Arap dünyasında dost-düşman algısı değişiyor mu?

İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
TT

Arap dünyasında dost-düşman algısı değişiyor mu?

İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)
İsrail güçleri tarafından Gazze Şeridi’ndeki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşleri sırasında Filistinli göstericilere atılan göz yaşartıcı gaz bombaları (AFP)

Emine Hayri
Ortadoğu’daki düşman ve dost konumları yeniden belirleniyor. Kardeşlik dengeleri ve dostluk terazileri, kimin yanında kimin karşısında olunacağına dair yeni listeler ve yeni kurallar oluşturmak için kızgın bir kabın içinde eritiliyor. Artık haber bültenleri ‘İsrail’in saldırganlıklarına’ ya da ‘Yahudi devletinin davranışlarına’ veya ‘yerleşimcilerin tacizleri ve yerinden edilmişlerin çığlıklarına’ değil, İran’ın Irak’ta yaptıklarına, Lübnan'daki siyasi hareketler, politikacılar ve vatandaşlar arasında yaşananlara Türkiye’nin Libya’daki hareketlerine ve ABD’nin tüm bunlara karşı ne gibi tutumlar sergilediğine değiniyor.
Kafelerdeki akşam oturmaları, internet üzerindeki halk tabanlı analizler, dikkat çeken dedikodular ve bölgede karşı karşıya gelenler arasındaki rekabet, halk arenasında korkunç bir karışıklığa yol açtı.
Otobüse bindiğinizde kiminin Türkiye’nin Libya’ya müdahalesine övgüde bulunduğunu, kiminin ise bu müdahaleyi sömürgecilik olarak tanımladığını duyuyorsunuz.
Otobüsten iniyorsunuz, bir seyyar satıcının Kasım Süleymani’nin bir ‘gerilla kahramanı’ hatta ‘Bölgenin Che Gueverası’ olduğu şeklindeki sözlerini işitirken bir müşterisinin, ülkesinin mezhepsel ve siyasi kontrolünü genişletmeye çalışırken başka bir ülkede suikasta uğrayan birine ‘kahraman’ demesinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalıştığına tanık oluyorsunuz. Bankada oturup sıranızı beklerken haber bülteninde bölgedeki düşmanlıklardan bahsedildiğini ve bunlar arasında İsrail'in adının geçmediğini görüyorsunuz. Daha düne kadar ‘kardeş’ olanlar bugün bir birinin ipini çeken ‘düşmanlara’ dönüşmüşlerdi.

Sosyal medya kardeşler için bir savaş alanı haline geldi (Reuters)

Kardeşlik ve düşmanlık
Kardeşlik ve düşmanlık arasında, yeni yıla girilirken yeni rotalar çiziliyor, onlarca ve belki de yüzlerce yıldır kullanılan kavramlar yeniden tanımlanıyordu. Gündem, bazen Türkiye'nin Libya’daki savaş alanına girme kararıyla bazen ABD’nin gerçekleştirdiği Kasım Süleymani suikastıyla ısınırken önceden belirlenmiş eğilimler ve kutuplaşmış ideolojilere sahip medya platformları da bu gündemleri canlı tutuyorlar. Tüm bunlar da Arap toplumunda kafa karışıklığı yaratıyor.
Sokaktaki bu kafa karışıklığı aslında anlaşılabilir bir durum. Filistin davası ve Arap-İsrail çatışması onlarca yıldır Arap toplumun zihnindeki ‘düşmanlık’ kavramının neredeyse tam karşılığıydı.
Bunu anlamak için İsrail’in 2004 yılında İslami Direniş Hareketi’nin Hamas'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin’e düzenlediği suikastın ardından Arap medyasının ve halkının verdiği tepkiyi hatırlamak yeterli olacaktır. O dönem Arap ülkelerinde insanlar sokağa dökülüp İsrail işgalini kınayan protesto gösterileri düzenlediler. Sokağa çıkan bu protestocular, ne İslamcı ne İhvancı şeklinde ayrıştırılmadılar. Sadece tek düşman; İsrail’e duydukları öfkeyi haykırıyorlardı. Bugün ise Uluslararası Siyaset Konseyi'nde uluslararası ilişkiler araştırmacısı olan Amr Abdulati’nin de dediği gibi Arap Baharı’nın patlak vermesinden bu yana manzara tamamen değişti.
Amr Abdulati konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi;
“2011’den bu yana, Arap toplumunun algısında ve temel kavramlarında bir değişiklik oldu. Artık devlet, olayların, sonuçlara verilen tepkilerin ve öncelik listelerinin ana itici gücü haline geldi. 2011 yılından bu yana, Arap halklarının çoğunluğu endişe içinde ve değişen iç meselelerine dalmış durumda. Filistin sorunu artık Arap dünyasındaki tek değişken değil. Ya milyonlarca Arap artık bir takım konulara dikkat etmeye başladı ya da peş peşe yaşanan olaylar onları çıkarları için demokratikleşme, gerileyen kalkınma oranları, ülkelerindeki dini-siyasi grupların ortaya çıkışı ve komşu ülkelerden gelen tehditler gibi diğer konulara bakmaya zorluyor. Örneğin milyonlarca Mısırlı, Müslüman Kardeşler’in ve onun arkasında duran, onu destekleyen bölge ülkelerinin Mısır’ın ulusal güvenliğine yönelik tehditlerine maruz kaldı.”
Mısır'ın düşmanları
Mısır’ın başkenti Kahire’nin doğusunda bulunan Nasr City’de özel bir dershane önünde lise öğrencilerine kimi ‘Mısır’ın düşmanı’ olarak gördükleri soruldu. Cevap verenler arasında ‘hiçbir düşmanımız yok’ diyen de oldu, ‘Türkiye’, ‘İran’, ‘Müslüman Kardeşler’, ‘yolsuzluk’, ‘adam kayırma’ ve ‘İsrail’ diyen de oldu.
Amr Abdulati bu tabloyla ilgili olarak şu yorumda bulundu;
“Genç kuşaklar, bölgeyi etkileyen en büyük tehditlerin hiçbirine tanıklık etmedi. Bunların başında 1948, 1956, 1967 ve 1973 savaşları geliyor. Bu savaşları belki okuldaki derslerde görmüş olabilirler. Ancak o duyguları, tehlikeleri, farkındalığı ve milli duygular üzerindeki etkisini yaşamadılar. Yeni nesil, İsrail’in düşman bir ülke olduğunu okuyabilir veya duyabilir. Fakat bölgedeki birçok ülke arasındaki ilişkilerin doğasını ve gelişimini kendi gözleriyle görüyorlar. Bu nesil İran'ın bölge ülkelerine yönelik tehditleri, nükleer silah yarışı ve bölgedeki birbirini tehdit eden diğer ülkeleri görerek büyüdüler. Öyle veya böyle bu bir gerçek.”

