Ziyad Akl
Arap Baharı sonrasında suların bir türlü durulmadığı Libya’daki siyasi bölünme, özellikle 2014'ten sonra silahlı çatışmalara dönüştü.
Libya’daki siyasi değişimi üç başlıkta değerlendirmek mümkün;
Bu başlıklardan ilki; iç politik ki, siyasi elitlerin birbirleriyle olan ilişkisi ile ilgilidir.
İkincisi bölgeseldir; siyasi sahnede bir değişiklik yaratmada bölgesel aktörlerin rolü ile ilgilidir. Bu aktörlerin başında Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Tunus ve Cezayir gelmekte.
Üçüncüsü ise uluslararası düzeydir, Rusya, Türkiye, İtalya, Fransa Libya’daki uluslararası aktörlerin başında geliyor ve son olarak Akdeniz’le ilgili konularla bağlantılı olarak Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan Libya siyasetine müdahil olmuştur.
Son dönemlerde Türkiye'nin rolü
Türkiye’nin Libya sorunundaki rolü, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz Serrac ile deniz yetki alanı ve askeri iş birliği alanlarında imzalanan anlaşma sonrası daha da belirginleşti. Bu anlaşmayla Libya siyasi ve askeri sahnesinde yeni boyutlar oluştu. Türkiye’nin Libya’daki gayrı resmi varlığı yeni değildir, doğu-batı bölünmesinin ardından batı bölgelerinde siyasi, istihbarat ve minimal düzeyde askeri varlığı olduğu biliniyordu.
Ancak geçtiğimiz günlerde, Türkiye’nin Libya'da askeri mevcudiyet niyetini resmen açıklamasının ardından durum daha da belirginleşti. Libya’ya asker gönderme kararının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden 184 ret 325 kabul ile geçmesi, Başkan Erdoğan’ın dış siyaset bakış açısının karar vericiler tarafından da onaylandığını gösterir nitelikteydi. Türkiye’nin böyle bir karar alması, Libya meselesinde iç, bölgesel ve uluslararası boyutlarının tümünde bir tür tırmanışa işaret etmektedir. Türkiye bu kararıyla kendisini Libya sorunundaki aktif aktörler sınıfına dahil etmiş oldu. Bu da (daha sonra daha ayrıntılı olarak ele alacağımız) Mısır, BAE Emirlikler ve Rusya gibi diğer bölgesel ve uluslararası güçler arasında bir rekabetin başlangıcı anlamına geliyor. Öte yandan, Türkiye'nin Libya'daki askeri varlığı, siyasi uzlaşma dosyasında bir durgunluk yaratmanın yanı sıra, askeri çatışmaların artarak devam etmesine ve daha da şiddetlenmesine neden olacaktır.
Görünen o ki Ankara, bölgedeki, özellikle Akdeniz'in çatışma bölgelerindeki rolü üzerinden yeni bir bahis yapmaya çalışıyor. Bu durum Türkiye'nin bölgeye yönelik politikasında da bir eksen kaymasına işaret ediyor. Türkiye daha önce, 2011'den sonra Arap dünyasında siyasi kargaşa döneminin ortaya çıkardığı partileri ve sınırlı sayıdaki askeri örgütleri desteklemekteydi. Ancak son Libya örneğinde, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi gibi meşru bir kuruluşla yaptığı uluslararası anlaşma yoluyla kurumsal bir çerçeve içinde askeri olarak ilk defa bir ülkede yer aldı. Türkiye’nin bu kararından birkaç sonuç çıkıyor;
Öncelikle; Türkiye’nin içindeki siyasi elitler Başkan Erdoğan’ın Arap bölgelerinde, Kuzey Afrika ve Akdeniz’deki müdahalelerini ve yayılmacı eğilimini destekliyor. Ki bu da; bu kararların aceleyle alınmadığını ve ardında bir devlet stratejisi olduğu anlamına geliyor.
