Azil trajikomedisi, ABD ve dünyanın sorunları

ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın avlusunda (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın avlusunda (AFP)
TT

Azil trajikomedisi, ABD ve dünyanın sorunları

ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın avlusunda (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın avlusunda (AFP)

Refik Havri 
Oscar Wilde, ‘Bir centilmen kimseye yanlışlıkla hakaret etmez’ diye yazmıştı. Başkan Donald Trump’ın rakipleri, bazı müttefikleri ve yardımcılarına karşı uyguladığı yöntem tam olarak bu yaklaşımı doğrular nitelikte.
Michiko Kakutani, ‘Hakikatin ölümü / Trump Çağında Yalancılık Sanatı’ adındaki kitabında bir gazetecinin Trump’a, ‘Niçin sürekli basına saldırıyorsunuz’ diye sorduğunu, Trump’ın da "Hepsini itibarsızlaştırmak istiyorum. Böylece benim hakkımda olumsuz bir hikâye yazdıklarında kimse onlara inanmayacak" diye yanıtladığını yazmıştı. Gerçekten de Trump bu yöntemi seçim kampanyası sırasında ve daha sonra başkanlık döneminde sistematik olarak uyguladı. Saygın gazetelerde çıkan haberler ‘uydurmaydı’ ancak ABD başkanlık seçimlerine Rus müdahalesini inceleyen Trump lehine soruşturmada bulunan Özel yetkili savcı Robert Mueller’in raporunu ‘sihirbazları kovalamak’ olarak yorumlamıştı.  One göre Hillary Clinton ‘dolandırıcı ve yalancı’, Adam Schiff ‘hayal kırıklığına uğramış’, Chuck Schumer ‘ağlak’, Joe Biden da ‘uykucu’ idi. Azil davasında karşıtlarına doğru yönelttiği silah ise kişisel çıkarlar için iktidarı kötüye kullanmak ve Temsilciler Meclisi'nin çalışmasını engellemekle suçlayan Demokrat Partili senatörleri küçümsemek ve aşağılamaktı.
Senato'daki sahne görünürde trajik, içerik bakımından ise bir komediyi çağrıştırıyor. ABD Yüksek Mahkemesi Başkanı John Roberts, Donald Trump'ın yargıçlarla ilgili sarf ettiği ‘Obama yargıçları’ sözünü eleştirdi. Roberts; “Bizde Obama, Trump, Bush ya da Clinton yargıçları yok. Sadece kendilerine başvuranlara eşit hak sağlamak için ellerinden gelenin en iyisini yapan olağanüstü yargıçlarımız var” dedi. Trump’ın yargılanması anayasa ile ilgisiz gerçeküstü bir şova dönüşmüş durumda. Gerçekler ve kanıtlarla ilgisi olmayan, partizan ayrışmayla ilgili bir yargılama söz konusu. Yunan trajedisinde kahraman, sonuna kadar kaderinin üstüne gider, herkes ve kendisi dahi sonunun ne olacağını, yani öleceğini bilmektedir. ABD trajikomedisinde ise senatörler kahramanı hayatta kalacağını bilerek kaderiyle yüzleşmeye zorluyor.
ABD tarihinde hiçbir zaman oyların üçte ikisinin gerektiği Senato’daki oylama azil kararıyla sonuçlanmadı. Andrew Johnson duruşması ve Bill Clinton duruşması bunun açık örnekleridir. Richard Nixon ise Cumhuriyetçi Parti’nin desteğini kaybettiği için duruşmadan önce istifa etmişti. Doğrusu Johnson azledilmeyi hak ediyordu. Bilindiği üzere Andrew Johnson, ABD’yi iç savaşta birleştiren ve köleleri serbest bırakan Abraham Lincoln’ün  yardımcısıydı. Lincoln suikasta uğradığında yerine geçti ve onun aksine ‘ırkçılık’ politikaları uyguladı. Clinton’da azledilmeyi hak ediyordu çünkü stajyer Monica Lewinsky ile aralarında cinsel ilişki bulunuyordu. Ancak ‘azli’ belirleyen şey, düşünür Jacob Levy'e göre ‘ekonomik durum ve partizan tutumdur’. Nixon'ın ikinci döneminde borsa düşmüş ve yüksek enflasyon yaşanmıştı. Clinton'ın ikinci döneminde ise "Ekonomi iyiydi ve ABD gururlu, güçlü ve iyimserdi. Columbia Üniversitesi hukuk profesörü ve ‘azil’ tarihi uzmanı Philip Bobbitt, ‘’Kurucu Babalar azli önlemek için mümkün olan her şeyi yaptılar’’ diye yazmıştı.
Soru şu: 19’uncu yüzyılın ortalarında Johnson duruşmasından sonra söylendiği gibi, denklem azlin başarısızlığı ve sistemin başarısı üzerine mi kuruludur?
‘Cumhuriyetçi duvara’ yaslanan Trump’ın yargılanmasının ardından ne olacak? Duruşmaya en çok ilgi duyan iki tür vardı: Biri iktidarın en tepesindeki ismin yargılanmasının normalleşmesini savunan hayalperestler ki en yüksek merciin sanık kürsüsünde oturmasından hoşnut olmuştular, ikinci tür de Trump sonrasına yatırım yapanlar. Bana göre ne ABD’de ne de bir başka yerde görev halindeki bir başkanın yargılanmasına şahit olacak değiliz. Dolayısıyla Trump sonrasını düşünmek çok da anlamlı değil. Nitekim adam görevinde kalıcı ve ikinci dönemi kazanması da kuvvetle muhtemel...
Demokratların bel bağladıkları medya savaşları,Temsilciler Meclisi hamleleri ve azil çabaları ise Trump’un beyazlardan ve taşradan aldığı oyları engelleyecek değildir.
Ayrıca diyelim ki Trump kaybetti, her şey güllük gülistanlık olacak değil ya… Profesör Daniel Drezner’in Foreign Policy’de yazdığı gibi, ‘Trump ABD’nin sorunlu dış ilişkilerinin nedeni değil, sonucudur.’
Bunun nedeni, Soğuk Savaş zamanlarındaki çift kutuplu gerilimlerin ardından ABD’nin egemen olduğu dünya üzerindeki tek kutuplu sistemin sonunun gelmiş olmasıdır. ABD’nin nüfuzu artık eskisi kadar etkili değildir. Çin’in yükselişi ve Rusya’nın uyanışı ile birlikte tekrar çift kutuplu döneme girilmiştir. Obama bu gerçeklik karşısında, oğul Bush’un savaşlarının ardından Ortadoğu’yu ihmal etmiş ve Uzakdoğu’dan gelecek tehlikelere karşı önlemler almaya girişmişti. Hâlihazırda Trump’ın Demokrat rakipleri arasında ABD’nin Ortadoğu’da askerlerini artırmayı vadeden bir rakibi yok. Daha doğrusu ‘vatan evlatlarını’ ‘bitmeyen savaşlardan’ geri çağırmaktan söz etmeyen bir Demokrat yok.
Trump'ın kaba bir şekilde söyledikleri, başkanlık adaylarının hepsinin düşündüğü şeylerdir. Ancak duyurmaktan kaçınırlar.
Henry Kissinger'in dediği gibi:
“Biri çıkar ve bir dönemin sona erdiğini ve eski savunulanların teslim edilmesi gerektiğini gösterir.”
Jeffrey Goldberg, sorunun köklerine inerek şöyle söylemiştir:
“Önümüzdeki en büyük zorluk, bir sahtekârın Beyaz Saray'a ulaşmasına izin veren demokratik sistemimizin yapısal başarısızlığıdır.”
ABD’yi Yeniden Büyük Amerika sloganının sahibi Trump’ın iç ve dış politikada ABD’ye maliyeti halen tartışılmaktadır. Daha büyük tartışma ise ABD’nin savaşlarının ve askerlerini geri çekmesinin maliyeti üzerinde yaşanmaktadır. İran, ABD’yi Batı Asya’dan uzaklaştırma gayesi güdüyorken bazıları da ABD’nin çekilmesinin bölgede güvenlik boşluğu doğuracağını savunmaktadır. Soru şudur: Bölge ülkeleri ne zaman güvenliği sağlamak için kendi öz güçlerine itimat edecektir?



İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
TT

İran: Trump’ın teklifimizi reddetmesinin ardından arabulucular üzerinden gelecek yanıtı bekliyoruz

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (AFP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın ABD Başkanı Donald Trump’tan teklifine ilişkin ilk tepkiyi aldığını, ancak henüz arabulucular üzerinden resmi bir cevap almadığını söyledi.

Arakçi, İran’ın ABD’nin nihai tutumunun arabulucular tarafından kendisine iletilmesini beklediğini ve bu doğrultuda karar alacağını belirtti.

Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik sunduğu planı reddetmiş ve ara seçimlerin ardından İran’a yönelik hava saldırılarının yeniden başlayabileceğini öne sürmüştü.


ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
TT

ABD Hazine Bakanı, İran’ı ekonomik olarak izole etme girişimlerinin başarılı olduğunu açıkladı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent (Reuters)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, dün (cumartesi) yaptığı açıklamada, İran’ı ekonomik olarak izole etmeye yönelik adımlar atılması için dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderdiğini belirterek İran bankaları ve havayolu şirketlerini hedef alan bir dizi kararı memnuniyetle karşıladı.

Bessent, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Benim talimatımla dünyanın farklı bölgelerine ekipler gönderildi. Bu ekipler ülkelerle temas kurarak İran rejimine karşı adımlar atılmasını talep etti” ifadelerini kullandı.

Bessent, “Bu çabalar sonuç veriyor” dedi.

Bessent, Türkiye ve Umman’ın İran özel havayolu şirketi Mahan Air’in seferlerini durdurduğuna, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ise İranlı havayolu şirketlerinin tüm seferlerini yasakladığına dikkat çekti.

BAE Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü perşembe günü yaptığı açıklamada, “İranlı havayolu şirketlerinin ülkeye ve ülkeden gerçekleştirdiği uçuşların bugünden itibaren ikinci bir duyuruya kadar askıya alındığını” bildirmişti.

Bessent ayrıca İran bankalarına yönelik alınan önlemlere de dikkat çekti.

BAE Merkez Bankası çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın Melli Bankasının şubelerine karşı, “kara para aklama, terörizmin finansmanı ve silahların yayılmasının finansmanıyla mücadele kapsamında ihlaller” nedeniyle tedbirler alındığını duyurmuştu.

Türkiye Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu da geçen hafta, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet iznini iptal etmişti.

Bessent, “İran yönetimi bile savaşın ekonomik sonuçlarını kabul etti. Riyalin değeri rekor düşük seviyelere geriledi” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’den aktardığı habere göre ABD Hazine Bakan Yardımcısı ve Terörizmin Finansmanıyla Mücadele Birimi Başkanı Jonathan Burke, bu ay Ortadoğu ve Avrupa’da iki hafta süren bir ziyaret gerçekleştirdi. ABD Hazine Bakanlığının ayrıca 50’den fazla ülkenin temsilcileriyle görüşmeler yapıldı.

Bessent pazartesi günü CNBC’ye verdiği röportajda, “İran’ın tüm havayolu şirketleri 23 Eylül’den itibaren faaliyetlerini durduracak” demişti.

Bessent, “Bu uçaklar iniş yaparsa kimse onlara yakıt sağlayamayacak, iniş hizmetleri sunamayacak veya biletlerini satamayacak. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılacaklar” ifadelerini kullanmıştı.

Bununla birlikte İran’daki küçük havayolu şirketleri, özellikle de ABD’nin baskısına uymayı reddeden Çin’e olmak üzere yurt dışı seferlerini sürdürmeye devam ediyor.


Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump’ın öneriyi reddetmesinin ardından İran Hürmüz’ü açmak için şartlarında ısrarcı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İran, bugün (Pazar) Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri “yasa dışı güzergâhları kullanmaları” halinde uyardı. Tahran, ABD ile yaşanan çatışmanın tek çözümünün diplomasi olduğunu vurguladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın boğazı yeniden açmayı ve çatışmayı sona erdirmeyi öngören önerisini reddetmesinden bir gün sonra geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, “Şartlarımız açık. Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik atılacak herhangi bir adım bu şartların yerine getirilmesine bağlı” dedi. Arakçi, “Onları bu çıkmazdan çıkarabilecek tek yol müzakere yoludur” ifadelerini kullandı.

Trump ise İran’ın “ekonomisi can çekiştiği” için Hürmüz Boğazı’nı açmak istediğini belirterek ABD’nin boğaz üzerinde “tam kontrole” sahip olduğunu söyledi. Trump, “İran anlaşma istiyor, ben de anlaşma istiyorum ancak öneri kabul edilemez” dedi.

İran’ın boğazın yönetimi için oluşturduğu makam da gemileri bölgede “yasa dışı güzergâhları” kullanmaları halinde doğabilecek sonuçlar konusunda uyardı.

İran makamı, bu tür güzergâhların kullanılmasının “gemi, gemi sahibi, kaptan ve mürettebat açısından mali kayıplar ve can kaybı riskleri doğuracağını ve geminin gelecekte Hürmüz Boğazı’ndan geçişini ciddi şekilde kısıtlayacağını” bildirdi.