Hamaney-Süleymani arasındaki derin ilişki

Kasım Süleymani ve beraberindekiler için dün düzenlenen resmi cenaze töreninde cenazeleri taşıyan kamyon Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda toplanan kalabalığın ortasından geçerken (Tesnim) Cenaze namazını kıldırırken gözyaşlarına boğulan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)
Kasım Süleymani ve beraberindekiler için dün düzenlenen resmi cenaze töreninde cenazeleri taşıyan kamyon Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda toplanan kalabalığın ortasından geçerken (Tesnim) Cenaze namazını kıldırırken gözyaşlarına boğulan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)
TT

Hamaney-Süleymani arasındaki derin ilişki

Kasım Süleymani ve beraberindekiler için dün düzenlenen resmi cenaze töreninde cenazeleri taşıyan kamyon Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda toplanan kalabalığın ortasından geçerken (Tesnim) Cenaze namazını kıldırırken gözyaşlarına boğulan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)
Kasım Süleymani ve beraberindekiler için dün düzenlenen resmi cenaze töreninde cenazeleri taşıyan kamyon Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda toplanan kalabalığın ortasından geçerken (Tesnim) Cenaze namazını kıldırırken gözyaşlarına boğulan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin cenazesinin Mahan Havayolları Şirketi’ne ait bir uçakla Tahran Mehrabad Havalimanı’na getirilmesinden birkaç saat sonra düzenlenen resmi cenaze töreni, İran Dini Lideri Ali Hamaney ile Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Batı Asya'daki yayılma stratejisinin beyni arasındaki ilişkinin derinliğini ortaya koydu.
Süleymani’nin cenaze töreni Hamaney’in Tahran'da katıldığı dokuzuncu cenaze töreni oldu. Hamaney Süleymani'nin cenaze namazını kıldırırken yaptığı duada, “Allah’ım ondan iyilikten başka bir şey görmedik” dedi. Ancak aynı ifade, son yıllarda Hamaney ile aynı fikirde olmayan Haşimi Rafsancani'nin cenaze namazında dile getirilmemişti. Bu da tartışmalara neden oldu.
İran rejiminin bir numarası ve üst düzey yetkilileriyle birlikte DMO komutanları, İran’a bağlı grupların ve milislerin temsilcileri, geçtiğimiz cuma günü ABD’nin Bağdat Uluslararası Havaalanı yakınlarında düzenlediği hava saldırısı sonucu ölen Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin resmi cenaze töreninde hazır bulundular. Süleymani, İran’ın 40 yıl içinde yaşadığı en önemli askeri kayıp oldu.
İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırma çalışmalarını yürüten ve stratejisinin mimarı olan Süleymani’yi hedef alan saldırının emrini bizzat ABD Başkanı Donald Trump verdi. Buna karşın İran, Süleymani’nin intikamını almaya ant içti. Süleymani’yi hedef alan saldırı, son iki ay içinde İran yanlısı gruplar tarafından Irak’taki ABD noktalarını ve Aralık ayı sonlarında ABD'li bir askeri personelin ölümüne neden olan K1 askeri üssünü hedef alan roketli saldırılara yanıt olarak gerçekleşti.
Kasım Süleymani, Temmuz 2018’de ABD Başkanı Trump ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani arasında karşılıklı tehditlerle yaşanan gerilim sırasında Başkan Trump, ABD güçleri ve bölgedeki ABD çıkarlarına karşı eşi benzeri görülmemiş bir savaş açma sözü vermişti. İki ülkenin liderleri karşılıklı tehditler savururken Ruhani, Trump’ı “Aslan kuyruğuyla oynama, pişman olursun” diyerek uyardı. Ruhani ayrıca “İran'la savaş da tüm savaşların anasıdır” ifadelerini kullandı. Trump buna, “Bir daha asla ama asla ABD'yi tehdit etmeyin. Aksi takdirde tarih boyunca sadece birkaç kişinin yaşadığı gibi bunun acısını çekeceksiniz” diyerek karşılık verdi. Tüm bunların ardından Kasım Süleymani ise Trump’a “Ben ve Kudüs Gücü düşman olarak seninle karşılaşmaya yeteriz” diyerek tartışmalara dahil oldu. Süleymani ayrıca savaşın Trump tarafından başlatılacağını, ancak İran'ın bitireceğini söyledi.
Dün Tahran’da İran resmi kurumlarının seferber edildiği önemli olaylarda tanık olunan sahnelerden biri tekrarlandı. Başkent Tahran’daki Azadi Caddesi ve İnkılap Meydan’ı Süleymani’ye veda etmek için toplanan yüz binlerce İranlı tarafından dolduruldu.
“ABD’yi karanlık günler bekliyor”
Reuters’ın haberine göre cenaze töreninde bir konuşma yapan Süleymani’nin kızı Zeynep Süleymani, babasının ölümüyle ABD’yi ‘karanlık günlerin’ beklediğini söyledi. Zeynep Süleymani, “Ey Trump, babamın şehit olmasıyla her şeyin bittiğini düşünme” dedi.
Tahran’daki kalabalık, 3 yıl önce eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’ye veda etmek için aynı yerde toplanan kitleleri ve daha sonra cenaze töreninin rejimi kınayan gösterilere dönüşmesini hatırlattı. Haşimi Rafsancani ve Süleymani’nin cenaze törenleri, Humeyni’nin 1989'daki cenazesinden sonra İran’ın en kalabalık cenaze törenleri oldular.
Cenaze törenini ‘eşi benzeri görülmemiş bir manzara’ olarak niteleyen Fransız Haber Ajansı (AFP) haberinde manzarayı, ‘ülkenin 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra tanık olduğu karşıt gösterilerden bu yana halkın kenetlendiğinin somut bir göstergesi’ olarak tarif etti. Son protestolara rağmen siyasi sürece dahil olan tarafların birçoğuna göre Süleymani, ulusal bir kahramandı. Hatta İran'ı yöneten mollaların sadık destekçilerinden olmayanlar dahi onu böyle görüyordu.
Tahran’ın merkezinde toplanan büyük kalabalık Süleymani ve Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis ile ABD’nin Bağdat’taki hava saldırısında ölen diğerlerinin tabutlarını taşıyan araç ilerlerken ‘Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm’ sloganları attılar. Kalabalık arasında bazı kişiler, ABD ve İsrail bayraklarını yaktılar. Kadın, erkek çok sayıda İranlı, Kudüs Gücü Komutanı Süleymani için ağıtlar yakarak intikam çağrısında bulundular.
İran resmi televizyonu, İnkılap Meydanı ve meydana çıkan caddeleri dolduran büyük kalabalığın havadan çekilen görüntülerini yayınlarken hükümet, geçtiğimiz Kasım ayında yaşanan ve şiddet olaylarına tanık olunan protesto gösterilerinden sonra oluşan bu ulusal birlik atmosferinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
DMO’nun istihbarat ve askeri operasyonlarını yürütmekten sorumlu Kudüs Gücü’nün yeni komutanı İsmail Kaani yaptığı açıklamada, “Şehit Süleymani’nin yolunda aynı güçle devam edeceğimize söz veriyoruz. Bizim için tek teselli ABD’yi bölgeden çıkarmak olacaktır” diye konuştu.
“ABD’yi tüm bölgeden silmeliyiz”
DMO Hava- Uzay Kuvvetleri Komutanı Emir Ali Hacızade ise şunları söyledi;
“Bölgedeki tüm ABD üslerini vursak, hatta Trump ve Savunma Bakanı’nı öldürsek, hiç biri Hacı Kasım’ın kanının karşılığı olamaz. ABD’yi tüm bölgeden silmeliyiz.”
Fars Haber Ajansı’nın haberine göre Bender Abbas’ta düzenlenen törende ise Komutan Hamid Serhili, DMO’nun ABD’den intikam almaya hazır olduğunu söyledi. Serhili ayrıca ABD’nin Körfez’deki birliklerinin İran’ın menzilinde olduğunu vurguladı.
