Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil

Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil
TT

Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil

Kalın'dan Kanal İstanbul açıklaması: Bu bir devlet projesidir, belediye projesi değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Kanal İstanbul projesi ile ilgili, “Muhalefet partisi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanki kendi yetkilerindeymiş gibi ‘biz bu projeyi yaptırmayız’ diye bir tez ile ortaya çıktılar. Bu her şeyden önce devlet projesidir. Bu bir belediye projesi değil, siyasi parti projesi değil, muhalefet partisi projesi değil, bu bir devlet projesi” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan 2019 yılının son Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı sonrasında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, basın açıklamasında bulundu.
Bölgedeki terör tehdidini devam ettiğini belirten ve meydan okumalara karşı kararlı bir şekilde çalışmaları yoğun bir şekilde devam ettireceklerini belirten İbrahim Kalın, özellikle Suriye ve Libya'daki konuların gündemi yoğun bir şekilde işgal etmeye devam ettiğini kaydederek, Milli Savunma Bakanlığının ve İçişleri Bakanlığının bu çerçevede çeşitli sunumları olduğunu, ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının da özellikle enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi millileştirilmesi ve öngörülebilir bir piyasa oluşturulması konusunda kapsamlı bir sunum yaptığını ifade etti.
Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştiğini kaydeden Kalın, “Cumhurbaşkanımız hem tebriklerini sözlü olarak ifade ettiler hem de ikili ilişkilerimiz bağlamında bundan sonra atacağımız adımlar konusunda görüş teatisinde ve bulundular. İngiliz tarafının Türkiye ile ilişkilerini, özellikle Brexit süreci ve sonrasında giderek daha fazla önem atfettiğini de ifade edebilirim, bunu her vesile ile zaten dile getiriyorlardı, Brexit süreci tamamlandıktan sonra da Türkiye İngiltere ilişkilerinin ticari alanda, iktisadi alanda, güvenlik alanında, savunma sanayi iş birliği alanlarında yoğunlaştırmak devam edeceğini ifade edebilirim” diye konuştu.
“Rus tarafının daha büyük bir sorumluluk sahibi olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz”
İdlib Mutabakatı'nı hatırlatan ve bu güne kadar gelinen süreci anlatan İbrahim Kalın, son haftalarda İdlib'de rejim ihlallerinin arttığını söyledi. İbrahim Kalın, “Dün bildiğiniz gibi bir heyetimiz Moskova'daydı, onlarda görüşmelerini yaptılar, orada bize önümüzdeki 24 saat içerisinde, yani şu anda içinde bulunduğumuz bu saatler içerisinde çatışmaların durdurulması, yani rejimin saldırılarının doldurulması konusunda bir çaba içerisinde olacaklarını ifade ettiler heyetimize. Şu anda biz tabii bu saldırıların durması ile ilgili süreci yakından takip ediyoruz ve bu saldırıların bir an önce durmasını ve bunun da yeni bir ateşkes ile takvimi belli, çerçevesi belli hayata geçirilmesini bekliyoruz. Bizim Rus tarafından da temel beklentimiz budur. Aksi halde hem mutabakat ihlal edilmiş olacak hem de yeni bir insani kriz ortaya çıkacak hem Türkiye'ye dönük ortaya çıkacak hem de orada rejimin girmesi halinde yeni sivil katliamlar yaşanacak. Ama burada özellikle Rus tarafının daha büyük bir sorumluluk sahibi olduğunu hatırlatmakta fayda görüyoruz” şeklinde konuştu.
