Avrupa, Trump'ın nükleer anlaşmadan çıkma çağrısına uymuyor

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, dün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde (Reuters)
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, dün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde (Reuters)
TT

Avrupa, Trump'ın nükleer anlaşmadan çıkma çağrısına uymuyor

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, dün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde (Reuters)
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, dün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) Genel Merkezi’nde (Reuters)

Gün geçtikçe Avrupa’nın Tahran'ın nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerinden vazgeçmesiyle ilgili endişeleri artıyor. Bu korkular, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastı sonrasında daha da arttı.
İran, nükleer programını geliştirmesini sınırlayan tüm engelleri kaldırdığını açıkladı. Fransa, İngiltere ve Almanya gönderdikleri ortak mesajla Tahran'a, ABD ile arasındaki tırmanıştan kaçınması, anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini azaltma kararı kapsamında geldiği beşinci ve son aşamadan geri adım atması ve anlaşmanın gereklerine uyması çağrısında bulundu. Ancak Avrupa’nın bu uyarısı sonuçsuz kaldı. Bu uyarının üzerinden 2 gün geçtikten sonra Fransa Dışişleri Bakanı, Tahran'a yeniden uyarıda bulunarak, önümüzdeki günlerde anlaşmada öngörülen anlaşmazlıkları çözüm mekanizmasının etkinleştirilmesi yönünde bir karar alınabileceğini bildirdi. Böyle bir karar, dosyanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) gönderilmesine ve Tahran’a yönelik uluslararası yaptırımların yeniden uygulanmasına yol açabilir.
Ancak Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, İran konulu “Avrupa Dışişleri Bakanları Toplantısı”na katılmak için Brüksel'e gitmeden önce alarm zillerini çaldı ve İran'ın nükleer programının tehlikeleri konusunda uyarıda bulundu. RTL Radio'ya konuşan Le Drian, İran'ın anlaşmadan çıkma yönünde adım atmaya devam ettiği takdirde bir ila iki yıl içinde bir nükleer silah elde edebileceğini söyledi. İranlıların halihazırda bir nükleer silah edinme kapasitesine sahip olmadıklarını kaydeden Le Drian, İran’ın Viyana Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerinden vazgeçmeye devam etmesi halinde bir ila iki yıl arası gibi kısa bir süre içerisinde bir nükleer silah elde etme kapasitesine sahip olabileceğini belirtti ve sürecin bu aşamaya evrilmesini reddettiklerini vurguladı.
Le Drian’ın açıklamaları ne anlama geliyor?
Avrupalı resmi kaynaklar Le Drian’ın bu sözlerinin iki anlama geldiğini söylüyorlar. Bunlardan birincisi elbette bu sözlerin İran'ın neler yapabileceği konusunda bir uyarı niteliği taşımasıdır. Endişelerin ilki ise İranlı teknisyenlerin uranyumun zenginleştirilmesi hususunda yetkin olmaları ve anlaşma öncesinde bu oranın yüzde 20'ye çıkarılmış olmasıdır. Nitekim uzmanlara göre bu yüzdeye ulaşılması, bu oranın daha da artırılmasının zor olmadığı ve nükleer silahlar için gerekli olan zenginleştirilmiş uranyum oranı olan yüzde 90 seviyesine ulaşılabileceği anlamına geliyor. Öte yandan 4, 5 ve 6’ncı nesil binlerce modern santrifüjün kullanılması ise Tahran'ın, belirtilen hedefe ulaşılmasını hızlandıracak ve kısa sürede istediği sonucu elde etmesini sağlayacak. Yetkililerinin açıklamalarına göre İran, anlaşmadan kademeli olarak çıkmadan önce daha önce ürettiklerinin on katını üretmeye başladı.
Bu bağlamda böyle bir sonucun engellenmesi, anlaşmaya olan bağlılığın sürdürülmesi ve bu programın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimi altında olmasıdır. Ancak UAEA müfettişlerinin bugünkü rolü neler olup bittiğini görmekten ve bunları rapor etmekten ibarettir ki bu yeterli değildir.
Kaynakların işaret ettiğine göre Le Drian’ın sözlerinin bir diğer anlamı ise özellikle nükleer anlaşmayı savunmak ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupalılara, Rusya’ya ve Çin’e anlaşmayı bırakmaları yönünde yaptığı çağrıya cevap vermektir. Fransa ve Avrupa bakış açısına göre anlaşmanın nihai bir şekilde terk edilmesi, İran'ın nükleer silaha ulaşmasını veya en azından nükleer eşiğe ulaşmasını hızlandıracaktır.
Paris: Fransa, nükleer anlaşmaya bağlı kalmaya devam ediyor
Avrupa'nın Trump'a verdiği tepki geç verilmiş bir tepki değildi ve bu tepkinin niteliği, anlaşmaya bağlı kalınması ve anlaşmanın savunulmasının sürdürülmesiydi. Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından önceki gün yapılan açıklamada, “Fransa, nükleer anlaşmaya bağlı kalmaya devam ediyor ve anlaşmaya saygı duyulması için diğer taraflarla birlikte çalışıyor” ifadesi yer aldı. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ise ülkesinin anlaşmayı önemli görmeye devam ettiğini ve anlaşmanın İran'ın nükleer silah edinmesini engelleyeceğini belirtti. Genel kanının bu anlaşmanın faydalı olduğu yönünde olduğunu kaydeden Maas, anlaşmanın İran'ı nükleer silah geliştirmekten alıkoyduğunu söyledi. Bundan dolayı anlaşmanın devam etmesini istediklerini dile getirerek, anlaşmaya uyulduğu takdirde bu gibi sorunların üstesinden gelinebileceğini vurguladı.
Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından daha sonra yapılan bir açıklamada ise anlaşmanın kurtarılması için çaba sarf edildiği ve diplomatik bir çözüme ulaşılması için bütün imkânların kullanılmasının talep edildiği kaydedildi.
Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell yaptığı açıklamada, anlaşmayı savundu ve bugün anlaşmaya bağlı kalmanın her zamankinden daha önemli olduğu değerlendirmesinde bulundu. Borrell, Avrupa bakanlarının acil durum toplantısı öncesinde ABD Dışişleri Bakanı ile telefonda görüştü.
Avrupalı kaynakların gözünden İran’ın tutumu
Avrupalı kaynaklar, Tahran'ın hiçbir zaman Avrupa’nın anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi ve bunları ihlal etmeyi bırakması yönündeki çağrısına cevap vermeyeceğini, bilakis kademeli olarak anlaşmadan çıkma planını sürdüreceğini düşünüyor. Bununla birlikte kaynaklar, Avrupa’nın ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarından kaynaklanan ve Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ifadesine göre, 200 milyon dolar tutarında olan zararı karşılaması halinde Tahran’ın geri adım atabileceğine işaret ediyor. Kaynakların açıklamalarına göre Avrupalılar, Tahran'a karşı baskı uygulayabilecekleri tek bir karta sahipler ve sahip oldukları bu kart anlaşmazlıkların çözülmesine ilişkin olarak anlaşmada belirtilen mekanizmadır. Ancak bu kartın İran’ın kırmızı çizgisi olması dolayısıyla Avrupalılar, kartı oynamaktan çekiniyorlar. Aynı şekilde anlaşmadan çıktığı zaman onlara danışmayan ve Kasım Süleymani suikastına ilişkin öncesinde kendilerini bilgilendirmeyen Washington'u etkileyebilecek bir güce de sahip oldukları görünmüyor. Bu perspektiften bakıldığında, Trump'ın anlaşmanın nihai olarak terk edilmesi çağırısına Avrupa’dan olumlu cevap gelmeyecek. Ortaya atılan sorular, İran ile olan çatışmada ABD bakış açısına oldukça yakın olan Londra'nın tutumuna ilişkin oluyor. Birçok kimse İngiltere’nin AB’den çıkmasından sonra onunla Avrupa başkentleri arasındaki boşluğun genişleyeceğine inanıyor.
Avrupalılar için kesin olan şey, anlaşmanın kaderinin büyük ölçüde Washington ile Tahran arasındaki gelişmelere bağlı olmasıdır.  Bu nedenle, daha fazla tırmanış pratikte anlaşmanın bozulduğu anlamına gelecektir ve bundan dolayı Avrupalılar için artık var olmayan bir şeyi savunmaya devam etmek oldukça zor olacaktır. Ancak özellikle Almanların ve Fransızların daha fazla zaman istedikleri açıkça görünüyor. Bunun kanıtı benimsenecek yeni tutumların, UAEA'nın raporlarına dayanacağı yönünde açıklamaların yapılmasıdır. Başka bir deyişle Avrupalılar, İran'ın tehditlerini uygulayıp uygulamadığını kontrol etmek istiyorlar.
Bir diğer mesele ise Trump'ın İranlı liderleri, nükleer meselelerin, balistik füzelerin ve İran’ın bölgesel politikasının ele alınacağı yeni ve kapsamlı bir nükleer anlaşma için müzakere masasına davet etmesidir. Avrupa tarafı başından bu yana reddedici bir tutum takınmasa da ABD yönetiminden anlaşma dâhilinde kalmasını ve yeni bir anlaşma ile bunu tamamlamasını talep etti. Cumhurbaşkanı Macron bu bağlamda pratik teklifler öne sürdü fakat çabaları sonuçsuz kaldı. Çünkü asıl sorun Tahran'ın diyaloğu reddetmesi ve yeni bir anlaşma konusunda müzakere çağrısını kabul etmemesidir.
İran’ın BM Daimi Temsilcisi: Kesinlikle hayır
Bununla birlikte İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mecit Takht Ravançi dün yaptığı açıklamada, “Ekonomik yaptırımlarla boğaza bıçak dayayıp diyaloğa hazır olduklarını iddia ediyorlar. Kesinlikle hayır. İran halkına karşı bu düşmanca politika devam ettiği sürece diyaloğa hayır” ifadelerini kullandı.
ABD'nin BM Daimi Temsilcisi Kelly Craft, BMGK’ya gönderdiği mektupta, ABD’nin uluslararası barış ve güvenliğin daha fazla tehlikeye atılmasını ve İran rejiminin gerginliği tırmandırmasını önlenmek için İran ile ön koşulsuz olarak müzakerelere hazır olduklarını belirtmişti.
Gerçek şu ki İran, yaptırımlar devam ettiği sürece diyaloğun mümkün olmadığını düşünüyor. Trump, Macron'un “Tahran'ın anlaşmaya geri dönmesi karşılığında yaptırımları kısmen kaldırma önerilerine” yanıt vermeyi reddetti ve ayrıntıları açıklanmayan ek yaptırımlar uyguladı.
Avrupa’nın oynayabileceği bir rol kaldı mı?
Kaynaklar, Avrupa diplomasisinin Washington ve Tahran arasındaki tırmanışı kontrol etmekte hala bir rol sahibi olduğunu ve bu rolü oynamaya devam ettiğini ifade ediyorlar. Ancak bu nükleer düğümünün çözülebileceği anlamına gelmiyor. Çünkü sahip olduğu ve oyuna sürebileceği baskı kartları yeterli değil.

