Uzmanlar tarafından 2019 sonunda yapılan tahminlere göre küresel çaptaki borç batağının artması, dünya üretim hacminin ötesine geçen hızı nedeniyle ülkelerin istikrarlarına yönelik bir tehdit oluşturuyor. Bu da sorunun devam edip etmeyeceğine dair soru işaretlerini ortaya çıkarıyor.
Uzmanlar ve analistler yaptıkları değerlendirmelerde, küresel ekonominin genişleyen borç batağını kontrol etmenin yollarını bulmaya yönelik herhangi bir çaba harcanmadığı için artan borç hacmiyle başa çıkma yeteneğinin azalması küresel bir mali kriz alarmına neden oluyor.
Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIF) yayınladığı son rapora göre yavaşlama belirtisi göstermeyen küresel borç, bu yılın ilk yarısında 7,5 trilyon dolar artarak toplam 255 trilyon doların üzerinde rekor seviyeye ulaştı.
Bugün 7,7 milyarı aşan dünya nüfusunun kişi başına düşen borç payı hesaplandığında önceki rakamlara kıyasla bir rekora işaret eden 32 bin dolar gibi bir borç oranı ortaya çıkıyor. IFF’nin Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine dayanan ‘Kürsel Borç Monitörü’ raporunda finans sektörü dışındaki borç hacminin şu an 190 trilyon dolarla küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 240'ının üzerinde olduğu belirtildi.
Bank Of America Merrill Lynch (BofAML) tarafından yayınlanan diğer verilere göre ABD merkezli yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflasından bu yana hükümetler, 30 trilyon dolar tutarında kredi çektiler ve şirketler 25 trilyon dolar kazandı. Aileler 9 trilyon dolar tutarında kredi çekerken bankalar da iki trilyon dolar kazandı.
Bununla birlikte dünyanın en fazla borcu olan ülkelerin ekonomik olarak daha güçlü ülkeler olması da oldukça ironik bir durum olarak gösteriliyor. ABD, 22 trilyon dolar ile bu ülkelerin oluşturduğu listenin başında yer alırken onu Japonya, Çin, İngiltere ve Fransa izliyor.
Bu durum, Dünya Bankası’nın (WB) 2020 Uluslararası Borç İstatistikleri Raporu’nda da karşımıza çıkıyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerin toplam dış borcunun geçen yıl yüzde 5,3 artarak 7,8 trilyon dolara yükseldiğine işaret edilen raporda dış kaynaklardan alınan net borcun yüzde 28 düşerek 529 milyar dolara gerilediği aktarıldı.
Ticaret gerilimleri
Gelişmiş ekonomiler arasındaki ticaret gerilimlerinin artması, iş dünyasının güvenini, yatırım kararlarını ve küresel ticareti etkilerken küresel sistemin geleceğine ilişkin belirsizliği de artırdı. Para politikasının daha da gevşetilmesine yönelik kayda değer kayma, ticaret gerilimlerinin mali piyasalar ve faaliyetleri üzerindeki etkisini azaltma imkanı sundu. Ancak umutlar halen güvensizlik ve küresel arenadaki istikrarsızlığın gölgesinde kalmaya devam ediyor. Karamsarlık, IMF, WB ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi uluslararası kuruluşların küresel ekonominin geleceğine dair tahminlerini yeniden gözden geçirmelerine neden olan baskın faktör olmayı sürdürüyor. Bu durumun uluslararası piyasalar üzerinde olumsuz etkileri olabilir.
IMF, 2019 yılında küresel büyüme oranının yaklaşık yüzde 3,7'ye ulaşmasını beklerken oran yüzde 3’e geriledi. Aynı şekilde gelişmiş ekonomilerde büyüme oranı yüzde 1,7'ye düşerken, gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri yüzde 3,9'luk bir büyüme kaydetti.
Artan ticaret gerilimleri, verimliliğin düşüşüyle azalan küresel talep ve gelişmiş ekonomilerin giderek yaşlanan nüfusu, küresel büyümedeki bu yavaşlamayı tetikleyen faktörler arasında yer alıyor. IMF Dünyada Ekonomik Görünüm Raporu’na göre 2020'de küresel büyümenin yüzde 3,4'e ulaşması ve biraz olsun iyileşme göstermesi bekleniyor. Yine rapora göre gelişmiş ekonomiler için büyüme tahmini yüzde 1,7 düzeyinde istikrarını korurken gelişmekte olan ekonomilerin yüzde 4,6’lık büyüme kaydetmesi öngörülüyor.
Faiz oranları
Küresel ekonomi ayrıca uluslararası sermaye maliyetinin düşürülmesine katkıda bulunan düşük faiz oranlarına da tanık oldu. ABD bu konuda Ekim 2008'den sonra ilk kez 2019 yılında 1,5 ile 1,75 arasında değişen faiz oranlarını üst üste üçüncü kez azaltma eğilimi gösteren Merkez Bankası (Fed) aracılığıyla önemli bir rol oynadı. Bu kararlar, Euro Bölgesi ülkeleri, Türkiye ve bazı Körfez ülkelerindekiler gibi birçok küresel merkez bankasını faiz oranlarını 25 baz puan düşürmeye, ekonomilerini büyütmeye ve küresel ekonomik büyüme oranını yönlendiren kantitatif gevşeme (parasal gevşeme - QE) politikasına yönelmeye itti.
Ancak Fransa'nın üçüncü büyük bankası Societe Generale (SA), küresel faiz oranlarını düşürmeye yönelik kararların ihtiyati önlemler değil, gelecek yılın ilk çeyreğinde makroekonomik düzeyde olumsuz sürprizlerle karşılaşılabilecek ve daha fazla düşüş beklenebilecek bir tepki politikası olduğu inancında.
