Nasrallah, Süleymani'nin Irak ve Lübnan'daki rolünü anlattı

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Kudüs Gücü eski Komutanı Kasım Süleymani (Arşiv)
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Kudüs Gücü eski Komutanı Kasım Süleymani (Arşiv)
TT

Nasrallah, Süleymani'nin Irak ve Lübnan'daki rolünü anlattı

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Kudüs Gücü eski Komutanı Kasım Süleymani (Arşiv)
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ile Kudüs Gücü eski Komutanı Kasım Süleymani (Arşiv)

Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, İsrail’in Lübnan’ı işgali sonrasında İran’ın Kudüs Gücü ile Hizbullah’ı birbirine yakınlaştıran ilişkilere ışık tutarken, 1998’de Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile tanışmasını anlattı.
İran Lübnan topraklarına ne zaman girdi?
Nasrallah, İran devlet televizyonuna verdiği özel röportajda, 1982 İsrail-Lübnan savaşı sonrası Hizbullah ve Kudüs Gücü arasında ilişkilerin nasıl başladığını anlatırken, İran’ın ilk dini lideri Ayetullah Humeyni’nin talimatı üzerine İran ordusu ve Devrim Muhafızları askerlerinden oluşan güçlerin Lübnan topraklarına girdiğini söyledi.
Nasrallah, İsrail ilerleyişinin durdurulmasının ardından artık İranlı güçlerin görevinin savunma yerine ‘İsrail ile mücadele ve savaş için direniş güçlerinin kuruluşuna destek verme’ şeklinde değiştiğini ifade etti. İran ordu mensuplarının o dönem 1. Körfez Savaşı nedeniyle ülkeye geri dönmesine rağmen Devrim Muhafızı güçlerinin Lübnan’da kaldığını kaydetti.
Beyrut’ta ilk görüşme
Nasrallah, Kasım Süleymani ile ilk görüşmesinin 1998’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta gerçekleştiğini, o dönem İran dini lideri Ali Hamaney’in Süleymani’yi Kudüs Gücü Komutanlığı’na getirdiğini söyledi.
Lübnan’daki görüşmesinden önce Süleymani’yi tanımadığını ve bir araya gelmediğini anlatan Nasrallah, “Süleymani’nin savaş cephelerinde veya Kirman ve Belucistan’da olduğunu bilmiyordum. Tahran’da İranlı yetkililerle görüşmemizde de onunla bir araya gelmedik. İlk görüşmemizin Beyrut’ta olduğu konusunda ön bilgim yoktu” dedi.
Nasrallah, ilk görüşmede Süleymani’nin Kudüs Gücü Komutanlığı’na atandığını öğrendiğini belirterek, Mustafa Bedreddin ve İmad Mugniye gibi hayatta olanlar dışında görüşmeye katılanların isimlerini sıraladı ve şöyle ekledi:
“İlk toplantı, işbirliği konusunda çok iyi ve olumlu bir intiba bıraktı.”
Nasrallah, Süleymani’nin Beyrut’a gelişi ile İmad Mugniye’nin Hizbullah’ın askeri kanadının başına getirilmesi arasında bir bağlantı olduğu iddialarını reddederek, bu atamanın ‘örgüt içi bir tedbir’ ve ‘Hizbullah kollarının genişletilmesiyle’ ilgili olduğunu ifade etti.
Nasrallah, Süleymani gibi askeri deneyime sahip biri ile görevi güvenlikle sınırlı olan İmad Mugniye arasında gerçekleşen toplantıdan endişe duyup duymadıkları sorusuna, “Güçlerimiz 2000 yılına kadar bir yıpratma savaşına girdi ve bu da güvenlik denetimini gerektiriyordu. Öte yandan Süleymani sadece bir askeri lider değildi aynı zamanda güvenlik meselelerini derinlemesine ve ciddi bir şekilde bilirdi. Kelimenin tam anlamıyla bir güvenlik adamıydı” diye cevapladı.
2006 Savaşı
“Süleymani, yöneticilerin yazılı raporlarına güvenmiyordu” diyen Nasrallah, konuşmasının bir başka bölümünde, Süleymani’nin İsrail’in çekildiği 2000 ile Hizbullah ve İsrail arasında ilk çarpışmanın gerçekleştiği 2006 arasındaki 6 yıllık süreçte Hizbullah üzerinde büyük etkiler bıraktığını kaydetti. Nasrallah, Süleymani ile bu yıllarda İsrail ile bir savaş beklediklerini dile getirdi.
Nasrallah, Hizbullah’ın söz konusu yıllarda -Süleymani’nin Hizbullah’ı silahlandırmaya odaklandığı dönemde- füze edinmeye başlamasıyla ilgili olarak, örgütün füze yeteneklerine kavuşmasının ‘zor’ ve ‘karmaşık bir süreç’ olduğunu belirtti.
Nasrallah, Süleymani’nin Lübnan’daki savaşı İran ve Suriye’den yönetebilme gücüne sahip olmasına rağmen Lübnan’da Hizbullah ile kalmakta ısrar ettiğini ve savaş dönemi boyunca Mugniye ile beraber hareket ettiğini söyledi.
Süleymani’nin savaş günlerinde Tahran-Beyrut hattında yaptığı seyahatlere işaret eden Nasrallah, iki İsrail askerinin esir alınmasının ardından Süleymani’nin Hamaney’in başkanlığında İranlı yetkililerle düzenlediği toplantıya katılmak için Meşhed’e gittiğini ifade etti.
