Çin'de Müslümanların yanı sıra Hristiyanlara da baskı: Ölüler inançlarına göre defnedilemiyor

 Pixabay
Pixabay
TT

Çin'de Müslümanların yanı sıra Hristiyanlara da baskı: Ölüler inançlarına göre defnedilemiyor

 Pixabay
Pixabay

Sincan Özerk Bölgesi’nde Müslüman Uygurlara uygulandığı belirtilen sert önlemler, her adımı takip eden gözetleme sistemleri, dini yasaklar ve 1 milyondan fazla kişinin “toplama kamplarına” kapatıldığı haberleriyle gündeme gelen Çin’de Hristiyan nüfusun da baskılara maruz kaldığı belirtiliyor.
Çin Komünist Partisi (ÇKP) yönetiminin Hıristiyan yurttaşlara yönelik baskısının Devlet Başkanı Şi Cinping’in göreve gelmesinin ardından yoğunlaştığı iddia edilirken, alınan önlemler arasında “ev kiliselerinin” kapatılması, cenaze törenlerinin yasaklanması, pazar okullarının yasa dışı sayılması ve bazı din adamlarının tutuklanması gibi uygulamalar sayılıyor.
Çin’de dini özgürlükler üzerine araştırma yapan Bitter Winter adlı kuruluşun sitesinde yer alan bilgilere Şi’nin 2013’te göreve gelmesinden bu yana kendisine ait portreler ve sözleri ibadethaneleri, hatta Hristiyan cemaatin evlerindeki duvarları süslemeye başladı.
Kuruluş 8 Şubat’ta paylaştığı haberde, Hristiyanların dini sembolleri kaldırıp onların yerine Şi Cinping’in ya da Mao Zedong’un portrelerini koymamaları halinde devlet yardımlarının kesilmesiyle tehdit edildiğini öne sürdü.
Güvenlik güçleri, İsa’yı tasvir eden resimleri indirip Şi’ninkini asıyor
Jiangxi Ciangşi eyaletinin Fenyi bölgesinde yerel yetkililerin dini toplantı yapılmadığı ve İncil okunmadığından emin olmak için 2019’da Hıristiyan bir kadının evini defalarca ziyaret ettiği, bu tür eylemlerin gerçekleşmesi durumunda asgari geçim indirimini geri çekmekle tehdit ettiği ve evdeki dini tasvirleri kaldırıp yerine Şi Cinping’in portresini astırdığı iddia edildi.
Hristiyanların karşılaştığı belirtilen zorluklar arasında cenaze törenlerine getirilen yasakların da olduğu konuşuluyor. Sincan’da Müslümanlara İslami merasim düzenlenmeleri yasaklanırken, ülkedeki Hıristiyanlara da defin töreni sırasında dini usullerden uzak durmalarının emredildiği kaydediliyor.

