Harry ve Meghan İngiliz Kraliyet ailesindeki görevlerinden çekildihttps://turkish.aawsat.com/home/article/2073926/%E2%80%8Bharry-ve-meghan-ingiliz-kraliyet-ailesindeki-g%C3%B6revlerinden-%C3%A7ekildi
Harry ve Meghan İngiliz Kraliyet ailesindeki görevlerinden çekildi
‘Mali açıdan bağımsız olmak için çalışacaklarını’ söylediler
Harry ve Meghan (AFP)
Londra/Şarku’l Avsat
TT
TT
Harry ve Meghan İngiliz Kraliyet ailesindeki görevlerinden çekildi
Harry ve Meghan (AFP)
Sussex Dükü Prens Harry ve eşi Sussex Düşesi Meghan Markle, Instagram üzerinden yaptıkları açıklamada, Kraliyet ailesinin ‘üst düzey’ üyeleri olarak görevlerinden geri çekildiklerini duyurdular.
Çift yaptıkları açıklamada, zamanlarını İngiltere ve Kuzey Amerika arasında ‘dengelemeye’ gayret edeceklerini belirterek ‘mali açıdan bağımsız olmak için çalışacaklarını’ söylediler.
Harry ve Meghan sözlerine şu şekilde devam etti: “Şu an Kraliçe ve İngiliz Milletler Topluluğu'na olan görevlerimizi yerine getirmeye devam ederken İngiltere ve Kuzey Amerika arasındaki zamanımızı dengelemeyi planlıyoruz.”
Açıklamada, Kuzey Amerika’ya kısmen taşınmaları konusunda ise “Oğlumuzu doğduğu kraliyet ailesinin geleneklerini takdir ederek büyütmemize imkan sağlayacak ve aynı zamanda ailemize bir sonraki bölüme odaklanmak için alan verecek.” ifadelerini kullandılar.
Harry ve Meghan yaptıkları yazılı açıklamada aldıkları kararın finansal olarak bağımsız olmayı istemelerinden ileri geldiğini belirtti.
“Aylarca süren düşünce ve iç müzakereler sonucu’ kraliyet ailesi içerisinde yenilikçi bir yeni rol oluşturmaya başlama kararı aldıklarını belirten çift “Kraliçe Ekselanslarını desteklemeye devam etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı. Buckıngham Sarayı’ndan Açıklama
İngiliz kraliyet ailesinin merkezi Buckingham Sarayı’ndan yapılan açıklamada, Sussex Dükü Harry ve Düşesi Meghan’ın aldığı karar hakkındaki tartışmanın erken bir seviyede olduğu belirtildi.
Açıklamada, “Biz Harry ve Meghan’ın arzularını anlıyoruz ancak bu konu oldukça karmaşık bir mesele ve üzerinde çalışılması zaman alacak” denildi.
Pakistan’dan Tahran-Washington hattında yeni arabuluculuk hamlesi… Rubio’dan temkinli mesaj: İran’la somut anlaşma yok
Ortadoğu, yoğun diplomatik girişimlerle hayati deniz geçiş noktalarındaki hızlı askeri tırmanışın iç içe geçtiği son derece hassas bir stratejik dönemeçte bulunuyor. Bu çerçevede gözler, üst düzey bir arabuluculuk görevi kapsamında Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı’nı ağırlayan Tahran’a çevrildi. Söz konusu girişim, Tahran ile Washington arasında kapalı iletişim kanallarını yeniden açmayı ve mevcut krizi yatıştırmak amacıyla tarafların pozisyonlarını yakınlaştırmayı hedefliyor.
Ancak bölgesel diplomatik çabalar, ABD tarafındaki “temkinli yaklaşım” nedeniyle zorluklarla karşılaşıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ikili görüşmelerin henüz olgunlaşmadığını ve taraflar arasında somut bir anlaşma formülasyonuna ulaşılmadığını belirterek beklentileri düşürdü.