Kudüs Gücü Komutanı Süleymani, Lübnan’dan Suriye ve Irak’a uzanan bir etki alanı yaratmak için bölgesel güçlerden oluşan bir vekil ağı kurdu. Süleymani’nin bu çalışmalarındaki müttefikleri arasında ayrıca Yemen ve Filistin’deki bazı gruplar da yer alıyor.
Hamaney, gözyaşlarına boğuldu
Öte yandan İran’ın Dini Lideri Hamaney, Süleymani’nin Tahran'daki cenaze namazını kıldırırken gözyaşlarına boğuldu.
DMO eski komutanı Muhsin Rezai’ye bağlı Tabnak adlı haber sitesi, “Süleymani Tahran’ı sonsuza dek terk etti” ifadelerini kullandı.
Süleymani’nin cenaze töreni Hamaney’in Tahran'da katıldığı dokuzuncu cenaze töreni olurken Hamaney duasında, “Allah’ım ondan iyilikten başka bir şey görmedik” dedi. Ancak aynı ifade, son yıllarda Hamaney ile aynı fikirde olmayan Haşimi Rafsancani'nin cenaze namazında dile getirilmemişti. Bu da tartışmalara neden oldu.
Diğer yandan Tahran’dan sonra yetkililer, Ahvaz, Tahran ve Meşhed’den sonra en büyük vilayet olan Kum’da da Süleymani için cenaze töreni düzenlediler. Bununla birlikte Süleymani, bugün doğum yeri olan ve ülkenin güneydoğusunda bulunan Kirman'da defnedinilcekti. Ancak cenaze töreni sırasında meydana gelen izdihamda en az 35 kişinin hayatını kaybetti. Bu olaydan dolayı defin gerçekleştirilemedi.
Süleymani, Hamaney’den sonra İran’ın iki numarası olarak görülüyordu. Bunun nedeni ise Süleymani’ye verilen geniş yetkilerdi. Birçok kişi, Süleymani’nin yetkilerinin, ABD ile büyük gerginlikler yaşayan ülkedeki herhangi bir siyasi ve askeri yetkilinin sahip olduğu yetkilerin çok ötesinde olduğuna inanıyorlar.
Heniyye,  Süleymani’n cenaze törenine katıldı
Öte yandan Hamas Lideri İsmail Heniyye, 2017'de göreve gelmesinden bu yana ilk kez İran'a giderek Süleymani’nin cenaze törenine katıldı. Heniyye burada yaptığı konuşmada, “Siyonist ve Amerikan projesi karşısında Filistin topraklarındaki direniş projesi asla kırılmayacak, tereddüde düşmeyecek ve zayıflamayacaktır” ifadelerini kullandı.
Cenaze namazı sırasında Hamaney’in hemen arkasında Cumhurbaşkanı Ruhani, Yargı Erki Başkanı Seyyid İbrahim Reisi, DMO Genel Komutanı Hüseyin Selami, Süleymani’nin Yardımcısı, Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Şeyh Naim Kasım ve Irak'taki Haşd Şabi gruplarından Nuceba Hareketi Genel Sekreteri birlikte saf tuttu.
Hamaney geçtiğimiz Mart ayında Süleymani’yi İran’ın en yüksek askeri madalyası olan ‘Zülfikar Nişanı’ ile ödüllendirmişti. Nisan ayında ABD’nin İran’ın en etkili askeri yapısı olan DMO’yu terör örgütleri listesine eklemesinden 10 gün sonra ise Hamaney, Hüseyin Selami’yi DMO Genel Komutanlığı’na atadı.
Trump yönetiminin İran'ın faaliyetlerini engellemeye yönelik azami baskı stratejisini takiben artan gerilimin ortasında Hamaney, Ekim ayı başlarında DMO liderlerine bölgesel yayılma stratejisini uygulama emri verdi.
Süleymani, Ortadoğu'daki pek çok kişi için tehlikeli bir figürdü. Suriye ve Irak'ta çok uluslu milislere yer açtı ve bölgesel yayılma stratejisinin bir parçası olarak Yemen'e silah gönderdi. ABD için ise Irak'taki Amerikan askerlerinin ölümlerinin ve ABD güçleriyle birlikte Iraklıları hedef alan sayısız saldırının sorumlusuydu.
