği, önceki seçimlerde siyasete ve seçimlere müdahale etmeyeceği taahhüdünde bulunmuş ancak daha sonra bu taahhüdün tam tersini ortaya koymuştu. Bu çerçevede gözlemciler, sömürgeciliğe karşı silahlı bir devrimden miras kalan rejimin doğasına göre bağımsızlıktan sonra yönetimi kontrol eden tarafın askeri kuruluşlar olduğunu vurguladı.
Tanınmış gazetecilerden Ahmide Ayaşi de konuya dair şunları söyledi:
“Gelişmeleri ve sahadaki eğilimleri göz önüne alarak ordunun belirli bir adayı değil de birden fazla adayı olduğunu tahmin ediyorum. Ancak her adayla olan ilişkilerinde bir öncelik var. Ayrıca seçimler, atamalara da yakın. Her adayın gerçekten alacağı oyların bunu temsil etmesi gerekmiyor. Gözlemciler, Abdulmecid Tebbun’un Genelkurmay Başkanı’na yakın olduğunu söylüyor. Ayrıca Tebbun’un Cumhurbaşkanı’nın yerini almak istediğini gizlemeyen Said Buteflika (15 yıl hapis cezasına çarptırıldı) başta olmak üzere Cumhurbaşkanı Buteflika (1999- 2019) döneminde cumhurbaşkanlığıyla olan mücadele sırasında ordunun adamı olduğu da söyleniyor. Ancak Sayın Tebbun hakkında bazı şüpheler var. Çünkü kendisi güvenilir değil. Anayasanın cumhurbaşkanına verdiği tüm ana yetkilere sahip bir rakibe dönüşebilir. Bu durum, Genelkurmay Başkanı’nı şımartmasıyla bilinen ve şair olan aday İzzeddin Meyhubi’nin yükselme ihtimalini de beraberinde getiriyor. Bunun yanı sıra Tebbun ve Benflis ile kıyaslandığında Meyhubi’nin eski cumhurbaşkanları gibi Frankofon değil, bir Arap ve etkili bazı Arap çevrelerine yakın genç biri olarak Arap dünyasında servis edilme imkanı da var. Yumuşak ve yönetilebilir kişiliğinin yanında gençliğinin çoğu, Savunma Bakanı Yardımcısı ve Genelkurmay Başkanı Ahmed Kayid Salih’in mensup olduğu (ülkenin doğusundaki) Batna şehrinde geçti. Abdulaziz Belaid’in cumhurbaşkanlığını kazanma şansı ise doğum yeri Kayid Salih ile aynı olmasına rağmen zayıf.”
Diğer yandan Genelkurmay Başkanı, “ordunun adayı” hususundaki tartışmalara değinirken, “Allah’ın önünde söz verdik. Bundan dönüş yok. Ordunun hiçbir adayı desteklemeyeceğini söyledik. Cumhurbaşkanını halk seçecek. Halk, Cezayir’i yönetmesi gereken yeni cumhurbaşkanını seçmekle sorumlu” ifadelerini kullandı. Genelkurmay Başkanı, “Allah’ın önünde söz verdim ve bu sözümü tutacağım. İnsanlara hizmet etmeye devam edeceğim. Çünkü biz halkın omurgasıyız” dedi. Ordunun siyasete müdahalesi hakkında da konuşan Genelkurmay Başkanı, “Bu kriz 9 aydır sürüyor. Bu kolay bir durum değil. Bir damla kanın bile dökülmemesi gerekiyor. Ordu halktır. Halk da ordudur. Halk, ordunun yanında durduğunda bu bağı kırabilecek hiçbir güç olmayacak” diye konuştu.
Yolsuzluğa karışanlara yönelik dava, Buteflika rejimini bölüyor mu?
Bu hafta Buteflika döneminin üst düzey yetkililerine yönelik yargı süreci başladı. Gözlemciler, yönetimin bu davaları düzenleyerek “Cezayirlileri seçimlere ikna etmeye çalıştığı” görüşünde.
Yazar Ahmide Ayaşi, duruma dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Çözümün ve dönemin sahipleri, iyi niyetleriyle, ciddi ve dostça seçimler düzenleme istekleriyle Cezayirlileri ikna etmeyi başaramamasının ardından Buteflika rejiminin bazı sembollerini yargılama yoluna başvurarak eski rejimi yinelemek istemediklerini ispat etmeye çalışıyor. Aynı zamanda Buteflika’nın devletin kurulma sürecine halen dahil olduğu ve bazı rejim sembollerinin serbest bırakılacağı söylentileri sonrasında eski rejimden koptuklarını da göstermeye çalışıyorlar. Dahası bu girişim, tek taraflı seçimler yapmayı reddeden halk hareketi taraftarlarının popüler söylemi karşısında yönetimin söylemini iletmeye çalışıyor. Bu karşı söylem, seçimlerin içinde bulunulan çıkmazdan kurtulmaya ve ani olmayan kademeli bir değişim ortamı oluşturmaya izin verecek geçişin ilk adımı olacak. Çıkmazdan kurtulmayı ve herhangi bir kaymayı önlemeyi garanti ediyor. Bununla birlikte şu an mevcut olan göstergeler, iktidar olma girişimlerinin güvenilmez hale geldiğini ortaya koyuyor.”
Cezayir cumhurbaşkanları
Ferhad Abbas (1958- 1961)– Geçici Cumhurbaşkanı
Binyusuf bin Hidde (1961- 1962)- Geçici Cumhurbaşkanı
Abdurrahman Faris (1962)- Geçici İcra Kurulu Başkanı
Ferhad Abbas (1962- 1963)- Ulusal Meclis Başkanı
Ahmed bin Bella (1963- 1965)- İlk Cumhurbaşkanı
Huari Bumedyen (1965- 1976)- Devrim Konseyi Başkanı
Huari Bumedyen (1976- 1978)- İkinci Cumhurbaşkanı
Rabah Bitat (1978- 1979)- Vekaleten Cumhurbaşkanı
Şadli Bencedid (1979- 1992)
Abdulmalik bin Habiles (1992)- Anayasa Konseyi Başkanı
Muhammed Budiaf (1992)- Devlet Yüksek Konseyi Başkanı
Ali Kafi (1992- 1994)- Devlet Yüksek Konseyi Başkanı
Liamine Zeroual (1994- 1999)
Abdulaziz Buteflika (1999- 2019)
Abdulkadir bin Salih (2019- …) Vekaleten Cumhurbaşkanı



Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
TT

Erbil, Uluslararası Koalisyon tarafından durdurulan yardımların yerine geçecek alternatifler arıyor

Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)
Peşmerge güçlerinin geçit töreni (Kürt medyası)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Uluslararası Koalisyon’un daha önce bölge muhafız güçlerine tahsis ettiği mali yardımları durdurduğunu duyurdu.

Açıklama, IKBY’nin, daha önce iki ana parti olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı iki ayrı güç şeklinde örgütlenen Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirmeyi başarmasından bir haftadan kısa süre sonra geldi. Karar ayrıca, ABD güçlerinin ay sonunda Irak’tan çekilmesinin arifesinde alındı.

Yardımlar sona erdi

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Korgeneral Bahtiyar Muhammed Sıddık yaptığı açıklamada, “Uluslararası Koalisyon tarafından Peşmerge güçlerine sağlanan mali yardımların süresi, iki taraf arasında daha önce imzalanan anlaşma uyarınca sona erdi. Ağustos ve Eylül 2026 aylarına ilişkin mali yardımlar, anlaşma kapsamında yapılan son ödeme oldu” dedi.

Sıddık, “Mutabakat zaptı 21 Eylül 2022 ile 21 Eylül 2026 tarihleri arasında yürürlükteydi. Süresinin dolmasıyla birlikte Koalisyon tarafından sağlanan mali ödemeler de durduruldu” ifadelerini kullandı.

Sıddık ayrıca bakanlığın, Koalisyon tarafından Ağustos ve Eylül 2026 ayları için sağlanan yardımların, anlaşma kapsamında son ödeme olarak geçen perşembe günü dağıtıldığını daha önce açıkladığını belirtti.

dfgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerini tek çatı altında birleştirme töreninde yaptığı konuşma sırasında (IKBY Başkanlığı)

Kürt yetkili, Erbil yönetiminin Bağdat’taki Irak hükümetinden, Peşmerge mensuplarının maaşlarının Irak güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi yoluyla söz konusu yardımların telafi edilmesini talep ettiğini söyledi.

Mali yardımların yanı sıra Washington, geçen yıl Irak hükümetinin onayıyla Peşmerge güçlerine 105 milimetre çapında 24 adet M119 tipi hafif ve orta sınıf obüs teslim etmişti. Söz konusu teslimat, Uluslararası Koalisyon’un, DEAŞ’a karşı mücadelede Kürt ortak güçlerinin savunma kapasitesini güçlendirme planları kapsamında gerçekleştirilmişti. Bu adım, Bağdat’taki bazı siyasi gruplar ve siyasetçilerin tepkisini çekmişti.

