Türki el-Faysal El-Qabas'a konuştu: İran'ın Süleymani'nin öldürülmesine verdiği karşılık bir tiyatrodur

Prens Türki el-Faysal, El-Qabas Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Abdullah Gazi el-Mudaf’ı ağırladı (Alqabas)
Prens Türki el-Faysal, El-Qabas Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Abdullah Gazi el-Mudaf’ı ağırladı (Alqabas)
TT

Türki el-Faysal El-Qabas'a konuştu: İran'ın Süleymani'nin öldürülmesine verdiği karşılık bir tiyatrodur

Prens Türki el-Faysal, El-Qabas Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Abdullah Gazi el-Mudaf’ı ağırladı (Alqabas)
Prens Türki el-Faysal, El-Qabas Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Abdullah Gazi el-Mudaf’ı ağırladı (Alqabas)

Abdullah Gazi el-Mudaf
Ortadoğu son iki hafta içerisinde İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta ABD’nin hava saldırısıyla öldürülmesinin ardından İran ile ABD arasında yaşanan ciddi gerginliğe tanık oldu. Bölgeyi neredeyse tamamen savaşa sürükleyen bu gerilim, Suudi Arabistan'ın eski İstihbarat Şefi Prens Türki el-Faysal’ın deyimiyle İran'ın verdiği ‘tiyatro’ karşılıkla geçici olarak sona erdi. Ancak önümüzdeki günlerde yeni olayların ve gelişmelerin yaşanması bekleniyor.
Aynı zamanda bölgede ve dünyadaki birçok krize tanıklık eden deneyimli bir diplomat olan Prens Türki, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ardından ülkenin neredeyse tüm dış politikasını yöneten 2 numarası olarak görülen Süleymani’ye yönelik suikastın akabinde yaşanan büyük propaganda kampanyası karşısında şaşırmıyor.


ABD'nin Irak'taki üslerinden birine uzak bir noktaya düşen İran füzesi

Karşılık verme tiyatrosu
Aynı zamanda Suudi Arabistan'ın eski Londra ve Washington büyükelçisi olan Prens Türki, Riyad'daki ofisinde el-Qabas'a verdiği röportajda, hükümetin içinde yer almadığından, basında gördüklerine ve yapılan açıklamalara bireysel değerlendirmelerde bulundu. İran'ın Süleymani’nin öldürülmesine verdiği karşılığı bir 'tiyatro' olarak niteleyen Prens Türki, "Buna rağmen ABD'ye uygun bir yanıt verdiklerini iddia ettiler. Fakat dünyanın gördüğü; ABD tarafına mesaj göndermek amacıyla fırlatılmış ve birkaçı, İran sınırları içerisine birkaçı ise Irak’taki boş arazilere düşen İran füzeleriydi. Sonuç olarak ABD hiçbir zarar görmedi. İran’ın 80 ABD’liyi öldürdüğü ve üslerini yerle bir ettiği şeklindeki tantanasına rağmen daha sonra geri adım atıp böyle bir şeyin gerçekleşmediğini itiraf ettiler” diye konuştu.


Prens Türki el-Faysal röportajı esnasında çekilen bir kare

Şarku’l Avsat’ın el Qabas’dan aktardığı habere göre, Prens Türki el-Faysal, ABD ile İran arasında çalan savaş tamtamlarının sesinin burada kesileceğini düşünmüyor. Bu tiyatronun ardından İran rejiminin ne gibi planları olduğuna dair herhangi bir fikri olmayan Prens Türki, “Konu henüz kapanmadı. Açıkçası İran devriminden bu yana geçen 40 yıl boyunca yaşadıklarımızı, bedevilerin ‘yüzsüz’ kişiler için kullandıkları ‘İbni Fehra’nın yüzü’ deyimi açıklayabilir. Bu kişi, onursuz veya rezil bir davranışta bulunsa bile umursamaz ve utanmaz. Aksine bunu büyük bir başarı ve önemli bir işmiş gibi göstermeye çalışır. İran yönetimi de utanmıyor. Bir Arap atasözü vardır; “Utanmadıktan sonra ne istersen yap.” Onlarda utanmıyorlar ve yaptıklarını da istedikleri gibi lanse etmeye çalışıyorlar.