Mısır'da turistleri taşıyan ve terör saldırısına uğrayan otobüs (AFP)

İçerideki terör
Prestijli radyo kanalı ‘Savtu’l-Arab’ın (Arapların Sesi) yayın müdürü Dr. Lamia Mahmud, medyadaki mevcut düşmanın kimliği sorusuna zorlanarak cevap verirken şunları sorguladı; “Askerlerimize veya güvenlik güçlerimize bombalı saldırı düzenleyen, güvenliğimize ve  ekonomimize en büyük zararı vermek için terör eylemleri gerçekleştiren bir terörist nasıl düşman olamaz?! Bir Arap vatandaşı başka bir Arap vatandaşını havaya uçurduğunda, gençleri onun bir düşman olmadığına ya da İsrail'den daha az düşmanlık içinde olduğuna nasıl ikna ederim? Şuan en büyük sorun düşmanın kim olduğunu bilmek. Sadece İsrail mi? Yoksa Türkiye Libya'yı işgal etmeyi planlayan bir ülke olarak mı görülüyor? Arap Dünyasında bazı kesimler Erdoğan yönetiminin Osmanlı Hilafeti'ni yeniden tesis etmek için Arap rejimlerini yıkmaya çalıştığını iddia ediyor. Bu algının Arap halklarında ne kadar kabul göreceğini ise zaman gösterecek.
Gerçek düşman kim? Arap ülkelerine nüfuz etmeye çalışan İran mı? Yahut Filistin halkını bölmekten ve gerçek davayı boşa harcamaktan utanmayan gruplar mı?”
Dr. Mahmud'un soruları, düşmanı tanımlamadaki büyük endişeye işaret etse de bu soruların cevaplarını kendisi de veremiyor. Aksine sadece cevabın ne kadar aciz kaldığını ortaya koyuyor. Dr. Mahmud, “Bizim, yöneticileri anlaşmazlık tohumları eken bölge halklarına karşı bir düşmanlığımız yok. Kavgamız bunu yapan yönetimlerle. Yönetimler geçicidir, ancak halklar kalıcıdır” ifadelerini kullanıyor.
İlişkilerin ve komşulukların devam etmesi, Arap izleyicinin bilgi edinmesinin, analiz ve yorumda bulunmasının, bilgilerin taraflı ve belli bir ideolojiye sahip medya platformlarınca yönlendirilmediğinden emin olmasının uzun süreceği anlamına gelmiyor.
Geleneksel medya kuruluşların çoğunun artık ‘Take Away media’ (paket servis medya çn.) olduğunu söyleyen Dr. Lamia Mahmud onları şöyle tanımlıyor, “İçerikleri sığdır. Verilen bilgiler belgelendirilmez veya derinlemesine bir analiz yapılmaz. İçeriğin bir kısmı doğrulama veya belgelendirmeye ihtiyaç duyulmadan elektronik ortamlardan ve sosyal medya platformlarından kırpılıyor. Arap izleyicisini eğitmek için bilgili, bilgilendirici, analitik ve profesyonel haber programlarına ihtiyacımız var. Türkiye'nin rolünü analiz eden, İran politikalarını açıklayan, bilgiyi manipüle etmeden veya gizlemeden çevremizde gerçekleşen eylemleri açıklayan programlar nerede? Arap izleyicisi artık dinleme ya da okuma sabrına sahip değil. Değerine ya da geçerliliğine bakmaksızın önüne gelen bilgiyle yetiniyor” şeklinde konuştu.
Araştırmacı Amr Abdulati de benzer söylemlerde bulunarak, Arapların yaklaşık yarısını oluşturan genç nesillerin doğasına dikkat çekti ve onları ‘sosyal medya kuşağı’ olarak tanımladı. Sosyal medya sitelerinin her şeyi barındırdığını vurgulayan Abdulati, İsrailli yetkililerin örneğin Twitter üzerinden Arap dünyasına yönelik iletişim biçimini onları derinden etkileyebilecek ve onlara ulaşabilecek şekilde düzenlediklerine işaret etti.
Doğru yöntem ve ağır gölgeler
Neyse ki doğru yöntem, tüm ağırlığına rağmen gölgelerin Arap dünyasında tedavi edilemez yaralar açmasını engelledi. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da araştırmalar yapan Arap Barometre Ağı tarafından sokaktaki Arap insanının İsrail ve İran’la ilgili düşüncelerine dair yapılan ve sonuçları birkaç gün önce açıklanan anket, İran’la yakın oranlara sahip olsalar da İsrail’in halen en büyük tehdit olarak görüldüğünü ortaya koydu. Anket, Mısır, Filistin, Lübnan, Ürdün, Sudan, Yemen, Libya, Irak, Cezayir ve Kuveyt gibi 10 ayrı Arap ülkesinde gerçekleştirildi.
Anket sonuçlarına göre, ankete katılanların dörtte üçü İsrail'i bölgenin istikrarına yönelik İran'dan daha büyük bir tehdit olarak görüyor.  Sadece Kuveyt’te 10 kişiden 4’ü (yüzde 42) İran'dan diğer ülkelerden daha fazla korktuklarını söyledi. Bununla birlikte İran, doğrudan müdahale ettiği iki ülke; Yemen (yüzde 33) ve Irak'ta (yüzde 31) ılımlı bir tehdit olarak görülüyor. Ürdünlülerin sadece yüzde 11'i, Lübnanlıların yüzde 7’si, Mısırlıların yüzde 6’sı, Sudanlıların yüzde 4’ü, Filistinlilerin yüzde 3’ü, Fas’ın yüzde 2’si, Cezayir ve Libya’nın yüzde 1’i ve Tunus'un yüzde 1'den azı İran'ın bölgenin istikrarı için birincil tehdit olarak gördüğünü belirtti.
En büyük düşman İsrail
Buna karşın Arapların büyük çoğunluğu İsrail'in bölge için en büyük tehdit olmaya devam ettiğini söylüyor. Anketin yapıldığı ülkelerde her 10 kişiden en az biri İsrail'i bölgesel istikrara yönelik ana tehdit olarak gördüğünü belirtti.
İsrail’in en büyük düşman olduğu görüşü en fazla Lübnan (yüzde 79), Filistin (yüzde 63) ve Mısır (yüzde 54) tarafından desteklenirken, Ürdün (yüzde 42) ve Sudan’da (yüzde 36) ankete katılanların üçte birinden fazlası bu görüşü onayladı. Ayrıca, Fas (yüzde 27), Yemen (yüzde 24), Libya (yüzde 24), Cezayir (yüzde 21) ve Irak'ta (yüzde 21) her beş kişiden biri İsrail'i en büyük tehdit olarak görüyor. İsrail'i bir tehdit kaynağı olarak görenlerin sayısının en düşük olduğu ülkeler ise Tunus (yüzde 14) ve Kuveyt (yüzde 13) oldu.
Bununla birlikte anketin Süleymani suikastı ve sonrasında gelişen olaylar öncesinde gerçekleştiğini belirtmekte fayda var. Ayrıca ankette, katılımcıların Türkiye’nin Libya'daki son hareketlerine ilişkin görüşleri de sorulmadı.
Bununla birlikte anketin kameraya alınması ve cevapların belgelenmesinin katılımcıların cevapları üzerindeki etkili olduğunu belirtmekte fayda var.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.