Kasım Süleymani'nin Irak'taki suikastlarda kullandığı 'Altın Ölüm Mangası' hakkında bilinmeyenler

Irak’tan sorumlu Feylak El-Ramazan bünyesindeki Altın Ölüm Timi Komutanı Ahmed Furuzende
Irak’tan sorumlu Feylak El-Ramazan bünyesindeki Altın Ölüm Timi Komutanı Ahmed Furuzende
TT

Kasım Süleymani'nin Irak'taki suikastlarda kullandığı 'Altın Ölüm Mangası' hakkında bilinmeyenler

Irak’tan sorumlu Feylak El-Ramazan bünyesindeki Altın Ölüm Timi Komutanı Ahmed Furuzende
Irak’tan sorumlu Feylak El-Ramazan bünyesindeki Altın Ölüm Timi Komutanı Ahmed Furuzende

İran Devrim Muhafızları'nın dış operasyonlardan sorumlu birimi Küdüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani, ay başında Bağdat Havalimanı’nda ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında öldürüldü. Süleymani batı ve dünya medyasında oldukça tanınan bir isimdi. ABD medyasında Süleymani’nin Irak’taki ABD üslerine düzenlediği saldırılarla ilgili haberler geniş yankı bulurdu.
Süleymani, ABD’nin 2003’teki işgalinden bu yana Irak’a yönelik casus, silah ve para kaçakçılığıyla ön plana çıktı. Irak’ta kaos tohumları eken Süleymani, 600’ün üzerinde Amerikan askerinin ölümünden sorumlu isimdir.
Doğrusu Süleymani, Devrim Muhafızları’nın dış operasyonlarının görünen yüzüydü. Ancak perdenin arkasında duran ve 2010’un ortasından bu yana gerçekleşen terör eylemlerini tezgahlayan ve yöneten asıl isim Tuğgeneral Ahmed Furuzende’dir.
Furuzende, Kudüs Gücü bünyesindeki Feylak el-Ramazan’ın başına getirilene kadar geçen sürede Devrim Muhafızları çatısı altında görev yaptı.
Daily Best dergisi önceki gün yayınladığı bir makalede Furuzende’nin Irak’ta oynadığı rol hakkındaki sır perdesini aralayacak detaylı bilgiler aktardı. Bazı raporlarda Furuzende’yi "Doğaüstü yeteneklere ve zekaya, gizlenme ve kaçma yeteneğine sahip efsanevi gölge lider" şeklinde tasvir ediyor.
Furuzende, Irak’taki ABD güçlerine saldırı planlama ve yönetme, üst düzey Iraklı yetkililere yönelik suikast planlaması nedeniyle 2007’de ABD tarafından yaptırım listesine alındı. Belgelere göre, Furuzende terör eylemleri planlamak amacıyla Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne giden Devrim Muhafızları  Komutanlarından Tuğgeneral Muhammed Caferi Suhreverdi’ye eşlik etti.
ABD güçleri o dönem Erbil’de Devrim Muhafızları’na çalışan bazı isimleri tutuklasa da Furuzende ve Sühreverdi Tahran’a kaçmayı başardı.
Furuzende bu olaydan sonra İran’ın terör operasyonları ve suikast eylemlerinin planlanmasında aktif rol almaya başladı. Furuzende, Feylak El Ramazan’a bağlı ana üs konumundaki 4 taktik üssü kurdu. Feylak Fecr adını verdiği birinci üssü İran’ın güneyindeki Ahvaz kentinde kurdu. Buradaki üssün görevi Uluslararası Koalisyon hakkında istihbarat toplamak. Feylak Zafer ismini verdiği ikinci üssü İran’ın batısındaki Kirmanşah’a kurdu. Feylak Rad ve Feylak Nasır isimlerini verdiği üç ve dördüncü üsleri de İran’ın kuzeybatısındaki Merivan ve Nekede kentlerinde kurdu. Bu güçler ise Irak’taki Kudüs Gücü Ordusu’na lojistik destek sunuyor.
Suhreverdi halihazırda İran Meclis Başkan Yardımcılığı koltuğunda oturmakta. Nükleer Anlaşma masasında müzakereciler arasında yer alan Suhreverdi, aynı zamanda Viyana’da öldürülen Kürt lider Abdurrahman Kasımlo suikastında rol aldı.
ABD Deniz Kuvvetleri Lisansüstü Okulu’ndan araştırmacı Efşun Ostovar, Süleymani’nin Devrim Muhafızları dış operasyonlarının politika ve strateji mühendisi sıfatıyla popüler olmasına rağmen, daha az tanınan liderlerin söz konusu operasyonları organize ettiğini ve denetlediğini belirtti. Ostovar, Furuzende’nin Irak sahasındaki operasyonlarda önemli bir aktör olduğunu ancak isminin bilinmediğini söyledi. Fakat Furuzende başta Sühreverdi ve Süleymani olmak üzere personelinin güvenini kazanmasıyla tanınıyordu.  Feylak El Ramazan’a bağlı Yedek Timi'nin komutanı olduğu dönemde Cumhurbaşkanlığı makamında Mahmud Ahmedinejad bulunuyordu.
Daily Best dergisine göre Feylak El Ramazan’ın esas görevi Irak’ı kontrol altına almak. Uzmanlar, Furuzende’nin milyarlarca dolar harcayarak, Irak’a gönderdiği paralı askerler sayesinde bu görevi çok iyi bir şekilde başardığı görüşünde.