Associated Press (AP) dün yayınladığı bir haberde Süleymani’yi ‘Hamaney’in sadık bir yardımcısı’ olarak niteledi. AP, Hamaney’in Süleymani ile sık sık bir araya geldiğine ve Süleymani’nin İran devrimini ihraç etme yaklaşımı bağlamında Tahran'ın hedeflerini ülke sınırlarının ötesinde güçlendirdiğine işaret etti.
Öte yandan DMO’ya ait Tesnim Haber Ajansı, Kudüs Gücü’nün Süleymani ile birlikte yardımcısı Hüseyin Pur Caferi’yi de kaybettiğini belirtti. 1967 doğumlu olan Caferi, Kasım Süleymani’nin ‘kara kutusu’ olarak biliniyordu. Süleymani gibi Kirmanlı olan Caferi, yine Süleymani gibi memleketinde defnedilecek.
Süleymani’nin tabutu dün sabah saatlerinde Tahran’a, son yıllarda adı İran askerlerinin ve silahlarının Suriye'ye taşınması ve ölen DMO unsurlarının cenazelerinin geri getirmesiyle duyulan Mahan Havayolu Şirketi’ne ait bir uçakla getirildi.
İran basınında son birkaç gündür yer alan haberlere göre Meclis Başkanı Ali Laricani, Irak’ın en yüksek Şii dini otoritesi olarak kabul edilen Ayetullah Ali es-Sistani’nin Temsilcisi Cevad Şehristani, Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’nin Caferi’nin Kirman’daki ailesine başsağlığı dilediler.
İran'ın yarı resmi ajansı ISNA’nın haberine göre Caferi’nin ailesiyle görüşen Meclis Başkanı Laricani, burada Caferi’nin ‘devrime büyük hizmetlerde bulunduğunu’ ve ‘büyük bir kayıp’ olduğunu söyledi.
ISNA, Caferi’nin Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile bir araya geldikleri toplantıdan bir fotoğrafla haberi sundu.
İran basını, ABD’nin hava saldırısında ölen diğer 3 İranlının ise Süleymani’nin korumaları olduğu bilgisini aktardı.
Diğer yandan Tahran milletvekili Ali Mutahhari, Süleymani’nin ölümünün, Kasım ayı ortalarında yaşanan büyük protesto olaylarının ardından ‘İranlıları bir araya’ getirdiğini söyledi. Reuters haberinde, söz konusu protesto gösterileri sırasında hükümet kaynaklarına göre bin 500 kişinin öldüğünü hatırlattı.
 Bu arada Hükümet Sözcüsü Ali Rebii, İran'ın resmi haber ajansı IRNA tarafından aktarılan açıklamasında, ABD'ye misilleme yapılmamasını isteyenleri ‘samimiyeti şüpheli kişiler’ olarak niteledi. Bu kişilerin ‘stratejik bir hata’ yaptıklarını söyleyen Rebii, “Böyle bir şeyin tekrar etmemesi için kesinlikle ABD’ye uygun bir cevap vereceğiz. İran henüz uygun bir karşılık vermedi” ifadelerini kullandı. Rebii, İran'ın ulusal güvenlik perspektifinin, ABD’ye karşı sessiz kalmasına izin verilmediğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan İran’ın Londra Büyükelçisi Hamid Baidi Nejad, İran'ın İngiliz askerlerini öldürmekle tehdit ettiğine dair yayınladığı haber nedeniyle The Times gazetesini protesto etti.
İngiltere merkezli gazete, dün yayınladığı haberde, “İran kesinlikle bir karşılık verecek, ancak bu karşılığı çok dikkatli hesaplaması gerekiyor.  Ekonomik yaptırımların zayıflattığı rejim, ülkedeki gücü gösterecek bir şeyler yapmak isteyecektir. Fakat bu, ABD’yi kesinlikle kaybedeceği askeri bir çatışmaya girmeye kışkırtacak kadar güçlü olmayacaktır” ifadeleri yer aldı.
Gazete ayrıca, İran'ın Süleymani’nin öldürülmesine karşılık vermesi halinde ABD’nin herhangi bir tepki vermeye hazır olduğu konusunda uyardı. İranlıların Washington'ın Tahran'a İsviçreli bir arabulucu aracılığıyla verilecek olan karşılığın orantılı olması gerektiği şeklinde bir mesaj gönderdiğini söylediklerini hatırlatan gazete, bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinin sonuçlarının Ortadoğu ve dünyada uzun süre hissedileceğinin altını çizdi.



