Endülüs Bölgesi'nin başkenti ve mutluluğun limanı: Sevilla

Sevilla'daki İspanya Meydanı’ndan bir kare
Sevilla'daki İspanya Meydanı’ndan bir kare
TT

Endülüs Bölgesi'nin başkenti ve mutluluğun limanı: Sevilla

Sevilla'daki İspanya Meydanı’ndan bir kare
Sevilla'daki İspanya Meydanı’ndan bir kare

Sevilla’ya (İşbiliye) bir kez giderseniz kalbinizi orada bırakacağınız söylenir. Gerçekten de Sevilla’dan ayrılsanız bile o sizi bırakmıyor.
Bu şehri bilenler veya orada yaşayanlar onun tarihinden halkının yumuşaklığına tüm güzellikleri bir ara getiren özel bir çekiciliğe sahip olduğuna dair hemfikirler. Şehrin öyle samimi bir atmosferi var ki kimse kendini yalnız veya yabancı hissetmiyor.
İspanyol-Arap Dostluk Derneği Genel Başkanı ünlü İspanyol yazar Antonio Gala yıllar önce ona yönelttiğim bir soruya cevap olarak hayatının geri kalanını bu şehirde geçirmeye karar verdiğini söylemiş ve “Sevilla halkı, buranın dünyanın en güzel şehri olduğuna inanıyor. Korkarım bu doğru” demişti.


Şehrin en parlak renklerine büründüğü ve halkın meydanlarda dans ettiği Nisan Festivali'nden bir kare

Endülüs Özerk Bölgesi’nin yönetim merkezi ve gülen yüzü Sevilla, Guadalquivir Nehri kıyısında Fenikeli tüccarların uğrak yeri olan bir liman şehridir. Sevilla, ilk Kristof Kolomb gemilerinin ‘Yeni Dünya’nın kıyılarına demirlemek için yola çıktığı Avrupa’nın Hint diyarına açılan kapısı oldu. İspanya'nın ılık güneşi, ağlayan gitarı ve geçmiş yıllardan günümüze hüzünlü ruh hallerini taşıyan melodileri olsa da Sevilla, yaşam ve neşe dolu anıtları, parkları ve mahalleleriyle adeta ziyaretçisinin gözünü kamaştıran bir turistik mücevherdir.
Elbette İspanyol mutfakları arasında en üst sırada yer alan ve otantik Arap mirası ile öne çıkan mutfağından bahsetmemek olmaz. Bu mutfak aynı zamanda bir turistin hayatı boyunca bir kez olsun icabet etmesi gereken açık bir davettir. Şehrin en parlak renklerine büründüğü Nisan Festivali’nde (Feria de Abril) tüm Sevillalılar, gece gündüz dans edilip şarkıların söylendiği meydanlara akın ederler. Öte yandan bu şehrin tüm yıl boyunca Paskalya’ya hazırlanan bir halkı var. İster bu etkinliklere katılabilir ister ilkbahar günlerinde, ağaçlarında yıldızlar gibi asılı duran portakal çiçeklerinin kokuları arasında sokaklarda bir akşam yürüyüşü yapabilirsiniz.


Sevilla’daki İslami mimari örneklerinden biri

Sevilla’nın en önemli özellikleri ise şöyle;
La Giralda Kulesi (Sevilla Katedrali)