Asıl amaçlarının üstünü örtüyorlar

İran ile ABD arasındaki vekalet savaşının bittiğini söyleyenleri, İranlıların nasıl davranacağını beklemeye davet eden Prens Türki el-Faysal, “Asıl amaçlarının üstünü örtüyorlar. Ancak bunun bir takım sonuçları olabilir. İki gün önce ABD’nin Irak’taki üssünün rasgele bombalandığına şahit olduk. Bu bombardımanın arkasında kim ya da kimler vardı, Allah bilir. Belki bundan sonra başka yerlerde başka kazalar da olacak” ifadelerini kullandı.
İran yönetiminin yıllardır diğer ülkelerdeki vekillere dayalı bir politika sürdürdüğünü söyleyen Suudi Arabistan’ın eski İstihbarat Şefi şöyle devam etti;
“İran demir pençeli kağıttan bir kaplana dönüştü. İran'ın kullandığı bu çelik pençeler, ister Lübnan’da ister Kuveyt’te ister Suudi Arabistan’da ister Türkiye’de isterse de Pakistan ve Afganistan'da olsun Hizbullah unsurlarıdır. Bunlar İran yönetimi tarafından vekalet savaşlarında onların yerine savaşmakla görevlendirilmişlerdir. Irak-İran savaşı sırasında Kuveyt’in eski Emiri rahmetli Şeyh Ahmed el-Cabir el-Sabah’a yönelik suikast girişimini unutmuyoruz. Aynı şekilde 1988’de Kuveyt Havayolları’na ait 422 sefer sayılı uçağın kaçırılmasının yanı sıra sorumluluğunu Hizbullah’ın üstlendiği Suudi Arabistan’ın el-Huber şehrindeki bombalı saldırıyı ve yine 1980’lerde Hizbullah tarafından  Suudi diplomatların Türkiye’de öldürülmesi gibi olayları da hatırlıyoruz.”


Prens Türki el-Faysal el-Qabas’a konuştu

İran'ın vekilleriyle ilgili konuştuğunda üzüntüye kapılan Prens Türki, “Maalesef İran yönetimi, dünyanın çeşitli bölgelerindeki Şii topluluklarını kutuplaştırma ve bunu kendi amaçları doğrultusunda kullanma konusunda başarılı oldu. Bu insanlar, İran’ın taleplerini bazen büyük bir özveriyle yerine getiriyorlar. Lübnan'da Hizbullah'a bakıyoruz. Nasrallah, Hamaney’in izinde olduğunu, maddi ve manevi her türlü desteğin İran'dan geldiğini ve bunları İran'ın amaçlarına hizmet etmek için kullandığını söylüyor” şeklinde konuştu.


Tahran’da karşı karşıya gelen güvenlik güçleriyle protestocular

Her gün yapılan protesto gösterileri
Prens Türki’nin Ukrayna yolcu uçağının füzeyle vurulması sonucu düştüğünün itiraf edilmesinin ardından başlayan protesto gösterilerinin yeni bir ayaklanma başlangıcı olup olmadığı konusunda bir fikri yok. Ancak Humeyni'nin İran’da yönetime gelmesinden bu yana, yıllardır rejime karşı yapılan protestoların artık kemikleşmiş olduğunu belirterek, “Fakat iki yıl önce yaşanan protestolar İran’da neredeyse her gün rejimi hedef alan gösterilere dönüştü. Elbette rejim de bunu güç kullanarak bastırıyor. Ancak olayların yayılması engellense de kökleri iltihaplı kalır. Ukrayna uçağına olanlar, İran halkının mevcut yönetimden duyduğu memnuniyetsizliği ortaya çıkardı. Bu memnuniyetsizliklerini de rejimin halkın uyanışını önlemek amacıyla kullandığı zulümden korkmadan dile getirdiler. İran halkının mermilere ve göz yaşartıcı gaz bombalarına aldırış etmeden polis ve Besiç Güçleri karşısında cesurca durduklarını gördük. İran halkında övgüye değer bir cesaret olduğunu itiraf etmeliyiz” dedi.