Ziyafet, hasat ve tuzak

Ziyafet, hasat ve tuzak
TT

Ziyafet, hasat ve tuzak

Ziyafet, hasat ve tuzak

İbrahim Hamidi

Dört ay önce Şi Cinping, Donald Trump’ı Pekin’de büyük bir görkem ve kusursuz bir protokolle karşılıyor, ona imparatorluk tarihinin simgeleri arasında rehberlik ediyordu. Şi, Trump’a Çin’in köklü bir geçmişe dayandığını ama artık uyanmış bir güç olduğunu hissettirmek istiyordu: Tarih onun müttefiki, gelecek ise dostuydu.

Geçtiğimiz günlerde ise tablo tersine döndü. Bu kez konuk olan taraf Şi’ydi. Ev sahibi Trump, kendisini karşılamak için uçak merdivenlerinin dibinde bekledi; ardından onu başkanlık helikopteriyle bir tura çıkardı ve ‘özgür ve yükseklerde süzülen Amerika ruhunun’ simgesi olan kel kartal heykeli hediye etti. Semboller savaşı bununla da sınırlı kalmadı. Şi’yi Ulusal Arşivler’e götürdü; Çin Lideri burada Amerika’nın kurucu belgeleri olan Bağımsızlık Bildirgesi, Anayasa ve Haklar Bildirgesi’nin önünde durdu. Sembole yine sembolle karşılık verilmişti: 250 yıllık bir tarih ile altı bin yıllık bir tarih karşı karşıyaydı.

Ancak törenler sona erip masa başı siyasetine geçildiğinde, elde edilen hasat sunulan ziyafete kıyasla oldukça sönük kaldı. Ticaret ateşkesi uzatıldı ve sınırlı uzlaşılar sağlandı; fakat ne büyük bir ticaret anlaşmasına varılabildi ne Tayvan konusunda bir kırılma yaşandı ne de yapay zekâ kurallarında bir mutabakata varılabildi. ABD tarafı Çin’den güvence alındığını söylese de Çin, Trump’ın İran’a verilen her türlü desteğin kesilmesi yönündeki talebine kamuoyu önünde açık bir yanıt vermedi. Ev sahibi ile konuk yer değiştirdi ama temel bir gerçek değişmedi: Bu iki büyük güç, anlaşmazlıklarını çözmek yerine yalnızca idare ediyor.

Belki de en önemli kazanım buydu: Trump ve Şi birbiriyle konuşuyor. Bir ABD-Çin zirvesi, New York’taki BM Zirvesi’nin tüm gölgesini üzerine çekti. Dört ay içinde gerçekleşen iki zirve, açık tutulan iletişim kanalları, uzatılan bir ticaret ateşkesi ve anlaşmazlığı sınırlar içinde tutma çabası... Üstelik iki lider yıl sonundan önce iki kez daha bir araya gelecek: Kasım ayında Çin’de, ardından Aralık ayında ABD’de. Dünyanın en büyük iki ekonomik gücünün liderleri arasında tek bir yılda gerçekleşen dört zirve sıradan bir ayrıntı değil.

Burada, geçmiş dünyadan bir tablo zihinlerde yeniden canlanıyor. Soğuk Savaş döneminde her ABD-Sovyet zirvesinin değeri, iki liderin imzaladığı anlaşmalarla ölçülmezdi. Kapalı kapılar arkasında insanlığı yok etmeye yetecek kadar silaha sahip iki adam otururdu ve bazen sırf buluşmuş olmaları bile riskin yönetilmesinin, nükleer buton etrafındaki olası bir hesap hatasının önüne geçilmesinin bir parçasıydı. Amaç Washington ile Moskova arasındaki anlaşmazlığı bitirmek değil, bu anlaşmazlığın dünyayı bitirmesini engellemekti.

Bugün ABD-Çin zirveleri de benzer bir işlev görmeye başlamış olabilir. Ancak 20. yüzyıldaki büyük korku nükleer silahtan kaynaklanıyordu. Bu korku kaybolmuş değil, fakat yanına yeni bir kaygı eklendi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump-Şi zirvesi, yapay zekâya dair bir uyarının yapılmadığı neredeyse tek bir günün bile geçmediği bir döneme denk geldi. Bu teknolojiyi üretenlerin bazıları gelişme hızına ve denetlenmesinin zorluğuna dikkat çekerken, bazıları daha da ileri giderek yapay zekânın insanlığın varlığına yönelik bir tehdit oluşturabileceği uyarısında bulunuyor.

Yarım asır önce en büyük iki gücün liderleri nükleer başlıklar ve füzeler üzerine pazarlık eder, askeri komutanlar ve madalyalı generallerle aynı masaya otururdu. Bugün ise Trump ve Şi, şirket yöneticileri ve milyarderlerle masaya oturuyor; aralarındaki rekabetin merkezinde ise mikroçipler, algoritmalar, veriler, işlem güçleri ve madenler yer alıyor.

Fark sadece araçlarda değil. Soğuk Savaş’ta iki güç, menzilini ve yıkım gücünü bildikleri bir silahı sınırlandırmak için müzakere ediyordu. Bugün ise henüz gücünün sınırlarını bilmedikleri bir teknoloji üzerinden rekabet ediyorlar. Bir füze sayılabilir, izlenebilir ve sökülmesi için müzakere edilebilir; ancak algoritmalar nasıl sayılabilir? Füzeler üslerinde denetlenebilir, peki sürekli gelişen, yeteneklerini ve denetimini öngörmenin zor olduğu bir model nasıl denetlenebilir?

İkinci ‘tuzak’ tam da burada başlıyor. Dört ay önce bu köşede Tukidides Tuzağı’nı yazmıştım: Yükselen bir güç, hâkim güç ve birincisinin yükselişinin ikincisinde yarattığı korku... Şi, bu ‘tuzak’ kavramını Pekin’de gündeme getirmiş, Washington’da da yeniden ona dönmüştü. Ancak iki zirve arasında, birbirini besleyen iki ayrı tuzak olduğu netleşti. İlk tuzak jeopolitik; Çin’in yükselişi ABD’nin kaygılarını artırmakta, Washington’ın yanıtı ise Pekin’deki endişeyi derinleştirmekte. İkinci tuzak ise teknolojik; taraflardan birinin yapay zekâda kaydettiği her ilerleme, geride kalmamak adına diğerini daha da hızlanmaya zorlamakta.

Trump ve Şi bir tehlikenin varlığını biliyor, ancak onunla nasıl başa çıkılacağı konusunda ayrışıyorlar. Şi, yapay zekânın ‘insan denetiminde’ kalması gerektiğini savunurken, Trump Çin ile girilen ‘süper zekâ’ yarışında Amerikan şirketlerini bağlayacak kısıtlamalar istemiyor. Washington’ın en gelişmiş çiplerini Pekin ile yürüttüğü ticaret müzakerelerinin dışında tutması tesadüf değildi. Bu, ticari dengedeki sıradan bir mal değil, yapay zekâ yarışında üstünlük sağlamanın temel araçlarından biridir.

Her iki taraf da teknolojinin getirdiği risklerden korkuyor, fakat diğer tarafın gerisinde kalmaktan çok daha fazla korkuyor. En tehlikeli çelişki de burada yatıyor: Yapay zekâ korkusunun iki ülkeyi temkinli olmaya sevk etmesi gerekirken, ötekinin üstünlük kurma korkusu onları kontrolsüz bir hırsa sürüklüyor. Çin devam ettikçe ABD yavaşlamayacak; Washington koştukça Pekin durmayacak. Böylece teknolojik tuzak jeopolitik tuzağı, jeopolitik tuzak da teknolojik tuzağı beslemekte.

On yıllar önce duyulan korku, insanın kendi elleriyle ürettiği ve gücünü bildiği bir silaha karşıydı; ardından onu kullanmayı önleyecek kurallar konmaya çalışıldı. Bugün ise ABD ve Çin, henüz bir yandan geliştirirken bir yandan da kabiliyetlerini keşfetmeye çalıştıkları bir teknoloji üzerinde yarışıyor. 20. yüzyılda amaç, parmağın o kırmızı düğmeye basmasını engellemekti. 21. yüzyılda ise korku, akıllı düğmelerin insan parmağının denetiminden çıkması, teknolojinin siyasetten daha hızlı hale gelmesidir.

İki güç değişti, araçlar değişti; ancak korku da ‘tuzak’ da varlığını sürdürüyor.


İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
TT

İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’tan teklifine ilişkin ilk tepkiyi aldığını, ancak henüz arabulucular üzerinden resmi bir cevap almadığını söyledi.

Arakçi, İran’ın ABD’nin nihai tutumunun arabulucular tarafından kendisine iletilmesini beklediğini ve bu doğrultuda karar alacağını belirtti.

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik sunduğu planı reddetmiş ve ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceğini öne sürmüştü.


ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün (cumartesi) yaptığı açıklamada, İran’ı ekonomik olarak izole etmeye yönelik adımlar atılması için dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderdiğini belirterek İran bankaları ve havayolu şirketlerini hedef alan bir dizi kararı memnuniyetle karşıladı.

Bessent, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Benim talimatımla dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderildi. Bu ekipler ülkelerle temas kurarak İran rejimine karşı adımlar atılmasını talep etti” ifadelerini kullandı.

Bessent, “Bu çabalar sonuç veriyor” dedi.

Bessent, Türkiye ve Umman’ın İran özel havayolu şirketi Mahan Air’in seferlerini durdurduğuna, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise İranlı havayolu şirketlerinin tüm seferlerini yasakladığına dikkat çekti.

BAE Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü perşembe günü yaptığı açıklamada, “İranlı havayolu şirketlerinin ülkeye ve ülkeden gerçekleştirdiği uçuşların bugünden itibaren ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını” bildirmişti.

Bessent ayrıca İran bankalarına yönelik alınan önlemlere de dikkat çekti.

BAE Merkez Bankası çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın Melli Bankasının şubelerine karşı, “kara para aklama, terörizmin finansmanı ve silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele kapsamında ihlaller” nedeniyle tedbirler alındığını duyurmuştu.

Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da geçen hafta, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet iznini iptal etmişti.

Bessent, “İran yönetimi bile savaşın ekonomik sonuçlarını kabul etti. Riyalin değeri rekor düşük seviyelere geriledi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı habere göre ABD Hazine Bakan Yardımcısı ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Birimi Başkanı Jonathan Burke, bu ay Ortadoğu ve Avrupa’da iki hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Hazine Bakanlığının ayrıca 50’den fazla ülkenin temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

Bessent pazartesi günü CNBC’ye verdiği röportajda, “İran’ın tüm havayolu şirketleri 23 Eylül’den itibaren faaliyetlerini durduracak” demişti.

Bessent, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmetleri sunamayacak veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

Bununla birlikte İran’daki küçük havayolu şirketleri, özellikle de ABD’nin baskısına uymayı reddeden Çin’e olmak üzere yurt dışı seferlerini sürdürmeye devam ediyor.