Avrupa’nın üçüncü, İspanya’nın ise en büyüğü olan Sevilla’nın tarihi meydanında, Katolik dünyasının büyüklüğü bakımından en büyük yüz ölçümü bakımından ise üçüncüsü olan Sevilla Katedrali bulunuyor. 12. yüzyılın ortalarında Halife Ebu Yakup Yusuf tarafından yaptırılan caminin yerine inşa edilen katedral, daha sonra İspanyol hükümdarları tarafından yıkıldı. Ancak 104 metre yüksekliğindeki La Giralda kulesi korundu. Kule, 300 yıl sonra bugün şehrin en ünlü sembolü olan ve ‘La Giralda’ olarak bilinen bir çan kulesine dönüştürüldü. Kule, önde gelen İspanyol ressamların paha biçilmez dini tablolarından oluşan bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Avrupa ve Amerika kıtası sahillerine giden misyonerlerin öncüsü olan İspanyol denizci Kristof Kolomb’un mezarı da burada bulunuyor. Kule, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne eklendi.
Kraliyet sarayları
Katedrale birkaç metre mesafede, Sevilla'da sık sık rastlanan başka bir mimari dönem daha var. O dönemi de Endülüs halifeleri tarafından inşa edilen ve daha sonra onlarca yıl Kastilya krallarının yaşadığı kraliyet sarayları temsil ediyor.
İspanya Kralı V. Karl (Şarlken) Portekiz Kraliçesi ile düğününün muhteşem olması için bu düğünü Granada’daki El Hamra Sarayı’nın ‘büyükelçi kabul salonunda’ yapmaya karar verdi. Düğüne davet edilenler arasındaki Venedik Cumhuriyeti Büyükelçisi’nin sarayın güzelliğine ve zengin bahçesine olan hayranlığını ifade etmek için “Burası dünyanın en huzurlu yeri” dediği rivayet edilir.
Hala ilk günkü ihtişamını koruyan kraliyet sarayları bugün, İspanyol kraliyet ailesi tarafından bazı vesilelerle Sevilla'ya geldiklerinde kullanılıyor. Endülüs Emevi Devleti’nin Sevilla’daki izlerinden biri de Sevilla’nın son Endülüs halifesi Abbadi Emiri Mu'temid-Alellah’ın (İbn Abbad) devletini yönettiği ve eski İspanya kralı I. Juan Carlos'un her gidişinde hayranlığını ifade ettiği Alcazar Sarayı’dır. Tarihçiler aynı zamanda çok iyi bir şair olan İbn Abbad’ın ölümüne kadar 4 yıl boyunca kaldığı Fas’ın Ağmat şehrine sürgün edildiğini düşünüyorlar. Bugün Alcazar Sarayı’nın bahçelerinden birinde, İbn Abbad’ın ‘7 Eylül 1091’deki talihsiz sürgünün üzerinden 9 asır geçmesi’ vesilesiyle dikilmiş mermer bir sütun bulunuyor.
Batı Hint Adaları Genel Arşivi Binası
Batı Hint Adaları Genel Arşivi Binası, İspanya’nın fetihleri ve Amerika kıtasındaki sömürge yıllarıyla ilgili çok sayıda değerli belgeye ev sahipliği yapıyor. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne alınan bina, geçmişte şehre gelen tüccarlara ev sahipliği yapması için inşa edilmişti. Daha sonra 16. yüzyılda Engizisyon Mahkemesi olarak kullanıldı.
El Gabe ve Las Duenas sarayları