Bölgedeki diğer gelişmelerde ise deniz güvenliği kaynaklı gerilim belirgin biçimde yükseliyor. İran, Hürmüz Boğazı’ndan yoğun gemi geçişlerinin, İran Devrim Muhafızları’nın doğrudan koordinasyonu ve gözetimi altında gerçekleştiğini açıkladı.
Tahran’ın bu hamlesi yalnızca Körfez bölgesiyle sınırlı kalmadı; İran tarafı, askeri caydırıcılık alanını genişletme ve Babülmendep Boğazı’ndaki deniz trafiğini hedef alma tehdidinde de bulundu. Bu açıklamalar uluslararası çapta geniş endişe yaratırken, Avrupa başkentleri deniz ticaret yollarının güvenliğini koruma konusundaki kararlılıklarını yineledi. Son gelişmelerin ardından bazı Avrupa ülkeleri, küresel ticaret akışının sürdürülmesini sağlamak amacıyla Hürmüz çevresine askeri takviye gönderme hazırlıklarına başladı.
Pakistanlı güvenlik kaynağının Axios’a verdiği bilgilere göre:
• Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asim Munir, ABD ile İran’ın savaşı sona erdirmesi konusunda anlaşmaya varılmasına yönelik girişimler kapsamında bugün Tahran’a gidiyor.
• Arabulucular, Washington ile Tahran arasında savaşın sona erdirilmesine ilişkin mutabakatı içeren bir “niyet mektubuna” son şeklini vermeye çalışıyor.
• Ancak İran’ın böyle bir belgeyi imzalamayı kabul edip etmeyeceği hâlâ belirsizliğini koruyor.
Trump: Hürmüz’de geçiş ücreti olmayacak, iran’ın uranyumunu alacağızhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276173-trump-h%C3%BCrm%C3%BCz%E2%80%99de-ge%C3%A7i%C5%9F-%C3%BCcreti-olmayacak-iran%E2%80%99%C4%B1n-uranyumunu-alaca%C4%9F%C4%B1z
Trump: Hürmüz’de geçiş ücreti olmayacak, iran’ın uranyumunu alacağız
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti uygulanmasını kabul etmeyeceğini söyledi. Trump ayrıca Washington’un İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını ele geçireceğini belirtti. Tahran ise dolaylı müzakerelerde “görüş ayrılıklarının daraldığını” ifade ederken, uranyumun yurt dışına taşınmasına karşı tutumunu korudu.
Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoklarını alacağız. Ona ihtiyacımız yok, istemiyoruz. Muhtemelen ele geçirdikten sonra yok edeceğiz, ancak onların buna sahip olmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
ABD Başkanı, barış için temel şartın İran’ın nükleer silah geliştirmesine izin verilmemesi olduğunu yineledi. Amerikalılara bu sorunun sorulması halinde “hepsinin İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini söyleyeceğini” ifade etti.
Trump, “Bazılarının biraz çılgın olduğunu söylediği bir devleti nükleer güce dönüştürmekten söz ediyoruz. İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin veremeyiz, mesele bu kadar basit. Ortadoğu’da nükleer bir savaş yaşanır, ardından bu savaş buraya ve Avrupa’ya yayılır. Buna izin veremeyiz ve vermeyeceğiz. Bu her şeyden daha önemli” ifadelerini kullandı.
İran Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı fotoğrafta, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi perşembe günü Tahran’da görülüyor.
Trump’ın açıklamaları, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın Hürmüz Boğazı’nda geçiş ücreti sistemi uygulamaya çalışmasının Washington ile Tahran arasında diplomatik anlaşmayı “imkânsız hale getireceği” yönündeki uyarısından saatler sonra geldi.
“Boğazın açık kalmasını istiyoruz, ücretsiz olmasını istiyoruz. Herhangi bir ücret istemiyoruz” diyen Trump, buranın uluslararası bir su yolu olduğunu vurgulayarak İran’ın hâlihazırda geçiş ücreti uygulamadığını da belirtti.
ABD-İran görüşmelerine Pakistan arabuluculuğu
Perşembe günü İran konusunda diplomatik temaslar yoğunlaştı. Pakistan’ın, durmuş durumdaki ABD-İran barış görüşmelerini yeniden canlandırmak için yeni bir girişimde bulunduğu bildirildi. Tahran ise son ABD teklifinin “bazı boşlukları daralttığını” söyledi ancak daha fazla ilerlemenin Washington’daki “savaş eğiliminin” sona ermesine bağlı olduğunu belirtti.
İran medyası, Tahran’ın ABD’nin sunduğu metne yanıt hazırladığını aktardı. Haberlere göre ABD önerisi, kırılgan ateşkesin kalıcı bir barış anlaşmasına dönüştürülmesi sürecinde taraflar arasındaki bazı anlaşmazlıkları azalttı.
ABD’ye ait B-1B Lancer tipi bombardıman uçağı, Ortadoğu’daki bölgesel sular üzerinde gerçekleştirilen eğitim uçuşu sırasında KC-135 Stratotanker tanker uçağından havada yakıt ikmali yaparken görülüyor (CENTCOM).
Devlet ajansı İSNA, Tahran’daki görüşmelerin teklifin “genel çerçevesi”, bazı teknik ayrıntılar ve güven artırıcı önlemler üzerinde yoğunlaştığını bildirdi. Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asim Munir’ın Tahran ziyaretinin de taraflar arasındaki farkları azaltmayı ve “mutabakat zaptının kabulünün resmen ilan edilmesi” sürecini hızlandırmayı amaçladığı ifade edildi.
Daha sonra İran resmi haber ajansı IRNA, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi’nin açıklamalarını yayımladı. Bekayi, müzakerelerin bu aşamada esas olarak “tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesine” odaklandığını, nükleer dosyanın görüşüldüğüne dair iddiaların ise “inandırıcılıktan uzak” olduğunu söyledi.
Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi, perşembe günü Tahran’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştü. Görüşmenin, İran ile ABD arasında süren dolaylı müzakerelerin takibi kapsamında yapıldığı belirtildi.
IRNA’ya göre Nakvi, önceki tur görüşmelerin tıkanmasının ardından Pakistan’ın arabuluculuk çabalarını sürdürmek amacıyla Tahran’a gitti. Bu, Nakvi’nin bir hafta içinde Tahran’a gerçekleştirdiği ikinci ziyaret oldu.
Reuters’a konuşan üç kaynağa göre Asim Munir, İran’a gidip gitmeyeceğine karar verecek. Kaynaklardan biri, “Mesaj trafiğini hızlandırmak ve iletişimi koordine etmek için İran’daki tüm farklı gruplarla görüşüyoruz” dedi. Aynı kaynak, Trump’ın “sabırsızlığının” endişe kaynağı olduğunu söyledi.
Rubio da Miami’de gazetecilere yaptığı açıklamada Pakistan’ın İran’a yönelik girişiminin diplomatik süreci ilerletebileceğini umduğunu belirtti. Rubio “Bazı olumlu işaretler var. Ancak fazla iyimser olmak istemiyorum. Önümüzdeki birkaç günde ne olacağını göreceğiz” dedi.
Trump “yanıt” bekliyor
Trump çarşamba günü yaptığı açıklamada Tahran’dan yanıt beklemeye hazır olduğunu ancak “doğru cevapları” alamazsa saldırıları yeniden başlatmaya da hazır olduğunu söyledi.
“Bana inanın, doğru cevapları alamazsak işler çok hızlı ilerler. Hepimiz harekete geçmeye hazırız” diyen Trump, ne kadar bekleyeceği sorusuna “Belki birkaç gün, ama işler çok hızlı gelişebilir” yanıtını verdi.
Trump ayrıca İran’la yapılacak bir anlaşmanın “çok fazla zaman, enerji ve hayat kurtarabileceğini” söyledi ve anlaşmanın “çok hızlı, hatta birkaç gün içinde” tamamlanabileceğini belirtti. Ancak Washington’un “yüzde yüz eksiksiz cevaplar” istediğini de vurguladı.
Açıklamalar, kırılgan ateşkesin yürürlüğe girmesinden altı hafta sonra geldi. Taraflar arasında henüz kalıcı bir anlaşma sağlanamazken, Pakistan’ın 11 Nisan’da ev sahipliği yaptığı tek doğrudan görüşmeden bu yana çeşitli öneriler karşılıklı olarak iletildi.
Reuters’a konuşan iki üst düzey İranlı kaynak, Tahran’ın ABD’nin temel taleplerinden biri olan uranyum stokları konusunda daha sert bir tutum aldığını söyledi. Kaynaklara göre İran lideri Mücteba Hamaney, silah yapımına yakın düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına gönderilmemesi talimatını verdi.
Zenginleştirilmiş uranyum stoklarının akıbeti, müzakerelerdeki en önemli anlaşmazlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Kaynaklar bazı farkların daraldığını ancak İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının tanınması ve stokların geleceği konusunda derin görüş ayrılıklarının sürdüğünü aktardı.
İran Dışişleri Sözcüsü Bekayi, Tahran ile Washington arasındaki mesaj alışverişinin İran’ın sunduğu 14 maddelik öneriye dayandığını söyledi. Tahran’ın ABD’den gelen “görüşleri” değerlendirdiğini ancak resmi yanıt için tarih vermediğini belirtti.
Bekayi, İran’ın taleplerinin “istek değil hak” olduğunu savundu ve müzakerelerin Pakistanlı arabulucular üzerinden sürdüğünü ifade etti. Zenginleştirilmiş uranyumun yurt dışına çıkarılması konusuna ilişkin olarak ise “İran neden kendi materyallerini başka bir ülkeye göndersin?” diye sordu ve ülkesinin nükleer programının “yüzde yüz barışçıl” olduğunu savundu.
Moskova’da Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in İran krizini görüştüğünü açıkladı. Peskov’a göre Putin, İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun Rusya’da depolanması fikrini gündeme getirdi.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, perşembe günü İran Genelkurmay Başkanı Amir Hatemi’yi kabul etti (İran Cumhurbaşkanlığı)
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova ise krizin yalnızca İran’ın çıkarlarını gözeten diplomatik yollarla çözülebileceğini söyledi ve uranyum stoklarının kaderine yalnızca İran’ın karar verebileceğini ifade etti.
Hürmüz ve abluka
Hürmüz Boğazı krizinin merkezinde yer almaya devam ediyor. Savaştan önce küresel petrol ve LNG sevkiyatının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyordu. Ancak savaşın başlamasından sonra geçişler büyük ölçüde aksadı ve küresel enerji arzında ciddi sıkıntılar yaşandı.
İran Dışişleri Bakanlığı, İran teklifinin; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve İran limanlarına yönelik ABD ablukasının kaldırılmasını içeren aşamalı bir anlaşma öngördüğünü açıkladı. Ardından nükleer program konusunda daha geniş kapsamlı müzakerelere geçilmesi planlanıyor.
Rubio ise İran’ın boğazda geçiş ücreti uygulama girişiminin diplomatik anlaşmayı “imkânsız” hale getireceğini söyledi. “Dünyada hiç kimse bu ücret sistemini desteklemiyor. Bu tamamen kabul edilemez ve yasa dışı” dedi.
Rubio ayrıca İsveç’teki NATO görüşmeleri öncesinde, ittifakın ABD’nin İran’a yönelik savaşına destek vermemesini eleştirdi. Trump’ın NATO’dan savaş uçağı göndermesini istemediğini belirten Rubio, “Ama hiçbir şey yapmak istemiyorlar. Bundan ciddi şekilde rahatsız olduk” dedi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 21 Mayıs itibarıyla İran limanlarına yönelik ticareti engellemek amacıyla 94 ticari geminin yönünü değiştirdiğini ve dört gemiyi durdurduğunu açıkladı.
Buna karşılık İran Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, son 24 saatte aralarında petrol tankerleri ve konteyner gemilerinin de bulunduğu 31 geminin kendi koordinasyonu ve güvenliği altında Hürmüz’den geçtiğini duyurdu.
Açıklamada, “ABD’nin terörist ordusunun saldırganlığına” ve Körfez’deki “benzeri görülmemiş güvensizliğe” rağmen küresel ticaretin sürmesi için güvenli bir deniz koridoru oluşturulduğu belirtildi.
Çin’e ait iki dev petrol tankeri çarşamba günü yaklaşık dört milyon varil petrol taşıyarak boğazdan ayrılırken, Kuveyt’ten iki milyon varil ham petrol taşıyan Güney Kore bandıralı bir tanker de İran’la koordinasyon içinde boğazdan geçti.
Savaş, petrol fiyatlarındaki yükseliş ve hammadde sıkıntıları nedeniyle küresel ekonomide ciddi sarsıntılara yol açtı. Diplomatik çözüm umutlarının artmasıyla petrol fiyatları bir miktar gerilese de Brent petrolün varil fiyatı savaş öncesine göre yaklaşık yüzde 50 daha yüksek seviyede, 105 dolar civarında kaldı.
Hindistan ise Körfez’de mahsur kalan gemilerinin geri dönmesini garanti altına almadan yeni yakıt sevkiyatı yapmayacağını açıkladı. Hindistan Limanlar ve Denizcilik Bakanlığı’ndan bir yetkili, Hürmüz’ün batısında hâlâ Hindistan bayraklı 13 gemi ile Hint şirketlerine ait başka gemilerin bulunduğunu söyledi.
İran’dan askeri hazırlık mesajları
İran lideri Mücteba Hamaney, yeni bir savaş ya da saldırı olması halinde bunun “önceki gibi bölgesel değil, bölge sınırlarını aşan bir savaş” olacağını söyledi.
X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda Hamaney, İran’ın “savaşı kimin bildiğini göstereceğini” belirtti ve “İran ile İran halkı asla teslim olmayacak” dedi.
Daha önce İran Devrim Muhafızları da benzer bir açıklama yaparak İran’a yönelik yeni bir saldırının “bölge sınırlarını aşacak bir savaşa” yol açacağını duyurmuştu.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ordu komutanıyla yaptığı görüşmede ordunun yüksek operasyonel hazırlık sayesinde “düşmanların hedeflerine ulaşmasına izin vermediğini” söyledi ve hükümetin tüm imkânlarıyla silahlı kuvvetlerin yanında olduğunu ifade etti.
ABD merkezli CNN, iki istihbarat kaynağına dayandırdığı haberinde İran’ın ateşkes sürecinde insansız hava aracı üretiminin bir bölümünü yeniden başlattığını aktardı. Haberde ayrıca İran ordusunun beklenenden daha hızlı toparlandığı değerlendirildi.
ABD-İsrail arasında görüş ayrılığı
Washington’un diplomatik çözüm arayışı sürerken Trump ile İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu arasında açık ve örtülü görüş ayrılıkları yaşandığı bildirildi.
ABD medyasında yer alan haberlere göre Netanyahu, ABD ile İran arasında savaşı durdurabilecek bir anlaşma ihtimalinden duyduğu endişeyi Trump’a iletti. İki lider arasında gergin bir telefon görüşmesi yapıldığı öne sürüldü.