Bir tabutun üzerinden sökülen haçtan geriye kalan iz (Bitter Winter)​
“Amaç halkı kötü cenaze törenlerinden kurtarmak”
Zhejiang Şeciang eyaletinde yer alan Wenzhou’ya bağlı Pingyang ilçesinde 1 Aralık 2019’da hükümetin kabul ettiği “Merkezi Cenaze Töreni Düzenlemeleri” ile halkın “kötü cenaze töreni geleneklerinden kurtulması ve onun yerine bilimsel, medeni ve tasarruflu törenler yapmasının” amaçlandığı ifade ediliyor.
Bitter Winter’ın 24 Ocak’ta yer verdiği habere göre getirilen düzenlemelerden biri, “din görevlilerinin cenaze törenlerine katılmasını yasaklıyor” ve “sayıları 10’u aşmayacak şekilde, ölen kişinin yakınlarının alçak sesle dini metinleri okumalarına ya da ilahi söylemelerine” müsaade ediyor.
19. yüzyılda misyonerlerin gelişi sonrası Hıristiyan sayısının hızla artarak bugün 1 milyonu aştığı Wenzhou, “Çin’in Kudüs’ü” olarak adlandırılıyor. Bu bölgede yaşayan bazı kişiler, yakın zamana kadar yerel yetkililerle ilişkilerinin iyi olduğunu ancak Şi’nin ÇKP Genel Sekreteri olarak göreve başlamasından hemen sonra 2014’te hükümetin “yasadışı” kiliseleri yıkma ve içindeki haçları kaldırma kampanyasıyla birlikte Hristiyan toplumda hoşnutsuzluğun arttığını ve halkın yetkililere güveninin azaldığını söylüyor.
Seküler merasim yapmadan defnedemiyorlar
Wenzhou’daki cenaze törenlerinde yaşanan kısıtlamaların ülkede farklı yerlerde de halkın önüne konduğu belirtiliyor.
Henan eyaletine bağlı bir köyden Bitter Winter’a konuşan bir kişi, hükümetin geçen yıl nisan ayında tüm dini cenaze törenlerinin yasaklandığını duyurduğunu söyledi.
Köy sakininin anlattıklarına göre o günden kısa süre sonra devreye giren düzenlemeyle, din görevlilerinin “yurttaşların düğün, cenaze ya da diğer merasimlerine müdahale için dini kullanmayı bırakmaları şartı" getirildi.
Son günlerde adı koronavirüs salgınıyla anılan Hubei eyaletinin Vuhan kentinde geçen yıl ekim ayında yaşanan olaydaysa, yaşamını yitiren bir kişinin yakınları ve arkadaşları cenaze törenine hazırlanırken birilerinin aileyi yetkililere ihbar etmesi sonrası polis baskın düzenledi. Ölen annesi için dua eden kadın tutuklanırken, defin işlemininse iki gün sonra, Hristiyan gelenekleri yerine getirilmeden gerçekleştirilebildiği ileri sürüldü.
Henan’ın Yuzghou şehrinden başka bir kişi de “Babam öldüğünde köy yetkilileri seküler tören düzenlemezsek bizi tutuklamakla tehdit etti. Karşı çıkmaya cesaret edemedik. Babam inançlı biriydi. Öldükten sonra bile zulüm gördü” dedi.
Kasım 2018’de yine Henan eyaletinde yaşanan bir diğer olayda, Suiping ilçesinde bir adam için cenaze merasimi yapılırken hükümet yetkilileri baskın düzenledi. İddialara göre “kilise dışında her türlü dini aktivitenin yasak olduğunu” belirten yetkililer, aileye manevi şarkılar söylemek istiyorlarsa “kiliseye gitmelerini ve ulusal marş okumalarını” söyledi.

Bir Hıristiyanın evine asılan Şi fotoğrafı ve ÇKP liderleri tablosu (Bitter Winter)​
Törenlere baskın yapılıyor, haçlar kaldırılıyor
Diğer taraftan 2018’de Henan’da yerel hükümetin kabul ettiği düzenlemeyle, “ziyaret grupları, korolar, orkestralar ve diğer grupların ibadethane dışında özel olarak dini etkinlik düzenlemesinin” yasaklandığı belirtildi. Hükümetinse getirilen bu şartları daha çok Hıristiyan düğünlerine ve cenaze merasimlerine izinsiz girmek ya da bu tür etkinlikleri dağıtmak için bahane olarak kullandığı öne sürüldü.
Henan’ın Shangqiu kentindeki Three-Self Kilisesi’nden yaşlı bir kişi, “Hükümet dini cenaze törenlerini yasaklıyor ve kilise korolarının ya da orkestraların bu törenlere katılmasına izin vermiyor. Papazlar, Hıristiyanların evine ancak aceleyle ve gizlice girebiliyor. Durum çok vahim ve inançlı bazı kişiler, ölenlere mezarlığa kadar eşlik bile edemiyor” diye konuştu.
Bir başka olayda Fangchengşeng ilçesinde hükümet yetkilileri, Nisan 2018’de cenaze töreni sırasında orada bulunan kişilere ve koroya alanı terk etmelerini emrederken, haçları ve diğer dini simgeleri kaldırmamaları halinde tutuklanacaklarını söyledi. Ölen kişinin yakınları dışında herkes töreni terk etti, tüm haçlar kaldırıldı. Geçen yıl haziran ayındaysa Henan’ın Luoyang kentinde yetkililer tabutu saran örtüdeki haç işaretini söktürdü.
“Hıristiyanlığı ‘Çinlileştirme’ kampanyası”
Öte yandan dini sembollerin kaldırılması uygulamasıyla, kiliselerin dışında Hristiyanların ibadet alanlarında da karşılaşıldığı ileri sürülüyor.
Çin’in tanınmış “gizli kiliselerinden” birinin papazı olan Wangyi Yi ile eşi Jiang Rong, Ocak 2019’da tutukladı.
Wang’ın başında olduğu ve ÇKP tarafından kabul edilmeyen Early Rain Covenant Kilisesi, Aralık 2018’de kapatıldı, 100’den fazla kişi de tutuklandı.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre, Papaz Wang “hükümeti devirmeye teşvik ve yasa dışı iş yapmak” suçlamasıyla 9 yıl hapis cezasına çarptırılırken, iddialara göre kapatılan kilise de ticari kuruluşlara kiraya verildi.
O dönem Batı medyasında geniş yer bulan Wang’ın tutuklanması Çin’deki Hristiyan nüfusun durumunu bir kez daha gündeme getirdi.

