Macron'un Yüzyılın Anlaşmasına yaklaşımı, Arap kamuoyunda endişeye yol açtı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın batısındaki Angouleme şehrini ziyaret etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın batısındaki Angouleme şehrini ziyaret etti (AFP)
TT

Macron'un Yüzyılın Anlaşmasına yaklaşımı, Arap kamuoyunda endişeye yol açtı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın batısındaki Angouleme şehrini ziyaret etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın batısındaki Angouleme şehrini ziyaret etti (AFP)

Arlit Huri
ABD Başkanı Donald Trump tarafından sunulan ‘barış planı’ hususunda Fransa’nın verdiği tepki, Fransız diplomatik ve medya çevrelerinde soru işaretleri oluşturdu.
İlk tepki, Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan bir bildiri aracılığıyla ortaya koyuldu. Bildiride, ‘Trump’ın barış çabalarını selamlıyoruz” ifadelerine yer verilirken, planın da Fransa tarafından ‘dikkatle’ inceleneceğine dikkat çekildi.
Bu tavır, Trump’ın ‘Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak’ ilan ettiği dönemde Paris’in sergilediği tutumdan farklıydı. O dönemde kararın, uluslararası kararlarla çeliştiği belirtilmişti. Bu tavır da Fransa’nın, Filistin meselesi üzerindeki geleneksel konumunu ortaya koymuştu.
Ortadoğu’daki krize yönelik çözümün ‘başkentleri Kudüs olan bağımsız Filistin ve İsrail devletlerinin inşasıyla ve yan yana barış içerisinde yaşayarak’ sağlanması gerektiği önerisiyle Fransa’nın, onlarca yıldır bu tutuma bağlı olduğu biliniyor.
Belirsizlik
Fransa’da yayınlanan Le Figaro gazetesine göre, Paris’in (Fransa’daki çoğu medya organının muhalif olmaya yöneldiği) Trump’ın planına yaklaşımının, ‘belirsiz’ değil, ‘İsrail’in başkenti Kudüs’ ilanının ardından gelen resmi tavrıyla benzer olması bekleniyordu.
Gazete, yayınladığı bir haberde, “Bu belirsizlik, Fransa’nın Filistin sorununu çözme konusundaki tavrını değiştirmeye mi yöneldi sorusuna yol açıyor” ifadelerine yer verdi. Söz konusu soru, Fransa’daki diplomatik çevrelerde de gündeme geldi.
Bu sorular, daha sonra Le Figaro tarafından ‘ABD Başkanının planına değinen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hakkında’ yayınlananların ardından daha da güçlendi. Macron, yaptığı açıklamada, ‘İsrail ve Filistin egemenliği hususunda tatminkar olduğunu ve yaşanacakları görmek için beklenmesi gerektiğini’ söylemişti.
Gözlemciler, Macron’un bu tavrının ‘İran nükleer anlaşması, Paris’in hem iklim hem de NATO uzlaşısı hususundaki anlaşmazlıkların yanı sıra Trump ile yeni bir çatışma başlatmak istememesinden’ kaynaklı olabileceğini belirtti.
Endişe ve şaşkınlık
Fransa’nın bu tavrının, Arap çevrelerinde de soru işaretlerine yol açtığı açık. Zira Fransa, Filistin meselesine dair uzun süreli bir yaklaşım benimsiyor.
Filistin’in eski Avrupa Birliği (AB) ve öncesinde de Fransa komiseri Leyla Şehid, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, Macron’un ifadeleri karşısında derin bir endişe ve şaşkınlık yaşadığını ifade etti. Yetkili, “Fransa’nın tepkisinin, iki devletli çözüme verdiği desteği hatırlatan Avrupa tepkisinden daha az olmasını beklemiyordum” dedi.
Leyla Şehid, özellikle Macron’un ifade ettiği ‘egemenlik’ kelimesi üzerinde dururken, “Fransa Cumhurbaşkanı tarafından kullanılan bu ifadeyi anlamıyorum” ifadelerini kullandı. İki devlet meselesinden, iki egemenlik meselesine geçen Şehid, “Bir devlet yoksa, egemenlik ne anlama gelir?” diye sordu.
Filistin diplomasisi de “ABD’nin barış planındaki en tehlikeli şey, yüzyıllık müzakereleri ve Filistin ve İsrail ile Araplar ve İsrail arasındaki müzakere çevrelerinde onaylanan tüm uluslararası standartları yok ediyor olmasıdır. Kimsenin, bu standartları silme hakkı yoktur” dedi.
Şehid, “Macron’un iki devlet ifadesini iki egemenlik ifadesiyle değiştirmesi, Fransa Cumhurbaşkanının neden yeni, belirsiz ve tehlikeli kelimelere başvurduğunun sorgulanmasına neden olan bir kelime oyunudur” ifadelerini kullandı. Yetkili, bu durumun, Fransa’nın Filistin meselesine dair tutumunun değiştiğini gösterdiğine dikkati çekti.
Leyla Şehid, “Macron’un ifadeleri, resmi bir açıklama bağlamında değil, kendisi ve bir gazeteci arasında yapılan bir konuşma bağlamında geldi” dedi. “Uluslararası kurumlar düzeyinde onlarca yıldır gündemde olan Filistin konusu ve diğer meseleler hakkında konuşurken, kimsenin bu şekilde kelime oyununa başvurması doğru değil. Bu durum, tartışmalara yol açacak” şeklinde konuşan Şehid, Fransa Dışişleri Bakanı ve başkanlığına da konuyu açıklığa kavuşturma çağrısı yaptı.
Karşı koyma yolları
Filistinlilerin Trump’ın planı ve Filistinli gruplar arasında gerçek bir uzlaşı teşvik etme olasılığına karşı koyma yollarına da değinen Leyla Şehid, eski Devlet Başkanı Yaser Arafat’ı ve 1993 yılında Cezayir’de yapılan bir toplantı sırasında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) üyelerine söylediklerini hatırlattı. O yıl, Arafat hala FKÖ’nün başındaydı ve Oslo Anlaşması’nı oylamak istiyordu. Bu çerçevede Şehid’e göre Arafat, yandaşlarına ‘bir Filistin devletini yalnızca bir Oslo Anlaşması’yla göremeyeceklerini, bu anlaşmaların onları Filistin topraklarına geri götürerek, mücadelelerini tamamlamalarını sağlayacağını’ belirtmişti.
Bu ifadelerin kullanıldığı zaman ve bugün arasındaki süreç, eski İsrail Başbakanı İzak Rabin’e suikast ve Oslo Anlaşması’nın uygulanmasının askıya alınması gibi bazı gelişmelere tanık oldu.
Filistin halkının tecrübesi
Leyla Şehid, Trump’ın planının, nihayetinde Ürdün’ün bir Filistin devleti olmasına dayalı feci bir plan olduğunu söyleyerek, “Filistin liderliği, hiçbir sonuç ortaya koymayan aynı geleneksel yöntemlerle, yani Güvenlik Konseyi’ne ve diğer konseylere yönelimle karşı karşıya kalacaktır” ifadelerini kullandı.
Bu nedenle Şehid, yalnızca Filistin halkının mücadeleci tecrübesine güvendiğini söylerken, “Çözüm, birkaç ay sürecek ve Filistinlilerin Fetih ve Hamas hareketleriyle sınırlı olmayan, bölünme yaralarını iyileştirmelerini gerektirecek. Çünkü İsrail’in ‘Filistinlileri, her biri kendi krizlerini yaşayan küçük devletçilere bölen’ Oslo Anlaşması’nı uygulama yönteminin bir sonucu olarak Filistin halkı dağılmış bir halde” dedi.
Leyla Şehid ayrıca, “Bugünkü zorluk, Filistin’in toplumsal ve siyasi birleşik dokusunu yeniden formüle etmek, İsrail işgali nedeniyle farklı bölgelere ve gruplara dağılan Filistin bileşenlerini ihraç etmek ve siyasi eylemde yeni yüzler ve yeni mekanizmalar tarafından yönlendirilen yeni bir proje çerçevesinde çalışmaktır” açıklamasında bulundu.



İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.