Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Abdülcelil Şarku'l Avsat'a konuştu: Seyfülislam’ın reform çabaları ‘semiz kediler’ tarafından engellendi

Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil
Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil
TT

Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Abdülcelil Şarku'l Avsat'a konuştu: Seyfülislam’ın reform çabaları ‘semiz kediler’ tarafından engellendi

Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil
Libya Ulusal Geçiş Konseyi eski Başkanı Mustafa Abdülcelil

Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin eski başkanı Mustafa Abdülcelil, 2011’de Muammer Kaddafi’yi deviren halk ayaklanması öncesinde ülkedeki koşulları ve sonraki süreci değerlendirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Abdülcelil, Kaddafi’ye karşı yapılan ‘devrimin’ zaruri olduğunu belirterek Libyalıların dünyadaki tüm özgürlük hareketlerini destekleyerek halkını baskı altında tutan yozlaşmış sistemden kurtulmak için başkaldırmış olmalarını onurlu bir tutum olarak nitelendirdi.
Kaddafi yönetimine son veren 17 Şubat Devrimi’nin ardından Libya’nın geçici başkanlığını üstlenen Mustafa Abdülcelil, 2007-2011 yılları arasında Kaddafi rejiminde Adalet Bakanı olarak görev almıştı. Dolayısıyla Libya’nın yakın tarihinde önemli bir dönemin şahidiydi.
Abdülcelil, Libya intifadasının üzerinden geçen sekiz yıla yakın sürenin ardından yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Kaddafi, devrimi engelleyebileceğini düşünüyordu. Libya dışında da milyonlarca destekçisi olduğunu ve ‘bozgunculara’ karşı yanında yer alacağını söylüyordu. Ancak oğlu Hamis’e bağlı bir grup milis ve bazı eski devrim unsurları dışında kimse Kaddafi’nin bu çağrısına yanıt vermedi. Yani paralı askerleri onu yalnız bıraktı.”
Abdülcelil, Kaddafi’yi deviren halk hareketinin haklılığına dikkat çekti:
“Her kurumunun yozlaştığı bu rejimin gerçek bir reform yapamayacağı açıktı. Seyfülislam Kaddafi’nin reform çabaları ise Kaddafi’nin kendisi ve yakınındaki bir grup tarafından sürekli engelleniyordu. Seyfülislam ne pahasına olursa olsun kendi çıkarlarını gözeten bu gruba ‘semiz kediler’ diyordu. Seyfülislam o zamanlar Kaddafi Kalkınma Kurumu’nun başkanlığını yapıyordu. Birçok söyleminde ülkenin iç siyasetine eleştiriler yöneltiyordu. Semiz kedilerin ülkedeki reform sürecinin önünde durduğunu defalarca dillendirdi. Hatırlıyorum, Seyfülislam şöyle söylüyordu: Gümrük vergilerini kaldırmak istediğimizde Libya’nın egemenliğini sattığımızı söylediler. Genel af çıkarıp mahkûmları serbest bırakmak istediğimizde ülkeyi tahrip edeceğimizi öne sürdüler. Bu reformları engelleyenler, kendi çıkarlarına sıkı sıkıya bağlı olan semirmiş  kediler ve devlet içindeki bürokratlardır. Bu iki grup, meşru olmayan bir şekilde bir araya gelerek ortak çıkarları uğruna ülkenin gelişimini engellemektedir.’’
Abdülcelil açıklamasında 40 yılı aşkın süren Muammer Kaddafi dönemine karşıtlığın yeni olmadığının altını çizdi:
“Muammer Kaddafi, 1969 yılında başa geçtiğinde kendisine karşı olan kişiler ya da gruplar tarafından defalarca darbe yapılmaya çalışıldı. 1969 yılı bitmeden savunma ve içişleri bakanlarının başını çektiği bir grup Kaddafi’yi devirmeye çalıştı ama başarısız oldu. Bir yıl sonra Zeviye kabilesi, Evlad Süleyman kabilesi ve Kral Senusi’nin bazı taraftarlarıyla birlikte bir başka darbe girişiminde bulundu. Devrim Konseyi üyesi Ömer Muheyşi ve Beşir Hevadi de Kaddafi’yi devirmeye çalıştı. 1984 yılında Libya Kurtuluş Hareketi Bab Aziziye’deki karargâhına kadar ulaştılarsa da bir süre sonra bastırıldılar. 1990’lı yıllarda Verfele kabilesinden bir grup subay darbe girişiminde bulundu. Buna ek olarak Bingazi ve Trablus’ta da suikast girişimleri oldu.”
Abdülcelil, 2011 devriminin temeli olarak 17 Şubat 2006’da yaşananlara işaret etti:
“Bingazi Müftüsü vatandaşları Cuma Namazı’ndan sonra peygamberimize yönelik karikatürlerin protesto edilmesi amacıyla Şehitler piri Ömer Muhtar Meydanı’nda toplanmaya davet etti. Buradaki gösterinin ardından kalabalıklar İtalya Konsolosluğu’nun önüne yürüdü. Göstericilere müdahale eden polis güçleri 11 kişinin ölümüne neden oldu. Halkın öfkesine neden olan bu olay karşısında devlet yetkilileri Bingazi’ye gelerek maktul yakınlarına tazminat ödedi ve polis müdürünün görevden alınacağını duyurdu. Bu olaydan sonra her yıl aynı zamanda bölge halkı protesto düzenlemeyi alışkanlık haline getirdi. Libya halkının genelini asıl öfkelendiren olay ise 2011 yılında protesto eylemlerinin başında Kaddafi’nin Kurban Bayramı’nın hacıların Arafat’ta olduğu günden farklı bir günde kutlanmasının talimatını vermesiydi.”
Abdülcelil, Kaddafi rejiminin 1996 yılında Ebu Selim Hapishanesi’nde bin 269 tutukluyu öldürmesinin, rejim karşıtı ayaklanmaların fitilini ateşlediğini kaydetti:
“Ebu Selim Hapishanesi’nde ölenlerin yakınları, oğullarının öldürülme nedenlerini, nerede defnedildiğini ve sorumluların kimler olduğunu öğrenmek istiyordu. Düzenledikleri gösteriler ‘devrimin’ temelini oluşturmuştur. Libya’daki halk hareketinin o dönemlerde başlayan Arap Baharı ya da dış güçlerle bir ilgisi yoktur. Gençler onurlu bir yaşam için gösteri düzenliyordu ve Kaddafi onları ‘sıçan’ olarak niteleyerek her yerde takip edilmelerini istedi.”
Ebu Selim Katliamı
Ebu Selim Katliamı, 29 Haziran 1996’da Trablus’un güneyindeki Ebu Selim Hapishanesi’nde gerçekleşti. Bu hapishanede ‘güvenlik güçlerine karşı gelmek ve komplo kurmakla’ suçlanan bin 269 kişi infaz edildi. Çoğu İslami akıma mensup tutukluların toplu halde infaz edildiği biliniyor. Ancak Kaddafi rejimi katliamın gerçekleştiğini yalanlıyordu. 2011 yılında ise kurbanların yakınlarına tutukluların öldüğü bildirildi. Rejim tazminat için müzakere etmek istese de tutuklu yakınları bunu reddetti ve 2007 yılında yargıya başvurarak cenazelerin kabir yerlerinin tespitini istedi. Bir yıl sonra Bingazi Mahkemesi adalet ve içişleri bakanlıklarının kabir yerlerini açıklamalarına yönelik sessiz kalınmasını istedi. Sorumluların yargılanması meselesi ise sürüncemede kaldı. 2019’da Trablus’taki bir mahkeme de zaman aşımı dolayısıyla davayı kapattı.
“Libya çok kısa süre içinde toparlanacaktır”
Abdülcelil, Libya'daki mevcut duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Bugün, parti çıkarlarını ülke çıkarlarının önüne koyan siyasilere ve fırsat düşkünü ideologlara rağmen Libya’nın çok kısa zaman içinde toparlanacağına ve eşi görülmemiş bir refah düzeyini yakalayacağına olan inancım tamdır. Libya bölgede ve Akdeniz ülkeleri arasında öne çıkacaktır.”
Mustafa Abdülcelil, başkanı olduğu Ulusal Geçiş Konseyi’ndeki görevini kötüye kullandığı suçlamalarına da yanıt verdi:
“Konsey zor zamanlarda görevini başarıyla yerine getirmiştir. 1964 yılından beri ilk defa seçimle başa gelen siyasilere erki teslim ettik. Konsey üyeleri 18 ay boyunca ne bir maaş aldı ne de kendi çıkarlarına yönelik bir kazanım elde etti. Dışarıdan, yani Avrupa’dan gelen muhaliflere karşı iyi niyetli davrandık. Sorumluluklarımızı yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Bu süreçte ayrıca aşırılık yanlısı akımlar, ordu yetkilileri ve yargı mensuplarına yönelik suikastlar düzenlendi. İlk başta General Abdülfettah Yunus’u öldürdüler, sonra 50’ye yakın subay suikastlarda öldü. Ardından başsavcı ve altı yargı mensubu ve 10’dan fazla gazeteci suikasta uğradı. Tüm bunlarda bizim dahlimiz yoktur.”
Açıklamalarında Libya Ulusal Ordusu’nun Trablus operasyonunu olumlu bir adım olarak gördüğünü belirten Abdülcelil ayrıca Trablus’taki hükümetin bölgenin zenginliklerine el koymasının kabul edilemeyeceğini vurguladı. 

 


BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.