“Şeyh es-Sabah, babamız ve öğretmenimizdir. Ben Kuveytli bir Suudiyim”

Prens Türki el-Faysal el-Qabas gazetesine verdiği röportaja şöyle devam etti;
“Kuveyt Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, bizim babamız ve öğretmenimizdir. Yaptıklarını ve söylediklerini örnek alıyoruz. O, Kuveyt için ne kadar değerliyse bizim için de tıpkı Kral Selman bin Abdulaziz kadar değerlidir. Çok şükür Kuveytli çok arkadaşım var. Kendimi tıpkı Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın söylediği gibi ‘Kuveytli bir Suudi’ olarak görüyorum."


Türki el-Faysal, Kara Kutu’da

Ünlü gazeteci Ammar Taki’nin sunduğu Kara Kutu programı ekibi, şuan Prens Türki el-Faysal ile 1973-1977 yılları arasında Kraliyet Divanı Müsteşarlığıyla başlayan ardından 1977-2001 yılları arasında üstlendiği Suudi Arabistan İstihbarat Başkanlığı görevi ve 2005 yılına kadar Londra Büyükelçiliği, 2007 yılına kadar ise Washington Büyükelçiliği yaparak aktif olarak sürdüğü çalışma hayatını anlatacağı bir program hazırlıyor.


Prens Türki el-Faysal ve Abdullah Gazi el-Mudaf ayaküstü sohbet ederken

Suriye dosyası, Suudi Arabistan ve yönetimi için öncelikli bir konu olmaya devam ediyor
Prens Türki el-Faysal, yetkililerin ifadeleri, Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu’nun açıklamaları ve Suriyeli muhalefet liderlerinin Riyad'daki toplantılarının sonuçları çerçevesinde Suudi Arabistan'ın Suriye dosyasına ilgisinin azalmadığını teyit ederek, “Bu dosya, Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından temsil edilen Suudi Arabistan yönetimi için hala önemli bir önceliktir” şeklinde konuştu.



Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Vizyon 2030, ülkenin kalkınma yolculuğunda niteliksel bir sıçrama sağladı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi: Vizyon 2030, ülkenin kalkınma yolculuğunda niteliksel bir sıçrama sağladı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (Şarku’l Avsat)

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, “Vizyon 2030”un Suudi Arabistan’ın ekonomik ve sosyal kalkınmasında yeni bir dönemin kapılarını araladığını belirterek, programın kapsamlı bir değişimi beraberinde getirdiğini vurguladı.

Veliaht Prens, söz konusu vizyonun ekonomik alanlar, hizmetler, altyapı ve lojistik ile sosyal yaşamın çeşitli yönlerinde kapsamlı ve somut bir dönüşüm sağladığını ifade etti.

“Vizyon 2030”un 2026 yılı itibarıyla 2030’a kadar sürecek beş yıllık üçüncü ve son aşamasına girdiğini kaydeden Prens Muhammed bin Selman, bu aşamada uzun vadeli hedeflere odaklanmanın sürdürüleceğini, aynı zamanda uygulama yöntemlerinin mevcut dönemin gerekliliklerine göre uyarlanacağını vurguladı.

Veliaht Prens, bu yaklaşımın ilerleme ve refahın sürdürülebilirliğini destekleyeceğini ve Suudi Arabistan’ı dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında ön sıralara taşıyacağını dile getirdi.


İran Büyükelçisi: Hacı adaylarımız Suudi Arabistan’a gelmeye devam ediyor... Herkes kurallara uyuyor

 İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

İran Büyükelçisi: Hacı adaylarımız Suudi Arabistan’a gelmeye devam ediyor... Herkes kurallara uyuyor

 İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

İranlı hacı adaylarının ilk kafilesi, hac ibadetini yerine getirmek üzere Suudi Arabistan topraklarına ulaştı. Suudi Arabistan’ın, dünyanın muhtelif ülkelerinden gelen tüm hacı adaylarına yönelik kapsamlı hizmet ve kolaylıklar sunduğu bildirildi.

İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi Ali Rıza İnayeti, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, İranlı hacı adaylarının ikinci grubunun yarın ülkeye ulaşacağını açıkladı. İnayeti, İranlı hacı adaylarının Suudi Arabistan tarafından ‘özenli ve saygılı bir şekilde ağırlandığını’, bunun diğer ülkelerden gelen hacı adaylarıyla aynı düzeyde olduğunu ve geçmiş yıllarda da benzer bir yaklaşımın görüldüğünü ifade etti.