“Bunların da karşılıksız kalmayacağını açık bir şekilde ifade etmek isteriz”
Fırat'ın doğusunda da sürecin sürdüğünü kaydeden Kalın, nispeten sakin ve istikrarlı bir barış ortamı olduğunu ifade ederek, YPG-PYD terörist faaliyetlerinin devam ettiğinin altını çizdi. Kalın, “Zaman zaman Amerika Birleşik Devletlerinin, zaman zaman Rusya Federasyonunun YPG-PYD terör örgütü ile çeşitli biçimlerde ilişkiye girdiğini, onları desteklediğini, yönlendirdiğini, askeri birlikler kurduklarını, belli bölgelere getirip götürdüklerini gözlemliyoruz. Bu konuda da çok net bir şekilde şunu ifade etmek istiyoruz; bu terör örgütü ile girilen her tür angajman teröre verilmiş doğrudan ya da dolaylı bir destektir ve bu tür faaliyetler devam ederse ve bizim sınırlarımıza dönük bir hareketlilik olursa Türkiye olarak bunların karşısında duracağımız net bir şekilde ifade etmek istiyoruz. Zaman zaman başka ülkelerin, bazı Körfez ülkelerinin de buradaki Ferhat Abdi Şahin adlı Mazlum Kobani kod adlı terör örgütünün elebaşlarından birisi ile çeşitli görüşmeler yaptıklarını, onu Türkiye'ye karşı kullanmak için bir arayışın içerisinde olduklarını da görüyoruz, bunu da not ediyoruz, bunların da karşılıksız kalmayacağını açık bir şekilde ifade etmek isteriz” ifadelerini kullandı.
“Biz Libya'da meşru hükümetin yanında yer almaya devam edeceğiz”
Libya'daki iç savaş konusuna da değinen Sözcü Kalın, Libya'da askeri bir çözümün söz konusu olmadığını, siyasi bir çözüm olması gerektiğini belirterek, bazı ülkelerin meşru hükümeti hedef alan Hafter'e bir takım askeri, siyasi ve parasal destek verdiklerinin altını çizdi. Kalın, “Hafter'in saldırılarını derhal durdurması gerekiyor. Aksi halde Libya'nın diğer bölgelerinde çok daha kanlı bir iç savaşın yaşanması kaçınılmaz hele gelecektir. Biz burada uluslararası toplumun da tanıdığı meşru hükümetin yanında yer almaya, onlara gerekli desteği vermeye devam edeceğiz” dedi.
“Türkiye böyle bir anlaşma yaptığında böyle bir tavır içine girmeleri anlaşılır değil”
Libya ile Türkiye arasında yapılan 2 anlaşmadan bahseden Kalın, anlaşmalardan büyük rahatsızlık duyan çevreler olduğunu söyleyerek, “Başka ülkeler Libya ile ya da Libya ülkelerle bu tür ikili anlaşmalar yaptığında bu sert tepkiyi göstermeyen çevrelerin Türkiye böyle bir anlaşma yaptığında böyle bir tavır içine girmesi anlaşılır bir şey değil. Üçüncü ülkelere tehdit teşkil etmeyen bir karşılıklı güven, işbirliği, askeri, eğitim anlaşmasından bahsediyoruz. Kopartılan gürültüye baktığınızda ‘Türkiye Libya'ya girecek, Türkiye Libya'yı işgal edecek, barış sürecini sabote edecek' gibi bir takı haksız ithamların ortaya atıldığını görüyoruz. Bunların hangi çevrelerden geldiğini tahmin etmek zor değil” diye konuştu.
“Türkiye buralara neden giriyor, neden taraf tutuyor” gibi eleştirilerin geldiğini bahseden Kalın, “Bunu anlamakta açıkçası zorlanıyoruz. Türkiye'nin güvenliği misak-ı milli sınırlarının ötesinde başlar. Biz Türkiye Cumhuriyetinin dört bir tarafını güvence altına alacaksak, bu güvenlik çemberini daha geniş bir ağda çizmek zorundayız” şeklinde konuştu.
“İhtiyaçlara göre yapılan anlaşma çerçevesinde şekillenecek bir tezkere”
Türkiye ile Libya arasında imzalanan mutabakat çerçevesinde TBMM'nin bir yetki tezkeresi hazırladığı, bu tezkere çerçevesinde Türk askerinin görevinin ne olacağı konusunun sorulması üzerine Kalın, “Bu Meclisin uhdesinde olan bir konu. Oradaki sıcak gelişmelere bağlı olarak böyle bir tezkere ihtiyacı doğabilir. Meclis'te bununla ilgili bir çalışma yürütüyor. Tezkerenin içeriği hakkında bir şey söylemem doğru olmaz. İhtiyaçlara göre yapılan anlaşma çerçevesinde şekillenecek bir tezkere. Biz prensip olarak meşru Libya hükümetinin ve halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Bunun gerektirdiği adımları atmaktan sarfınazar etmeyiz. Bu eskiri eğitim şeklinde olabilir, siyasi destek şeklinde olabilir.