 


İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
TT

İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’tan teklifine ilişkin ilk tepkiyi aldığını, ancak henüz arabulucular üzerinden resmi bir cevap almadığını söyledi.

Arakçi, İran’ın ABD’nin nihai tutumunun arabulucular tarafından kendisine iletilmesini beklediğini ve bu doğrultuda karar alacağını belirtti.

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik sunduğu planı reddetmiş ve ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceğini öne sürmüştü.


ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün (cumartesi) yaptığı açıklamada, İran’ı ekonomik olarak izole etmeye yönelik adımlar atılması için dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderdiğini belirterek İran bankaları ve havayolu şirketlerini hedef alan bir dizi kararı memnuniyetle karşıladı.

Bessent, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Benim talimatımla dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderildi. Bu ekipler ülkelerle temas kurarak İran rejimine karşı adımlar atılmasını talep etti” ifadelerini kullandı.

Bessent, “Bu çabalar sonuç veriyor” dedi.

Bessent, Türkiye ve Umman’ın İran özel havayolu şirketi Mahan Air’in seferlerini durdurduğuna, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise İranlı havayolu şirketlerinin tüm seferlerini yasakladığına dikkat çekti.

BAE Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü perşembe günü yaptığı açıklamada, “İranlı havayolu şirketlerinin ülkeye ve ülkeden gerçekleştirdiği uçuşların bugünden itibaren ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını” bildirmişti.

Bessent ayrıca İran bankalarına yönelik alınan önlemlere de dikkat çekti.

BAE Merkez Bankası çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın Melli Bankasının şubelerine karşı, “kara para aklama, terörizmin finansmanı ve silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele kapsamında ihlaller” nedeniyle tedbirler alındığını duyurmuştu.

Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da geçen hafta, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet iznini iptal etmişti.

Bessent, “İran yönetimi bile savaşın ekonomik sonuçlarını kabul etti. Riyalin değeri rekor düşük seviyelere geriledi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı habere göre ABD Hazine Bakan Yardımcısı ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Birimi Başkanı Jonathan Burke, bu ay Ortadoğu ve Avrupa’da iki hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Hazine Bakanlığının ayrıca 50’den fazla ülkenin temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

Bessent pazartesi günü CNBC’ye verdiği röportajda, “İran’ın tüm havayolu şirketleri 23 Eylül’den itibaren faaliyetlerini durduracak” demişti.

Bessent, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmetleri sunamayacak veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

Bununla birlikte İran’daki küçük havayolu şirketleri, özellikle de ABD’nin baskısına uymayı reddeden Çin’e olmak üzere yurt dışı seferlerini sürdürmeye devam ediyor.


Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, bugün (Pazar) Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri “yasa dışı güzergâhları kullanmaları” halinde uyardı. Tahran, ABD ile yaşanan çatışmanın tek çözümünün diplomasi olduğunu vurguladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın boğazı yeniden açmayı ve çatışmayı sona erdirmeyi öngören önerisini reddetmesinden bir gün sonra geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik atılacak herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlı” dedi. Arakçi, “Onları bu çıkmazdan çıkarabilecek tek yol müzakere yoludur” ifadelerini kullandı.

Trump ise İran’ın “ekonomisi can çekiştiği” için Hürmüz Boğazı’nı açmak istediğini belirterek ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu söyledi. Trump, “İran anlaşma istiyor, ben de anlaşma istiyorum ancak öneri kabul edilemez” dedi.

İran’ın boğazın yönetimi için oluşturduğu makam da gemileri bölgede “yasa dışı güzergâhları” kullanmaları halinde doğabilecek sonuçlar konusunda uyardı.

İran makamı, bu tür güzergâhların kullanılmasının “gemi, gemi sahibi, kaptan ve mürettebat açısından mali kayıplar ve can kaybı riskleri doğuracağını ve geminin gelecekte Hürmüz Boğazı’ndan geçişini ciddi şekilde kısıtlayacağını” bildirdi.