Sevilla aynı zamanda İber Yarımadası'nda yüzyıllar boyu gelişen İslam sanatının Hıristiyan sanatına uygulanmış biçimi olan Mudéjar (Müdeccen) mimarinin önemli bir durağıdır. Bu sanat, tuğla,  alçıtaşı, ahşabın yanı sıra süsleme ve dekorasyonda yoğun olarak kullanılan çinileriyle öne çıkıyor.  Sevilla'da, 15. yüzyılda Müdeccen mimarinin zirvesi olarak kabul edilen El Gabe Sarayı’nı tüm ihtişamıyla şekillendirilen bu mimaride inşa edilmiş birçok kilise bulunuyor. Bu saray, 19. yüzyılın ortalarına kadar İspanyol soylu aileleri tarafından önce bir tiyatroya ardından sanat koleksiyonları, antika eşyaları ve Müdeccen sanatına ait eserlerin sergilendiği bir müzeye dönüştürüldü.
Ancak Müdeccen mimari turunun en önemli durağı, 15. yüzyılda inşa edilmiş ve bugün İspanya'nın en eski soylu ailesi olan Alba ailesine ait Duenas Sarayı’dır. İspanya hükümeti bu eşsiz mimarinin önemi ve barındırdığı eserleri korumak amacıyla sarayı, ulusal kültürel miras olarak ilan etti. Saray 2016'dan beri ziyaretçilerini ağırlıyor. Ünlü İspanyol şair Antonio Machado'nun 1875 yılında bu sarayda doğduğunu ve Alba Düşesi’nin İngiltere Kraliçesi'ni bile geride bırakarak dünyanın en soylu kişisi ilan edildiğini de belirtmekte fayda var.
Triana mahallesi
Sevilla'nın tarihi mekanlarını ziyaret etmesi ve tüm şehri keşfetmesi günler sürüyor. Ancak şehrin cazibesi bu kadarla sınırlı değil. Sevilla’nın bir de hayat ve eğlence dolu güzel mahallelerinde ve parklarında dolaşmak gerekiyor. Bu mahallelerin en ünlüsü, eşsiz mimarisi, evleri, dokusu ve insanlarıyla adeta zamanın durduğu Triana mahallesidir. Buraya geldiğinizde hızınızı biraz düşürmelisiniz. Endülüs döneminin ünlü yemekleri ve tatlılarının tadına bakabileceğiniz meydanları dolduran restoran ve kafelerden birinde öğle yemeği yemenizi tavsiye ederim.
Altın Kule
Triana mahallesini köprüye doğru ilerleyerek terk ederken İspanyolca adı ‘Torre del oro’ olan ve ‘maestranza’ denilen dünyanın en iyi boğa güreşi arenalarına bakan Altın Kule, 13. yüzyılda Muvahhidler Devleti tarafından yaptırıldı. Dünyanın gözündeki İspanyol kimliğinin bileşenlerinden birini olan boğa güreşleri maetranzalarda adeta bir ‘milli bayrama’ dönüşür.
Maria Luisa Parkı
Altın Kule’den 7. yüzyıla tarihli, yemyeşil ağaçları ve şehrin sıcak yazındaki serin bir hava estiren güzel çeşmeleri ile Sevilla’nın kalbinde bir vaha olan ‘Maria Luisa’ parkına geçiyoruz.
İspanya Meydanı
Maria Luisa Parkı’nın karşı tarafında, Endülüs tarzının en büyük ve en güzel örneklerinden ünlü ‘İspanya Meydanı’ bulunuyor. Bu meydanı ilk kez görenler genellikle büyüklüğünden, ahenginden ve mimarisinin güzelliğinden etkilendiklerini söylüyorlar. İspanya Meydanı 1929 yılında ziyaretçilerin tüm İspanya tarihine göz atabildiği Ibero-Amerikan Sergisi için inşa edildi. Ayrıca Arabistanlı Lawrence, Rüzgarın Sesi, Diktatör ve Yıldız Savaşları gibi ünlü filmlerin bazı sahneleri burada çekildi.