“Bu konu ile ilgili bir yıllık erteleme söz konusu olabilir”
Değerli Konut Vergisine ilişkin sorulan soruya cevap veren Kalın, “Sayın Cumhurbaşkanımızın bir değerlendirmesi oldu. Çeşitli kurumlardan da değerlendirmeler aldı. Bununla ilgili bir çalışma yapılması talimatı verdiler. Önümüzdeki günlerde bir çalışma yapılacak. Bu konu ile ilgili bir yıllık erteleme söz konusu olabilir. Yapılacak çalışma tekemmül ettirildikten sonra Cumhurbaşkanımıza arz edilecek. Müteşekkil bir şekilde ortaya çıktıktan sonra karar verilecek. Gelen değerlendirmeleri, eleştirileri, çağrıları dikkate aldığımızı ifade etmek isteriz” açıklamasında bulundu.
“Türkiye'yi yaptırım dile ile hizaya getirmek gibi beyhude bir çabanın içinde olmasınlar”
Türkiye'ye yaptırımlar konusunda Trump'un kongreye, yaptırımların Türkiye'yi Rusya'ya daha da yakınlaştıracağı yönünde bir rapor gönderdiği iddialarının sorulması üzerine Kalın, “Kongreden çıkması muhtemel olan yaptırımlarla ilgili olarak Trump yönetiminin değerlendirmelerini biz prensipte olumlu buluyoruz. Sayın Trump Türkiye'yi önemseyen bir devlet başkanı, Türkiye'yi Amerika'nın kaybetmemesi gerektiğini bilen bir lider. Fakat içinde bulunduğu şartlar, Kongreden gelen baskı, bazen kendi devlet yapısı, Pentagon ve onun değişik kolları, güvenlik bürokrasisinden, istihbarat bürokrasisinden gelen baskılar şuanda Amerika'da Kongre merkezli son derece Türkiye karşıtı irrasyonel bir havanın oluşmasına neden olmuş durumda” dedi.
Kongredeki Türkiye karşıtı havanın Türkiye-Amerikan ilişkilerine bir faydası olmayacağının altını çizen Kalın, “Kongreye bir çağrı yapmak isterim, yaptırım dili ile tehditlerle Türkiye'ye karşı bir tutum içinde olmalarının kimseye faydası olmaz. Türkiye'yi yaptırım dile ile hizaya getirmek gibi beyhude bir çabanın içinde olmasınlar. Bu tür tavırlarla, yaptırımlarla, tehditlerle korkutamayacaklarını bilmeleri gerekir. Türkiye inandığı temel milli meselelerinde milli çıkarlarını korumak için adımlarını atmaya devam edecektir. Bu tür tehdit dilinin Türkiye'yi tam da yönelmesini istemedikleri yerlere iteceğini de bilmeleri gerekir” diye konuştu.
“Hafter'e bu askeri desteğin verilmesi oradaki sürece katkı sunmamaktadır”
Hafter'e destek verilmesinin Libya'daki sürece katkı sağlamadığını belirten Kalın, “Rusya dahil olmak üzere Hafter'e bu askeri desteğin verilmesi oradaki sürece katkı sunmamaktadır. Bizim çabamız Libya7da çatışmaların durması, ateşkesin BM çatısı altında derhal ilan edilmesi, herkesin Nisan ayındaki pozisyonuna geri dönmesi ve siyasi müzakere yolunun bir an önce açılmasıdır” açıklamasında bulundu.
“Burada jesti herkesin taleplerini karşılayacak bir orta yolun bulunması şeklinde anlamak gerek”
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın asgari ücret konusunda “bir jest yapabiliriz” ifadesi kullandığının sorulması üzerine Kalın, “Asgari ücret konusu Kabine toplantısında gündeme gelmedi. Çalışma Bakanımız bu konuda bir çalışma yapıyor. Bunu diğer kurumların ve ilgili tarafların bütün değerlendirmeleri alınmak suretiyle bir noktaya gelecek. Cumhurbaşkanımızın da bir değerlendirmesi tabi ki olacak. Burada jesti rakamın inmesi çıkmasından ziyade, herkesin taleplerini karşılayacak bir orta yolun bulunması şeklinde anlamak daha isabetli olur” dedi.
“Bu bir belediye projesi değil, bu bir devlet projesi”
Kanal İstanbul ile ilgili tartışmalara cevap veren Kalın, “Muhalefet partisi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanki kendi yetkilerindeymiş gibi ‘biz bu projeyi yaptırmayız' diye bir tez ile ortaya çıktılar. Bu her şeyden önce devlet projesidir. Bu bir belediye projesi değil, siyasi parti projesi değil, muhalefet partisi projesi değil, bu bir devlet projesi. Bununla ilgili bütün projeler yapıldı, yapılmaya devam edecek. Bunun hukuki tarafı, ÇED raporu, bütün boyutları ile incelendi. Bunun yapılmasının İstanbul'un bundan sonraki geleceği ve gelişmesi açısından büyük katkı sağlayacağı görülüyor” diye konuştu.
“Yaptırmayız' gibi yaklaşımlarla engellemeye çalışmak çok anlamlı gelmiyor”
Yetkinin tek taraflı olarak belediye başkanında olmadığını, mecliste bir yetkilendirme yapıldığını, Çevre Bakanlığının bu konuda bir değerlendirmesi olacağını, hukuki anlamda bu konuya bakılacağını söyleyen Kalın, “İstanbul'da yapıldığı için tabi ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer paydaşlar bu sürecin bir parçası olacaklar. Netice itibariyle Türkiye için bu yapılabilir bir projedir. ‘Yaptırmayız' gibi yaklaşımlarla engellemeye çalışmak çok anlamlı gelmiyor. Geçişte de bu ‘yaptırmayız, ettirmeyiz' tarzı yaklaşımların netice vermediğini gördük. Hele ki Cumhurbaşkanımızın bu konulardaki inancı ve kararlılığı söz konusu olduğun, çünkü bu projeye gerçekten inanıyor, biz de bunu objektif ve bilimsel olarak gördüğümüz için yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu süreç devam edecek, belli ki bu konu siyasi bir polemik meselesi olmaya devam edecek ama ben tekrar ifade edeyim, Kanal İstanbul projesi bir devlet projesidir, bir siyasi partinin ya da belediyenin projesi değildir” şeklinde konuştu.
Montrö Antlaşması'nın tartışmaya açılıp açılmaması konusundaki tartışmalara da açıklık getiren Kalın, “Montrö'yü tartışmaya açmayız. Kanal İstanbul bu anlaşma kapsamında yapılacak bir projedir. Montrö'yü mülga edecek, ortadan kaldıracak bir proje değildir” ifadelerini kullandı.
“Bir takım iddialar var, bütün gerçeklerin ortaya çıkması kamu yararınadır”
Mansur Yavaş ile Sinan Aygün arasında yaşanan tartışmaların sorulması üzerine Kalın, “Bu konuyla ilgili İçişleri Bakanlığımız bir görevlendirme yaptı. Bir takım iddialar var, bütün gerçeklerin ortaya çıkması kamu yararınadır. Ne çıkacak göreceğiz. Prensip olarak geçmişte de belediye başkanları olsun, kamu görevlileri olsun biz hep şu ilke ile hareket ettik, kimse kanunun üzerinde değildir. Bir belediyede veya bur kamu kuruluşunda bu tür iddialar varsa, bunlarla ilgili İçişleri Bakanlığı ve savcılık harekete geçer ve geçmelidir. Geçmişte AK Parti belediyeleri ile de bu tür soruşturmalar yapılmıştır. Biz hiçbir zaman şu ya da bu parti arasında bir ayrım yapıp, kanun önünde bunlar eşittir, bunlar değildir gibi bir tutum içinde olmadık. Buradaki temel prensip kimse kamunun üzerinde değildir. Bizim açımızdan önemli olan bu iddiaların en kısa sürede aydınlatılması, bir ihlal varsa, bir suç varsa bunun gereğinin de yargı makamları tarafından yapılmasıdır” dedi.

 


Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.