Trump’ın, “Netanyahu benim istediğimi yapacak” dediği aktarılırken, bunun Washington’un savaş ya da müzakere konusunda nihai karar verici olmaya devam ettiğine işaret ettiği yorumları yapıldı.
Diplomatik sürece rağmen İsrailli askeri kaynaklar, İsrail ordusunun ABD ordusuyla koordineli şekilde savaşın yeniden başlaması ihtimaline yönelik hazırlıklarını sürdürdüğünü ve tüm cephelerde azami alarm durumunun korunduğunu belirtti.
San Diego’daki İslam Merkezi’ne saldırı düzenleyenler, saldırılarını daha önceki suçlardan esinlenerek gerçekleştirmişlerhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5276157-san-diego%E2%80%99daki-i%CC%87slam-merkezi%E2%80%99ne-sald%C4%B1r%C4%B1-d%C3%BCzenleyenler-sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1n%C4%B1-daha-%C3%B6nceki
San Diego’daki İslam Merkezi’ne saldırı düzenleyenler, saldırılarını daha önceki suçlardan esinlenerek gerçekleştirmişler
ABD’nin San Diego kentindeki İslam Merkezi’ni gösteren bir hava fotoğrafı, 19 Mayıs 2026 (AP)
ABD’nin San Diego kentinde bu hafta bir İslam merkezine saldıran ve üç erkeğin ölümüne yol açtıktan sonra hayatlarına son veren iki gencin, şiddet eylemlerini ilham aldıkları kişi ve örneklerle ilgili hiçbir şüphe bırakmayan, nefret dolu ve geniş kitleleri hedef alan uzun ve düzensiz yazılar kaleme aldığı bildirildi.
Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, bu modeller arasında en dikkat çeken isim, 2019 yılında Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki iki camide 51 kişiyi öldüren saldırgan oldu.
Aşırılıkçılığı uzun süredir inceleyen araştırmacılar, Christchurch saldırısının aşırı sağcı saldırganlar üzerindeki güçlü etkisine dikkat çekiyor. Uzmanlar bu etkinin, saldırının yarattığı yüksek ölüm sayısı, saldırganın düşüncelerini ve eylemlerini açıkladığı manifesto niteliğindeki belge ve en önemlisi saldırıyı internet üzerinden canlı yayınlamasından kaynaklandığını belirtiyor. Christchurch saldırısından ilham aldığı düşünülen örnekler arasında, birkaç ay sonra ABD’nin Teksas eyaletindeki bir Walmart mağazasında 22 kişiyi öldüren silahlı saldırgan da bulunuyor.
Tehdit analizi ve önleme alanında çalışan, aşırılıkla mücadele eden Stratejik Diyalog Enstitüsü’nden Katherine Keneally, çevrim içi şiddet yanlısı topluluklarda en fazla can kaybına yol açan saldırıları taklit etme eğilimi görüldüğünü söyledi. Keneally, “Bunu söylemek iğrenç, ancak gerçek bu. Bir tür takıntı var ve saldırılar adeta bir rekabet ya da oyun haline geliyor” ifadelerini kullandı.
Yetkililerin açıklamasına göre, 17 yaşındaki Caine Clark ve 18 yaşındaki Caleb Vasquez, pazartesi günü İslam Merkezi’ne baskın düzenledi. Güvenlik görevlileri, güvenlik önlemlerinin başlamasıyla birlikte çıkan silahlı çatışmanın ardından ikiliyi dışarı çıkmaya zorladı ve böylece 140 çocuğun korunmasına yardımcı oldu.
Yetkililere göre iki saldırgan, güvenlik görevlisi Amin Abdullah ve iki erkeği öldürdükten sonra yakınlardaki bir araçta yaşamlarına son verdi.