Furuzende hakkındaki diğer belgelerde, onun Birinci Körfez Savaşı'nda gizli operasyonlar dünyasındaki ilk operasyonlarda orta derecede başarılı olduğu ancak çete savaşlarını başarıyla yönettiğini ve çatışmaları İran lehine hareket ettirebildiği belirtiliyor. Fakat ABD’nin sahaya çıkmasıyla birlikte Furuzende’nin çete savaşlarını ve gizli operasyonları yaklaşık 20 yıldır sınır ötesinden yönettiği ifade ediliyor.
CIA adına Bağdat’ta çalışan eski subay Doug Wise, Daily Best’e yaptığı açıklamada, “Irak’ta Furuzen’de ile çalışan Devrim Muhafızları subayları olağanüstü insani yeteneklere sahip değil ancak kendilerinden istenen operasyonları yönetmede olağanüstü bir deneyime sahipler” dedi.
Uluslararası Koalisyon’a bağlı Özel Kuvvetler ve İstihbarat Operasyonları Komutanı Albay Donald Bacon, 2007’de düzenlenen basın toplantısında, Feylak el Ramazan’ın ‘İran-Irak savaşından bu yana Irak'ta operasyonlar yürüten, kaosa yol açan, silah ve para kaçakçılığı yapan ve Iraklı milisleri eğiten bir örgüt’ olduğunu itiraf etmişti.
Irak'ta şiddetin zirveye ulaştığı 2007'ye gelindiğinde, ABD istihbarat raporlarında İran’ın gizli operasyonlarına yer verildi ve dikkatler Irak’taki vekalet güçleri aracılığıyla şiddeti körükleyerek kaos ortamı oluşturan İran’ın üzerinde yoğunlaştı.
ABD belgelerine göre Furuzende, İran’ın Irak’ta etkisini artırma önünde engel olarak gördüğü Iraklı isimlere yönelik suikastlardan sorumlu Altın Ölüm Mangası’nı yönetti. Aynı belgelere göre, Feylak el Ramazan, Tahran destekli Iraklı milis gruplara fon aktaran İran istihbaratındaki yöneticilerden oluşuyor. Altın Ölüm Mangası başta eski Baas partisi üyeleri olmak üzere koalisyon güçleriyle çalışan ve İran’ın ülkedeki etkisine karşı çıkan Iraklılara yönelik suikastlar gerçekleştiriyor. Belgelerde, suikast listelerinin mangada yer alan Iraklı üyeler tarafından hazırlandığı belirtiliyor.
Eğitim süreçlerine dair bilgilere yer verilen belgelere göre, İranlı subaylar suikast timlerinde bulunan Iraklıları Ahvaz’a götürerek, burada silah ve katyuşa füzelerinin kullanımı dahil 10 günlük bir eğitim veriyor. Ahvaz’a götürülen kişilere zırh delici gelişmiş patlayıcıların nasıl hazırlandığı konularında da eğitim verdiği ifade ediliyor.
Raporlarda Basra’da suikast timlerinin düzenlediği bir toplantıya, rutin olarak bütün toplantılara katılan İran istihbaratından subayların gelerek suikast listesini teslim aldığı belirtiliyor. Raporlarda bir İranlı subayın, Irak’ın güney bölgelerinde uzun seneler kalmasından ötürü Irak lehçesini çok iyi bir şekilde konuştuğu kaydediliyor.
Belgelerde Furuzende’nin İran destekli küçük bir örgütün başındaki Mehdi Abdulhalisi’yi cezaevinden kurtardığı aktarılıyor. Baas yöneticilerine yönelik suikastlarda da rol üstlenen Abdulhalisi, 2005’te Uluslararası Koalisyon güçlerine saldırı düzenledikten sonra tutuklandı. Iraklı üst düzey yetkililer Abdulhalisi’nin serbest bırakılması için baskı uyguladı. Wikileaks’ın sızdırdığı belgelere göre Abdulhalisi, Irak’ın Meysan kentindeki İngiliz güçlere yönelik saldırıyla ilgili şifreli bir telgraf aracılığıyla iletişime geçmişti. Furuzende’nin Abdulhalisi’nin serbest bırakılması için 500 bin dolar ödediği ortaya çıktı.
Şarku'l Avsat'ın aktardığına göre belgelerde, Feylak el Ramazan’ın Iraklı milislerle kurduğu ilişki biçiminin uzun yıllar Devrim Muhafızları’na fayda sağladığına işaret ediliyor. ABD’nin savaş sonrasında Saddam Hüseyin dönemine ait ele geçirdiği istihbarat raporlarında İran’da muhalefetteki Halkın Mücahitleri Örgütü içerisinde Furuzende’ye çalışan ajanların olduğu ifade ediliyor.
Feylak el Ramazan yöneticileri İran’da önemli makamlara geldiler. Sözgelimi bu isimlerden biri olan İrec Mescidi, Nisan 2017’de İran'ın Bağdat Büyükelçiliğine getirilirken, 63 yaşındaki Abdulrıza Şahlai de Yemen’deki Kudüs Gücü’nün başına getirildi. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey ABD’li yetkililer, Süleymani’nin öldürüldüğü hava saldırısında Kudüs Gücü'nün Yemen'de faaliyet gösteren Abdulrıza Şahlai'nin de hedef alındığını ancak operasyonun başarısızlıkla sonuçlandığını aktarmıştı.



Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
TT

Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)

Cibuti, Etiyopya ve Somali liderlerini bir araya getiren ve yaklaşık 40 gün içinde ikinci kez düzenlenen üçlü zirvede, bölgede gerilime neden olan başlıca dosyalar ele alındı. Zirve aynı zamanda, Etiyopya’nın Rönesans Barajı nedeniyle Mısır’ın su güvenliğine yönelik tehditler ve Addis Ababa yönetiminin Kızıldeniz’e çıkış arayışı bağlamında Kahire’nin tutumuna ilişkin soruları da gündeme getirdi.

Etiyopya Haber Ajansı (ENA) dün, Cibuti’de düzenlenen görüşmeden fotoğraflar yayımlayarak Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bölgesel iş birliği konularını ele aldığı temaslar gerçekleştirdiğini bildirdi. Ajans görüşmelerin içeriğine dair ayrıntı paylaşmadı.

Somali Ulusal Haber Ajansı (SONNA) ise Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un çarşamba günü düzenlenen üçlü zirveye katıldığını aktardı. Ajansa göre görüşmeler özellikle güvenlik ve terörle mücadele alanlarında ortak koordinasyonun güçlendirilmesine odaklandı.

Toplantıda ayrıca Somali’nin demokratik dönüşüm sürecine verilen desteğin artırılması, ortak yatırımların geliştirilmesi, bölge ülkeleri arasında hareketliliğin kolaylaştırılması ve bölgesel entegrasyonu güçlendirecek ekonomik altyapı projelerinin teşvik edilmesi konuları da ele alındı.

Bu, iki aydan kısa sürede düzenlenen ikinci zirve oldu. Üç lider daha önce 31 Ocak’ta Etiyopya’nın doğusunda bir araya gelmişti. O toplantıda SONNA, Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik ve siyasi durumun değerlendirildiğini, mevcut zorluklara çözüm bulunması ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının ele alındığını bildirmişti.

Mısır’ın beklentisi

Konuya hâkim Mısırlı bir kaynak, Kahire’nin bölgedeki Etiyopya faaliyetlerini yakından izlediğini belirterek, Addis Ababa yönetiminin bölgedeki dalgalı durumdan ve dünyanın İran savaşıyla meşgul olmasından yararlanarak nüfuzunu yeniden düzenlemeye çalışmasından endişe duyulduğunu söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bizim için önemli olan Cibuti ve Somali’nin tepkilerinin, Addis Ababa’nın bölgesel hâkimiyet kurma girişimini reddetme yönünde varılan mutabakatla uyumlu olmasıdır” dedi. Aynı kaynak, bunun Mısır’ın bu ülkeler arasındaki ilişkilere müdahalesi anlamına gelmediğini vurgulayarak, “Hâkimiyet kurma ve nüfuz genişletme fikri Mısır tarafından kabul edilemez. Zirvenin sonuçlarını göreceğiz” ifadelerini kullandı.

Mısırlı uzmanlar ise söz konusu zirvenin bir ittifakla sonuçlanmasını beklemiyor. Uzmanlara göre toplantı, son iki yılda Etiyopya ile Somali arasında yaşanan anlaşmazlıkların gölgesinde, tarafların çıkarlarını öne çıkaran üçlü bir iş birliğini güçlendirme amacı taşıyor.

Afrika Boynuzu son dönemde bölgedeki yüksek gerilim nedeniyle dikkat çeken zirvelere sahne oldu. Bunların en öne çıkanlarından biri, Ekim 2024’te Somali, Mısır ve Eritre liderleri arasında düzenlenen zirveydi. Mogadişu ile Addis Ababa arasında tartışmalı bir limanın kontrolü konusunda yaşanan gerilim ortamında gerçekleştirilen toplantıda üç ülke, ‘bölgedeki zorluk ve tehditlerle mücadelede ittifak’ vurgusu yapmıştı.

fergthyju
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (ENA)

Mısır’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime’ye göre “söz konusu zirve yeni bir ittifak olarak nitelendirilemez. Gerçek şu ki, bölge ülkeleri arasında üçlü bir iş birliği söz konusu. Toplantının odak noktası, başta terörle mücadele olmak üzere hayati öneme sahip konuların koordinasyonu ile yatırım alanlarındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve iç durumların ele alınmasıdır.”

Halime, “Zirvede ele alınan konular, güvenlik ve istikrarın sağlanmasına, ortak kalkınma sürecinin ilerlemesine hizmet ediyor ve şu aşamada bir ittifak anlamına gelmiyor. Bu yaklaşım, Mısır’ın Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinde barışın yaygınlaştırılmasını ve komşu ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan politikalarıyla çelişmiyor” dedi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan da Halime ile aynı görüşü paylaşarak, zirvenin özellikle Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlıklar yerine ortak çıkarların güçlendirilmesine yönelik olarak düzenlendiğini vurguladı.

Etiyopya hamleleri

İlk zirveden yaklaşık 10 gün önce Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, iki yıl kadar önce kendisine deniz erişimi sağlama teklifinde bulunulan Cibuti’yi ziyaret etti. Başbakan, ziyaretinde ticaret ve lojistik konularına odaklandı; bu durum, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim talebini sürdürmesi nedeniyle Mısır ve kıyıdaş ülkelerin direnişiyle bir yıldan fazla süredir devam eden tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Etiyopya, 1993’te Eritre’nin yaklaşık otuz yıl süren savaşın ardından bağımsızlığını kazanmasıyla kara ile çevrili bir ülke haline geldi. Bu durum, Etiyopya’yı komşu ülkelerin limanlarına bağımlı kıldı. Ülke, uluslararası ticaretinin yüzde 95’inden fazlasının geçtiği Cibuti Limanı’na özellikle güveniyor ve lojistik hizmetler için yıllık yüksek ücretler ödüyor; bu hizmetler Cibuti için önemli gelir kaynağı oluşturuyor.

sdfgthy
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud çarşamba günü Cibuti’ye geldi. (SONNA)

Halime, son gelişmelerin Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişimi konusuyla bağlantılı düzenlemelerin bir parçası olmadığını belirterek, deniz erişimi meselesinin genellikle iki ülke arasında yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ele alındığını, tek bir ülke içindeki bölgesel bir mesele olarak değerlendirilmediğini söyledi.

Somali’ye ilişkin olarak Halime, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve siyasi dönüşümünü sağlamak amacıyla bir strateji izlediğini ve tüm taraflarla dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığını vurguladı. Ayrıca, Kızıldeniz kıyısındaki ülkelerle olan ilişkilerin sağlam ve doğru bir çerçevede yürütüldüğünü ifade etti.

Bu görüşe, Somali’nin Etiyopya ile böyle toplantılara katılmasının Mısır ile ilişkilerini kaybetmesi anlamına gelmeyeceğini belirten Hasan da katıldı. Hasan’a göre, “Mogadişu, Addis Ababa ile bir ittifak kurarak Mısır ile iş birliğini telafi edemez.”


İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Tahran’da Besic güçlerine ait kontrol noktalarını hedef aldığını duyurdu. Açıklamada saldırıların, İran’daki rejimi zayıflatma çabalarının bir parçası olduğu belirtildi.

Besic, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kontrolü altında bulunan yarı askerî bir güç olarak biliniyor. Gerektiğinde devreye sokulan bu yapı, genellikle ülke içindeki protestoların bastırılmasında kullanılıyor.

İsrail ordusu yazılı açıklamasında, son dönemde Tahran’da Besic güçlerine ait yeni kontrol noktalarının tespit edildiğini bildirdi.

Ordudan yapılan açıklamada, “Bu noktaların tespit edilmesinin ardından İsrail Hava Kuvvetleri, ordunun istihbarat bilgilerine dayanarak son 24 saat içinde Besic kontrol noktalarını ve unsurlarını hedef aldı” denildi.

Açıklamada ayrıca, söz konusu güçlerin, özellikle son aylarda rejimin iç protestoları bastırma çabalarında başlıca rol oynadığı; göstericilere karşı aşırı şiddet, toplu gözaltılar ve güç kullanıldığı öne sürüldü.

İsrail ve ABD 28 Şubat’ta İran’a yönelik bir bombardıman dalgası başlattı; saldırıların ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney hayatını kaybetti. ABD ve İsrail, İran halkına ayaklanma ve yöneticilerini devirmeleri çağrısında bulundu.

İran’da aylar önce yetkililere karşı eşi görülmemiş protestolar düzenlenmiş, gösteriler geçtiğimiz ocak ayında zirveye ulaşmıştı. Yetkililer protestoculara karşı güvenlik operasyonu başlatmış ve gösterileri ‘isyan eylemleri’ olarak nitelendirmişti. İnsan hakları örgütleri ise söz konusu operasyonlarda binlerce kişinin hayatını kaybettiğini, on binlerce kişinin de gözaltına alındığını bildirdi. Buna karşın, ülkenin maruz kaldığı saldırılar sırasında örgütlü bir muhalefetin ortaya çıktığına dair herhangi bir işaret görülmediği ve İran yönetiminin iktidarı bırakmaya hazır olduğuna dair bir belirti bulunmadığı ifade edildi.

Tahran’da yaşayan bazı kişiler AFP’ye yaptıkları açıklamada, DMO’nun ABD-İsrail saldırıları karşısında kontrolü sağlamak amacıyla başkentin farklı noktalarında kontrol noktaları kurduğunu söyledi. Tahran’da yaşayan ve güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemeyen 30’lu yaşlardaki bir kadın, “En küçük polis merkezleri bile kapalı, bu yüzden görevlilerin gidebileceği bir yer yok… Var olduklarını ve durumun kontrol altında olduğunu gösterebilecekleri tek yol kontrol noktaları kurmak” ifadelerini kullandı.


İsrail, Lübnan'daki güvenli bölgelerin alanını daraltıyor

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların enkazının yakınında yürüyen bir Lübnanlı (Reuters)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların enkazının yakınında yürüyen bir Lübnanlı (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan'daki güvenli bölgelerin alanını daraltıyor

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların enkazının yakınında yürüyen bir Lübnanlı (Reuters)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların enkazının yakınında yürüyen bir Lübnanlı (Reuters)

İsrail, başkent Beyrut'un merkezini, kıyı şeridini, güneyden ve güney banliyölerinden gelen on binlerce yerinden edilmiş insanın yaşadığı banliyölerini hedef almasının ardından, Lübnan'daki "güvenli bölgelerin" alanını daraltıyor. Bu durum, Zahrani bölgesi, İklim el-Tuffah bölgesi ve Litani'nin kuzeyinde yer alan batı Bekaa'daki köylere yönelik tam tahliye uyarılarının kapsamının genişletilmesiyle aynı eş zamanlı olarak gelen en geniş çaplı tırmanış oldu.

Bu durum, Hizbullah'ın kuzey ve orta İsrail'e doğru 200 roket ve insansız hava aracı fırlatarak duyurduğu askeri tırmanışla aynı zamana denk geldi; grup, iki gün önce kuzey İsrail sakinlerine verilen tahliye emirlerini uyguladığını iddia etti. Eş zamanlı olarak, grup İran füzeleriyle birlikte fırlatılan roketlerle İsrail hava savunma mevzilerini hedef aldı; bu taktik, geniş çapta dikkat dağıtma taktiği olarak yorumlandı.

Diğer yandan Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "Savaş ve barış kararını yeniden tesis etme ve daha fazla kayıp, yıkım ve yerinden edilmeden başka bir şey kazanmadığımız yeni destek macerasına son verme konusundaki duruşumuzdan geri dönüş yok" ifadelerini kullandı.