İnayeti ayrıca, İranlı hacı adaylarına eşlik eden idari ve sosyal personelin ilk grubunun da Suudi Arabistan’a ulaştığını, ilerleyen günlerde yeni kafilelerinin geleceğini belirtti. Hava sahasının açılmasıyla birlikte hacı adaylarının yola çıktığını ifade eden İnayeti, sürecin Suudi Arabistan’ın ‘özenli misafirperverliği’ altında gerçekleştiğini vurguladı.

Suudi Arabistan, bu yılki hac dönemi için 18 Nisan’da dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen Rahman’ın misafirlerini kabul etmeye başlamıştı. Hacı adaylarının gelişine yönelik olarak, ibadetlerini kolaylık ve huzur içinde yerine getirebilmeleri amacıyla kapsamlı bir hizmet altyapısı oluşturulduğu, bunun da ülke yönetiminin talimatları doğrultusunda tüm imkânların seferber edilmesiyle sağlandığı belirtildi.

İnayeti, İran’dan gelen hacı adaylarının kutsal topraklarda ibadetlerini kolaylıkla yerine getirmelerini ve sağ salim ülkelerine dönmelerini temenni etti. Ayrıca, hem Suudi Arabistan’daki hem de İran’daki ilgili kurumlara hacı adaylarına sağlanan hizmetler nedeniyle teşekkür ederek, “Hacı adaylarının rahatlığı için sunulan hizmetlerden dolayı hem Suudi Arabistan’daki hem de İran İslam Cumhuriyeti’ndeki ilgili mercilere şükranlarımızı sunuyoruz” ifadesini kullandı.

İnayeti, hacı adaylarının Suudi Arabistan’daki kurallara ve hac adabına tam olarak uyduklarını vurguladı. İnayeti, İran’ın Riyad Büyükelçiliği’nin bu süreçte gerekli her türlü desteği sağlamaya hazır olduğunu ve kardeş Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ile tam koordinasyon içinde çalışıldığını ifade etti.

İnayeti ayrıca, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan arasında gerçekleşen telefon görüşmesine de değindi. Görüşmede iki bakanın bölgedeki son gelişmeler ve mevcut diplomatik eğilimler hakkında fikir alışverişinde bulunduğu aktarıldı.

İnayeti’ye göre Arakçi görüşme sırasında bölgedeki mevcut durumun farklı boyutlarını, özellikle ateşkes süreciyle ilgili gelişmeleri ele aldı ve Suudi mevkidaşını İran’ın savaşı sona erdirme ve gerilimi azaltma yönünde yürüttüğü diplomatik girişimler hakkında bilgilendirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı, Rahman’ın Misafirlerine Hizmet Programı kapsamında yer alan ve Vizyon 2030 projelerinden biri olan Mekke Yolu Projesi’ni sekizinci yıl üst üste uygulamayı sürdürüyor. Program, 10 ülkede yer alan 17 noktada hayata geçiriliyor. Bu ülkeler arasında Fas, Endonezya, Malezya, Pakistan, Bangladeş, Türkiye, Fildişi Sahili ve Maldivler’in yanı sıra, bu yıl ilk kez katılan Senegal ve Brunei de bulunuyor.

2017’de başlatılan uygulama bugüne kadar 1 milyon 254 binden fazla hacı adayına hizmet verdi. Programın amacı, Dışişleri, Sağlık, Hac ve Umre, Medya, Sivil Havacılık, Gümrük, Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA) ve diğer ilgili kurumların koordinasyonuyla hac yolculuğunu daha hızlı, güvenli ve entegre bir şekilde gerçekleştirmek olarak açıklandı.

sdvdfvfd


Hac mevsimine hazırlık amacıyla Kâbe’nin örtüsünün alt kısmının kaldırılması çalışmaları tamamlandı. (SPA)

Suudi Arabistan Hac ve Umre Bakanlığı, bu yılki hac sezonunda Nusuk Kartı uygulamasını sürdürdüğünü ve teknolojik imkânlardan yararlanarak Rahman’ın misafirlerinin ibadet yolculuğunu kolaylaştırmayı hedeflediğini açıkladı. Bakanlık tarafından geliştirilen Nusuk Kartı’nın, vize işlemlerinin tamamlanmasının ardından hizmet sağlayıcılar aracılığıyla yurt dışından gelen hacı adaylarına teslim edildiği, ayrıca kartın dijital versiyonunun Nusuk ve Tawakkalna uygulamaları üzerinden kullanılabildiği belirtildi. Kartın, hacılara geniş bir hizmet ve avantaj yelpazesinden yararlanma imkânı sunduğu ifade edildi.

Bakanlık ayrıca ‘Bagajsız Hac’ hizmetini de sürdürdüğünü duyurdu. Bu hizmet kapsamında hacı adaylarının bagajlarının kendi ülkelerinden Mekke ve Medine’deki konaklama yerlerine doğrudan gönderildiği, ibadetlerin tamamlanmasının ardından ise eşyaların yeniden ülkelerine ulaştırıldığı bildirildi. Uygulamanın, hacı adaylarının yolculuğunu daha kolay ve zahmetsiz hale getirmeyi amaçladığı vurgulandı.


Suudi Arabistan, mevzuata uyumluluğu artırmak ve ücretleri korumak amacıyla işe alım süreçlerini dijital sistemlere entegre ediyor

Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)
Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)
TT

Suudi Arabistan, mevzuata uyumluluğu artırmak ve ücretleri korumak amacıyla işe alım süreçlerini dijital sistemlere entegre ediyor

Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)
Riyad’daki İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı binası (SPA)

Suudi Arabistan’da iş gücü piyasası, Vizyon 2030 kapsamında yürütülen reformların etkisiyle hızlı bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönüşümün; mevzuata uyumun artırılması, ücretlerin korunması, çalışma ortamının verimliliğinin yükseltilmesi, işe alım süreçlerinin dijital sistemlerle entegrasyonu ve iş gücü hareketliliğinin uluslararası iş birlikleriyle düzenlenmesi gibi hedeflere odaklandığı belirtildi. Söz konusu adımların, kurumsal güveni ve uluslararası iş birliğini güçlendirmeyi amaçladığı ifade edildi.

Bu çerçevede, Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı’nın Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Dr. Tarık el-Hamad, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, iş gücü piyasasına yönelik reformların sistemlerin modernizasyonu, çalışan haklarının güçlendirilmesi ve daha dinamik bir çalışma ortamının oluşturulmasında somut ilerlemeler sağladığını söyledi. Hamad, bu dönüşümün artık yalnızca yerel düzeyle sınırlı kalmadığını, ikili anlaşmalar yoluyla daha düzenli bir uluslararası boyut kazandığını vurguladı. Bu kapsamda Nepal ve Nijerya ile imzalanan anlaşmaların, iş gücü hareketliliğini düzenleyen ve çalışanların korunmasını güçlendiren yönetişim araçları olarak öne çıktığını belirtti.

İşgücü piyasasındaki dönüşümler

Hamad, iş gücü piyasasına yönelik reformların; sistemlerin modernizasyonu, çalışanların korunması ve operasyonel verimliliğin artırılması alanlarında somut ilerlemeler sağladığını belirtti. Bu gelişmelerin, iş gücüne katılım, mevzuata uyum ve üretkenlik düzeylerine de doğrudan yansıdığını ifade etti. Hamad, 2021 yılından itibaren iş gücü hareketliliğine ilişkin sistemlerin güncellenmesinin, çalışanlara belirli düzenleyici çerçeveler içinde işverenler arasında daha esnek geçiş imkânı sunduğunu kaydetti. Mart 2021’de hayata geçirilen sözleşmesel ilişkinin iyileştirilmesi girişiminin, bu süreci desteklediğini ve iş gücü mobilitesinin düzenlenmesinde önemli bir dönüm noktası oluşturduğunu vurguladı.

vfdbfd
Suudi Arabistan İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı’nın Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Dr. Tarık el-Hamad (Şarku’l Avsat)

Kurumsal düzeyde ise Qiwa Platform üzerinden 11 milyondan fazla iş sözleşmesinin kayıt altına alındığını belirten Hamad, bunun özel sektörde şeffaflığı artırdığını ve uyum seviyesini yükselttiğini söyledi. Ayrıca uygulanabilir ücret sistemi sayesinde koruyucu mekanizmaların güçlendirildiğini ve sözleşme tarafları arasında güvenin pekiştirildiğini ifade etti.

İşçilerin korunmasının güçlendirilmesi

Hamad, bu dönüşümlere paralel olarak işçi koruma sisteminde de dikkat çekici bir gelişim yaşandığını belirtti. Hamad, özel sektör işletmelerinin Ücret Koruma Programı’na uyum oranının yüzde 90’ın üzerine çıktığını, bunun da maaşların doğru ve zamanında ödenmesini güvence altına aldığını ifade etti.

Hamad ayrıca, işçi-işveren uyuşmazlıklarının çözüm süreçlerinin daha hızlı, verimli ve şeffaf hale geldiğini vurguladı. Reformların kapsayıcılığı da güçlendirdiğine dikkat çeken yetkili, kadınların iş gücüne katılım oranının 2018-2024 yılları arasında iki kattan fazla arttığını ve bunun küresel ölçekte en hızlı artışlardan biri olduğunu belirtti. Öte yandan, 2020 yılından bu yana yaklaşık 2,48 milyon Suudi vatandaşının özel sektörde istihdama katıldığı, bunun da iş gücü piyasasındaki dönüşümün somut göstergelerinden biri olduğu kaydedildi.

Uluslararası iş birliği

Hamad, iş gücü piyasasındaki dönüşümün hız kazanmasıyla birlikte reformların artık yalnızca yerel düzeyde kalmadığını, bunların sürdürülebilirliği için uluslararası düzeyde düzenli bir çerçeveye ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Hamad, iş gücü alanında organize uluslararası iş birliğinin stratejik bir öncelik haline geldiğini; bunun Suudi Arabistan’ın etik istihdam, sistemlerin modernizasyonu ve sorumluluk paylaşımı konularında güvenilir bir ortak olarak konumunu güçlendirdiğini ifade etti. Bu yaklaşımın aynı zamanda kurumsal güveni ve iş gücü piyasalarında diplomatik iş birliğini pekiştirdiğini vurguladı.

Hamad, söz konusu anlaşmaların sınır ötesi iş gücü hareketliliğini modern düzenleyici standartlar, şeffaflık ilkeleri ve dijital uyum sistemleriyle uyumlu hale getirdiğini kaydetti. Bangladeş, Nepal ve Nijerya ile imzalanan anlaşmalar dahil olmak üzere bu alandaki genişlemenin, geleneksel işe alım modellerinden hükümetler arası uzun vadeli kurumsal ortaklıklara geçişi yansıttığını belirten Hamad, bunun daha istikrarlı iş gücü hareketliliği kanalları oluşturduğunu ve karşılıklı güven düzeyini artırdığını ifade etti.

Yönetişimin güçlendirilmesi

Dr. Tarık el-Hamad, Nepal ve Nijerya ile yapılan anlaşmaların işçinin tüm çalışma döngüsünü kapsadığını belirtti. Buna göre süreç; işe alım izinlerinden sözleşmelerin kayıt altına alınmasına, ücret şeffaflığından uyuşmazlıkların koordinasyonu ve çözüm mekanizmalarına kadar geniş bir çerçevede düzenleniyor. Hamad, söz konusu anlaşmaların işe alım ajansları üzerindeki denetimi güçlendirdiğini, sözleşmesel yükümlülükleri netleştirdiğini ve hükümetler arasında kurumsal iş birliği oluşturarak uyumun izlenmesi ile şikâyetlerin etkin şekilde çözülmesine imkân tanıdığını ifade etti. Ayrıca bu anlaşmaların Qiwa Platform ve Ücret Koruma Programı gibi dijital altyapılarla entegre edilmesinin, yükümlülüklerin anlık izleme ile desteklenen uygulanabilir mekanizmalara dönüştürülmesini sağladığını vurgulayan Hamad, ortak denetim mekanizmaları ve düzenli bilgi paylaşımı sayesinde sürekli gözetimin güçlendiğini ve işçi uyuşmazlıklarının daha hızlı çözülebildiğini kaydetti.