Nefret ve haksızlıklarla dolu yazılar
İki saldırganın geride 74 sayfalık bir belge bıraktığı, bunun 2019’daki Christchurch saldırısını gerçekleştiren Brenton Tarrant’ın yazdığı belgeyle aynı sayfa sayısına sahip olduğu bildirildi. Habere göre, Tarrant’ın manifestosuna benzer şekilde bu belgede de aşırı sağ ideolojilerden ilham alındığı belirtilen çok sayıda kaynak yer aldı. Bu kaynaklar arasında, beyaz nüfusun başka demografik gruplar tarafından ‘yer değiştirildiği’ yönündeki komplo teorisi de bulunuyor. Belgede ayrıca, saldırganların kendi ifadeleriyle yaptıkları kişisel anlatılara yer verildiği, motivasyonlarını ve hedeflerini açıklayan bölümler bulunduğu aktarıldı.
Kendilerine ‘Tarrant’ın Oğulları’ adını verdiler
Yazılarda Yahudilere, Müslümanlara ve İslam’a, ayrıca siyahiler, kadınlar ile hem sol hem de sağ siyasi görüşlere yönelik yoğun nefret içeren ifadelerin yer aldığı bildirildi. Saldırganların, toplumun çöküşünü hızlandırmayı amaçladıkları ifade edildi. Vasquez tarafından yazılan bölümde ise ‘bazı ruh sağlığı sorunları’ yaşadığından ve kadınlar tarafından reddedilme deneyimlerinden bahsettiği aktarıldı.
22 Mart 2019’da Yeni Zelanda’da bir saldırının yaşandığı Christchurch’teki en-Nur Camii’nin önünde nöbet tutan bir polis memuru (Reuters)
Dün yayımlanan bir açıklamada, Vasquez’in ailesi Caleb Vasquez’in otizm spektrumunda yer aldığını ve zamanla kendi kimliğinin bazı yönlerine karşı öfke geliştirdiğini belirtti.
Ailenin avukatı Colin Rudolph aracılığıyla yapılan açıklamada, “Bunun, nefret söylemi, aşırılıkçı içerik ve sosyal medya platformlarında yayılan propaganda ile birleşerek onun aşırılıkçı ideolojilere ve şiddet içeren inançlara sürüklenmesine katkıda bulunduğuna inanıyoruz” ifadesine yer verildi.
Açıklamada, ailenin kendisini yardım aramaya teşvik ettiği ve bir süre rehabilitasyon merkezlerinde tedavi gördüğü de belirtildi.
Kaliforniya Eyalet Üniversitesi San Bernardino’daki Nefret ve Aşırılık Çalışmaları Merkezi’nin kurucu direktörü Brian Levin ise, 1970’lerden bu yana beyaz üstünlükçü yazıların merkeziyetsiz terör saldırıları için bir anlatı modeli sunduğunu söyledi. Levin, geçmişte neo-Nazilerin çoğunlukla ‘eylem propagandası’ olarak bilinen bir yaklaşımı tercih ettiğini, yani saldırının tek başına taklitçileri harekete geçirmesinin beklendiğini, ayrıntılı yazılı açıklamaların ise zorunlu olmadığını ifade etti.
Levin’e göre internet, saldırganların yazılarının yayılmasını kolaylaştırdı. 2011’de Norveç’te 77 kişiyi öldüren aşırı sağcı saldırganın bin 500 sayfalık bir belge yayımlamasından bu yana, bu tür saldırıların açıklayıcı metinlerle birlikte görülmesi daha yaygın hale geldi. Bu yazıların çoğu, beyaz üstünlükçü önceki metinlerden alıntılar içeriyor.
Levin ayrıca, kendini aşırılık zincirinin devam eden bir halkası olarak sunma stratejisinin, hareketi olduğundan daha büyük gösterdiğini ve süreklilik algısı yarattığını belirtti. Ona göre bu durum, farklı failler aracılığıyla tekrar tekrar ortaya çıkan bir yapıyı besliyor; bu faillerin bir kısmı ise süreç içinde hayatını kaybediyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة