Şii Hilali'ndeki 'kesin inançlılar' İran'ı kendi kazdığı kuyuya düşürdü

İran’ın nüfuzundaki bölgelerdeki protestolar, daha önce elde ettiği başarıları boşa çıkardı (AP)
İran’ın nüfuzundaki bölgelerdeki protestolar, daha önce elde ettiği başarıları boşa çıkardı (AP)
TT

Şii Hilali'ndeki 'kesin inançlılar' İran'ı kendi kazdığı kuyuya düşürdü

İran’ın nüfuzundaki bölgelerdeki protestolar, daha önce elde ettiği başarıları boşa çıkardı (AP)
İran’ın nüfuzundaki bölgelerdeki protestolar, daha önce elde ettiği başarıları boşa çıkardı (AP)

Mustafa el-Ensari
‘Şii Hilali’ olarak adlandırılan İran’ın nüfuzu altındaki Lübnan ve Irak ile hala savaşın devam ettiği Suriye ve Yemen’in yanı sıra Tahran’daki ateş tam söndürülecekken daha da alevlendi.
Irak'ta Şiilerin dini merci Ali es-Sistani de Iraklıları, İranlıları ve Lübnanlıları içinde bulundukları zor hayat şartlarına yönelik öfke patlamasına iten nedenin Şii Hilali olduğu görüşünü açıkladı. Tıpkı Fransız psikolog Eric Hoffer'ın kaleme aldığı ‘Faithful Believers’ (Kesin İnançlılar) adlı kitabında ele alındığı gibi bu durum söz konusu ülkelerde ayaklanmalara yol açmıştı. Kitabı hayatının son günlerinde Arapçaya tercüme eden Suudi düşünür Gazi Kuseybi, Arapların, Hoffer’ın kitabındaki görüşlerini değerlendirmelerini ve bölgedeki terör ve şiddet olaylarını bu teorilere göre açıklamalarını temenni etmişti.
Aynı görüşteler
Sistani yaptığı açıklamada, “Açıkçası, insanlar sadece yolsuzluklardan kurtulacak başka bir yol bulamadıkları için sokağa dökülmediler” ifadelerini kullandı. Bu açıklamanın ardından Lübnanlı yazar Gassan Şerbil, “Irak’ta olduğu gibi Lübnan’da da hükümet, ekonomiyi kurtaramadığı ve egemenliği ele alamadığı için başarısızlığının üstünü göstericileri öldürerek örttü” ifadelerinin yer aldığı bir yazı kaleme aldı.
İran yönetimi, yangın yerine çevirmek, kana boğmakla övündüğü Arap bölgelerine ve kendi halkına yönelik politikasını gözden geçirmezken üstüne bir de İran Parlamentosu, Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından yaptığı oturumlardan birinde mezhepçi generalin gittiği yolun izleneceğini duyurdu.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre İran Parlamento Başkanı Ali Laricani, İran'ın resmi haber ajansı IRNA’ya yaptığı açıklamasında genel kurulun ABD’nin eylemleriyle mücadele için çıkarılan önceki kanunda değişiklik yapıldığını ve Kudüs Gücü’nü desteklemek için 200 milyon euroluk fon tahsisinin onaylandığını söyledi.
Laricani sözlerine şöyle devam etti:
“23 Nisan 2019’da ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nı (CENTCOM) ve ona bağlı kurumları terör örgütü olarak ilan ettik. Ancak Trump’ın Süleymani’ye suikast emri vermesi ve Pentagon’un (ABD Savunma Bakanlığı) bu emirleri uygulamasıyla ABD’nin eylemleri üzerine bugün (pazar günü) Meclis’te bu kanunda yapılması planlanan iki acil değişikliği görüştük.”
Değişikliklerle ilgili yapılan ve Uluslararası İran Araştırmaları Enstitüsü (Rasanah) tarafından tercüme edilen açıklamada, “Bu değişiklikler uyarınca bundan böyle Pentagon ve ona bağlı kuruluşların personeli ve yöneticileri, Süleymani suikastının failleri olan ‘terörist güçlerin’ bir parçası olarak kabul edilecekler. ABD’liler Süleymani’nin bölgedeki direnişin ana unsuru olduğunu düşünüyorlardı. Trump daha önce de Süleymani’nin ortadan kaldırılması gerektiğini söylemişti. Ancak İran ulusunun tüm unsurlarıyla direnişi desteklediğini bilmiyorlar” ifadeleri yer aldı.
Bununla birlikte Parlamento Başkanı Laricani, değişikliklerle ilgili parlamento oturumu sırasında Kudüs Gücü’nü desteklemek için 200 milyon euroluk fon tahsis edildiğini açıkladı.
Bölünme artıyor
Ancak bu milyonlarca euroluk desteğin, ABD'nin uyguladığı yaptırımlar nedeniyle İranlıların içinde bulunduğu zorlu hayat şartlarında herhangi bir değişiklik yaratması mümkün değil. Gözlemciler Tahran'ın kendi kazdığı kuyuya düşmesiyle tıpkı ABD eski Başkanı Barack Obama döneminde olduğu gibi inisiyatifi yeniden kazanabileceğini düşünmüyorlar. Başkan Trump’ın seçilmeden önce dahi dillendirdiği ekonomik ve askeri baskı politikası nedeniyle Tahran artık direnemiyor.
İranlı gazeteci Cevad Kuruşi’nin görüşüne göre Tahran’ın bu politikası daha fazla işe yaramayacak. Tahran’daki protestolar bitmiş görünse bile yeniden başlayacak ya da etkisi uzun bir süre daha devam edecek ve belki de İran’ın geleceğiyle ilgili önemli işaretler taşıyacak.
‘İranintl’ isimli muhalif internet sitesinde yer alan makalesinde, bu durumu rejim ve yönetim arasındaki ilişkinin tarihinde bir dönüm noktası olarak gören Kuruşi, protestoları ve hükümetin buna verdiği tepkiyi şöyle değerlendirdi;
“Hükümet ve vatandaşlar arasında en az yirmi yıl önce başlayan bölünme yavaş yavaş sona gelirken protestolar devenin belini kıran son saman çöpü olmaya başladı.”


Kesin İnançlılar kitabının kapağı

‘Kesin inançlılar’ kendi yollarına bakıyorlar
Öte yandan Irak’taki Şii otorite Sistani’nin açıklaması ile Fransız psikolog Hoffer'ın kitabındaki teorileri ortak bir zeminde buluşurken, Hoffer, Kesin İnançlılar kitabında şu ifadelere yer veriyor:

“Bundan sonra ne olacağını tahmin edebilmek için buraya geldin. Halinden memnun olanlar geleceği tahmin etme konusunda becerikli değillerdir. Öte yandan değişim tohumlarını ve yeni başlangıçların olanaklarını ekenler şu an savaşanlardır.”
Psikolojik açıdan değerlendirmelerine devam eden Hoffer sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Güvenli ve mutlu bir hayat yaşadığımız duygusu, diğer tüm gerçekleri mümkün, kurgusal ve gizemli kılar. Buradan baktığımızda yaşadığımız zamanı reddedenlerin, kalplerini ve gözlerini yaşanacaklara çevirenlerin kötü ya da iyi bir değişimi beklemeye devam edeceklerini görüyoruz. Tam tersi durumda ise kesin inançlıların geleceği, sadece mevcut durumu korumak isteyenlerden daha iyi tahmin edebildiğini görüyoruz.”

Peki bu durum, ülkelerindeki İran nüfuzuna karşı isyan edenler için geçerli olacak mı?

İran’ın elinde kalan son çözüm: Nükleer bomba
İran konusunda uzman Arap yazar Abdulvehhab Bedirhan’a göre ‘Şii Hilali’ bölgelerinde yaşanan gerilimler ve yangınlar, İran Hilali’ni ‘sefalet ve fakirlik hilali’ne dönüştürdü. Nükleer anlaşmanın çöküşüyle savaş riski de geri döndü. İran’ın nükleer bombayı yapması kendisine uygulanan yaptırımların baskısından kurtulmak ve bölgedeki hilal projesinin çöpe gitme riskini ortadan kaldırmak için elindeki tek çözüm.
Bedirhan ayrıca İran Hilali’nin ihtişamlı dönemini tüketmesinin ve adeta bir sefalet hilaline dönüşmesinin beklenmeyen bir durum olmadığına inanıyor.
Bazılarının dolunay olmak üzere olduğuna inandığı İran Hilali’nin tükenmeye başladığını düşündüren şey ise sadece ABD'nin uyguladığı yaptırımlar değil, aynı zamanda Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'daki İran nüfuzuna karşı başlayan ayaklanmalar oldu. Bununla birlikte İran kendini ‘üst düzey yöneticilerin istifasını talep eden protesto gösterileriyle ortaya çıkan iç huzursuzluk, bölgesel faaliyetleri için gerekli silahları finanse edebilmek için ihtiyaç duyduğu kaynakların olmayışı ve ABD ile daha önce eşi benzeri görülmemiş bir gerginlik yaşaması’ gibi çok sayıda zor durumun içerisinde buldu.
Hilalin çöküşü ve zorlu yıl
Tahran için en tehlikeli olan, Irak ve Lübnan'da İran’ın nüfuzunun halk tarafından reddedilmesiydi. Bedirhan’a göre İran, Tahran’daki vekillerini nüfuzunu savunmaları için bir seçenek olarak Şii-Şii iç savaşına girmeye zorlarken, bölgedeki en önemli vekili Hizbullah zor bir dönemden geçiyordu. Ancak Bedirhan, 2020’nin, Süleymani suikastı ve ardından protestocuları yeniden İran sokaklarına döken olaylar zinciri nedeniyle Lübnan ve bölge için zorlu bir yıl olacağı konusunda uyardı.
Bedirhan’a göre İran’ın nüfuzunun azalması, onun yol haritasını ve Tahran ile birlikte dört ülkenin başkentlerinin de molla rejiminin sanrılarına boğulmuş bir tabloyu ortaya çıkardı. ‘Şii Hilali’ ifadesini kullananlar şimdi ‘İran Hilali’ veya ‘Pers Hilali’ demeyi tercih ediyorlar. Belki de yaşanan gelişmeler, bunun esasen eski bir imparatorluğun küllerinden yeniden doğması hayalleriyle ilgili siyasi bir genişleme projesi olduğunu ve Şiilerin bu yolda bir araç olarak kullanıldığını gösteriyordur.



İran, füze programıyla ilgili ABD suçlamalarını "büyük yalanlar" olarak nitelendirdi

Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)
Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)
TT

İran, füze programıyla ilgili ABD suçlamalarını "büyük yalanlar" olarak nitelendirdi

Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)
Tahran'da bir İranlı kadın, Amerikan karşıtı bir duvar resminin önünden geçiyor (EPA)

İran Dışişleri Bakanlığı bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ı ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmeye çalışmakla suçlamasından saatler sonra, ABD'nin füze programıyla ilgili suçlamalarını "büyük yalanlar" olarak nitelendirerek reddetti.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, X platformunda yaptığı paylaşımda, "İran'ın nükleer programı, İran balistik füzeleri ve ocak ayındaki ayaklanmalarda hayatını kaybedenlerin sayısı hakkındaki tüm iddiaları, büyük yalanların tekrarından başka bir şey değil" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump dün, İran'ı Amerika Birleşik Devletleri'ni vurabilecek füzeler geliştirmeye çalışmakla suçladı.

Trump, Birliğin Durumu konuşmasında, "Avrupa'yı ve yurtdışındaki üslerimizi tehdit edebilecek füzeler geliştirdiler bile ve yakında Amerika Birleşik Devletleri'ne ulaşabilecek füzeler üzerinde çalışıyorlar" dedi.

2025 yılında ABD Savunma İstihbarat Teşkilatı, İran'ın "Tahran bu yeteneği geliştirmeye karar verirse" 2035 yılına kadar kıtalararası balistik füze geliştirebileceğini tahmin etmişti, ancak İran'ın böyle bir karar alıp almadığını belirtmemişti. Şarku’l Avsat’ın ABD Kongre Araştırma Servisi'den aktardığına göre Tahran şu anda yaklaşık 3 bin kilometre menzile sahip kısa ve orta menzilli balistik füzelere sahip. Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın en batı noktasından 9 bin kilometreden fazla uzakta bulunuyor.

ABD Başkanı, İran ile olan çatışmayı diplomatik yollarla çözmeyi tercih ettiğini açıkladı, ancak Tahran'ın nükleer silah geliştirmesine asla izin vermeyeceğini de vurguladı. Konuşmasında, "Onlarla müzakereler yürütüyoruz ve bir anlaşma yapmak istiyorlar, ancak onlardan 'Asla nükleer silahımız olmayacak' gibi şifreli sözler duymadık" dedi. Trump sözlerine şöyle devam etti: "Bu sorunu diplomasi yoluyla çözmeyi tercih ediyorum, ancak bir şey kesin: Dünyanın önde gelen terörizm destekçisi devletinin, ki büyük ölçüde öyledir, nükleer silaha sahip olmasına asla izin vermeyeceğim."


Ukraynalı çocukların alarm sesine maruz kaldığı süre belirlendi

Ukraynalı çocuklar, çocukluk yıllarının büyük bölümünü hava saldırısı sirenlerinin altında geçiriyor (Save the Children)
Ukraynalı çocuklar, çocukluk yıllarının büyük bölümünü hava saldırısı sirenlerinin altında geçiriyor (Save the Children)
TT

Ukraynalı çocukların alarm sesine maruz kaldığı süre belirlendi

Ukraynalı çocuklar, çocukluk yıllarının büyük bölümünü hava saldırısı sirenlerinin altında geçiriyor (Save the Children)
Ukraynalı çocuklar, çocukluk yıllarının büyük bölümünü hava saldırısı sirenlerinin altında geçiriyor (Save the Children)

Alex Croft 

Savaşın 4. yılını doldurduğu salı günü yapılan yeni analize göre Ukrayna'daki çocuklar, hayatlarının toplam 6 ayını hava saldırısı alarmı altında geçirdi.

2025'in son aylarında, Rusya'nın hava saldırılarını yoğunlaştırması ve Ukraynalı sivilleri hedef almak için drone kullanımını artırmasıyla birlikte, Ukrayna genelinde alarm sürelerinde artış görüldü.

Save the Children'ın sirenlerle ilgili resmi alarm verilerine dayanarak yaptığı analize göre Ukrayna'daki çocuklar, Vladimir Putin'in güçlerinin Şubat 2022'de topyekün istilaya başlamasından bu yana ortalama 4 bin saat hava saldırısı alarmına maruz kaldı; bu da 5 buçuk aydan fazla süren sürekli alarma denk geliyor.

8 yaşındaki Anastasiia'nın annesi Veronika, "Bu sürekli bir duygusal gerilim. Yetişkinler bunu hissediyor ancak çocuklar daha derinden hissediyor. Sinir sistemi tükenmiş halde" dedi.

Çocuklar bir patlama sesi duyduklarında endişeleniyor, geriliyorlar.

Ukrayna'daki yardım kuruluşları ve ebeveynler, Rusya'nın hava savaşının çocuklar üzerindeki psikolojik baskısından endişe duyuyor.

Bu durum, çatışma izleme grubu Silahlı Çatışma Konum ve Olay Verileri'nin (ACLED) verilerine göre, Moskova'nın 2025'te sivilleri hedef alan drone kullanımını yüzde 200'den fazla artırmasıyla giderek daha da kötüleşti. Bu, Ukrayna'da hiçbir bölgenin hava uyarılarından ve Rus saldırılarından uzak olmadığı anlamına geliyordu.

Kiev bölgesindeki ve diğer cephe bölgelerindeki çocuklar, Şubat 2022'den bu yana en çok etkilenenler oldu ve yaklaşık 9,5 aya denk gelen 7 bin saatlik hava saldırısı uyarısıyla karşı karşıya kaldılar.

Birçok Ukraynalı için hava saldırısı uyarıları günde birkaç kez çalıyor ve aileleri bodrum katlarına, metro istasyonlarına veya diğer sığınaklara sığınmaya zorluyor. Genellikle suya, elektriğe ve ısıtmaya kolay erişimleri yok.

Ukrayna'da savaş yorgunluğu, ailelerin daha güvenli, daha derin sığınaklardan kaçınmasına ve bazen binanın dışına çıkmadan, koridorları veya banyoları tercih etmesine yol açıyor.
 

Görsel kaldırıldı.Kiev'deki çocuklar yaklaşık 9 buçuk ay boyunca hava saldırısı sirenlerinin altında kaldı (Save the Children).

Sirenler birkaç dakikadan birkaç saate kadar, hatta bazen daha uzun süre devam edebiliyor. Save the Children, sirenlerin çocukların okula gitmesini engellediğini ve uyku düzenlerini de etkilediğini, sirenlerin yaklaşık yüzde 50'sinin akşam geç saatlerde veya gece saatlerinde çaldığını söylüyor.

Save the Children Ukrayna ülke direktörü Sonia Khush, "Savaşta hiçbir rol oynamamalarına rağmen, çocuklar psikolojik sağlıklarına verilen zarar da dahil en ağır bedeli ödüyor" dedi.

Ukrayna'da 4 yıldır süren topyekün savaş, çocukların hayatlarını paramparça etti ve evlerinden ve okullarından zorla uzaklaştırılmaları, sevdiklerini kaybetmeleri ve hava saldırısı uyarıları, drone ve patlamalar dünyalarını kasıp kavururken korku içinde yaşamalarıyla çocukluklarını ellerinden aldı.

Bazı çocuklar için bildikleri tek dünya, uykularını bölen, öğrenmelerini aksatan, oyunlarını durduran ve her gün sürekli, hayatı tehdit eden tehlikeyi işaret eden hava saldırısı uyarılarıyla dolu bir dünya.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/europe


Washington: İran’la önce diplomasi... Güç kullanımı da masada

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçakları dün Ben Gurion Uluslararası Havalimanı’nda sıralandı. (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçakları dün Ben Gurion Uluslararası Havalimanı’nda sıralandı. (Reuters)
TT

Washington: İran’la önce diplomasi... Güç kullanımı da masada

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçakları dün Ben Gurion Uluslararası Havalimanı’nda sıralandı. (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçakları dün Ben Gurion Uluslararası Havalimanı’nda sıralandı. (Reuters)

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dün yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile ilişkilerde ilk tercihinin her zaman diplomasi olduğunu, ancak gerekli görülmesi halinde ölümcül güç kullanmaya hazır olduğunu belirtti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise ülkesinin, bir önceki turda varılan mutabakatlar temelinde Cenevre’de ABD ile görüşmelere yeniden başlayacağını açıkladı. Arakçi, Tahran’ın mümkün olan en kısa sürede ‘adil ve hakkaniyetli’ bir anlaşmaya varma konusunda kararlı olduğunu ifade etti.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Arakçi, İran’ın tutumunun ‘tamamen açık’ olduğunu vurgulayarak, ülkesinin ‘hiçbir koşul altında nükleer silah geliştirmeyeceğini’, ancak aynı zamanda ‘halkının yararına barışçıl nükleer teknolojiden faydalanma hakkından asla vazgeçmeyeceğini’ kaydetti.

Arakçi ayrıca, karşılıklı endişeleri giderecek ve ortak çıkarları güvence altına alacak benzeri görülmemiş bir anlaşma için ‘tarihi bir fırsat’ bulunduğunu ifade ederek, diplomatik sürece öncelik verilmesi şartıyla anlaşmanın ‘erişilebilir’ olduğunu belirtti.

Arakçi, İran’ın ‘egemenliğini cesaretle savunma konusunda hiçbir çabadan kaçınmayacağını’ kanıtladığını belirterek, ülkesinin mevcut anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünü hedeflediği müzakere masasına da ‘aynı cesaretle’ oturduğunu ifade etti.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht-Revançi dün yaptığı açıklamada, iki ülke arasında yeni bir müzakere turunun başlamasına kısa süre kala Tahran’ın ABD ile anlaşmaya varmak için gerekli tüm adımları atmaya hazır olduğunu söyledi.

Öte yandan üst düzey bir ABD’li yetkili, görüşmelerin perşembe günü (yarın) Cenevre’de yapılmasının planlandığını açıkladı. Yetkili, ABD’li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın müzakereleri yürütmek üzere İran heyetiyle bir araya gelmesinin beklendiğini kaydetti.

 Tahran’da ABD karşıtı duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın (EPA)Tahran’da ABD karşıtı duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın (EPA)

Leavitt, Beyaz Saray’da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “Başkan Trump’ın ilk tercihi her zaman diplomasidir, ancak kendisinin de ortaya koyduğu gibi, gerekli görülmesi halinde ABD ordusunun ölümcül gücünü kullanmaya hazırdır… Nihai karar her zaman başkana aittir” ifadelerini kullandı.

İki ülke, ABD’nin Ortadoğu’daki askerî kapasitesini artırdığı bir dönemde bu ayın başlarında müzakerelere yeniden başlamıştı. İran, olası bir saldırı durumunda bölgedeki ABD üslerini hedef alacağı tehdidinde bulunmuştu.

Taht-Revançi, devlet medyasında yer alan açıklamasında, “En kısa sürede bir anlaşmaya varmaya hazırız. Bunu başarmak için gereken her şeyi yapacağız. Cenevre’deki müzakere odasına tam bir samimiyet ve iyi niyetle gireceğiz” dedi.

