Darfur ve Beşir: 17 yıllık kovalamaca

Başkent Hartum'daki sudan protestocuları (Getty)
Başkent Hartum'daki sudan protestocuları (Getty)
TT

Darfur ve Beşir: 17 yıllık kovalamaca

Başkent Hartum'daki sudan protestocuları (Getty)
Başkent Hartum'daki sudan protestocuları (Getty)

Mina Abdulfettah
Sudan Egemen Konseyi'nin, eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir ve diğer üç kişinin -2003'ten bu yana Darfur bölgesinde işlenen suçlar nedeniyle- Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) teslim edilmesi yönünde karar alındığını bildirmesi, ülkede uzun yıllar süren tartışmaya son noktayı koymuş oldu.
Sudan Egemenlik Konseyi ve hükümetin müzakere heyetinin bir üyesi olan Muhammed Hasan Teayişi, silahlı hareketlerle Darfur’da barış sağlanmasına ilişkin müzakerelerin devam ettiği bir zamanda, hükümet ile Darfur bölgesi arasında kapsamlı bir barış anlaşmasına ulaşılmasının, adaleti temin edecek kurumlar konusunda bir uzlaşı sağlamaktan geçtiğini söyledi.
Beşir’in 1989 yılında gerçekleştirdiği askeri darbe ile iktidara gelmesinin ardından Sudan’ın batısında bulunan Darfur bölgesinde çatışmalar patlak verdi. Afrikalı azınlıklara mensup gruplar, bölgenin politik ve ekonomik olarak marjinalleştirildiği gerekçesiyle Hartum hükümetine karşı silahlandılar. Hükümet, bölgedeki Arap kabilelerine mensup milisleri çatışmaları bastırmak için harekete geçirerek, çatışmayı etnik bir savaşa dönüştürdü.
30 bin kayıp
Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan raporlarda bu savaş, 300 bin insanın hayatını kaybettiği ve 2,5 milyon kişinin yerinden olduğu bir toplu soykırım savaşı olarak sınıflandırıldı. Savaşın uzamasına neden olan şey ise Darfur'daki Arap kabilelerinin önceki hükümetten güç almalarıydı. Ayrıca hükümet, kabile asabiyetine dayanarak siyasi mücadeleleri körüklemeyi başardı. Siyasi mücadeleler çoğunlukla kişisel ve parti çıkarları ekseninde sürdürülüyor ve her bir grup siyasi bir statü elde etmeye çalışıyordu.
2010 yılında Eski Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Luis Moreno Ocampo, 2008 ve 2009 yıllarında, devrik lider Ömer el-Beşir, eski Savunma Bakanı Abdurrahim Muhammed Hüseyin, Beşir’in yardımcılarından Ahmed Harun ve Cancavid milislerinin lideri Ali Kuşeyb hakkında, Darfur'da işlenen savaş ve insanlık suçları dolayısıyla tutuklama emri çıkardı. Beşir rejiminin devrilmesinin ardından başsavcılık, Darfur’da barış sağlamaya yönelik devam eden müzakerelerin bir parçası olarak bu suçlarla ilgili bir soruşturma başlattı.
Suç değirmeni tersine döndü
Beşir, UCM tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılmasına rağmen içerisinde bulunduğu izole durumu kırmak amacıyla bölge ülkelerinin yanı sıra Rusya, Çin ve diğer ülkelere ziyaretlerde bulundu. Beşir’in hükümeti, Güvenlik Konseyi'nin Darfur dosyasını sevk ettiği Uluslararası Ceza Mahkemesi ile işbirliği yapmayı reddetmeye devam etti. Haziran 2015'te Beşir, Johannesburg'da düzenlenen 25. Afrika Zirvesi'nden geri döndü. Beşir’in ülkeye geri dönüşü, Sudanlıların onun tutuklanmasına ilişkin umudunu sekteye uğrattı. Güney Afrika'daki bir insan hakları örgütü, Pretoria Yüksek Mahkemesi'ne bir dilekçe vererek el-Beşir'in ülkeyi terk etmesinin engellenmesi ve tutuklanarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesini talep etti.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Fatou Bensouda’nın açıklamalarına göre Beşir'in tutuklanma ihtimali oldukça yüksekti. Nitekim Güney Afrika, Roma Statüsü’ne tabiydi ve onun tutuklanmasıyla yükümlüydü.
Temmuz 2013’te Beşir, Afrika'da sıtma, AIDS ve verem hastalıklarını tartışmak üzere gerçekleştirilen Afrika zirvesinin oturumları sona ermeden önce ayrıldığı Nijerya'nın başkenti Abuja’da bir tutuklanma durumuyla karşı karşıya kaldı. Nijerya’daki insan hakları örgütleri o sıra eski Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan yönetiminden Sudan Devlet Başkanı Beşir’in ülkeye ulaşır ulaşmaz tutuklanmasını talep etti. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Beşir’in Nijerya ziyaretinin, Nijerya’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararlarını olan bağlılığını test etmek için gerçek bir imtihan olarak değerlendirdi. Ayrıca, Beşir'in tutuklanmadan Güney Afrika'ya gitmesine izin verilmesinin ülkenin itibarını ciddi bir şekilde zedelediğini ifade etti.
Bu krizden bir ay sonra Beşir, Moritanya'da düzenlenen Afrika Zirvesi’ne katıldı. Moritanya Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nü imzalamamasına rağmen Başsavcı Fatou Bensouda, ülkeyi Beşir'in tutuklanmasını talep eden ülkeler arasına dâhil etti.
Sadık el-Mehdi’nin tutumu
Öte yandan eski hükümetteki muhalif güçler, Milli Ümmet Partisi lideri Sadık el-Mehdi’den, sorunsuz bir şekilde koltuğundan ayrılması için Beşir’e tavsiyede bulunmasını talep ettiler. Bu taleplerin ortasında Sadık el-Mehdi’nin ses tonu durumdan duruma değişiklik gösterdi. Sadık el-Mehdi, Johannesburg'daki Afrika Birliği Zirvesi’ne katıldığı sırada Beşir için tutuklama emri çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kınadı, onu suçlamaktan bağımsızlığını savunmaya yöneldi. Bununla birlikte Güney Afrikalı yetkililer, Sadık el-Mehdi’yi, Beşir'i gizlemek ve Sudan'a kaçmasını kolaylaştırmakla suçladı. Mehdi ayrıca, defalarca Beşir'in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesinin ulusal egemenliğe aykırı olduğunu söyledi.
Aralık 2018'deki Sudan devriminden sonra Beşir’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesi yönündeki talepler bir kez daha gündeme geldi. Ancak Sudan Dışişleri Bakanlığı bunu reddetti. Ayrıca Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Beşir’in iade edilemeyeceğini teyit etti. Burhan, Beşir’in Sudan yargısı tarafından yolsuzluğa dair suçlamalar kapsamında adil bir şekilde yargılanacağını söyledi. Ayrıca ülkenin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olmadığını belirterek, konunun masada olmadığını ve Sudan yargısına güvendiğini ifade etti.
Bu, topun sivil mahkemeye bırakılması anlamına gelmekle birlikte belki de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Uganda'da yaptığı görüşmeden sonra olanların habercisidir. Ayrıca Sudan'daki askeri kuruluşun geleneklerini koruma arzusu da bu şekilde hareket edilmesini gerektirmiş olabilir. Zira orduya mensup olan herhangi birinin yurtdışında yargılanmasına izin verilmesi, prestij ve itibarın ihlali olarak değerlendiriliyor.
Yaptırımlar kadehi
Beşir'in UCM’ye teslim edilmesi anlaşmasıyla paralel olarak Güvenlik Konseyi, Sudan'daki uluslararası yaptırımlara ilişkin çalışmalar yürüten ‘uzman ekibin’ görev süresini uzatmayı kabul etti. Her ne kadar yaptırımların küçük bir kısmı kaldırılsa da Darfur ile ilgili yaptırımlar kısmında herhangi bir gelişme söz konusu değil.
Sudanlılar, ABD'nin 3 Kasım 1997'de Sudan'a yaptırımlar uygulamasından beri bu kadehi yudumluyor. Bu dönemde ABD’nin Sudan’dan talepleri; “sınır dışı edilen insani yardım kuruluşları, Kapsamlı Barış Anlaşması’nın uygulanması ve Darfur'da kapsamlı bir barışa ulaşılması” olmak üzere üç eksen üzerine odaklandı.
ABD, 2003 yılında Darfur'un batı bölgesinde iç savaşın patlak vermesinin ardından 2007'de yaptırımları artırdı. Sudan hükümetine yönelik bu yaptırımlar, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın ‘yaptırımların uygulanmasına neden olan koşulların hala mevcut olduğunu, hükümet tarafından alınan önlemlerin ABD çıkarları aleyhinde düşmanca bir politikayı temsil ettiğini ve alışılmadık bir tehdit oluşturduğunu’ açıkladığı Kasım 2012'de tekrar yenilendi.
ABD’nin Sudan hükümeti ile ilişkilerin normalleştirilmesi için öne sürdüğü talepler daha sonra 5 eksen üzerine odaklandı. Bu talepler, ‘terörle mücadele, Uganda'daki Tanrı'nın Direniş Ordusu'nun Sudan’da faaliyette bulunmasının engellenmesi, Darfur ve Güney Kordofan ve Mavi Nil’de düşmanlıklara son verilmesi, insani yardımın çatışma alanlarına ulaşmasına izin verilmesi ve Güney Sudan'daki olumsuz müdahalelerin sonlandırılması’ idi.
Sudan, ülke tarihinde kara delikler ve hatalarla dolu karanlık dönemin sonu olarak Beşir'in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesi ve adalet ilkesinin tesis edilmesiyle kaderini bekliyor. Beklentiler kadehindeki bir diğer şey ise askeri konseyin anlaşmayı açıklamakta çok geç kalan sivil tarafla hemfikir olmasıdır. Bununla birlikte yakın tarih, Sudanlı partilerin Beşir’in tutuklanmasını destekleyenler ve bu konuda sessiz kalanlar arasındaki bölünmeyi hala muhafaza ediyor.



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.