Arap Birliği, Filistin meselesinde neden sürekli başarısız oluyor?

Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)
Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)
TT

Arap Birliği, Filistin meselesinde neden sürekli başarısız oluyor?

Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)
Arap Birliği, üye ülkelerin farklı yönetimleri ve oylama sisteminden kaynaklı olarak sürekli başarısızlıkla karşılaşıyor (AFP)

Tarık Fehmi*
Arap Birliği’nin ABD’nin açıkladığı Ortadoğu Barış Planı’na ilk tepkisi, Arap Birliği Konseyi'nin Filistin'in Arap Birliği’ndeki Daimi Temsilcisi Diyab el-Luh’un talebi üzerine bakanlık düzeyinde düzenlediği toplantı oldu.
Toplantı, Filistin’in söz konusu planı reddetmesinin ardından gerçekleşirken, toplantıda Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın planın detaylarının açıklanması sonrası Filistin Yönetimi’nin statüsü ve işlevlerinin fonksiyonel olarak değiştirilmesi önerisi üzerine ilgili bir dizi yeni tedbir uygulandığı duyuruldu.
Yeni olgular
Filistin tarafı bu süreçte Arap Birliği’nde başlayan diplomatik bir hareketle Filistin toprakları ile ilgili bir çözüm bulmaya çabalayarak ve yıllardır herhangi bir başarıya imza atmadan görevini sürdüren izleme komitesi aracılığıyla çeşitli düzeylerde adımlar atacak.
Ancak Filistin tarafı, Filistin davasının bilinen yönüyle ilgili bir tutumla değil farklı tutumlarla karşı karşıya kalacak. Bunun başlıca nedeni, Arap ülkelerinin ABD’nin duyurduğu Ortadoğu Barış Planı’na verdikleri tepkilerin destek, muhalefet ve çekimserlik gibi Arap Birliği'nin eylemlerine yansıyacak çeşitlilikte olmasıdır.
Bu durum, Kahire’deki son toplantıda açıkça ortaya çıktı. Bu da Filistin davasının, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki ilişkilerin gelişmesinde ve geleneksel sistemin dışında yeni bir niteliksel aşamaya geçilmesinde gerçek bir sorun haline geldiği göz önüne alındığında oldukça normaldir.
Özel kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Filistin Devlet Başkanı Abbas, önümüzdeki günlerde Birleşmiş Milletler’e (BM) giderek özel bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) toplantısı düzenlenmesini talep edecek. Kaynaklar ayrıca Abbas’ın derhal hızlı ve doğrudan bir adım atılmasının olumlu sonuçlar doğurabileceği tavsiyesi üzerine bu adım için BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nickolay Mladenov’dan yardım isteyeceğini belirtti.
Arap Birliği, kurumları içerisinde ‘genel bir felç durumu’ yaşıyor. Arap Birliği, rolünü geliştirmek için ihtiyacı olan siyasi iradeye sahip değil. Arap Birliği kurumlarının Afrika Birliği (AfB) ile karşılaştırıldığında yeniden canlanması gerekiyor.
1- Arap Birliği üyesi ülkeler, 2002 yılında Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta kabul ettiği Arap Barış Girişimi doğrultusunda İsrail karşısında birleşik bir Arap tutumu formüle edilmesinden bu yana başarısızlıklara imza attılar. Arap Birliği, 1947 yılında da Filistin'in bölünmesini engellemek için İngiltere'ye baskı yapmakta da başarısız oldu. Belki de 1948 savaşı, Arap ordularının Arap Birliği Konseyi tarafından alınan kararla yapılan ilk ve son savaştı. Sonra mesele tamamen BM’ye devredildi.
Arap Birliği, Arap ülkelerindeki Filistinlilere Arap vatandaşı muamelesi yapılmasına yönelik anlaşmalara rağmen Filistin lideri Yaser Arafat'ın ablukaya alınmasını engelleyemedi. Bununla birlikte İsrail ile normalleşmeyi de engelleyemedi. Hatta artık var olmayan boykot bile ihlal edilmiş durumda.
2- Arap Birliği, İsrail’in Arap Barış Girişimi’nin şartlarını ciddiye almamasına ve girişime karşı adımlar atmasına rağmen Barış Girişimi’ne bağlı kaldı.
3- Arap Birliği, yıllardır Filistin dosyasına ilişkin, delegeler veya liderler düzeyinde periyodik toplantılar düzenliyor. Bu toplantıların ardından da medyatik, siyasi ve tekrarlanan söylemler dile getiriliyor ve sanki var olduğunu ispatlamaya çalışıyor. İsrail ise Arap Birliği yerine bir Ortadoğu birliği ve Arap ortak pazarı yerine bölgesel bağlamda yeni ve daha kapsamlı bir Ortadoğu pazarı kurulmasına yönelik bir söylem benimsiyor.
4- Arap Birliği, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, iki devletli çözüm getirilmesi ve BM’nin 242 ve 338 sayılı kararları uyarınca barış için toprak değişimi çağrısında bulunan bir tutum sergiledi. Ancak işgal altındaki Filistin topraklarını Yahudileşme planlarının tam olarak uygulanması, 2020 Kudüs’ü Yahudileştirme Planı’nın tamamlanması ve Filistinli mültecilerin geri dönme hakkının reddedilmesi çerçevesinde bu durum artık söz konusu değil. Arap Birliği, vizyon ve üye ülkeler arasındaki koordinasyon eksikliği nedeniyle bu tutumunu artık kaybetti. En küçük ülkenin bile Arap Birliği’ndeki görüş birliğini ortadan kaldırabildiği görüldü.
Özel kaynaklardan edindiğim bilgilere göre Arap Birliği Genel Sekreteri’nin şu anda BM’de herhangi bir uluslararası rol oynayabileceği ya da çeşitli toplantılar veya temaslarda bulunabileceğine ihtimal dahi verilmiyor. Ayrıca Genel Sekreter’in şu anda Gazze Şeridi ile Batı Şeria’daki Filistinli taraflar arasında herhangi bir arabuluculuk girişiminde bulunmayacağını da öğrendim.
5- Arap devletleri, Fetih Hareketi ile Hamas arasında arabulucu rolü oynamak ve gönüllü olarak destek vererek Filistin halkının ihtiyaçlarını sağlamak gibi Filistin dosyasında Arap Birliği’nin rolünü oynayıp onun görevlerini yerine getiriyorlar. Suudi Arabistan, Tunus ve Moritanya’da yapılan zirvelerde ABD yönetiminin Filistin’e yaptığı yardımları kesmesi ve uluslararası kaynakları kurutmasının ardından Filistin’i destekleme çağrısı yapıldı. Arap Birliği’ni tüzüğünü gözden geçirmesi, siyasi sisteminde reform yapması ve kurumlarını geliştirmek için gerçek bir çalışma başlatması ihtiyacı gibi gerçekliğe rağmen ayakta tutan da işte budur.
Teorik rol
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt’a göre İsrailliler ile Filistinliler arasında barışın sağlanması, bir tarafın değil her iki tarafın da iradesine bağlı. Başkan Trump tarafından açıklanan barış planının bağlayıcı olmayan bir vizyonu yansıtmadığını düşünen Ebu Gayt, barış için öne sürülen herhangi bir planın ilk kriterinin, uluslararası hukuka ve ilkelere dayanması olduğunu vurguladı.
Ancak Arap Birliği Konseyi’nin bakanlık düzeyindeki konumu şunları gösteriyor;
1-
Arap Birliği'nde ABD’nin Barış Planı’na karşı ortak tutum sergilemek oldukça zor. Bu zorluk özellikle Arap ülkeleri arasındaki Filistin Yönetimi’ne yönelik tutumda farklılıklar olduğunu ve yine Filistin Yönetimi’ne yönelik diplomatik ve mali destek konusunda Arap ülkeleri arasında yapılan zirvelerden çıkan herhangi bir karar olmadığını yansıtan Kahire’deki toplantıda Abbas’ın aldığı tepkiye rağmen sadece Arap desteğine ihtiyaç duyulduğunu vurgulamak yerine çeşitli noktalara odaklanmasıyla daha da belirginleşti. 
2- Arap Birliği, her ne kadar Araplar ve İsrail arasında olumlu bir etki, hatta sadece bir başlangıç dahi yapamayan Arap Barış Girişimi olarak adlandırılan Arap projesine bağlı kalmaya devam ediyor.
Öte yandan özel kaynaklardan, Ürdün'ün şu an için Filistin, Irak, Mısır, Lübnan ve Fas'ın katılımıyla bir mini Arap zirvesi düzenleme niyeti olmadığını ve ABD’nin BM Genel Kurulu’nda Ortadoğu Barış Planı’nı görüşmek üzere gerçek bir Filistin varlığı istemesiyle bağlantılı olduğunu öğrendim.
3- Arap-Amerikan ilişkilerindeki güncel gelişmeler, gerçek bir Arap lobisinin kurulmasını gerektiriyor. Ancak bu iş Filistin tarafının tam tersine işaret etmesine rağmen hala rolünü geliştirmeye çalışan Arap Birliği’ni aşıyor. Arap Birliği, bölgesel bir kurum olarak, belirli bir vizyon veya strateji olmadan Arap-İsrail ilişkilerini ele alıyor. Aslında boykot konusunda mevcut çekinceler dahi yoktu. Tam tersine Arap Birliği ülkeleri, uzun yıllar boyunca Arap Birliği’nde alınan kararları atlatmaya çalıştılar.
Birleşmiş Milletler
Arap Birliği’nin konumuna karşın BM, uzun yıllar boyunca Filistin meselesini ele aldı. İsrail yerleşim birimleri, mülteciler, Kudüs ve geri dönüş hakkı gibi konularda ve çoğu çatışma tarihinde teorik düzeyde kalan diğer dosyalarda bir dizi önemli karar yayınladı. Ancak bu kararların çoğu ya etkili olmadı ya da gerçekleşmedi. Özellikle 1947 tarihli 181 sayılı Filistin’i bölge kararı kağıt üzerinde kaldı. Aynı şekilde İsrail'in BM kararlarına uymayı tamamen reddetmesi çerçevesinde 242 ve 338 sayılı kararlar da gerçekleşemedi.
Bunlarla birlikte, BM’nin Ortadoğu Barış Planı ile etkileşiminin bölgesel muadili Arap Birliği'ndeki etkileşimiyle karşılaştırıldığında şunlar dikkat çekiyor:
1- BM, Genel Sekreter Antonio Guterres’in ağzından, İsrail ve Filistinlilerin uluslararası kararlara, uluslararası hukuka, ikili anlaşmalara ve 1967 öncesi sınırlara dayalı iki devletli çözüme dayalı bir barış sağlamalarına yardım etme sözü verdi.
2- BM, ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya'yı içeren dörtlü bir yapıdır. ABD’nin bir takım engellemelerine rağmen BM, bir takım Filistin konularını ciddiyetle ele almıştır. Bunların başında İsrail yerleşim birimlerinin inşası ve bu yerleşim birimlerinin meşrulaştırılmasının suç sayılması geliyor. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi (OHCHR) ve ona bağlı diğer kurumlar, Filistin topraklarındaki yerleşim birimleri inşasının uluslararası hukukun ihlali olduğuna dair istikrarlı bir tutum sergilerken ABD yönetiminin bu konudaki tutumunu reddettiler.
3- Eğer BMGK, Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın önümüzdeki günlerdeki başvurusuna olumlu yönde bir karşılık vermezse Abbas’ın önünde iki seçenek olacak. Bunlardan ilki; işgal altındaki Arap bölgelerinin statükolarını korumak için onları uluslararası güvence altına alarak ilerlemek. İkincisi; eğer ABD yönetimi BMGK’da veto oyu kullanırsa Filistin dosyasını BM Genel Kurul'a taşımak. Bu da Barış İçin Birleşenler (United For Peace) sisteminin kullanılmasıyla olacaktır. BM Genel Kurul tarafından böyle bir karar alınması halinde sistem, BMGK tarafından verilen karar gibi bağlayıcılığa sahip olacak.
4- Eğer BMGK, Filistin dosyasında başarısız olmaya devam ederse dosya, karar almak veya BMGK tarafından karar alınmasını gerektirmeyen politikaların benimsenmesi amacıyla BM içindeki diğer kurumlara taşınabilir.  Bu belki de Filistin davasını desteklemede sembolik bir rol oynayan, hatta o sembolik rolü dahi oynayamayan Arap Birliği’nde mevcut olmayan Uluslararası Adalet Divanı (UAD) aracılığıyla gerçekleştirilebilir.
Sonuç
Arap Birliği, her ne kadar birçok uluslararası kararı engelleyen büyük güçlerin bulunduğu ve bazı uluslararası kararların geçişinin engellendiği BMGK sisteminin rehin alındığı kabul edilmiş bir gerçek olsa da BM ile karşılaştırılmaya devam edecek. Arap Birliği’nin başarısızlığı artık kronikleşmiş bir durumda. Bunun nedeni, üye ülkelerin yönetimleri arasındaki farklılıklar, oylama sistemi ve sadece İsrail ile değil aynı zamanda İran ve Türkiye ile de yeni ilişkiler benimseme eğiliminde olunmasıdır. Bu durum, Arap ülkelerinin konumlarını ve şu anda gerçekten işgal edilen Filistin’in davasına verdikleri desteği etkiledi. Filistin için finansal güvenlik ağının faaliyete geçirilmesi, Tunus Zirvesi'nde alınan kararların yürürlüğe girmesi ve Filistin Devleti'nin bütçesine 100 milyon dolarlık destek verilmesi gibi sözlerin kağıt üzerinde kalması, İsrail'e Araplar ve İsrail arasında bölgesel işbirliği ilişkilerini geliştirmek amacıyla yeni bir Ortadoğu birliği kurma söylemlerini yayması için fırsat veriyor.
*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevirilmiştir.



Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
TT

Hamas: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini reddediyoruz

Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)
Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye (Arşiv- AP)

Hamas lideri Halil el-Hayye yaptığı açıklamada, Filistinlilerin kanının İsrail’deki seçim kampanyalarına malzeme edilmesini reddettiklerini söyledi. Hayya, bütün İsrail partilerini Filistinlilerin öldürülmesine ortak olmakla suçladı.

Hayya, “Dünyaya mesajım şu: Filistinlilerin kanının İsrail seçimlerine malzeme edilmesini asla kabul etmiyoruz” dedi. “Herkes, tabir yerindeyse, bizim kanımıza ortak oldu. Bizim için önemli olan, Filistin halkının hedeflerine, taleplerine ve meşru haklarına ulaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Hayye, İsrail’de seçimlerin “zaman zaman tekrarlandığını”, Filistin halkının ise haklarını güvence altına alacak sonuçları aradığını belirtti. “Hangi İsrail partisinin iktidara geldiği fark etmeksizin, Filistin halkı tarih boyunca, bütün İsrail partilerinin yönetiminden zarar gördü” dedi.

Hayye, “İsrail propagandası ve seçim kampanyalarının yakıtı Filistin kanı ve Filistin hakkıdır. Onlar, Filistinlilerin hakkını kimin daha fazla çiğneyeceği konusunda yarışıyor; birlikte yaşama iradesi gösterip kendisini dünyaya insan olarak sunacak olanın kim olduğu konusunda değil” ifadelerini kullandı.

İsrail’de 27 Ekim’de yasama seçimleri yapılacak.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok ile başlıca merkezci rakibi, Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un başını çektiği blok arasında sonuçların birbirine yakın olması bekleniyor.


Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.


Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
TT

Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)

Irak’ta bazı silahlı gruplar ve siyasi partiler, hükümete ülke genelindeki havalimanlarında İran uçuşlarına yönelik yasağı kaldırması için baskı yapıyor.

Irak hükümeti dün yaptığı açıklamada, Washington ile “tedavi, dini ziyaretler ve turistik amaçlı uçuşlara” izin verecek bir muafiyet elde etmek için görüşmeler yürüttüğünü duyurdu.

Öte yandan hükümet yetkilileri, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, “İki ülke arasındaki kara sınır kapıları hâlâ açık ve geçişler normal şekilde devam ediyor” dedi.

Nuceba grubu, yaptırımlara uyulmasını protesto etmek amacıyla destekçilerini havalimanlarında oturma eylemi düzenlemeye çağırmakla tehdit ederken, Asaib Ehl el-Hak Hareketi’nden bir yetkili ise kararın iptal edilmesi için parlamentonun toplanması çağrısında bulundu.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in dış ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti de İran uçaklarına Irak’taki havalimanlarının kapatılması kararını eleştirdi. Velayeti, uçuş yasağı kararına sessiz kalması nedeniyle Şii “Koordinasyon Çerçevesi”ni “içi boş” olmakla nitelendirdi.