Taht-Revançi ayrıca, “İran’a yönelik bir saldırı ya da saldırganlık olması halinde savunma planlarımız doğrultusunda karşılık vereceğiz… ABD’nin İran’a yönelik bir saldırısı gerçek bir macera olur” ifadelerini kullandı.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani de Tahran’ın ABD ile ilişkilerinde savaşa kıyasla diplomasiyi tercih ettiğini belirtti. Muhacerani, her iki seçeneğin de ülkenin onurunu ve ulusal çıkarlarını koruma stratejilerinin bir parçası olduğunu vurguladı.

Müzakere sürecine ilişkin bir soruya yanıt veren Muhacerani, İran’ın tutumunun benimsediği temel programlarla uyumlu olduğunu kaydederek, ülkesinin diplomatik alanda aktif olduğunu, ancak savaş ve diplomasiyi ulusal çıkarları korumaya yönelik iki araç olarak değerlendirdiğini söyledi.

Askerî hazırlık düzeyine ilişkin olarak ise ‘kesin caydırıcılığın’ İran Silahlı Kuvvetleri’nin öncelikleri arasında yer aldığını, gerekli hazırlıkların mevcut olduğunu ve son dönemde düzenlenen tatbikatların bu hazır olma seviyesini yansıttığını belirtti. Diplomatik sürecin de eş zamanlı olarak ‘yoğun biçimde’ sürdürüldüğünü ifade eden Muhacerani, hükümetin gelişmeleri ‘tetikte’ izlediğini ve müzakere sürecinin sonuçlarına bağlı kalacağını dile getirdi.

Muhacerani, Tahran’ın hesap hatalarını önlemek amacıyla mevcut tüm caydırıcılık araçlarını kullanacağını belirterek, İran’ın ‘her iki ihtimale de hazır’ olduğunu; bunun da gerilimin artması ya da diplomatik bir uzlaşıya varılması seçeneklerini kapsadığını sözlerine ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump ve İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)ABD Başkanı Donald Trump ve İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

Reuters, pazar günü üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırdığı haberinde, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun yarısını yurt dışına gönderme, kalan kısmın zenginleştirme seviyesini düşürme ve yıllardır İran’la yürütülen diplomasi sürecinde zaman zaman gündeme gelen bölgesel bir zenginleştirme konsorsiyumuna katılma seçeneğini ciddi biçimde değerlendireceğini aktardı.

Yetkili, İran’ın bu adımları, ekonomik yaptırımların kaldırılmasını da içeren bir anlaşma çerçevesinde ABD’nin ülkenin ‘barışçıl nükleer zenginleştirme’ hakkını tanıması karşılığında atacağını söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ise günün ilerleyen saatlerinde İran’la ilgili gelişmeler hakkında Kongre’nin üst düzey liderlerine bilgi vermeye hazırlandığı bildirildi.

Konuya yakın bir kaynak, Rubio’nun İran’a ilişkin son gelişmeler hakkında yasa yapıcıları bilgilendirmesinin beklendiğini ifade etti.

Öte yandan Donald Trump’ın İran’a ilişkin planlarını açıklayacağı bildirildi. Beyaz Saray’dan isimlerinin açıklanmaması kaydıyla konuşan yetkililer, Trump’ın planlarını kamuoyuna sunacağını aktardı.

 İran devlet televizyonunun dün ülkenin güneyinde gerçekleştirilen tatbikatlara ilişkin yayınladığı görüntülerİran devlet televizyonunun dün ülkenin güneyinde gerçekleştirilen tatbikatlara ilişkin yayınladığı görüntüler

ABD, İran’a yönelik olası saldırılara hazırlık kapsamında ülke kıyılarına yakın bir bölgede büyük bir deniz gücü konuşlandırdı. Donald Trump, 19 Şubat’ta yaptığı açıklamada Tahran’a bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 gün süre tanıdığını bildirmişti.

Trump’ın yapacağı Birliğin Durumu konuşmasında, İran’ın nükleer programı nedeniyle ülkeyi bombalama yönündeki tehditlerine de değinebileceği belirtiliyor.

Öte yandan İran devlet televizyonu, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ülkenin güney kıyıları boyunca, Körfez açıklarında askerî tatbikatlara başladığını duyurdu.