İkinci olarak: Fayiz Serrac liderliğindeki Libya Ulusal Mutabakat Hükümetinin, halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı için batı bölgelerindeki popülaritesi ve güvenirliği azalmış durumda. Türkiye’ni resmi olarak Libya’da varlık göstermesi, UMH’nin bölgedeki nüfuzunu arttırması ve hükümete uluslararası desteğin artmasına neden olacaktır.
Üçüncü olarak: Türkiye'nin Libya sahnesindeki askeri varlığı Libya’nın doğusundaki güçlerin tepkisini de belirsizleştirecektir. Libya’nın doğusundaki güçlerin, özellikle Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) tepkisinin ne olacağı belirsizliğini koruyor. Türk ordusunu çatışmaya sürükleyebilecek bu tepkinin mahiyeti Libya’daki dengeleri değiştirecek nitelikte olabilir.
Libya’da, Mısır-Türkiye çatışması yaşanır mı?
TBMM’nin Libya’ya asker gönderilmesini onaylayan tezkere kararının ardından Mısır’ın tepkisi gecikmedi. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türkiye ile Libya arasında yapılan anlaşmaların reddedildiği, son gelişmelerden rahatsız olunduğu vurgulandı. Libya dosyasında Mısır’ın rolünü küçümsemek mümkün değildir. Nitekim Mısır, Libya’daki gelişmeleri, batı sınırları dolayısıyla kendi iç güvenliğinin bir parçası olarak değerlendiriyor. Bölgedeki güvenlik boşlukları düşünülürse Mısır’ın kaygılarının da meşru ve anlaşılabilir olduğu görülecektir. Libya tezkeresi TBMM’den geçtikten sonra Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi Güvenlik Konseyi’ni Libya başlığıyla topladı. Mısır anayasasına göre ulusal güvenliğin gerektirmesi durumunda cumhurbaşkanının dış ülkelere askeri müdahale kararı alması mümkün, bu toplantı Mısır’ın Türkiye’nin askeri müdahalesine sessiz kalmayacağını anlamına geliyor.
Bilindiği üzere, Mısır ulusal güvenlik dosyalarından biri olduğu için Libya meselesiyle uzun yıllardır yakından ilgileniyor. 2013 yılından beri Türkiye ile Mısır arasında düşmanlık derecesinde bir gerginlik söz konusu. Libya’daki olayların yıllarca süren karşılıklı siyasi gerginliği daha da arttırması muhtemel. Diplomatik ilişkilerin kopma noktasına gelmesi, iki ülkenin Libya’da askeri olarak karşı karşıya gelme ihtimalini güçlendiriyor. Bu durumun tüm bölgeye olumsuz yansımaları olacağı kesin. Ancak iki ülkenin de silahlı çatışmaya girmemeye özen göstereceği de biliniyor. Bununla birlikte Mısır’ın bölgesel ve uluslararası düzeyde Türkiye karşıtı girişimlerinin olacağı da açıktır.
Birkaç gün önce Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile telefon görüşmesinde bulundu, görüşmede özellikle Libya dosyası üzerinde durulduğu açıklandı. Mısır’ın Türkiye’nin hamlesine karşılık ‘komşu ülkeler’ mekanizmasını da çalıştırması bekleniyor. Cezayir ve Tunus’la temasa geçmeyi planlayan Mısır, bu ülkeler aracılığıyla Libya içindeki tüm taraflara ulaşmayı hedefliyor. Yakın dönemde Kıbrıs ve Yunanistan ile gerçekleşen yakınlaşma da, Akdeniz güvenliği temelinde siyasi ve diplomatik olarak hareket etmesini sağlayacaktır. Bu gerçeklere rağmen, Mısır'ın yakın zamanda Libya'ya doğrudan asker gönderme ihtimali zayıf. Eğer asker gönderecek olursa bu, bölgesel bir şemsiye altında gerçekleşebilir, Arap Birliği’nin kararıyla bu mümkün olabilir.