Küresel büyümenin gerilemesi ve borç hacminin büyümesinin önemli nedenlerinden biri kaynakların ve varlıkların yanlış kullanımı
VI Markets İcra Direktörü Ahmed Muti konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Küresel borç hacminin artmasının birkaç nedeni var. Bunların başında ülkelerin kaynaklarını ve varlıklarını verimli kullanamaması geliyor. ABD’nin başını çektiği ticaret savaşının başta Çin, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve Meksika olmak üzere birçok coğrafya üzerinde olumsuz etkileri var. Dünyadaki jeopolitik risklerin neden olduğu küresel büyüme oranlarındaki gerileme, ödenmemiş borçların ödenmesinde gecikmeleri ve dolayısıyla maliyeti artırıyor.”
Muti, mevcut çözümlere ilişkin de şunları söyledi:
“En iyi çözüm faiz oranlarını düşürmek, kalkınma projelerini borçların ödemesinden uzakta finanse edebilmek için alınan kredileri en iyi şekilde kullanmak ve borçlanmadan gerekli desteği sağlamak için büyük ve gelişmekte olan ülkeler arasında işbirliği mekanizmaları kurmaktır.”
Endişe kaynağı
ICM Capital Şirketi İş Geliştirme Müdürü Vail Hammad, küresel borç hacminin artış hızının yatırımcılar arasında büyük bir endişe kaynağı olmaya devam ettiğini söyledi. Hammad, özellikle BIS’in tahminlerine göre 2008 yılındaki küresel mali kriz öncesi borç oranlarına kıyasla şuan yaklaşık yüzde 50 oranında artışın görülmesinin bu konuda etkili olduğunu kaydetti.
Hammad ayrıca hükümetler, altyapı, sağlık ve eğitim sektörlerindeki harcamalarını azaltıp daha fazla borç ödedikçe mevcut borç seviyelerinin kalkınma hedefleri için gerçek bir tehdit olmaya devam edeceğini vurguladı.
Merkez bankalarının yöneticilerinin büyük bir bölümünün borç konusundaki endişelerini gizlediklerini söyleyen Hammad, buna karşın piyasayı takip edenlerin büyük bir kısmının ise mevcut durum karşısında endişelerini açıkça ifade ettiklerini belirtti. Hammad ayrıca bankaların parasal gevşeme gibi alışılmadık para politikaları başlatarak bir dizi borsa endeksini gizlediği konusunda şüpheler olduğunu kaydetti.
Hammad, çoğu ülkede borç hacmi ve GSYİH’nin 3 ila 5 yıl içinde gerileyeceği ve böylece ödenmemiş borç maliyetinin azaltılmasına katkıda bulunacağını belirten çelişkili çalışmalar olduğunu da sözlerine ekledi.
Gerçek çözümler
Indepdent Arabia'ya konuşan Think Markets İş Geliştirme Müdür John Lucca, konuya ilişkin olarak şunları söyledi:
“Uluslararası toplum, sermaye maliyetini düşürerek ve borçlanmayı kalkınma projelerine yönlendirerek, küresel ekonominin kaderini tehdit eden artan borç oranlarını kontrol etmek için ciddi çözümler getiren geleceğe yönelik planlar yapıyor.”
Borç riski ile ilgili uyarıların devam ettiğini söyleyen Lucca, eğer mevcut durum kontrol altına alınmazsa yeni bir küresel mali krizin patlak verebileceği tahminleri olduğunu belirterek özellikle Arjantin, Lübnan, Moğolistan, Pakistan ve Sri Lanka gibi büyük cari açıkları olan ülkelerde borcun derinleşmesinin beklendiğini kaydetti.
Artan şüpheler
Küresel ekonomi uzmanı Ali Hamudi de değerlendirmesinde, “Küresel borç hacmi, daha önce benzeri görülmemiş seviyelere ulaştıktan sonra devam edip etmeyeceğine dair çok sayıda soru işaretleri oluştu. Büyük ekonomilerin borç oranları GSYİH’larının yüzde 70'inin üzerinde” dedi.
Dünyanın dört bir yanındaki ekonomistler, İngiltere, Fransa, Japonya, Avustralya ve Kanada'nın iç borçlarının GSYİH'ye oranlarının yüzde 100’ünden fazla gerilediği 1945-1980 döneminde olduğu gibi borcun üzerini örtmenin borçları azaltabileceğine inanıyorlar.
Borç bombasının ulusal ekonomi için bir tehdit olduğunu ve en küçük bir olayla dahi patlayabileceğini söyleyen Hamudi, IMF’nin son dönemde enflasyonun yaklaşık yüzde 10 milyon arttığı Venezuela gibi büyük risk altında olan 32 ülke tespit ettiğini aktardı.
ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşından kaynaklanan jeopolitik gerilimler ve İngiltere'nin AB’den çıkışındaki (Brexit) belirsiz nedeniyle küresel emtia ticaretinin 2009'dan beri en kötü yılına doğru ilerlediğine dikkati çeken Hamudi, bunun da küresel durgunluğu artırdığını ve bazı ülkelerin finansal yükümlülüklerini yerine getirme yeteneklerini azalttığını belirtti.
Dünya 2020'de borç batağından kurtulacak mı?
Avrupa'da ekonomik krizin derinliğine dikkat çeken bir çalışma (AFP)
Dünya 2020'de borç batağından kurtulacak mı?
Avrupa'da ekonomik krizin derinliğine dikkat çeken bir çalışma (AFP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة