Ortadoğu’daki krizlerde Rusya'nın nüfuzu ve müdahalesi

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesi yakınlarındaki bir Rus devriyesi (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesi yakınlarındaki bir Rus devriyesi (AFP)
TT

Ortadoğu’daki krizlerde Rusya'nın nüfuzu ve müdahalesi

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesi yakınlarındaki bir Rus devriyesi (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke bölgesi yakınlarındaki bir Rus devriyesi (AFP)

Artık Ortadoğu’daki tüm krizlerde Rusya’nın rolü oldukça belirgin bir hale geldi. Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu krizlerle ilgili düzenlenen konferans ve zirvelere katılmaması neredeyse söz konusu değil. Suriye’deki Rus askeri üsleri, gittiği ve gezdiği ziyaret yerleri olmuş durumda. Ardından söz konusu toprakların yöneticisi varsayılan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, sanki Rusya’nın özel garnizonlarıymış gibi bu üslere çağırılıp, ağırlanmaya başladı. Putin, Libya krizinde de ülkedeki kanlı çatışmanın tarafları arasında bir uzlaşı sağlanması için yapılan müzakerelere konuk oldu.
Berlin’de Merkel ve Erdoğan’ın yanında Halife Hafter ve Fayiz es-Serrac ile tıpkı Suriye’de rejim ve muhaliflerle ya da Filistin-İsrail çatışmasında Mahmud Abbas ve Binyamin Netanyahu ile anlaştığı gibi rahat bir şekilde anlaştı. Bu aktif hali, Çarlık döneminden bu yana coğrafi yakınlığı nedeniyle Rus liderler için endişe kaynağı olan bir bölge durumundaki Arap bölgesiyle sınırlı kalmayan Putin, Batı ülkelerindeki seçimlerde rekabette yer almak veya seçimlere müdahale etmekle de suçlandı. Örneğin Washington'da Donald Trump'ın Beyaz Saray'a girmesinde rolü olduğu ya da Londra'daki, Brexit (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkışı) mücadelesinde Boris Johnson’ın kazanması için bir rol üstlendiği düşünülüyor. AB ülkeleri, birliğin gücüyle ilgili şüphelerin yanı sıra Putin’in ilk fırsatta birliğin gücünü zayıflatmaya çalışacağına dair artık kronikleşmiş bir endişeyle yaşıyorlar.
Joseph Stalin’den bu yana Kremlin’de en uzun süre kalan ve eski bir ‘KGB’ (Devlet Güvenlik Komitesi) ajanı olan Putin, şimdi sessizce mevcut durumda iktidarda kalamayacağı 2024 sonrası ‘Post Putin’ döneminin zeminin hazırlıyor.Moskova'da hükümete ve muhaliflere yakın olanlar, Putin'in müttefiki ve rakibi Medvedev hükümetini görevden aldığı son değişiklikleri, onun 4 yıl sonraki rolünün hazırlık aşamalarından biri olarak görüyorlar.
Burada Rusya'nın Arap bölgesindeki rolüyle ilgili bir dosyayı, eski Sovyetler Birliği dönemiyle yapılan bir karşılaştırmayı, Rusya’daki son kararları ve bu kararların Kremlin yönetimin geleceği üzerindeki etkilerini ele aldık.
Rusya’nın 30 Eylül 2015’teki Suriye müdahalesi, Ortadoğu bölgesindeki Rus rolünde niteliksel bir değişiklik olduğuna işaret ederken başta Suriye dosyasında inisiyatif kazanma ve liderlik etme konusu olmak üzere diğer uluslararası güçlerin önderliğindeki gelişmeleri ve olayları da büyük oranda etkiledi. Moskova, Suriye denklemine, Suriye ve bölge üzerinde geniş bir etkiye neden olan temel bir değişiklik getirebildi. Libya dosyasındaki son gelişmeler de bu eğilimi doğruladı. Çünkü Rusya, Türkiye ile yapılan bir uzlaşı çerçevesinde 12 Ocak'ta Libya'da ateşkes girişiminde bulundu. Ardından Libya'daki çatışmanın tarafları Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (UMH) Başkanı Fayiz es-Serrac ve Libya Ulusal Ordusu (LUO) Lideri Mareşal Halife Hafter arasında Moskova’da Rusya'nın sadece etkili bir uluslararası taraf olarak değil, aynı zamanda bir öncü ve başlatıcı olarak Libya denklemine güçlü bir şekilde müdahale etmesini sağlayan müzakereler düzenlendi. Bu da Putin’in katıldığı Berlin Konferansı hazırlıklarında Libya ile ilgili önceki konferanslarda görülmemiş bir kilit rol üstlendiğini gösterdi.
Bu bağlamda, Rusların Ortadoğu'daki rolünün boyutları, nedenleri ve sınırlarına dair bir takım gözlemleri aşağıda bulabilirsiniz.
Bu gözlemlerden ilki, Rusya'nın bölgeye olan ilgisinin doğal ve köklü bir güç olmasına işaret ediyor. Rusya, hiçbir zaman güneybatı kuşağını temsil eden Ortadoğu'dan uzak kalmadı. Çarlık döneminden bu yana yüzyıllar boyunca devam eden bölgeye yönelik ilgisi, diğer büyük güçler gibi sömürgeci bir baskıyla değil, işbirlikçi bir bakış açısıyla başladı. Rusya, bölgedeki tüm ülkelere karşı açık oldu. Moskova her zaman koz olarak kullanacağı kartlar biriktirmekten, eksenler ve kutuplar oluşturmaktan uzak bir şekilde stratejik ortaklıklar geliştirmeyi hedefledi. Rusya’nın İran, Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Cezayir ve Fas ile stratejik ortaklıkları bulunuyor. İsrail ile iyi ilişkiler sürdürürken, Filistin halkının meşru haklarına ve iki devletli bir çözüme saygı duyduğunu vurguluyor. Moskova bunu, çeşitli taraflarla ilişkilerindeki dengeden ve bölgesel farklılıkları çözmenin yanı sıra bölgesel uzlaşı ve istikrarı destekleme ihtiyacından kaynaklanması nedeniyle bir çelişki olarak görmüyor.
İkinci gözlem, Rusya’nın bölgedeki kapsamlı ulusal güvenlik anlayışının, bölgedeki ekonomik ve güvenlik yönleriyle ilgili bağlantıya dikkat çekiyor. Bu bağlantı, Rusya’nın kendi öncelikleriyle ilgili giderek artan stratejik bir ağırlık kazandırdı. Moskova, ulusal güvenliğinin bölgenin güvenliği ve istikrarı ile doğal bir bağı olduğuna inanıyor. Bu inanç onu, Suriye, Libya ve tüm bölgedeki terörü ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçirdi. Söz konusu iki ülkenin dünyanın önde gelen petrol üreticileri arasında olmaları göz önüne alındığında Moskova’nın ülke ekonomisinin bel kemiği olan petrol gelirlerindeki dengeyi garantilemeyi hedeflemesi anlaşılabilir bir durum. Rusya ayrıca dünyanın en büyük petrol üreticisi Suudi Arabistan’la da ilişkilerini dengeli tutmaya devam ediyor.
Üçüncüsü, Donald Trump'ın yönetime gelmesinden bu yana ABD’nin bölgeye yönelik politikasındaki karışıklığı vurguluyor. Bu karışıklık, Putin ile Trump arasındaki uzlaşıları ortaya çıkarsa da bu uyum ABD’nin diğer kurumları tarafından reddedildi. Ancak söz konusu uzlaşılar, Rusya’nın bölgedeki güçlü manevra kabiliyetine zemin hazırladı. Öte yandan bu durum, AB ülkeleri arasında Brexit, göç ve mülteci politikalarındaki farklılıklar ve diğer sorunlar gibi çelişkilerin yaşandığı bir döneme denk geldi. Bununla birlikte bölgedeki geleneksel güçlerin farklı sorunlarla meşgul olmasının göreceli bir boşluk yaratması, Moskova'nın bir dizi dosyada öncülük etmesine olanak sağladı. Fakat bu, Rusya'nın ABD veya başka bir güçle rekabet etmeye çalıştığı anlamına gelmiyor. Aksine yalnızca bir vizyon ve Rus ulusal gündemi çerçevesinde bölge ülkelerinin çıkarlarını dikkate alarak kendi çıkarlarını koruması ve fırsatları değerlendirmesi anlamına geliyor.
Dördüncü gözlem ise, Suriye dosyası, Rusya'nın bölgedeki stratejik odak noktası olmaya devam edeceğinin altını çiziyor. Sovyetler Birliği bölgesinin dışındaki Rus askeri üslerinin bulunduğu tek yer olan Suriye’de Hmeymim Hava Üssü ve Tartus Deniz Üssü Rusya’ya bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Moskova, böylece Çarlık döneminden bu yana Rusya için stratejik öneme sahip olan Akdeniz'de kalıcı ve güçlü bir varlık elde etti. Rusya’nın Suriye topraklarında düzenlediği askeri operasyonların güç dengesini değiştirmeyi başarmasının ve Ankara ile yapılan anlaşma ile Suriye dosyasındaki güç denkleminde önemli bir yer kazanmasının ardından Moskova, Suriye'de barışçıl bir çözüm için öncü rol oynayacak en önemli taraf olarak kabul edildi.
Sovyetler Birliği döneminden bu yana Rus silahları için büyük bir pazar olan Libya'daki çıkarlarına rağmen Rusya, Libya meselesindeki tutumunda temkinli davranıyor. Libya Silahlı Kuvvetleri’nin toplam ekipmanının yüzde 90'ını Rus yapımı silahlar oluşturuyordu. Bununla birlikte Kaddafi döneminde enerji alanında iki ülke arasında umut verici birçok projeye imza atılmıştı. Bunlardan en önemlisi Rus şirketlerinin katılımıyla Libya ile İtalya arasında bir doğalgaz boru hattı kurulmasıydı. Ayrıca çok çeşitli alt yapı projeleri de iki ülke arasında yapılan anlaşmalar arasında yer aldı.
Ancak Libya, Suriye gibi değildir. Bu yüzden Moskova, Suriye gibi Libya'da da doğrudan askeri müdahalede bulunamaz. Böyle bir müdahale, halen savaşın sona ermediği Suriye’deki merkezi gücüne zarar verir. Bununla birlikte Rusya, Ortadoğu bölgesindeki manevra kabiliyetinin önceliği olmaya devam eden terör örgütlerini ve unsurlarını da henüz tamamen ortadan kaldırabilmiş değil. Diğer yandan bu durum, petrol fiyatlarındaki sert düşüş yüzünden açıkça zorluklar yaşayan Rusya ekonomisi üzerindeki baskıyı ve yükü de temsil ediyor.
Ayrıca Libya'daki aktörlerin yol haritasının karmaşık olması ve Libya’nın bir aşiret toplumu olması nedeniyle her türlü dış müdahaleyi reddetmesi, Afganistan trajedisinin Libya’da yinelenmesine neden olabilir. Öte yandan Batı ülkeleri de Rusya’nın askeri ve ekonomik olarak tükenmesini dört gözle bekliyorlar. Libya müdahalesine bir de yasal boyut ekleniyor. Yani eğer Libya hükümeti Rusya'nın müdahale etmesini isterse elde edilen meşru bir çatı dışında Rusya askeri müdahalede bulunamaz. Ancak Rusya’ya bu uluslararası meşruiyeti verecek olan BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Batılı üyelerinin ona bu hakkı vermesi pek olası görünmemesinin yanı sıra mümkün de değildir. Ayrıca Rusya’nın Libya’daki rolü, birçok kez Moskova’da ağırlanan LUO lideri Hafter’in desteğine de bağlı.
Sonuç olarak Ortadoğu’daki bir dizi meseleye öncülük eden Rusya, çıkarları ve önceliklerinin yanı sıra kabiliyetlerinin sınırları ve bölgedeki farklı dengeler çerçevesinde oldukça doğru hesaplamalarla hareket ediyor.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.