Nasrallah’ın aktardığına göre Süleymani, söz konusu toplantıda alınan kararları el yazısı ile yazdığı kâğıdı, kendisine vermiş.
Fikir desteği
Nasrallah verdiği röportajda ayrıca Lübnan Başbakanı Refik el-Hariri’nin suikastı, Hizbullah’ı silahsızlandırma girişimi ve suikast için kurulan özel mahkemeyle ilgili meselelerde Süleymani’nin nasıl bir tutum benimsediği sorusunu cevapladı.
Süleymani’nin farklı yönleri olduğunu ve bütün bölgeyi gözlemlediğine işaret eden Nasrallah, onu ‘en büyük siyasi analist ve siyasi düşünür’ şeklinde nitelediği konuşmasında, “Bize fikir desteğinde bulunurdu. Yani müdahalede bulunmaz veya görüşünü dayatmazdı. Her zaman ‘siz ülkenin vatandaşlarısınız ve şartlarınızı en iyi ve en çok siz bilirsiniz’ ifadelerini kullanırdı. Ancak çoğu zaman da emin olmak isterdi” dedi.
Iraklı Şiilerin en üst dini mercii Ali es-Sistani’nin fetvası sonrasında Kudüs Gücü’nün rolüne değinen Nasrallah, fetvanın Süleymani ve beraberindekileri Irak’ta hedef alan pusudan birkaç gün sonra geldiğini kaydetti.
Gece yarısı Beyrut'a ulaşan Süleymani ile arasında geçen diyaloğu anlatan Nasrallah, Süleymani’nin şafak sökene kadar 120 askeri yönetici istediğini söyledi. Nasrallah, savaşçı yerine askeri yönetici talep ettiğine dikkat çekerek, 22 yıllık arkadaşlığı boyunca ilk kez kendisinden bir talepte bulunduğunu ifade etti.
Nasrallah, Hizbullah’a bağlı 60 askeri yönetici ile iletişime geçtiğini ve Suriye’deki Hizbullah yöneticilerinden bazılarından Şam Havalimanı’na gitmelerini istediğine işaret ederek, “Birkaç Hizbullah yöneticisinin uçakta Süleymani’ye eşlik ettiğini” belirtti.
3 Ocak Cuma günü Süleymani ile birlikte ABD saldırısında öldürülen Haşdi Şabi Heyeti Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Muhendis ile 1990’lı yılların başlarında Tahran’da tanıştıklarını anlatan Nasrallah, Muhendis ile son görüşmesinin ölümünden aylar önce olduğunu söyledi.
Nasrallah, sosyal medya hesapları üzerinden fotoğrafları paylaşılan Süleymani’yi savaşın ön saflarına gitme tehlikeleri konusunda uyardığını dile getirdi.
Ölümünden önceki hafta Çarşamba günü Süleymani ile son görüşmesinde 6-7 saat süren bir toplantı gerçekleştirdiğini aktaran Nasrallah, Süleymani’ye yakın bir isimle Pazartesi günü görüşerek, Beyrut’a gelme amacını sorduğunu, söz konusu ismin Süleymani’nin Irak’a gitmeden önce Nasrallah ile görüşmek istediği yanıtını verdiğini söyledi. Nasrallah, Süleymani’nin Salı günü Suriye’nin başkenti Şam’a geçtiğini kaydetti.
Nasrallah, o günlerde Irak’taki meselelerle ilgilenen Süleymani’nin kendisini ziyaret etmesini garip karşıladığını belirterek, “Süleymani bazı durumlar ve eksiklikler hakkında soru sordu. Aylık olarak sorunların çözümünde yardımcı olurdu ancak bu sefer 4 ayda bir yardımcı oldu” dedi. Nasrallah, Süleymani’nin bu konuda bir sorun olmadığı noktasında kendisini tatmin ettiğini sözlerine ekledi.
Süleymani’nin suikast haberi
Nasrallah, Süleymani’nin suikast haberini aldığı esnada televizyonda son dakika haberi olarak Bağdat Havalimanı’nda bir aracın hedef alındığı altyazısını okumakta olduğunu söyledi.
“Gece saat 00.00’dı. Genelde bir şeyler okuduğumda son dakika altyazılarını okumak için televizyonun sesini kısarım” diyen Nasrallah, katyuşa füzesinin Bağdat Havalimanı’nı hedef aldığı haberini okuduğunu belirtti.
Nasrallah, “Haşdi Şabi üslerinin bombalanması ve ABD Büyükelçiliği olaylarından sonra kendi kendime Irak'taki durumun gergin olduğunu söyledim. Birkaç dakika sonra, ABD’nin Haşdi Şabi’ye ait bir aracın hedef alındığını ifade eden son dakika haberini okudum. Hatırlamıyorum muhtemelen gece saat bir veya bir buçuk civarında. Süleymani’nin o gece Şam’dan Bağdat’a geçeceğini bildiğim için hemen kardeşleri aradım. Nitekim Şam’da uçakta ona eşlik edenler benim koruma ekibimdendi” diye konuştu.
Nasrallah, haberden sonra Irak, Suriye ve İranlı çevrelerle iletişime geçtiğini ancak Haşdi Şabi’de karşılamayla ilgilenen ve genelde Süleymani’yi Bağdat’ta karşılayan Muhammed Rıza el-Cabir’in öldüğü haberinden sonra emin olabildiğini söyledi.



İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
TT

İsrailliler ne istediklerini bilmiyor!

 İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)
İsrail'i Lübnan'dan ayıran sınır boyunca devriye gezen İsrail güçleri, 24 Kasım 2025 (AFP)

Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün yaptığı kapsamlı bir kamuoyu araştırmasının perşembe akşamı yayımlanan sonuçları, İsrail kamuoyunun liderlerinin izlediği politikaları anlamakta zorlandığını ve bu politikalara çelişkili biçimde yaklaştığını ortaya koydu. Bulgular, kamuoyunun tam olarak ne istediğini bilmediğini düşündürüyor: Mevcut hükümetin düşmesini isteyen İsrailliler, aynı zamanda Binyamin Netanyahu’yu başbakanlık için en uygun isim olarak görüyor. Ayrıca siyasi liderliğin kararlarını stratejik çıkarlar yerine siyasi hesaplarla aldığına inanıyorlar; buna rağmen bu liderliğin yürüttüğü savaşları destekliyorlar.

Araştırmaya göre İsrail’deki Yahudi kamuoyunun yüzde 77’si için en büyük güvenlik endişesi Batı Şeria. Bunu yüzde 74 ile İran, yüzde 65 ile Gazze Şeridi ve yüzde 64 ile Lübnan izliyor.

Katılımcıların yüzde 37’si Suriye’yi, yaklaşık yüzde 28’i ise Yemen’i tehdit kaynağı olarak görüyor. Öte yandan yüzde 59, siyasi seviyedeki kararların mesleki değil siyasi saiklerle alındığını düşündüğünü belirtti. Yüzde 37,5 ise kararların mesleki gerekçelere dayandığını söyledi.