Polis tarafından dinamitle havaya uçurulduğu iddia edilen bir kilise (AP)
Bazı uzmanlar Pekin yönetiminin Hıristiyan sayısındaki artış ve onların Batı’yla muhtemel bağlantılarından kaynaklanan rahatsızlığında hedefin “Hıristiyanlığı yok etmek” değil “dize getirmek” olduğunu iddia etti.
Duke Üniversitesi’nden profesör Lian XŞi, meseleyi Guardian gazetesine değerlendirirken, “Hükümet Hristiyanlığı partinin emrinde tamamen yerli bir dine dönüştürmek için Hıristiyanlığı ‘Çinlileştirme’ kampanyası yürütüyor” ifadelerini kullandı.
Diğer taraftan 2018 boyunca yerel hükümetlerin devletin onay verdiği kilise ağı dışında kalan yüzlerce ibadet mekanını ve “ev kiliselerini” kapattığı da ileri sürüldü.
Kasım 2018’de 500 ev kilisesi liderinin ortak açıklamasında, yetkililerin binalardan haçları çıkardığı, kiliselere Çin bayrağı asma ve yurtsever şarkılar söyleme zorunluluğu getirildiği ve 18 yaş altı kişilerin kilise törenlerine girişinin yasaklandığı belirtildi.
2030’da dünyanın en çok Hıristiyan nüfusu bu ülkede olacak
Purdue Üniversitesi’nden sosyolog profesör Fenggang Yang, 2 Ocak’ta Time dergisine yaptığı açıklamada, Çin anakarasında 2020 itibarıyla 116 milyon Protestan Hristiyan olduğunu belirtirken, “2030’a gelindiğinde Çin’de muhtemelen dünyanın diğer ülkelerinden daha çok Hristiyan yaşıyor olacak” tahminini yaptı.
Hong Kong Çin Üniversitesi’nde misafir profesör Willy Lam ise üye sayısı tahminen 90 milyonu bulan Çin Komünist Partisi’nin ve hükümet liderlerinin bu durumdan kaygı duyduğunu kaydetti.
Çin’de gizli kiliselerin “süratle yayıldığını” ifade eden Lam, “Çin hükümeti, aralarında az eğitimli insanların da olduğu daha fazla kişinin resmi milliyetçilik ve yurtseverliğe değil de manevi ihtiyaçları için kiliseye yönelmesinden korkuyor” dedi.
Çin: Batı, Hıristiyanlığı topluma sızmak ve yönetimi devirmek için kullanıyor
Eleştirilerin hedefindeki Çinli yetkililerse “Batı’nın Hristiyanlığı iktidarı devirmek için kullandığını” öne sürüyor.
Çin’deki Protestan Kiliseleri Three-Self Yurtsever Hareketi Ulusal Komitesi Başkanı Xu Xiaohong, Mart 2019’da yaptığı açıklamada, Batılı güçlerin “Hristiyanlığı Çin toplumuna nüfuz etmek” ve hatta hükümeti “devirmek” için kullanmaya çalıştığını iddia etti.
Başında olduğu hareketin adının “Batı” değil “Çin”le bittiğini belirten Xu, “Hristiyanlık bayrağı altında ulusal güvenliğin altını oyma faaliyetlerine iştirak eden yüz kararlarını adalete teslim etmek için ülkemizi destekliyoruz” dedi.
Xu, “Çin Hristiyanlığı, yalnızca mütemadiyen Çin kültürünün iyi geleneklerine yaklaşarak Çin kültürünün verimli toprağında kök salabilir ve bizzat Çinlilerin kabul edeceği bir din olabilir” diye ekledi.

Henan eyaletinde yerle bir edilen ev kilisesinden geriye kalanlar (AP)
Çin’de resmi kayıt altında olmayan gizli kiliseler, Hristiyan ailelerin evlerinde toplanılmasından ötürü genelde “ev kilisesi” olarak adlandırılıyor.
2018’de “resmi izin dışı” din eğitimini yasaklamanın yanı sıra dini grupların online tüm aktivitelerini bildirmesini şart koşan yeni düzenlemelerin devreye girmesinin ardından bu tür yerlerin gittikçe daha çok baskı gördüğü ileri sürülüyor.
New York Post’un (NYP) haberine göre, Çin’de 1 Şubat 2020 itibarıyla tüm biçimlerde dini etkinlikleri yasaklamaya dair yeni kısıtlamaların uygulamaya geçtiği kaydedilirken, 41 maddeli “Dini Grupları Denetim Önlemlerinin”, ayin ve ritüellerin düzenlenmesinden liderlerin seçimine ve yıllık toplantılara, personelin işe alınmasına ve fonların ele alınmasına kadar birçok hususu ele aldığı belirtiliyor.
Resmi olarak “ateist” Çin Halk Cumhuriyeti’nin anayasasında yurttaşlara “uygun tüm dini aktiviteler” için “dini inanç özgürlüğünün” garanti edildiği kaydediliyor.
Çin devleti resmi olarak 5 dini inancı tanıyor: Budizm, Taoizm, İslam, Katoliklik ve Protestanlık. 
Early Rain Covenant Kilisesi ve Falun Gong’un da aralarında bulunduğu birçok grupsa Çin’de “şer tarikatlar” olarak kabul edilip yasağa tabi tutuluyor.
Ülkedeki Hristiyanların çoğunluğunu Protestanlar oluştururken, “gizli” Katolik kilisesi mensubu papazlar ve rahiplerinse ÇKP üyeleri tarafından özenle seçildiği iddia ediliyor.
NYP’nin haberine göre, Çin’in kadim inanışlarından Taoizm mensuplarının da Şi sonrası artan baskı ortamından kaçtığı, bin yılı aşkın süredir ayakta duran tapınakların Çin Din İşleri yetkililerinin talimatları sonucu kapatıldığı ve heykellerin paramparça edildiği belirtiliyor.
Diğer taraftan Çin’in kendi toprak parçası olduğunu iddia etiği Tibet’te dini özgürlüklere müdahale ettiği iddiaları sıkça gündeme geliyor.

 


Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters
TT

Trump, İran’la ateşkes görüşmelerini reddetti: ABD ve Tahran savaşta geri adım atmıyor

 Reuters
Reuters

ABD ve İran’ın karşılıklı olarak geri adım atmaması, çatışmaların uzun sürebileceğine işaret ediyor. Arabuluculuk girişimleri ise şimdilik sonuç vermiş değil

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, İran’la devam eden savaşı sona erdirmek amacıyla başlatılmak istenen diplomatik temaslara mesafeli durduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan diplomatik kaynaklara göre Washington yönetimi, Ortadoğulu müttefiklerin ateşkes görüşmelerini başlatma girişimlerini geri çevirdi. İran ise ABD ve İsrail saldırıları sona ermeden herhangi bir ateşkesi değerlendirmeyeceğini açıkladı.

Uzmanlara göre tarafların mevcut tutumu, savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.

Taraflar müzakereye hazır görünmüyor

Konuya yakın üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre ABD yönetimi, iki hafta önce ABD ve İsrail’in geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan çatışmaları diplomasi yoluyla sonlandırma girişimlerine şu aşamada sıcak bakmıyor.

İranlı iki üst düzey yetkili de Tahran yönetiminin, ABD ve İsrail saldırıları durmadan ateşkes ihtimalini reddettiğini söyledi.

Kaynaklara göre İran’ın ateşkes için öne sürdüğü şartlar arasında; ABD ve İsrail saldırılarının tamamen sona ermesi, bu durumun kalıcı güvence altına alınması, savaş nedeniyle tazminat ödenmesi gibi talepler bulunuyor.

Petrol piyasalarına etkisi büyüyor

Savaşın etkileri sadece bölgeyle sınırlı kalmazken, küresel enerji piyasalarında da ciddi dalgalanmalara yol açıyor.

İran’ın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatması, petrol fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu.

ABD’nin cuma gecesi İran’ın en büyük petrol ihracat terminallerinden biri olan Harg Adası’nı hedef alması da Washington’un askeri baskıyı artırma stratejisinin süreceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını ve gerekirse bölgedeki saldırıların genişletilebileceğini açıkladı.

Savaşta şu ana kadar çoğu İran’da olmak üzere 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Arabuluculuk girişimleri tıkandı

Savaş öncesinde İran ile Batılı ülkeler arasında dolaylı görüşmelere aracılık eden Umman’ın, taraflar arasında yeniden iletişim kurulması için birden fazla girişimde bulunduğu ancak bu çabaların sonuçsuz kaldığı ifade edildi.

Reuters’a konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi, Trump’ın önceliğinin İran’ın askeri kapasitesini zayıflatmak olduğunu söyledi.

Yetkili şu ifadeleri kullandı:

Başkan şu anda bu tür görüşmelerle ilgilenmiyor. Operasyon kesintisiz devam edecek. Belki ileride diplomasi gündeme gelebilir ancak şu an için böyle bir plan yok.

Trump da savaşın ilk günlerinde yaptığı bir sosyal medya paylaşımında İran yönetiminin görüşmek istediğini ancak bunun için artık "çok geç" olduğunu savunmuştu.

Beyaz Saray’dan bir başka yetkili ise İran’da ortaya çıkabilecek yeni bir yönetimin ileride diplomasiye açık olabileceğini ancak mevcut durumda askeri operasyonların süreceğini belirtti.

Washington’da strateji tartışması

Savaşın petrol fiyatlarını artırmasının ABD iç siyasetine de etkileri olabileceği değerlendiriliyor.

Bazı ABD’li yetkililer ve Trump’ın danışmanları, yaklaşan ara seçimler öncesinde artan benzin fiyatlarının Cumhuriyetçi Parti için siyasi risk oluşturabileceği uyarısında bulunarak savaşın hızlı şekilde sonlandırılmasını savunuyor.

Buna karşılık bazı güvenlik yetkilileri ise İran’ın füze programının tamamen ortadan kaldırılması ve nükleer silah geliştirme ihtimalinin engellenmesi için askeri operasyonların sürmesi gerektiğini düşünüyor.

Trump’ın diplomatik girişimleri reddetmesi, yönetimin kısa vadede savaşı bitirmeye yönelik bir strateji benimsemediği şeklinde yorumlanıyor.

İran’da da sertlik yanlıları güç kazanıyor

Kaynaklara göre savaşın ilk günlerinde taraflar gerilimi azaltma ihtimaline daha açık görünüyordu. Hatta bazı ABD’li yetkililerin Umman üzerinden temas kurduğu da belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Laricani ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de, olası ateşkes görüşmeleri için Umman üzerinden temas kurmaya çalıştığı öne sürüldü.

Ancak bu girişimlerin ilerleme sağlamadığı belirtiliyor.

Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, savaş ilerledikçe Tahran’ın tutumunun daha da sertleştiğini söyledi.

Yetkili, İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün kaybedilmesini savaşın kaybedilmesiyle eşdeğer gördüğünü belirtti.

"Bu nedenle Devrim Muhafızları herhangi bir ateşkesi veya diplomatik girişimi kabul etmiyor. Çeşitli ülkelerin çabalarına rağmen İran’ın siyasi liderliği de bu görüşmelere katılmayacak" dedi.

Independent Türkçe, Reuters


İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
TT

İran savaşı, Netanyahu’nun siyasi kariyerini nasıl şekillendirecek?

Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)
Netanyahu, Ali Hamaney'in öldürülmesinin ardından yerine geçen Mücteba Hamaney'i de tehdit etmişti (AFP)

Washington ve Tel Aviv'in Tahran'da rejim değişikliği umutları azalırken, İsrail lideri Binyamin Netanyahu siyasi bir sınavla karşı karşıya.

BBC'nin analizinde, Netanyahu'nun "onlarca yıldır bu an için hazırlandığı" ve siyasi kariyerini "İsrail'i düşmanı İran'a karşı savunma sözü" üzerine inşa ettiği yazılıyor.  

Ancak İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta başlattığı operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanların öldürülmesine rağmen Tahran rejimi hâlâ ayakta.

Hürmüz Boğazı'ndaki krizle birlikte petrol fiyatları yükselmeye devam ederken, savaşı durdurmaları için Tel Aviv ve Washington üzerindeki baskı da artıyor.

Dolayısıyla Netanyahu'nun rejimi devirmeden savaşı sonlandırma planları yapabileceğine dikkat çekiliyor.

Eski İsrail ulusal güvenlik danışmanı ve Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü düşünce kuruluşundan araştırmacı Tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail'in rejimi kendisine tehdit oluşturamayacak kadar zayıflatarak temel hedeflerine ulaşabileceğini savunuyor:

Rejim değişikliğini başarabilirsek, bu Ortadoğu'yu da değiştirir. Ancak sınırlarımızı biliyoruz; biz bir süper güç değiliz ve kararlarımızda alçakgönüllü olmalıyız.

Diğer yandan savaşta "tam zafer" sözüyle destek toplamaya çalışan Netanyahu için Tahran rejimini ayakta bırakmak siyasi açıdan riskli olabilir.

Analist Neri Zilber, Hamas'ın hâlâ Gazze'nin yaklaşık yarısını kontrol ettiğini, Hizbullah'ın da 2024'teki ateşkesin ardından mücadeleyi sürdürdüğünü hatırlatarak, İsrail'in geçen sene haziranda 12 gün süren çatışmaların ardından ciddi risk alarak İran'la çok daha büyük bir savaşa girdiğini vurguluyor:

Netanyahu için tehlike burada yatıyor: Geçmişteki vaatleri ona geri dönecek ve dünyanın en güçlü ordusuyla birlikte bu ölçekte yürütülen mevcut savaş bile onun İsrail halkına vaat ettiği sonuçları getirmeyecek.

İran'a karşı Netanyahu'yla ortak operasyon yürüten ABD Başkanı Donald Trump da rejim değişikliğiyle ilgili çelişkili açıklamalar yapıyor. Savaşın ilk günlerinde hem Trump hem de ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, hedefin rejim değişikliği olduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Daha sonra Trump, açıkça İranlılara ayaklanıp yönetimi ele geçirme çağrısı yapmıştı. Ancak Cumhuriyetçi lider, cuma günü Fox News Radio'ya verdiği söyleşide böyle bir hamlenin "çok zor olacağını" itiraf etti.

Netanyahu da perşembe günkü basın açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

Rejimi devirmek için en uygun koşulları yaratıyoruz. Ama İran halkının rejimi devireceğine dair size kesin bir şey söyleyemem. Rejim içeriden devrilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, BBC, New York Times


Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
TT

Uydu görüntülerinin analizi, savaşın başlangıcından bu yana İran’da meydana gelen hasarın boyutunu ortaya koyuyor

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)
Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’ın Bender Abbas kentindeki Hafadarya Hava Üssü’ne düzenlenen hava saldırılarının ardından hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

İran içinde bilgi akışına yönelik artan kısıtlamalar ve ülkenin geniş bölgelerinde internetin kesilmesi nedeniyle, uydu görüntüleri sahadaki durumu anlamak ve askeri saldırıların yol açtığı zararları tahmin etmek için temel bir araç haline geldi.

Bu çerçevede yeni bir uydu verisi analizi, yaklaşık iki hafta önce başlayan ABD-İsrail saldırılarından bu yana İran’ın farklı bölgelerindeki tesislerde meydana gelen zararların geniş kapsamlı bir ön görünümünü ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Oregon Eyalet Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından dün yayımlanan analiz, saldırıların başlangıcından bu yana ülkedeki çeşitli tesislerde oluşan yıkımın boyutuna dair şimdiye kadar yayımlanan en kapsamlı tablolardan birini sunuyor.

Çalışmanın sonuçları, zararların geniş çaplı olduğunu ve özellikle nüfus açısından İran’ın en büyük şehri olan başkent Tahran ile ülkenin güney-orta kesimindeki Şiraz şehrinde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. Veriler ayrıca, sahil kenti Bender Abbas’ta 40’tan fazla tesisin zarar gördüğünü gösteriyor.

Stratejik açıdan büyük öneme sahip Bender Abbas, İran’ın ana deniz üslerinden birine ev sahipliği yapıyor ve Hürmüz Boğazı’na yakın konumda bulunuyor. Bu boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak öne çıkıyor. Mevcut askeri gerilimler nedeniyle bölgede petrol yüklü gemiler birikmiş durumda ve İran tarafından olası saldırılar nedeniyle deniz trafiği konusunda endişeler artıyor.

Analizi, Oregon Eyalet Üniversitesi’ne bağlı Çatışma Ekolojisi Araştırmaları Laboratuvarı’ndan Corey Scher ve Jamon Van den Hoek yürüttü. Araştırmacılar, çalışmalarında daha önce dünyanın farklı bölgelerindeki silahlı çatışmaların etkilerini inceleyen veri analiz tekniklerini kullandı.

Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)Uydudan çekilen bir fotoğraf, İran’daki Havarşehr Askeri Üssü’nü hedef alan hava saldırıları sonucu hasar gören binaları gösteriyor. (AP)

Van den Hoek, gözlemlenen hasar desenlerinin geleneksel bir cepheye odaklanmayan saldırıların doğasını yansıttığını belirterek, “Şu anda belirli bir cephe yok; çünkü hasar çok kısa bir zaman diliminde İran’ın farklı bölgelerinde meydana geliyor” dedi.

Araştırmacılar, çalışmalarında 28 Şubat’ta başlayan saldırı öncesi Sentinel-1 uydusundan alınan verileri, 2-10 Mart tarihleri arasında toplanan verilerle karşılaştırdı.

Sentinel-1 uydusu, yeryüzündeki değişimleri izlemek için radar teknolojisi kullanıyor. Bu sayede binalar ve tesislerde meydana gelen hasar veya yıkım gözlemlenebiliyor. Ancak bu analiz türü, tarım alanları, yoğun bitki örtüsüne sahip bölgeler ve gelişmemiş alanlardaki hasarları tespit edemiyor.

Araştırmacılar, bu teknolojinin İran’daki geniş arazi alanlarındaki değişimleri izlemek için eşsiz bir fırsat sunduğunu belirtirken, bazı küçük veya sınırlı hasarları tespit edemeyebileceğini vurguladı.

İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)İran'ın Hark Adası'nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth dün Pentagon’da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İsrail saldırılarının çatışmanın başından bu yana 15 binden fazla hedefi vurduğunu açıkladı.

Gerginliği artıran bir başka gelişmede ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını durdurmaması halinde, İran’a bağlı Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, küresel enerji piyasalarının benzeri görülmemiş bir tedarik sıkıntısı yaşadığı dönemde yapıldı.

Trump, bu uyarıyı sosyal medyada yaptığı bir paylaşımla da destekleyerek, ABD’nin Hark Adası’ndaki askeri hedefleri ‘tamamen yok ettiğini’ duyurdu. Ada, İran’ın petrol ihracatında kritik bir nokta; ülkenin petrol sevkiyatlarının yaklaşık yüzde 90’ı buradan geçiyor ve Hürmüz Boğazı’nın yaklaşık 500 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

Buna rağmen Trump, bugüne kadar ABD saldırılarının ada üzerindeki petrol altyapısını hedef almadığını belirtti ve “Ancak İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin güvenli ve serbest geçişini engelleyecek bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal gözden geçiririm” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, İran’ın ABD saldırılarına karşı koyma kapasitesinin bulunmadığını belirterek, “İran ordusu ve bu terörist rejimdeki diğer tüm taraflar silahlarını bırakıp ülkelerinde kalanları kurtarmak için akıllıca davranmalıdır; kalan çok fazla bir şey yok” dedi.

Daha sonra yaptığı bir paylaşımda Trump, medyayı eleştirerek, ‘yalan haber medyası’ olarak nitelendirdiği kuruluşların ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarındaki başarıları görmezden geldiğini savundu. Trump ayrıca, İran’ın ‘tamamen yenildiğini’ ve bir anlaşma