Tahran’ın ayrıca Çin ile gemisavar hipersonik seyir füzeleri satın almak üzere bir anlaşmaya yaklaştığı bildirildi. Reuters’ın müzakereler hakkında bilgi sahibi altı kaynağa dayandırdığı haberine göre, Çin yapımı CM-302 tipi füzeleri kapsayan anlaşma büyük ölçüde tamamlandı; ancak teslimat tarihine ilişkin henüz mutabakata varılmadı.

 Pekin’deki askeri geçit töreninde sergilenen hipersonik gemisavar füzelerinin önünde duran Çin Halk Kurtuluş Ordusu mensubu (Reuters)Pekin’deki askeri geçit töreninde sergilenen hipersonik gemisavar füzelerinin önünde duran Çin Halk Kurtuluş Ordusu mensubu (Reuters)

Hipersonik hızlara ulaşabilen söz konusu füzelerin menzilinin yaklaşık 290 kilometre olduğu, deniz savunma sistemlerinden kaçınmak amacıyla alçak irtifada ve yüksek süratte uçacak şekilde tasarlandığı belirtiliyor. Silahlanma alanında uzman iki isim, bu füzelerin konuşlandırılmasının İran’ın vurucu kapasitesini önemli ölçüde artıracağını ve bölgedeki ABD deniz kuvvetleri için tehdit oluşturacağını ifade etti.

Tahran ise askerî nükleer kapasite geliştirme iddialarını reddederek, özellikle enerji alanında olmak üzere sivil amaçlı barışçıl bir nükleer program yürütme hakkına sahip olduğunu savunuyor. İran, tarafı olduğu Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması çerçevesinde bu hakkın güvence altına alındığını vurguluyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin ofisine yakın kaynaklar ise iç basında yer alan ve Laricani’nin Umman’ın arabuluculuk rolü kapsamında Maskat’a öneriler iletmek üzere Umman’a gittiğine ilişkin haberleri yalanladı. Arakçi’nin ABD heyetine metnin ‘ilk taslağını’ sunmasının beklendiği kaydedildi.

Donald Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, Tahran’a karşı güç kullanımına başvurulup başvurulmayacağına karar vermek için kendilerine 10 ila 15 gün arasında süre tanıdığını belirtmişti. Trump, pazartesi günü ise ABD Genelkurmay Başkanı’nın geniş çaplı bir askerî müdahalenin riskleri konusunda kendisini uyardığı yönündeki haberleri reddetti. Trump, sahibi olduğu sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in ‘herkes gibi savaş istemediğini, ancak İran’a karşı askerî düzeyde bir adım atılması yönünde karar alınması halinde bunun kolaylıkla kazanılabilecek bir süreç olduğunu düşündüğünü’ ifade etti.

Planet Labs tarafından çekilen uydu görüntüsünde Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nde bulunan savaş uçakları,(AP)Planet Labs tarafından çekilen uydu görüntüsünde Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nde bulunan savaş uçakları görülüyor. (AP)

Taraflar arasında geçen yıl yürütülen dolaylı görüşmeler herhangi bir anlaşmayla sonuçlanmadı. Bunun temel nedeni, Washington’ın İran’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesi yönündeki talebi oldu. ABD, bu faaliyeti nükleer bomba edinmeye giden bir yol olarak değerlendirirken, Tahran böyle bir silah arayışında olduğu iddialarını sürekli olarak reddetti.

ABD, geçen yıl haziran ayında İsrail’le birlikte İran’daki nükleer tesisleri hedef alan saldırılara katılmış, bu saldırıların İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini fiilen azalttığı belirtilmişti. Donald Trump, ülkenin başlıca nükleer tesislerinin ‘imha edildiğini’ savunmuştu. Ancak İran’ın daha önce zenginleştirilmiş stoklara hâlâ sahip olduğu ve Washington’ın bu stoklardan vazgeçilmesini istediği değerlendiriliyor.

Trump, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemeyi amaçlayan bir anlaşma için baskı yaparken yeni saldırılar düzenleme ihtimalini de gündemde tutuyor ve ABD’nin bölgedeki deniz ve askerî varlığını güçlendiriyor.

Bu çerçevede, dünyanın en büyük uçak gemisi olarak bilinen USS Gerald R. Ford dün Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki Suda Körfezi’ndeki ABD deniz üssüne ulaştı. Geminin, bölgedeki ABD askerî yığınağına katılmak üzere intikal ettiği bildirildi.