Tüm bu çelişkilere rağmen, katılımcıların yüzde 46,5’i İsrail’in Lübnan’a karşı savaş başlatmasını destekliyor. Bu görüşün gerekçesi olarak kuzeydeki güvenlik durumunun sınırlı bir savaşa geri dönmeyi gerektirdiği dile getiriliyor. Yüzde 12, daha sert bir savaşın ve hatta kara harekâtının gerekli olduğunu savunuyor. Yüzde 28,5 mevcut güvenlik durumunun halk için yeterli güvenliği sağladığını düşünüyor. Yüzde 13 ise bu konuda fikri olmadığını ifade ediyor.

 İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)İsraillilerin çoğunluğu Netanyahu'nun hükümeti yönetmek için en uygun isim olduğuna inanıyor. (EPA)

Araştırmada, İsrail-Filistin çatışmasının ‘iki halk için iki devlet’ çözümüyle sona erdirilmesi fikrine katılımın düşük olduğu belirtildi. Katılımcıların yüzde 61’i bu çözümü reddederken, yüzde 31’i ‘belirli koşullar altında’ destekleyebileceğini söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki ‘ateşkes anlaşmasına’ ilişkin memnuniyet oranı da sınırlı kaldı. Katılımcıların yüzde 58’i anlaşmadan düşük ya da çok düşük memnuniyet duyarken, yüzde 37’si yüksek ya da çok yüksek memnuniyet ifade etti.

Ulusal güvenlik açısından ise görüşler bölündü. Katılımcıların yüzde 31’i İsrail’in ulusal güvenlik durumunu ‘iyi’, yüzde 23’ü ise ‘kötü’ olarak niteledi. Beş yıl içinde güvenlik durumunun iyileşeceğini düşünenlerin oranı yüzde 46 olurken, yüzde 19 bunun kötüleşeceğini öngördü. Ayrıca yüzde 73, İsrail’e yönelik dış tehditlerden dolayı çok yüksek seviyede kaygı duyduğunu, yüzde 27 ise kaygı hissetmediğini belirtti.

İç toplumsal gerilimlere dair endişe daha da yüksekti: Katılımcıların yüzde 86’sı ülkedeki sosyal gerilimlerden ciddi şekilde kaygı duyduğunu bildirdi. Yahudi kamuoyu, İsrail’in aynı anda hem önemli dış güvenlik tehditleriyle hem de derin bir iç krizle karşı karşıya olduğu, bu iki unsurun da ‘temel bir tehdit’ oluşturduğu görüşünde. Katılımcıların yüzde 33’ü kişisel güvenlik hissinin yüksek olduğunu belirtirken, yüzde 16’sı bu hissin düşük olduğunu söyledi.

Devlet kurumlarına güven oranlarında ise belirgin farklılıklar görüldü. Katılımcıların yüzde 83’ü İsrail ordusuna, yüzde 71’i iç istihbarat kurumu Şin-Bet’e, yüzde 73’ü Genelkurmay Başkanı’na ve yüzde 59’u Şin-Bet Başkanı’na yüksek güven duyduğunu ifade etti. Polis teşkilatına güven ise oldukça düşük çıktı: Katılımcıların yalnızca yüzde 34’ü polise güvendiğini söylerken, yüzde 65 düşük güven duyduğunu belirtti. Polis genel müfettişine güvenenlerin oranı yüzde 32’de kalırken, yüzde 58 bu makama düşük güven duyduğunu bildirdi.

Araştırma, Yahudi kamuoyunda İsrail vatandaşı Araplara yönelik yaygın ayrımcılık eğilimlerini de gözler önüne serdi. Katılımcıların yüzde 52’si Arap vatandaşların kamu kurumlarında aktif biçimde görev almasına karşı çıkarken, yalnızca yüzde 16’sı Arapların koalisyona ve hükümete katılımını destekledi. Yüzde 26 ise Arapların koalisyon dışında olmak kaydıyla kamu kurumlarında görev almasını uygun buldu.

Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)Batı Şeria'nın Tubas kentinde düzenlenen askeri operasyona katılan İsrail askerleri, 26 Kasım 2025 (Reuters)

Hükümet

Araştırmada, devlet kurumlarına yönelik güven oranları da detaylandırıldı. Katılımcıların yüzde 42’si Yüksek Mahkeme’ye, yüzde 30’u hükümete, yüzde 34’ü ise Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yüksek düzeyde güvendiğini belirtti. Savunma Bakanı Yisrael Katz’a güven duyanların oranı yüzde 29, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e güvenenlerin oranı ise yüzde 27’de kaldı. Katılımcıların yüzde 45’i ultra-Ortodoksların büyük bölümünü askerlik hizmetinden muaf tutan yasa tasarısına karşı çıkarken, yüzde 43’ü tasarıyı destekledi.

Bu veriler ışığında kamuoyunun Netanyahu hükümetinin düşmesini istediği anlaşılıyor. Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinin yayımladığı haftalık anketten aktardığına göre, bugün seçim yapılsa Netanyahu liderliğindeki koalisyon, oylarının dörtte birini kaybederek 68 sandalyeden 51’e düşüyor ve hükümet kurma çoğunluğunu sağlayamıyor.

Buna rağmen, kamuoyuna ‘başbakanlığa en uygun isim’ sorulduğunda Netanyahu’nun hâlâ en uygun lider olarak görüldüğü ortaya çıktı. Netanyahu, tüm muhalefet liderlerine karşı yapılan karşılaştırmalarda öne geçti. Neftali Bennett’e karşı 44’e 41, Yair Lapid’e karşı 47’ye 33, Avigdor Liberman’a karşı 46’ya 32 ve Gadi Eisenkot’a karşı 43’e 38 oranıyla üstün geldi.


“Barış planı” görüşmeleri: “ABD, Rus işgalini tanımaya hazırlanıyor”

Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
TT

“Barış planı” görüşmeleri: “ABD, Rus işgalini tanımaya hazırlanıyor”

Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)
Rus ordusu, "barış planı" görüşmeleri sürerken dün gece Kiev'e saldırı düzenledi (Reuters)

ABD'nin Rusya'nın Kırım ve diğer işgal ettiği Ukrayna toprakları üzerindeki hakimiyetini tanımaya hazırlandığı iddia ediliyor. 

Kimliklerinin açıklanmaması şartıyla Telegraph'a konuşan yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu teklifi doğrudan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iletmesi için damadı Jared Kushner ve Özel Temsilcisi Steve Witkoff'u görevlendirdiğini söylüyor. 

Trump, Witkoff ve Kushner'ın haftaya Moskova'ya gideceğini söylemiş, Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov da bunu doğrulamıştı. 

Haberde, işgal altındaki toprakların tanınmasının "ABD'nin diplomatik geleneğini bozacağı" belirtiliyor. Kaynaklardan biri "Amerikalıların, Avrupa'nın tutumunu umursamadıkları giderek daha açık hale geliyor" diyor. 

Putin, ABD'li yetkililerle Moskova'da yapılacak görüşme öncesinde toprak taleplerini yinelemişti. Perşembe günkü açıklamasında görüşmenin ana konusunun Kırım, Luhansk ve Donetsk olması gerektiğini söylemişti. 

Rusya, Kırım'ı 2014'te ilhak etmiş, yarımadanın Rusya'ya bağlanması için tartışmalı bir referandum yapılmıştı. Kremlin referandumun Kırım'ın Rusya'ya bağlanması lehine sonuçlandığını duyurmuş, Putin de 21 Mart 2024'te Kırım'ın ilhakına yönelik yasayı imzalamıştı.

Putin, Kremlin yanlısı ayrılıkçı Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını 24 Şubat 2022'de başlattığı savaştan birkaç gün önce tanımış, birlikte "Donbas" diye anılan iki bölge Eylül 2022'de resmen Rusya tarafından ilhak edilmişti.

Trump yönetiminin hazırladığı 28 maddelik plan, Kiev'in birçok taviz vermesini öngörüyordu. Ancak pazar günü İsviçre'de ABD'li ve Ukraynalı heyetlerin düzenlediği toplantıda 19 maddelik yeni bir plan hazırlanmış, toprak tavizlerine yanaşılmayacağı bildirilmişti. Toplantıda Avrupa devletleri ve Avrupa Birliği temsilcileri de vardı. Ancak Telegraph'ın aktardığına göre Washington, savaşı bitirmek için işgal altındaki toprakları tanıma stratejisini kullanmayı hâlâ düşünüyor. 