Bilim insanları uzaylı arayışında çığır açan yeni bir yöntem keşfetti

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Bilim insanları uzaylı arayışında çığır açan yeni bir yöntem keşfetti

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Bilim insanları, başka dünyalarda yaşam bulmalarını sağlayacağını umdukları çığır açıcı yeni bir yöntem keşfetti.

Uzayda yaşam belirtileri bulmak için canlıların geride bıraktığı, "biyoimza" denen izleri aramak gerekiyor. Ancak bunları saptamak zor olabiliyor: Kullanılacak ekipmanın hem sinyalleri algılayacak kadar hassas hem de başka bir gezegene gönderilebilecek kadar küçük olması gerekiyor.

Yapay zekayla elektrik sinyallerini birleştiren Osaka Üniversitesi araştırmacıları, artık dünya dışı yaşamı bulmayı sağlayacak yeni bir yöntem keşfettiklerini düşünüyor. Ayrıca bu yöntemin, evrende yalnız olup olmadığımızı öğrenmek amacıyla başka gezegenlere gönderilebilecek kadar güçlü ve küçük olmasını umuyorlar.

Canlıları keşfedip onları cansız kimyasallar ve süreçlerden ayırmak için genellikle proteinlerin yapıtaşları amino asitler inceleniyor. Amino asitler aynı kimyasal formülü içerse de birbirlerinin aynadaki yansıması olan iki biçimde ortaya çıkıyor; canlılarda neredeyse hepsi L-form, şekerlerde ise D-formken, cansız süreçlerde her iki form da yakın miktarlarda üretiliyor.

Bilim insanları, bu farklı biçimleri ve birbirlerine oranlarını yaşamın varlığına işaret edebilecek bir biyoimza olarak kullanabileceklerine inanıyor. Ancak bunu fiilen gerçekleştirmek pek mümkün değil: Araştırmacıların, büyük molekül gruplarını elde etmesi gerekiyor ki bu, gezegenlerin çok uzak olması nedeniyle zor bir iş.

Araştırmacılar bu sorunun üstesinde gelmek için sinyalleri elektrik kullanarak saptamanın yollarını arıyor. Bu yöntemin daha basit olması, ölçüm sırasında titreşimlerden daha az etkilenmesi ve kimyasal reaktif kullanma ihtiyacını ortadan kaldırması bekleniyor.

Araştırmacılar artık bu çalışmalarda bir atılım yaptıklarını söylüyor.

Yeni çalışmada bilim insanları, son derece ince iki altın tel arasındaki boşluktan geçen moleküllerin ölçümünü yapmayı başardı. Bu teller arasından geçen akımın dalga formları, orada bulunan amino asit türüne göre farklılık gösteriyor ve böylece ekipman, geçen molekülleri sayarak bunları birbirinden ayırt etmeyi mümkün kılıyor.

Makalenin başyazarı Takahito Oshiro, "Nano-boşluk geçiş tekniğimizi yapay zekayla birleştirerek amino asitlerin L ve D formlarını yüzde 80'in üzerinde doğrulukla ayırt etmeyi başardık" diyor. 

Tek molekül düzeyinde amino asit kiralitesinin ilk kez ayırt edildiği bu çalışma, kimyasal algılama alanında temel bir ilerlemeyi temsil ediyor.

Araştırmacılar yöntemi Dünya'da elde edilen örneklerle test etti: Avustralya'daki Murchison meteoritinden alınan bir örnek ve Şili'deki Atacama Çölü'nden alınan toprak. Yöntem, geleneksel tekniklerle benzer şekilde işleyerek araştırmacıların örneklerdeki amino asitlerin bileşimini anlamasını sağladı.

Araştırmacılar, bu teknolojiyi kullanarak elektrikle çalışan ve uzaylı yaşamın izlerini tespit edebilen küçük cihazlar üretebilmeyi umuyor.

Çalışma, hakemli dergi Nature Communications'ta yayımlanan "Chiral discrimination of amino acids in meteorite and desert soil extracts via single-molecule nanogap conductance" (Tek molekül nano-boşluk iletkenliği yoluyla meteorit ve çöl toprağı örneklerinde amino asitlerin kiral ayrımı) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe


Ünlü oyuncudan gişede batan filmiyle ilgili itiraf

Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)
Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Ünlü oyuncudan gişede batan filmiyle ilgili itiraf

Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)
Avcı Kraven'ın başrolünde yer alan 36 yaşındaki Aaron Taylor-Johnson, karakterin çizgi romanlardaki görünümüne sadık kalabilmek için yaklaşık 18 kilo kas kütlesi kazanarak 90 kiloya çıkmıştı (Sony Pictures Releasing)

Yeni X-Men filminde Profesör Xavier'ı canlandıracak Christopher Abbott, Avcı Kraven'da (Kraven the Hunter) yaşadığı zorlu deneyimi anlattı.

Happy Sad Confused adlı podcast programına katılan oyuncu, Örümcek-Adam evreninden doğan 2024 yapımı filmde canlandırdığı Yabancı (The Foreigner) hakkında, "O filmde ne yaptığımı bilmiyorum" dedi.

Abbott, karakterinin hipnozla bağlantılı güçlerinin nasıl işlediğini bile anlamadığını itiraf etti:

Süper gücünün ne olduğunu anlamıyordum; neler olup bittiğini bilmiyordum. Gözlüklerimi çıkarıyorum, peki sonra ne oluyor? Bana kalırsa kimsenin buna doğru düzgün bir cevabı yoktu.

Oyuncu, çekimler sırasında da işlerin "iyi gitmediğini" düşündüğünü belirtti ve ekledi:

O filmde ne giydiğimi de bilmiyorum. Bunları zihnimin derinliklerine gömdüm sayılır... İnsan böyle böyle öğreniyor.

Avcı Kraven'da başrolü Aaron Taylor-Johnson üstlenmişti. Oyuncu, Marvel çizgi romanlarında uzun süredir Örümcek-Adam'ın başına bela olan ve filme adını veren avcıyı canlandırıyordu. 

Film, bir aslan saldırısının ardından babası tarafından ölüme terk edilen Sergei Kravinoff'un özel güçler kazanarak Avcı Kraven'a dönüşmesini anlatıyordu.

J. C. Chandor imzalı yapım, dünya genelinde yalnızca 60 milyon dolar hasılatla gişede başarısız oldu. Abbott ise şimdi başka bir süper kahraman projesinin kadrosunda: X-Men.

Ancak 40 yaşındaki Abbott, X-Men kadrosuyla birlikte D23 etkinliğinde sahneye çıktığında beklediği karşılığı bulamadığını söylüyor.

Geçen hafta The Cut'a konuşan Abbott, o anı şöyle anlatmıştı:

Sanırım sahneye oldukça hevesli bir şekilde çıkmaya başladım. Sonra oradaki pek çok kişinin kim olduğumu bilmediğini hissettim ve bir anda enerjim değişti.

X-Men, 5 Mayıs 2028'de vizyona girecek.

Independent Türkçe, Happy Sad Confused, GamesRadar, The Cut


Shyamalan'dan sürpriz prömiyer: Yeni filmine övgü bombardımanı

Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)
Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)
TT

Shyamalan'dan sürpriz prömiyer: Yeni filmine övgü bombardımanı

Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)
Benimle Kal'da Oscar adayı Jake Gyllenhaal'a Bridgerton'la yıldızı parlayan 31 yaşındaki Phoebe Dynevor eşlik ediyor (Warner Bros. Pictures)

M. Night Shyamalan, yeni gerilim filmi Benimle Kal'ın (Remain) dünya prömiyerini geçen hafta Los Angeles'taki Beyond Fest'te sürpriz bir gösterimle yaptı.

Sosyal medyadaki ilk yorumlarda başrol oyuncusu Jake Gyllenhaal'un performansı "inanılmaz" diye övülürken, filmin yönetmenin daha önce çektiği hiçbir yapıma benzemediği belirtiliyor.

Shyamalan'ın senaryosunu Nicholas Sparks'la birlikte yazdığı, doğaüstü unsurlar içeren romantik filmin şubatta vizyona girmesi planlanıyor. Altıncı His'in (The Sixth Sense) özel gösterimi için festivale gelen izleyiciler ise Benimle Kal'ı vizyona girmesinden aylar önce izleme fırsatı buldu.

Filmin resmi özetine göre Gyllenhaal, akut depresyon tedavisinin ardından yeni bir başlangıç yapmak isteyen New Yorklu mimar Tate Gordon'ı canlandırıyor. 

En yakın arkadaşına bir yazlık tasarlamak için Cape Cod'a giden Tate, kız kardeşinin yasını hâlâ tutarken özenle kurduğu düzeni altüst eden genç Wren'le (Phoebe Dynevor) tanışıyor.

İlk yorumlara bakılırsa Benimle Kal, Beyond Fest izleyicilerini etkilemiş.

FilmSpeak sunucusu ve eleştirmen Griffin Schiller'e göre filmde Shyamalan'ın "en içten ve samimi hali" görülüyor. Schiller, yapımı yönetmenin ilk dönem çalışmalarını hatırlatan "duygu dolu ve romantik" bir film diye niteledi.

Schiller'e göre Gyllenhaal, "Shyamalan için kusursuz bir başrol oyuncusu" ve "ölçülü ama duygu dolu" bir performans sergiliyor. Dynevor ise "büyüleyici".

Oyuncu ve sinemacı Luke Barnett da filmin gişede büyük başarı kazanacağını öngörerek şu değerlendirmeyi yaptı:

Benimle Kal ortalığı kasıp kavuracak. Sinemada izlerken hem korkutup hem eğlendiren filmleri kimsenin M. Night kadar iyi yapamadığını bir kez daha hatırlatıyor. İşaretler'in (Signs) mizahıyla Altıncı His'in sağlam kurulmuş, duygusal hayalet hikayesini birleştiriyor. İnsanı yerinden sıçratan pek çok an var. Vizyona girdiğinde büyük perdede, sesi sonuna kadar açılmış bir salonda izleyin.

Yazar ve komedyen Josh Levesque, filmi "hem ödünüzü koparan hem de yürek burkan" bir yapım diye tanımladı. AccordingToSeth adıyla paylaşım yapan eleştirmen ise Benimle Kal'ın, Shyamalan'ın bugüne kadar yaptığı hiçbir şeye benzemediğini söyledi:

Şimdiye kadarki en komik filmi ama aynı zamanda yürek burkan, iç ısıtan, korkutucu, romantik ve tek kelimeyle güzel.

Avengers serisinin yönetmeniyle aynı adı taşıyan yazar Joe Russo da övgüsünü şu sözlerle dile getirdi:

M. Night Shyamalan'ın Benimle Kal'ı, son 10 yıldaki çalışmalarının doruk noktası; üstelik bunları kendi parasıyla finanse ettiğini de unutmayın. Kendini 'ilginç bir şef' diye tanımlayan yönetmen, doğru malzemeleri arıyordu. Onları burada bulmuş. İşaretler ve Köy'den (The Village) bu yana yaptığı en iyi iş.

Yazar Will Landman, filmin festivalde yarattığı etkiyi anlattığı paylaşımında şöyle yazdı:

Beyond Fest'te izleyicileri coşturan Benimle Kal'ı o zamandan beri aklımdan çıkaramıyorum. Shyamalan bu filmde başka deneysel yönetmenleri hatırlatan tercihler yapıyor; insanların filmi görecek olması beni çok heyecanlandırıyor. Planların kompozisyonu, kariyerindeki en iyi örnekler arasında ve her tercih son derece bilinçli görünüyor.

Filmi ilk izleyenlerden bir başkası, Alfred Hitchcock klasiği Ölüm Korkusu'yla (Vertigo) karşılaştırma yaptı:

Benimle Kal, M. Night Shyamalan'ın kendi Ölüm Korkusu'su. Eski formuna tam anlamıyla dönmüş. Shyamalan'dan bildiğimiz ve beklediğimiz kitsch unsurları korurken Hitchcock'a hiç olmadığı kadar yaklaşıyor.

Sosyal medyada paylaşılan bir diğer yorumda ise şu ifadeler yer aldı:

Bunu öylesine söylemiyorum: M. Night Shyamalan'ın yeni filmi Benimle Kal bir başyapıt. Altıncı His'le birlikte iki filmlik bir gösterim için kusursuz bir seçim. Tek başına da dokunaklı, korkutucu ve güzel bir film.

İzleyiciyi hazırlıksız yakalayan bu sürpriz, Shyamalan'ın tarzına uygun bir hamleydi. İlk yorumlar da şubattaki vizyon tarihine kadar sürecek bekleyişi hayranları için biraz daha zorlaştıracak gibi görünüyor.

Benimle Kal, Türkiye'de 5 Şubat 2027'de vizyona girecek. 

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, GamesRadar