Becerileri ekonominin ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirmek

Hamad, iş gücü hareketliliğinin ekonomik sektörlerin ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirilmesinin, iş gücü piyasası stratejisinin temel unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Hamad, yeni anlaşmaların artık belirli sektörlerin ihtiyaçlarına göre şekillendiğini, böylece işe alım süreçlerinin nicelikten ziyade gerçek talebe dayandırıldığını belirtti. Bu yaklaşımın özellikle inşaat, turizm, lojistik, sağlık ve ileri hizmetler gibi alanlarda öne çıktığını ifade etti.

sdv fd
Riyad’da düzenlenen Küresel İşgücü Piyasası Konferansı’ndan (SPA)

Bakanlığın, Qiwa Platform üzerinden elde edilen dijital verileri kullanarak piyasa ihtiyaçlarını analiz ettiğini ve beceri açıklarını sürekli olarak tespit ettiğini aktaran Hamad, bu sayede işe alım süreçlerinin ekonomik gereksinimlere göre yönlendirildiğini kaydetti. Ayrıca iş gücü gönderilen ülkelerle önceden yapılan koordinasyonun, çalışanların becerilerinin doğrulanmasına, hazırlık düzeylerinin artırılmasına ve işe giriş aşamasındaki yetkinlik boşluklarının azaltılmasına katkı sağladığını belirtti.

Hamad, iş gücü planlamasının giderek daha fazla ulusal mega projelerle entegre edildiğini, bunun da yabancı iş gücünün yerel istihdam politikalarıyla uyumlu şekilde kullanılmasını sağladığını ifade etti. Bu yaklaşımın, yerli iş gücünün yerini almak yerine onu tamamlamayı hedeflediğini vurgulayan Hamad, aynı zamanda Nitaqat gibi girişimlerin farklı sektörlerde yerli istihdamı teşvik etmeye devam ettiğini sözlerine ekledi.

Reformlara uluslararası düzeyde takdir

Hamad, söz konusu reformların uluslararası düzeyde de giderek artan bir takdir gördüğünü belirtti. Hamad, Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından yapılan değerlendirmelerde; Suudi vatandaşlar arasında işsizlik oranlarının düşmesi, kadınların iş gücüne katılımının artması ve özel sektörde istihdamın büyümesi gibi somut sonuçlara dikkat çekildiğini ifade etti. Hamad ayrıca, Dünya Bankası ile iş birliği içinde yayımlanan On Yıllık İlerleme raporunun, iş gücü piyasasındaki yapısal dönüşümleri ele aldığını aktardı. Bunun yanı sıra Uluslararası Çalışma Örgütü’nün de (ILO) Suudi Arabistan’ın çalışma politikalarını geliştirme ve küresel diyalog süreçlerine katkı sağlama rolünü takdir ettiğini belirtti. Bu değerlendirmelerin, Suudi Arabistan’ın iş gücü piyasası reformlarında giderek ‘örnek alınan bir model’ olarak görüldüğünü ortaya koyduğunu ifade eden Hamad, ülkenin kapsayıcılık ve ekonomik esneklik alanlarında da öne çıktığını vurguladı.

Gelecekteki öncelikler

Hamad, önümüzdeki dönemde odağın ikili ve çok taraflı düzeyde uluslararası iş birliğini derinleştirmek olacağını belirtti. Bu kapsamda yeni ülkelerle iş gücü anlaşmalarının genişletilmesi ve ILO ile Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarla ortaklıkların güçlendirilmesinin hedeflendiğini ifade etti. Bu adımların, bilgi ve deneyim paylaşımını artırarak politika geliştirme süreçlerine katkı sağlaması amaçlanıyor. Hamad ayrıca bakanlığın, iş gücü piyasasındaki dönüşüme ayak uydurmak için özel sektör, akademik kurumlar ve uluslararası paydaşlarla iş birliğini artırdığını vurguladı. Bu yaklaşımın, Suudi Arabistan’ın iş gücü piyasalarının geliştirilmesinde güvenilir bir küresel ortak olarak konumunu pekiştirmeyi ve sürdürülebilir sonuçlar elde etmeyi hedeflediğini söyledi.