Yardımların uzatılması

Kürt yetkililer, Uluslararası Koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesi konusunda ciddi güvenlik endişeleri ve rahatsızlık dile getiriyor. KDP lideri Mesud Barzani de daha önce birçok kez çekilmenin doğurabileceği risklere ve DEAŞ’ın Irak’taki faaliyetlerini yeniden canlandırma ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu.

Barzani’nin medya danışmanı Kifah Mahmud, yardımların durdurulmasının ‘normal’ olduğunu belirterek, bunların ‘sonuçta imzalanan bir mutabakat zaptı kapsamında sağlandığını ve söz konusu anlaşmanın artık sona erdiğini’ söyledi. Mahmud, yardımların büyük bölümünün Bağdat’taki federal hükümet tarafından kesilen Peşmerge maaşlarının telafisi amacıyla kullanıldığını kaydetti.

Mahmud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Erbil’in yardımları almasının temel nedenlerinden birinin Bağdat’ın Peşmerge güçlerini, Irak Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Iraklı askerlerin sahip olduğu haklarla eşit kapsamda değerlendirmemesi olduğunu belirtti. Mahmud, Irak Anayasası’nın Peşmerge’yi ülkenin askeri yapılanmasının bir parçası olarak kabul ettiğine dikkat çekti.

Mahmud, Bağdat’ın tutumunun ‘anayasanın uygulanmasındaki aksaklıklar, anayasanın uygulanmasına ilişkin yanlış yorumlar ve bölge yönetimine karşı kısa vadeli bir yaklaşım’ gibi sorunlardan kaynaklandığını ifade etti. Bunun da IKBY ile Bağdat arasında yaşanan sorunların daha da büyümesine yol açtığını söyledi.

Bununla birlikte Mahmud, Peşmerge maaşlarının artırılması ve diğer güvenlik güçlerinin maaşlarıyla eşitlenmesi konusunda ‘ciddi bir yaklaşımın işaretlerinin’ görüldüğünü belirtti. Mahmud, özellikle Ali ez-Zeydi’nin federal hükümet başkanlığını üstlenmesinden bu yana komisyonların, IKBY güçlerinin maaşları da dahil olmak üzere taraflar arasındaki ihtilaflı dosyaları çözmek amacıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydetti.

Olası uzatma

Mahmud, Bağdat’ın Kürt tarafının taleplerine yanıt vermemeyi sürdürmesi halinde “Uluslararası yardımların durdurulması Peşmerge maaşlarını önemli ölçüde etkileyecek” dedi. Mahmud bu durumun, ‘ABD’yi yardım mutabakatını iki veya dört yıl süreyle yenilemeye yöneltebileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

IKBY Bakanlar Kurulu Sekreteri Amanc Rahim de geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı açıklamada, bölge hükümeti heyetinin 2027 bütçe yasa tasarısı konusunda federal hükümetle devam eden görüşmeler sırasında, 148 bin Peşmerge mensubunun maaşları için mevcut ödeneklere 450 milyar dinarlık artış yapılmasını resmen talep ettiğini belirtmişti.

Rahim, basına yaptığı açıklamada, “Artış, Peşmerge güçleri mensupları ile Irak askeri güçlerindeki meslektaşları arasında maaş ve mali ödenekler açısından tam eşitlik sağlanmasını amaçlıyor” ifadesini kullanmıştı.

frgthy
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Peşmerge Bakanlığı yetkililerinin Bağdat’ta düzenlenen bir güvenlik koordinasyon toplantısı sırasında çekilmiş fotoğrafı (Arşiv – Hükümet medyası)

Kürtçede ‘ölümle yüzleşenler’ anlamına gelen Peşmerge, IKBY’yi korumakla görevli resmi askeri güç olarak kabul ediliyor. Tarihsel olarak Kürtlerin haklarını savunmak amacıyla dağlarda silahlı direniş hareketleri şeklinde ortaya çıkan Peşmerge, 2003 sonrasında ise örgütlü ve donanımlı bir güvenlik kurumuna dönüştü.

Peşmerge, başta DEAŞ’a karşı savaş olmak üzere kritik çatışmalara katıldı ve Uluslararası Koalisyon’un başlıca stratejik ortaklarından biri oldu.

IKBY, 2026 yılında tarihi bir adım atarak tüm askeri birliklerinin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında kapsamlı biçimde birleştirilmesinin tamamlandığını duyurdu. Erbil yönetiminin ifadesiyle bu adım, KDP ile KYB arasındaki onlarca yıllık siyasi bölünmeye son vererek Peşmerge’yi ‘kurumsal ve birleşik bir orduya’ dönüştürmeyi amaçlıyor.


Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.