Libya dosyasındaki uluslararası aktörler
Independent Arabia'nın haberine göre Libya’da UMH ile Türkiye arasında yapılan anlaşmalar sonrasında meydana gelen gelişmeler, Libya’yla ilgilenen birçok ülke için yeni sorunlar anlamına geliyor. Libya dosyasının bir dizi bölgesel dosyayla kesişmesi nedeniyle, bu ülkede çıkarları olan ülkeler teyakkuz haline geçmiş durumda. Donald Trump’un başkan seçilmesinin ardından ABD’nin Libya meselesindeki rolünün gerilemesi, bazı ülkelere alan açtı. Bu ülkelerin başında Rusya, Fransa ve Almanya geliyor. İtalya’nın Libya meselesiyle uzun süredir yakından ilgili olduğu ise herkesin malumu. Bu ülkelerin çıkarlarının birbiri ile çeliştiğini de söylemek lazım, örneğin İtalya; Libya’da çatışma ortamının devam etmesini istiyor, böylelikle özellikle batı bölgelerindeki enerji yatırımlarını korumayı ve yasadışı göçleri önlemeyi hedefliyor.
Öte yandan Fransa, çatışma bölgelerine müdahale ederek Kuzey Afrika'daki siyasi etkisini yeniden canlandırmaya çalışıyor. Almanya ise demokratik kazanımların kaybedilmemesi yönünde hamleler yapıyor, bu yüzden Libya’daki çatışan tarafları uzlaştırma çabaları sergiliyor, Berlin Konferansı da bunun bir göstergesi. Rusya ise Libya’nın doğusunun meşruiyet kazanması yönünde çaba sarfediyor, dolayısıyla Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu'na çeşitli destekler sunuyor.
Kuşkusuz Rusya’nın bu desteğinin amacı, çatışma sonrasındaki aşamada, özellikle yeniden imar ve Libya ordusunun yeniden silahlandırılması ile ilgili olarak, maddi kazanç beklentisi içinde olması.
Sonuç olarak;
Türkiye'nin Libya sorununa yönelik son hamlesi, bölgede birçok sorun yaratacak gibi görünüyor. Aynı zamanda şu soruyu sormamızı gerektiriyor; Mısır ve Türkiye’nin Libya’da çatışma ihtimali var mı?
Bu sorunun cevabı son yıllarda bölgede askeri müdahaleye yönelik Mısır dış politikasının eğilimiyle doğrudan ilişkilidir, Yemen dosyasına müdahalesi de bu sorunun yanıtı için bazı işaretler barındırıyor.
Mısır devletinin, bölgedeki savaşlara doğrudan müdahil olma noktasında çekinceleri var, özellikle Sina Yarımadası’ndaki terör örgütleriyle mücadele ettiği bu dönemde böylesi bir hamle yapmayacağı öngörülebilir. Yine de son gelişmelerin nelere gebe olduğu belirsizliğini koruyor.
İtalya'nın konumu da belirsizliğini sürdürüyor. İtalya, 2014'teki bölünmenin ardından Libya’ın Batısı’ndaki baş aktör konumundaydı ancak zaman içinde koşullar ve denklemler değişti. Bölgedeki siyasi etkisi ve askeri gücü göz önüne alındığında, Mısır'ın konumunun güçlendiği, ancak askeri müdahale kararı alması durumunda tüm denklemin değişeceği ifade ediliyor.
Libya krizinin yakın zamanda siyasi bir çözüm ya da iç müzakere ile sonlanması beklenmiyor. Ülkedeki çatışma ortamı ve siyasi kargaşa, bölgesel ve uluslararası aktörlerin yapıcı müdahalesini engelliyor. İç siyasette ise Libya halkın çoğulcu desteğini alacak siyasi elit ve askeri lider çıkarmakta başarısız olundu. Tüm göstergeler, 2020’de Libya’daki ihtilafın devam edeceğini ve siyasi çözümün uzak olduğuna işaret ediyor.
Türkiye'nin Libya'ya asker gönderme kararının bölgesel yansımaları
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve UMH Başkanı Fayiz es-Serrac (AFP-Arşiv)
Türkiye'nin Libya'ya asker gönderme kararının bölgesel yansımaları
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve UMH Başkanı Fayiz es-Serrac (AFP-Arşiv)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة