Çin'de Müslümanların yanı sıra Hristiyanlara da baskı: Ölüler inançlarına göre defnedilemiyor

 Pixabay
Pixabay
TT

Çin'de Müslümanların yanı sıra Hristiyanlara da baskı: Ölüler inançlarına göre defnedilemiyor

 Pixabay
Pixabay

Sincan Özerk Bölgesi’nde Müslüman Uygurlara uygulandığı belirtilen sert önlemler, her adımı takip eden gözetleme sistemleri, dini yasaklar ve 1 milyondan fazla kişinin “toplama kamplarına” kapatıldığı haberleriyle gündeme gelen Çin’de Hristiyan nüfusun da baskılara maruz kaldığı belirtiliyor.
Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetiminin Hıristiyan yurttaşlara yönelik baskısının Devlet Başkanı Şi Cinping’in göreve gelmesinin ardından yoğunlaştığı iddia edilirken, alınan önlemler arasında “ev kiliselerinin” kapatılması, cenaze törenlerinin yasaklanması, pazar okullarının yasa dışı sayılması ve bazı din adamlarının tutuklanması gibi uygulamalar sayılıyor.
Çin’de dini özgürlükler üzerine araştırma yapan Bitter Winter adlı kuruluşun sitesinde yer alan bilgilere Şi’nin 2013’te göreve gelmesinden bu yana kendisine ait portreler ve sözleri ibadethaneleri, hatta Hristiyan cemaatin evlerindeki duvarları süslemeye başladı.
Kuruluş 8 Şubat’ta paylaştığı haberde, Hristiyanların dini sembolleri kaldırıp onların yerine Şi Cinping’in ya da Mao Zedong’un portrelerini koymamaları halinde devlet yardımlarının kesilmesiyle tehdit edildiğini öne sürdü.
Güvenlik güçleri, İsa’yı tasvir eden resimleri indirip Şi’ninkini asıyor
Jiangxi Ciangşi eyaletinin Fenyi bölgesinde yerel yetkililerin dini toplantı yapılmadığı ve İncil okunmadığından emin olmak için 2019’da Hıristiyan bir kadının evini defalarca ziyaret ettiği, bu tür eylemlerin gerçekleşmesi durumunda asgari geçim indirimini geri çekmekle tehdit ettiği ve evdeki dini tasvirleri kaldırıp yerine Şi Cinping’in portresini astırdığı iddia edildi.
Hristiyanların karşılaştığı belirtilen zorluklar arasında cenaze törenlerine getirilen yasakların da olduğu konuşuluyor. Sincan’da Müslümanlara İslami merasim düzenlenmeleri yasaklanırken, ülkedeki Hıristiyanlara da defin töreni sırasında dini usullerden uzak durmalarının emredildiği kaydediliyor.

Bir tabutun üzerinden sökülen haçtan geriye kalan iz (Bitter Winter)​
“Amaç halkı kötü cenaze törenlerinden kurtarmak”
Zhejiang Şeciang eyaletinde yer alan Wenzhou’ya bağlı Pingyang ilçesinde 1 Aralık 2019’da hükümetin kabul ettiği “Merkezi Cenaze Töreni Düzenlemeleri” ile halkın “kötü cenaze töreni geleneklerinden kurtulması ve onun yerine bilimsel, medeni ve tasarruflu törenler yapmasının” amaçlandığı ifade ediliyor.
Bitter Winter’ın 24 Ocak’ta yer verdiği habere göre getirilen düzenlemelerden biri, “din görevlilerinin cenaze törenlerine katılmasını yasaklıyor” ve “sayıları 10’u aşmayacak şekilde, ölen kişinin yakınlarının alçak sesle dini metinleri okumalarına ya da ilahi söylemelerine” müsaade ediyor.
19. yüzyılda misyonerlerin gelişi sonrası Hıristiyan sayısının hızla artarak bugün 1 milyonu aştığı Wenzhou, “Çin’in Kudüs’ü” olarak adlandırılıyor. Bu bölgede yaşayan bazı kişiler, yakın zamana kadar yerel yetkililerle ilişkilerinin iyi olduğunu ancak Şi’nin ÇKP Genel Sekreteri olarak göreve başlamasından hemen sonra 2014’te hükümetin “yasadışı” kiliseleri yıkma ve içindeki haçları kaldırma kampanyasıyla birlikte Hristiyan toplumda hoşnutsuzluğun arttığını ve halkın yetkililere güveninin azaldığını söylüyor.
Seküler merasim yapmadan defnedemiyorlar
Wenzhou’daki cenaze törenlerinde yaşanan kısıtlamaların ülkede farklı yerlerde de halkın önüne konduğu belirtiliyor.
Henan eyaletine bağlı bir köyden Bitter Winter’a konuşan bir kişi, hükümetin geçen yıl nisan ayında tüm dini cenaze törenlerinin yasaklandığını duyurduğunu söyledi.
Köy sakininin anlattıklarına göre o günden kısa süre sonra devreye giren düzenlemeyle, din görevlilerinin “yurttaşların düğün, cenaze ya da diğer merasimlerine müdahale için dini kullanmayı bırakmaları şartı" getirildi.
Son günlerde adı koronavirüs salgınıyla anılan Hubei eyaletinin Vuhan kentinde geçen yıl ekim ayında yaşanan olaydaysa, yaşamını yitiren bir kişinin yakınları ve arkadaşları cenaze törenine hazırlanırken birilerinin aileyi yetkililere ihbar etmesi sonrası polis baskın düzenledi. Ölen annesi için dua eden kadın tutuklanırken, defin işlemininse iki gün sonra, Hristiyan gelenekleri yerine getirilmeden gerçekleştirilebildiği ileri sürüldü.
Henan’ın Yuzghou şehrinden başka bir kişi de “Babam öldüğünde köy yetkilileri seküler tören düzenlemezsek bizi tutuklamakla tehdit etti. Karşı çıkmaya cesaret edemedik. Babam inançlı biriydi. Öldükten sonra bile zulüm gördü” dedi.
Kasım 2018’de yine Henan eyaletinde yaşanan bir diğer olayda, Suiping ilçesinde bir adam için cenaze merasimi yapılırken hükümet yetkilileri baskın düzenledi. İddialara göre “kilise dışında her türlü dini aktivitenin yasak olduğunu” belirten yetkililer, aileye manevi şarkılar söylemek istiyorlarsa “kiliseye gitmelerini ve ulusal marş okumalarını” söyledi.

Bir Hıristiyanın evine asılan Şi fotoğrafı ve ÇKP liderleri tablosu (Bitter Winter)​
Törenlere baskın yapılıyor, haçlar kaldırılıyor
Diğer taraftan 2018’de Henan’da yerel hükümetin kabul ettiği düzenlemeyle, “ziyaret grupları, korolar, orkestralar ve diğer grupların ibadethane dışında özel olarak dini etkinlik düzenlemesinin” yasaklandığı belirtildi. Hükümetinse getirilen bu şartları daha çok Hıristiyan düğünlerine ve cenaze merasimlerine izinsiz girmek ya da bu tür etkinlikleri dağıtmak için bahane olarak kullandığı öne sürüldü.
Henan’ın Shangqiu kentindeki Three-Self Kilisesi’nden yaşlı bir kişi, “Hükümet dini cenaze törenlerini yasaklıyor ve kilise korolarının ya da orkestraların bu törenlere katılmasına izin vermiyor. Papazlar, Hıristiyanların evine ancak aceleyle ve gizlice girebiliyor. Durum çok vahim ve inançlı bazı kişiler, ölenlere mezarlığa kadar eşlik bile edemiyor” diye konuştu.
Bir başka olayda Fangchengşeng ilçesinde hükümet yetkilileri, Nisan 2018’de cenaze töreni sırasında orada bulunan kişilere ve koroya alanı terk etmelerini emrederken, haçları ve diğer dini simgeleri kaldırmamaları halinde tutuklanacaklarını söyledi. Ölen kişinin yakınları dışında herkes töreni terk etti, tüm haçlar kaldırıldı. Geçen yıl haziran ayındaysa Henan’ın Luoyang kentinde yetkililer tabutu saran örtüdeki haç işaretini söktürdü.
“Hıristiyanlığı ‘Çinlileştirme’ kampanyası”
Öte yandan dini sembollerin kaldırılması uygulamasıyla, kiliselerin dışında Hristiyanların ibadet alanlarında da karşılaşıldığı ileri sürülüyor.
Çin’in tanınmış “gizli kiliselerinden” birinin papazı olan Wangyi Yi ile eşi Jiang Rong, Ocak 2019’da tutukladı.
Wang’ın başında olduğu ve ÇKP tarafından kabul edilmeyen Early Rain Covenant Kilisesi, Aralık 2018’de kapatıldı, 100’den fazla kişi de tutuklandı.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre, Papaz Wang “hükümeti devirmeye teşvik ve yasa dışı iş yapmak” suçlamasıyla 9 yıl hapis cezasına çarptırılırken, iddialara göre kapatılan kilise de ticari kuruluşlara kiraya verildi.
O dönem Batı medyasında geniş yer bulan Wang’ın tutuklanması Çin’deki Hristiyan nüfusun durumunu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis tarafından dinamitle havaya uçurulduğu iddia edilen bir kilise (AP)
Bazı uzmanlar Pekin yönetiminin Hıristiyan sayısındaki artış ve onların Batı’yla muhtemel bağlantılarından kaynaklanan rahatsızlığında hedefin “Hıristiyanlığı yok etmek” değil “dize getirmek” olduğunu iddia etti.
Duke Üniversitesi’nden profesör Lian XŞi, meseleyi Guardian gazetesine değerlendirirken, “Hükümet Hristiyanlığı partinin emrinde tamamen yerli bir dine dönüştürmek için Hıristiyanlığı ‘Çinlileştirme’ kampanyası yürütüyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan 2018 boyunca yerel hükümetlerin devletin onay verdiği kilise ağı dışında kalan yüzlerce ibadet mekanını ve “ev kiliselerini” kapattığı da ileri sürüldü.
Kasım 2018’de 500 ev kilisesi liderinin ortak açıklamasında, yetkililerin binalardan haçları çıkardığı, kiliselere Çin bayrağı asma ve yurtsever şarkılar söyleme zorunluluğu getirildiği ve 18 yaş altı kişilerin kilise törenlerine girişinin yasaklandığı belirtildi.
2030’da dünyanın en çok Hıristiyan nüfusu bu ülkede olacak
Purdue Üniversitesi’nden sosyolog profesör Fenggang Yang, 2 Ocak’ta Time dergisine yaptığı açıklamada, Çin anakarasında 2020 itibarıyla 116 milyon Protestan Hristiyan olduğunu belirtirken, “2030’a gelindiğinde Çin’de muhtemelen dünyanın diğer ülkelerinden daha çok Hristiyan yaşıyor olacak” tahminini yaptı.
Hong Kong Çin Üniversitesi’nde misafir profesör Willy Lam ise üye sayısı tahminen 90 milyonu bulan Çin Komünist Partisi’nin ve hükümet liderlerinin bu durumdan kaygı duyduğunu kaydetti.
Çin’de gizli kiliselerin “süratle yayıldığını” ifade eden Lam, “Çin hükümeti, aralarında az eğitimli insanların da olduğu daha fazla kişinin resmi milliyetçilik ve yurtseverliğe değil de manevi ihtiyaçları için kiliseye yönelmesinden korkuyor” dedi.
Çin: Batı, Hıristiyanlığı topluma sızmak ve yönetimi devirmek için kullanıyor
Eleştirilerin hedefindeki Çinli yetkililerse “Batı’nın Hristiyanlığı iktidarı devirmek için kullandığını” öne sürüyor.
Çin’deki Protestan Kiliseleri Three-Self Yurtsever Hareketi Ulusal Komitesi Başkanı Xu Xiaohong, Mart 2019’da yaptığı açıklamada, Batılı güçlerin “Hristiyanlığı Çin toplumuna nüfuz etmek” ve hatta hükümeti “devirmek” için kullanmaya çalıştığını iddia etti.
Başında olduğu hareketin adının “Batı” değil “Çin”le bittiğini belirten Xu, “Hristiyanlık bayrağı altında ulusal güvenliğin altını oyma faaliyetlerine iştirak eden yüz kararlarını adalete teslim etmek için ülkemizi destekliyoruz” dedi.
Xu, “Çin Hristiyanlığı, yalnızca mütemadiyen Çin kültürünün iyi geleneklerine yaklaşarak Çin kültürünün verimli toprağında kök salabilir ve bizzat Çinlilerin kabul edeceği bir din olabilir” diye ekledi.

Henan eyaletinde yerle bir edilen ev kilisesinden geriye kalanlar (AP)
Çin’de resmi kayıt altında olmayan gizli kiliseler, Hristiyan ailelerin evlerinde toplanılmasından ötürü genelde “ev kilisesi” olarak adlandırılıyor.
2018’de “resmi izin dışı” din eğitimini yasaklamanın yanı sıra dini grupların online tüm aktivitelerini bildirmesini şart koşan yeni düzenlemelerin devreye girmesinin ardından bu tür yerlerin gittikçe daha çok baskı gördüğü ileri sürülüyor.
New York Post’un (NYP) haberine göre, Çin’de 1 Şubat 2020 itibarıyla tüm biçimlerde dini etkinlikleri yasaklamaya dair yeni kısıtlamaların uygulamaya geçtiği kaydedilirken, 41 maddeli “Dini Grupları Denetim Önlemlerinin”, ayin ve ritüellerin düzenlenmesinden liderlerin seçimine ve yıllık toplantılara, personelin işe alınmasına ve fonların ele alınmasına kadar birçok hususu ele aldığı belirtiliyor.
Resmi olarak “ateist” Çin Halk Cumhuriyeti’nin anayasasında yurttaşlara “uygun tüm dini aktiviteler” için “dini inanç özgürlüğünün” garanti edildiği kaydediliyor.
Çin devleti resmi olarak 5 dini inancı tanıyor: Budizm, Taoizm, İslam, Katoliklik ve Protestanlık. 
Early Rain Covenant Kilisesi ve Falun Gong’un da aralarında bulunduğu birçok grupsa Çin’de “şer tarikatlar” olarak kabul edilip yasağa tabi tutuluyor.
Ülkedeki Hristiyanların çoğunluğunu Protestanlar oluştururken, “gizli” Katolik kilisesi mensubu papazlar ve rahiplerinse ÇKP üyeleri tarafından özenle seçildiği iddia ediliyor.
NYP’nin haberine göre, Çin’in kadim inanışlarından Taoizm mensuplarının da Şi sonrası artan baskı ortamından kaçtığı, bin yılı aşkın süredir ayakta duran tapınakların Çin Din İşleri yetkililerinin talimatları sonucu kapatıldığı ve heykellerin paramparça edildiği belirtiliyor.
Diğer taraftan Çin’in kendi toprak parçası olduğunu iddia etiği Tibet’te dini özgürlüklere müdahale ettiği iddiaları sıkça gündeme geliyor.

 


İran'ın uyuyan hücrelerle ABD hedeflerine saldırı planladığı uyarısı

Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)
Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)
TT

İran'ın uyuyan hücrelerle ABD hedeflerine saldırı planladığı uyarısı

Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)
Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)

ABD’li ve Batılı yetkililer tarafından yapılan uyarılar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'a karşı büyük çaplı askeri saldırılar başlatmaya karar vermesi halinde İran'ın, vekillerine Avrupa ve Ortadoğu'daki ABD hedeflerine misilleme saldırıları düzenlemeleri talimatını verebileceğine dair giderek endişe verici sinyaller veriyor.

New York Times (NYT) gazetesi tarafından yayınlanan bir rapora göre istihbarat kurumları, radikal unsurlar arasındaki elektronik iletişimin dinlenmesini ifade eden ve olası saldırılar için bir planlama ve koordinasyon olduğunu gösteren ‘sohbet’ olarak bilinen faaliyetlerde artış olduğunu gözlemledi, ancak şimdiye kadar herhangi bir somut plan tespit edilmedi.

Hibrit tepkiler

Olası senaryolar arasında Yemen'deki Husilere Kızıldeniz'de Batılı ülkelerin gemilerini hedef almaya devam etmeleri talimatı verilmesi, Hizbullah’ın Avrupa'daki uyuyan hücrelerinin harekete geçirilmesi ve El Kaide veya ona bağlı örgütlerin ABD üslerine ve büyükelçiliklerine saldırı düzenlemesi yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre New York'taki Soufan Araştırma Merkezi (TSC) İcra Direktörü Colin P. Clarke, İran'ın, vekilleri aracılığıyla terörist saldırılar düzenleyerek ABD'nin askeri harekatının maliyetini artırabileceğini söyledi.

NYT’nin haberine göre Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, ister askeri tesislere yönelik sınırlı saldırılar olsun, ister İran rejimini devirmeye yönelik daha geniş çaplı bir çaba olsun, Tahran'ı herhangi bir saldırıyı varoluşsal bir tehdit olarak görmeye itebilir ve bu da 2020 yılı başlarında Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla Tahran'ın yanıtının kapsamını genişletebilir.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Ortadoğu'da konuşlu 30 ila 40 bin ABD askerini korumak için bölgeye Patriot bataryaları ve diğer hava savunma sistemleri takviyesinde bulundu. Ancak güvenlik yetkilileri, olası saldırıların büyükelçilikler veya ekonomik çıkarlar gibi daha az korunan yerleri hedef alabileceğine inanıyor. Bununla birlikte üst düzey Batılı bir yetkili, İran'ın terörist operasyonlar veya dolaylı saldırılar da dahil olmak üzere karma tepkilere başvurabileceği konusunda uyardı. ABD, Avrupa ve Ortadoğu'daki istihbarat kurumlarının tehdit raporlarını sürekli olarak gözden geçirdiğini açıkladı.

Bölgesel savaş

ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Jack Reed, İran'a yönelik herhangi bir askeri saldırının daha geniş çaplı bir bölgesel savaşı tetikleyebileceği, Ortadoğu'da konuşlu ABD askerlerini tehlikeye atabileceği ve küresel piyasaları istikrarsızlaştırabileceği uyarısında bulundu.

Reed, Başkan Trump'tan olası bir askeri harekatın hedeflerini netleştirmesi, risklerini ve maliyetlerini açıklaması ve net sonuca ulaşacak açık bir strateji sunmasını istedi.

Haberde, 2025 yılında Hamas'tan Hizbullah'a ve Husilere kadar İran'ın bazı bölgesel müttefiklerinin kapasitelerinde bir düşüş olduğu belirtilse de bu örgütlerin geri kalanı, özellikle Irak ve Yemen'de ABD'nin çıkarları için hala ciddi tehdit oluşturuyor.

Bu endişeler, El Kaide'nin Avrupa'da varlığını yeniden kazanmak için büyük bir saldırı düzenlemeye çalıştığına dair haberlerle örtüşüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) şubat ayında yaptığı bir değerlendirmede, El Kaide’nin yurtdışı eylemler düzenleme hedefinin ‘hala yüksek olduğu ve artıyor olabileceği’ belirtildi.

BMGK’nın raporuna göre İran'dan El Kaide'yi yönettiği düşünülen Seyful Adil, Irak, Suriye, Libya ve Avrupa'daki hücreleri yeniden faaliyete geçirme emri verdi. Bu da örgütün yurtdışında eylemlerde bulunma niyetinin uzun vadeli olduğunu gösteriyor.

NYT’nin haberi, İran'ın vekilleri aracılığıyla geleneksel olmayan yöntemlere başvurma olasılığının, Washington'ın sınırlı saldırılardan Ortadoğu'nun ötesine yayılabilecek daha geniş çaplı çatışmaya kadar çeşitli senaryolara hazırlandığı bir dönemde, ABD'nin askeri olarak gerilimi artırma kararını zorlaştırdığı sonucuna varıyor.


Çin’in hipersonik seyir füzeleri İran deniz kuvvetleri cephaneliğine giriyor

İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
TT

Çin’in hipersonik seyir füzeleri İran deniz kuvvetleri cephaneliğine giriyor

İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)

Tahran, Çin’den hipersonik gemisavar seyir füzeleri satın almak üzere bir anlaşmaya yaklaşırken, ABD bölgesel sulara bir savaş gücü konuşlandırdı. Söz konusu füzelerin alınması, İran topraklarının derinliklerine yönelik olası saldırılara karşı bir önlem olarak değerlendiriliyor.

Reuters’ın müzakereler hakkında bilgi sahibi altı kaynağa dayandırdığı habere göre, Çin yapımı CM-302 tipi füzelerin alımına yönelik anlaşma neredeyse tamamlanmış durumda; ancak teslimat tarihi konusunda henüz bir uzlaşı sağlanmış değil. Hipersonik füzelerin menzili yaklaşık 290 kilometre olup, düşük irtifada yüksek hızla uçacak şekilde tasarlanarak deniz savunma sistemlerinden kaçınabiliyor.

Silahlanma uzmanları, bu füzelerin konuşlandırılmasının İran’ın vurucu kabiliyetlerini önemli ölçüde artıracağını ve bölgedeki ABD donanması için ciddi bir tehdit oluşturacağını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, iki yıl önce başlayan Çin’den füze sistemleri alımına yönelik müzakereler, haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından önemli ölçüde hız kazandı.

Müzakereler geçen yaz nihai aşamalara girerken, İran’ın üst düzey askerî ve hükümet yetkilileri Çin’e seyahat etti. Bu isimler arasında İran Savunma Bakan Yardımcısı Mesud Ourai de bulunuyor. İki güvenlik yetkilisine göre, Ourai’nin ziyareti daha önce kamuoyuna açıklanmamıştı.

İsrail istihbaratında eski bir subay ve halihazırda İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) bünyesinde İran uzmanı olan Danny Citrinowicz, “İran’ın bölgedeki gemilere hipersonik saldırı kapasitesine sahip olması, köklü bir değişiklik anlamına gelir. Bu füzelerin engellenmesi son derece zor” değerlendirmesinde bulundu.

Reuters’ın raporunda, anlaşma kapsamında kaç füzenin olduğu, İran’ın ödemeyi kabul ettiği miktar ve Çin’in bölgedeki artan gerilimler karşısında anlaşmayı ilerletip ilerletmeyeceği belirtilmedi.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran’ın müttefikleriyle askeri ve güvenlik anlaşmaları var; şimdi bu anlaşmalardan yararlanmanın zamanı” dedi.

Çin’in Savunma ve Dışişleri bakanlıkları, Reuters’ın yorum talebini reddetti. Beyaz Saray ise ajansın İran-Çin füze sistemi müzakerelerine dair sorusunu doğrudan yanıtlamadı.

dvbth
Geçtiğimiz hafta Umman Denizi’nde düzenlenen ortak deniz tatbikatları sırasında bir Rus savaş gemisi (EPA)

Beyaz Saray’dan bir yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile mevcut gerilime atıfta bulunarak, “Ya bir anlaşmaya varırız ya da bir önceki seferde yaptığımız gibi çok sert adımlar atmak zorunda kalırız” şeklinde net bir tutum sergilediğini belirtti.

Bu füzeler, Çin’in İran’a sevk edebileceği en yeni askerî teçhizat arasında yer alıyor ve ilk olarak 2006’da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından uygulanan silah ambargosunu zorluyor. Ambargo, 2015’te ABD ve müttefikleriyle yapılan nükleer anlaşma kapsamında askıya alınmış, ancak geçtiğimiz eylül ayında tekrar yürürlüğe konmuştu.

Amerikan kalabalığı

İran ile Çin arasındaki anlaşma, bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde Çin ile İran arasındaki askerî ilişkilerin derinleştiğini doğrulayacak ve ABD’nin İran’ın füze programını kontrol altına alma ve nükleer faaliyetlerini sınırlama çabalarını zorlaştıracak. Aynı zamanda söz konusu anlaşma Çin’in, uzun yıllar ABD askerî hakimiyetinde kalan bölgede varlığını artırma isteğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Çin, İran ve Rusya, her yıl ortak deniz tatbikatları düzenliyor. Geçen yıl ABD Hazine Bakanlığı, bazı Çinli kuruluşlara, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) balistik füze programında kullanılmak üzere kimyasal öncül maddeler sağladıkları gerekçesiyle yaptırım uyguladı. Çin ise bu suçlamaları reddederek, söz konusu yaptırım kapsamındaki durumdan haberdar olmadığını ve çift kullanımlı ürünler için ihracat kontrollerini sıkı bir şekilde uyguladığını belirtti.

Geçtiğimiz eylül ayında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı askeri bir geçit töreninde ağırlayan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “Çin, İran’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal onurunu korumasını destekliyor” ifadesini kullandı.

Çin, 18 Ekim’de Rusya ve İran ile ortak bir mesaj yayımlayarak, yaptırımların yeniden uygulanmasının yanlış bir karar olduğunu ifade etti.

İran hükümeti tarafından füze müzakereleri hakkında bilgilendirilen bir yetkili, “İran artık ABD’ye karşı, Rusya ve Çin ile bir karşı karşıya gelme alanı haline geldi” değerlendirmesinde bulundu.

rgbgrb
USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit Adası’ndaki Souda Körfezi’ne ulaştı. (Reuters)

Bu anlaşma, ABD’nin İran’a yakın mesafede deniz filosu topladığı bir dönemde gündeme geliyor. Bu filo, USS Abraham Lincoln ve savaş grubu ile USS Gerald R. Ford ve eskort gemilerinden oluşuyor. İki uçak gemisi birlikte beş binden fazla personel ve 150’den fazla uçak taşıyabilir.

İsrailli araştırmacı Danny Citrinowicz, “Çin, İran’da Batı yanlısı bir rejim görmek istemiyor; çünkü bu kendi çıkarlarına tehdit oluşturur. Çin, mevcut rejimin sürmesini umuyor” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, 19 Şubat’ta İran’a nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varması için on gün süre tanıdığını, aksi halde askerî operasyon yapılacağını açıklamıştı.

ABD, Trump’ın saldırı emri vermesi durumunda, haftalar sürebilecek sürekli askerî operasyonlar ihtimaline hazırlanıyor.

Tükenmiş cephanelik

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde (SIPRI) kıdemli araştırmacı olan Peter Wallensteen, ‘CM-302 füzelerinin satın alınmasının, geçen yılki savaşla büyük ölçüde yıpranmış İran cephaneliğinde önemli bir iyileşme sağlayacağını’ belirtti.

Devlete ait Çin Havacılık, Uzay Bilimi ve Sanayi Şirketi (CASIC), CM-302 füzesini, dünyanın en iyi gemisavar füzesi olarak tanıtıyor; füzenin bir uçak gemisini veya destroyeri batırma kapasitesine sahip olduğunu iddia ediyor. Silah sistemi, gemilere, uçaklara veya kara hareketli araçlarına monte edilebiliyor ve kara hedeflerini de vurabiliyor. Şirket, yorum talebine yanıt vermedi.

Altı kaynak, İran’ın ayrıca Çin’den taşınabilir kara-hava füze sistemleri, balistik füze karşıtı silahlar ve uydu karşıtı silahlar satın almak için de görüşmeler yürüttüğünü aktardı.

Çin, 1980’lerde İran’a silah tedarikinde başlıca bir kaynak olmuş, ancak 1990’ların sonlarında uluslararası baskılar nedeniyle geniş çaplı silah sevkiyatları azalmıştı. Son yıllarda ise ABD yetkilileri, bazı Çinli şirketleri İran’a füze ile ilişkili malzeme sağlamakla suçladı; ancak Çin’in tamamen füze sistemleri sağladığını kamuoyuna açıkça iddia etmediler.


Dünyayı sarsan savaş: Ukrayna ve Rusya

Görsel: Pete Reynolds
Görsel: Pete Reynolds
TT

Dünyayı sarsan savaş: Ukrayna ve Rusya

Görsel: Pete Reynolds
Görsel: Pete Reynolds

Christopher Phillips

Rusya'nın 2022 yılının şubat ayında Ukrayna'yı topyekûn savaş ilan etmesinden dört yıl sonra, savaşın derin bir etki yarattığı aşikâr. Bu etkilerin en ağır yükünü Ukrayna'nın üstlendiği de şüphesiz. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin tahminlerine göre savaş boyunca 100 bin ila 140 bin Ukrayna askeri öldü, 500 bini yaralandı. Birleşmiş Milletler (BM), savaş sırasında yaklaşık 15 bin sivilin öldüğünü teyit etse de tahminlere göre gerçek sayı çok daha yüksek. Bunun yanında Ukrayna'nın doğusundaki geniş alanlar Rusya'nın işgali altındaki Kırım Yarımadası'na ilhak edildi, savaşın yıkımından kaçan mülteciler akın etti, şehirler bombalandı ve sistematik olarak yıkıldı. Rusya da özellikle askerleri arasında ağır kayıplar verdi. Tahminlere göre toplam 1,2 milyon kayıp içinde yaklaşık 325 bin Rus askeri öldürüldü. Aynı zamanda, Batı'nın yaptırımları, zorunlu askerlik kampanyaları ve artan siyasi baskı, Ukrayna'yı giderek bir savaş ekonomisi ve toplumuna dönüştürdü. Ancak bu savaş, sadece iki tarafla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda jeopolitiğin temellerini sarsarak, öncekinden radikal bir şekilde farklı olan yeni bir dünya düzeninin ortaya çıkmasına katkıda bulundu.

Çok kutuplu sistemin teyidi

Mevcut çok kutuplu sistemi yaratan, Rusya'nın Ukrayna'yı topyekun işgali ve ardından gelen gelişmeler değildi. Tüm bunlar sadece bu sistemin ortaya çıkışını teyit etti. Bu bakımdan, 1991 Körfez Savaşı ile karşılaştırılabilir. 1980'lerin sonlarında, yapısal bir değişim Soğuk Savaş dönemine hakim olan iki kutuplu sistemi fiilen sona erdirdi, ancak ABD liderliğindeki yeni tek kutuplu dünya düzeni ancak Saddam Hüseyin'in Kuveyt'ten kovulmasından sonra şekillendi. Bu tek kutuplu sistem, iki kutuplu sistemin ani çöküşünden daha yavaş bir hızla çöktü. Washington'ın terörle savaşındaki başarısızlıkları, 2008 küresel finans krizi ve Çin'in yükselişi, ABD'nin uluslararası sahnedeki hegemonyasının kademeli olarak azalmasına katkıda bulundu. 2020’lerin başında, başta Ortadoğu olmak üzere birçok alanda ABD'nin belirgin bir şekilde gerilediği görüldü. Rusya, Çin ve diğer bölgesel güçler ise ABD'nin gündemine giderek daha fazla meydan okudu. Ancak ‘Bu değişimler küresel düzeni nasıl yeniden şekillendirecekti?’ sorusu halen cevap bekliyordu.

Orta güçlerin, Washington ile ittifak halinde kalmalarına rağmen, ulusal çıkarlarıyla çeliştiği durumlarda artık ABD politikasını takip etmek zorunda olmadıklarını düşündükleri açıkça ortaya çıktı.

Ancak 2022 yılında Rusya'nın işgali bu sorunun cevabını açıkça ortaya koydu. O dönemde Joe Biden liderliğindeki Washington, George H.W. Bush'un Kuveyt'in işgalinden sonra yaptığı gibi, dünyayı Moskova'nın saldırganlığını kınamaya çağırmaya çalışırken, dünya değişmişti. Sadece Japonya ve Güney Kore dahil olmak üzere ABD'nin Batılı müttefikleri Biden'a katılarak Rusya'ya yaptırım uyguladı. Çin, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Küresel Güney ülkeleri katılmayı reddetti. Ortadoğu da aynı yolu izledi. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi önemli ABD müttefikleri bile tutumlarından geri adım attı; son ikisi, Avrupalıların Rus gazı arzındaki kaybını telafi etmek için petrol üretimini artırma yönündeki Biden'ın talebini reddetti. Bu orta güçlerin, Washington ile ittifak halinde kalmalarına rağmen, ulusal çıkarlarıyla çeliştiği durumlarda artık ABD politikasını takip etmek zorunda olmadıklarını düşündükleri açıkça ortaya çıktı.

Avrupa kurumları, savaş başlamadan sadece birkaç yıl önce öngörülemeyen şekillerde uyum sağladı.

Rusya ve Ukrayna dışında, işgalin en önemli etkisi Avrupa'da hissedildi. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, Avrupa ülkeleri güvenlik tehditlerinin azaldığına inanarak yüksek savunma harcamalarını azaltmalarını sağlayan ‘barış getirisinden’ yararlandılar. Ancak, 2008 yılında Gürcistan'ın işgali, Kırım'ın ilhakı ve 2014-2015'te Donbas'ın işgali sonrasında Rusya'nın 2022'deki topyekun işgali, Avrupalı liderleri rahatlıklarından uyandırdı ve Baltık ülkeleri, Polonya ve Doğu Avrupa'daki diğer ülkelerin sıradaki hedefler olacağına dair korkularını körükledi. Avrupa'nın Washington ile koordineli olarak verdiği ilk tepki, Kiev'e askeri ve ekonomik destek sağlamak ve Moskova'ya yaptırımlar uygulamak olsa da daha derin bir değişim zihniyetin kendisinde yaşandı. Savunma harcamaları, 2021'de Avrupa Birliği genelinde yaklaşık 218 milyar eurodan 2025'te yaklaşık 381 milyar euroya sıçradı. 2014 yılında, sadece üç NATO üyesi, ittifakın gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 2'sini savunma harcamalarına ayırma hedefini gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bugün, NATO üyesi 32 ülkenin tamamı bu hedefi karşılıyor ve Rusya'nın genişlemesinden en çok korkan ülkeler olan Polonya, Baltık ülkeleri ve Norveç, savunma harcamaları açısından ABD'li muadillerini geride bırakıyor.

Bu değişimle birlikte Avrupa kurumları da birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek şekilde uyum sağladı. Öncelikle siyasi ve ekonomik örgüt olan Avrupa Birliği (AB), kıtayı savunmada kilit bir rol üstlenerek, üye ülkelerin yeniden silahlanmasını desteklemek için Avrupa Barış Fonu gibi mekanizmaların kapsamını genişletti. Bunun yanında Rusya'nın tehditlerinden korkan Finlandiya ve İsveç, tarihi tarafsızlık politikalarını terk ederek sırasıyla 2023 ve 2024 yıllarında NATO'ya katıldılar.

dfvrgth
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Kiev'de Devlet Günü'nü kutlayan tören sırasında Ukrayna Savunma Şehitleri Anıt Duvarı'na çelenk bıraktı, 15 Temmuz 2025 (AFP)

Ancak Avrupa’daki bu dayanışma, Batı ittifakının genel gücünü tam olarak yansıtmıyordu. Viktor Orban liderliğindeki Macaristan, sınırlı ağırlığına rağmen, Moskova'ya sempati duyduğunu ifade ederek ve Avrupa'nın Rusya’ya misilleme paketini geciktirmeye ve azaltmaya çalışarak, AB’nin ortak çabalarını defalarca kez engelledi. NATO üyesi Türkiye, çatışmada tarafsızlığını koruyarak hem Kiev hem de Moskova ile yakın ticari ilişkilerini sürdürdü ve hatta İsveç ve Finlandiya'nın Kürt ayrılıkçılara destek verdikleri gerekçesiyle ittifaka katılımlarını engelledi.

Önemli bir gelişme olarak, Donald Trump'ın yeniden başkan olarak seçilmesi ABD'nin tutumunu yeniden şekillendirdi ve “Amerika'yı Yeniden Büyük Yap” (Make America Great Again/MAGA) hareketi, Ukrayna ve Avrupa'yı desteklemenin yararını ve hatta gerekliliğini geniş çapta sorguladı. Burada sorulacak soru şu: ABD, bu yaklaşımı resmi olarak benimseyecek mi? Washington, Kiev'e verdiği desteği kesecek mi, yoksa Moskova'nın lehine bir barış anlaşması imzalamaya zorlayacak mı? Ancak kesin olan ise savaşın popülist sağın retoriğinde merkezi bir konu haline geldiği ve bu durumun Batı ittifakının içeriden kırılganlığını artırdığı gerçeğidir.

Çin ve orta güçler faydalandı

Ancak, çatışmanın neden olduğu jeopolitik değişimlerin tümü kötü sonuçlar doğurmadı. Uluslararası sahnede, özellikle Küresel Güney ülkelerinde yeni faydalanıcılar ortaya çıktı. Bunların başında Çin geliyor. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin çöküşü, Moskova'nın ticaret ve stratejik emtia alanlarında Pekin'e olan bağımlılığını derinleştirerek, on yıl önce nispeten eşit olan ilişkilerini, açıkça Çin'in lehine olan bir ilişkiye dönüştürdü. Rusya'nın uluslararası izolasyonu, 2024 yılında Mısır, Etiyopya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) katılımıyla BRICS grubunun genişlemesine de destek sağladı. Bu genişleme, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi diğer güçlerin artan katılımıyla birlikte, bu orta güçlere, 2022'den önce bu tür fırsatların bulunmadığı uluslararası arenada çıkarlarını desteklemek ve manevra alanlarını genişletmek için ilave bir platform oluşturdu.

Rusya'nın Ukrayna'daki savaşla meşgul olması, küresel etkisini zayıflattı ve diğer güçlerin geleneksel olarak Moskova'nın hakimiyetinde olan bölgelerdeki boşluğu doldurmalarına olanak sağladı.

Aynı zamanda, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşla meşgul olması, küresel etkisini zayıflatırken diğer güçlerin geleneksel olarak Moskova'nın hakim olduğu alanlardaki boşluğu doldurmalarına kapı açtı. Bu, Rusya'nın değerli kaynaklarını ikinci kez Beşşar Esad'ı kurtarmak için harcayamadığı ve aslında harcamak istemediği Suriye'de açıkça görülüyor. Bu durum, Beşşar Esed rejiminin 2024 yılında düşüşüne yol açtı. Şam rejiminin düşüşüyle birlikte Rusya'nın etkisi keskin bir şekilde azaldı ve yerini Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın artan etkisi aldı. Benzer şekilde, Moskova'nın Libya ve Sudan'daki konumu da zayıfladı. Bu durum Kremlin'in Ukrayna dışındaki etkisinin azaldığını gösteriyor.

rfv
Donetsk bölgesindeki Druzhkivka yakınlarında gizli bir konumda Rus mevzilerine BM-21 Grad roketatarlarla ateş açan Ukraynalı askerler, 21 Ocak 2026 (AFP)

Rusya'nın küresel zayıflığının ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor. Trump yönetimi, tartışıldığı gibi Kiev ile Moskova arasında tatmin edici bir anlaşma sağlarsa, Rusya eski etkisinin bir kısmını hızla geri kazanabilir. Ancak savaş devam ederse, bu durum kaynakları ciddi şekilde tüketecek ve hatta Putin'in iç politikadaki konumunu tehdit edebilir.  Ancak savaşın yol açtığı diğer değişiklikler daha kalıcı görünüyor. Çok kutupluluk artık bir gerçeklik ve taraflar Ukrayna'da nominal bir barışa ulaşsalar bile, Avrupalı liderlerin yeniden silahlanma çabalarını durduracak kadar Rusya'ya güvenmeleri olası görünmüyor. Batı ittifakını bölen çatlaklar, Trump'ın ayrılmasıyla iyileşebilir. Ancak o zamana kadar Avrupalılar, çıkarlarını Washington'daki karar vericilerin keyfi kararlarına tekrar maruz bırakmayacaklardır. Kesin olan bir şey varsa, o da çatışmanın sonucu ne olursa olsun, küresel siyasetin manzarasını geri dönülmez bir şekilde değiştirdiği gerçeğidir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.