Haberde, Ukrayna Anayasası gereğince herhangi bir liderin, referanduma gitmeden toprak devretmesinin engellendiğine işaret ediliyor. 

Ukrayna lideri Volodmir Zelenski'nin özel kalem müdürü Andriy Yermak, "barış planı" müzakerelerindeki önemli isimlerden biriydi. Ancak ülkedeki yolsuzluk soruşturması kapsamında evine baskın düzenlendikten sonra dün istifa etti. Zelenski, pozisyona yeni atanacak kişi için çalışmaların bugün başlatılacağını söyledi. 

İstifasından önce yaptığı açıklamada Yermak şu ifadeleri kullanmıştı: 

Bugün aklı başında hiç kimse topraklarını bırakmak için anlaşma imzalamaz. Zelenski devlet başkanı olduğu sürece, kimse bizim topraklarımızdan vazgeçeceğimizi düşünmemeli.

Independent Türkçe, Telegraph, BBC


Amerika, Ulusal Muhafızlara yönelik saldırının ardından tüm sığınma kararlarını dondurdu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
TT

Amerika, Ulusal Muhafızlara yönelik saldırının ardından tüm sığınma kararlarını dondurdu

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (AFP)

ABD hükümeti dün, iki gün önce Washington'da gerçekleşen ve bir Ulusal Muhafız askerinin ölümüne, bir diğerinin ise ağır yaralanmasına yol açan saldırının doğrudan sonucu olarak, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tüm sığınma kararlarının dondurulacağını ve göç politikasını sıkılaştırmayı amaçlayan diğer önlemlerin alınacağını duyurdu.  

2021 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gelen 29 yaşındaki Afgan uyruklu şüpheli Rahmanullah Lakanwal cinayetle suçlanacak ve federal savcılar idam cezası talep etmeyi planlıyor.

Saldırının ardından Trump ve diğer bazı ABD'li yetkililer, ABD göç politikasının çeşitli alanlarında daha sıkı önlemler açıkladı.

Göçmenlik Müdürü Joseph Edlow, "X" platformunda yaptığı paylaşımda, Göçmenlik Dairesi'nin, çeşitli yabancıların güvenlik soruşturmasından geçene kadar ABD'de sığınma hakkı verilmesine ilişkin "tüm kararları" askıya aldığını belirtti.

Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray yakınlarında gerçekleşen saldırıda hayatını kaybeden Ulusal Muhafız askeri Sarah Beckstrom'un anısına düzenlenen törenden, (AFP)Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray yakınlarında gerçekleşen saldırıda hayatını kaybeden Ulusal Muhafız askeri Sarah Beckstrom'un anısına düzenlenen törenden, (AFP)

Dondurma kararı, ABD hükümetinin sığınmacı hibelerini Demokrat Başkan Joe Biden dönemindeki yaklaşık 100 bin rakamına kıyasla yıllık yaklaşık 7 bin 500'e düşürme niyetini açıklamasından bir aydan kısa bir süre sonra geldi.

Dışişleri Bakanlığı ayrıca, vize başvurusunda bulunan tüm Afgan pasaportu sahiplerine vize verilmesinin askıya alındığını duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, X platformunda, "Amerika Birleşik Devletleri için ülkemizi ve halkımızı korumaktan daha önemli bir öncelik yoktur" diye yazdı.

Ulusal Muhafızlara Saldırı

Washington'daki ABD Başsavcısı Jeanine Pirro, Lacanwal'ın Taliban, El Kaide ve D'EAŞ’a karşı komando operasyonlarıyla görevli özel bir operasyon gücü olan Afgan Ulusal Muhafızları'nın "Sıfır Birimleri"nin bir üyesi olduğunu belirtti.

Başkan Donald Trump, 20 yaşındaki Batı Virginia Ulusal Muhafız üyesi Sarah Beckstrom'un aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu. Ayrıca, çarşamba günü Beyaz Saray yakınlarında gerçekleşen saldırıda yaralanan diğer Ulusal Muhafız üyesi 20 yaşındaki Andrew Wolf'un "hayati tehlike içinde olduğunu" belirtti.