Iraklı kadınlar sosyal kısıtlamalara meydan okuyor

13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
TT

Iraklı kadınlar sosyal kısıtlamalara meydan okuyor

13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)
13 Şubat’ta Bağdat’ın Tahrir Meydanı’nda düzenlenen kadın protestoları (AP)

Gufran Yunus
Son yıllarda Iraklı kadınların yaşamları, ülkenin işgalinden sonra daha da kötüleşen ekonomik ve sosyal koşullar ile şiddetin ve dini partilerin hegemonyası altında şekillendi. Muhtemelen büyük bir çoğunluk Iraklı kadınların siyaset ve ülke meselelerinden bihaber olduklarını zannediyordu. Ancak Ekim protestoları seslerini duymamıza imkân tanıdı. Iraklı kadınlar protestolar aracılığıyla ülke geleceğini şekillendirmede rol almaya kararlı olduklarını vurguladı.
Irak’taki Ekim protestolarının ön saflarında erkeklerle eşit bir şekilde yer alan kadınlar, bu uğurda sözlü tacizlere maruz kaldı, kaçırıldı, tutuklandı ve hatta hayatlarını kaybetti.
Halk hareketlerine katılanlar, Ekim protestolarının asıl gücünün kadınlar olduğu noktasında hemfikir. Irak kadını, protestoların sürmesi için, yeri geldi ön saflarda mücadele etti, yeri geldi arka saflarda yemek hazırladı ve Tahrir Meydanı’nda kültürel etkinlikler düzenledi.
Tahrir Meydanı'ndaki protestolara her yaştan ve her kesimden katılan kadınların simaları artık tanıdık geliyor. Nitekim göstericiler, elbiselerini yıkayan Ümmü Selvan’ın ve büyükannesinden miras kalan bir tarifin göz yaşartıcı gazın etkisini hafifletmede etkili olduğunu keşfeden Ümmü Yusuf’un yüzlerine alıştı. Ümmü Yusuf, maya ile suyun birleşiminden oluşan karışımın göz yaşartıcı gazların etkisini hafiflettiğini keşfetti ve bir gün içinde eşinin de yardımıyla bu karışımı uyguladığı bin maske hazırladı.
Protestoları bastırma girişimlerine karşı kararlı bir duruş
Independent Arabia’dan Gufran Yunus’a hikayelerini anlatan gösterici kadınlar, Tahrir Meydanı içinde ve dışında aldığı tehditlere rağmen gösterileri desteklemekten ve protestolara katılmaya devam etmekten geri adım atmayacaklarını vurguluyorlar.
Tahrir Meydanı’ndaki göstericiler arasında yer alan Süheyla Abdulhüseyin, meydandaki rutin işlerini ‘yaralıları tedavi etmek, yemek hazırlamaya yardımcı olmak ve yemekleri Tuk Tuk araçlarıyla Sinek Köprüsü’ndeki göstericilere ulaştırmak’ şeklinde sıralıyor. Süheyla, bir keresinde Sinek Köprüsü’ndeki göstericilere yemek götürdüğü sırada çevik kuvvet ekiplerinin fırlattığı göz yaşartıcı gaz kapsülünün bedenine isabet etmesi sonucu yaralandığını belirtiyor.
Independent Arabia’ya konuşan Süheyla, “Çevik kuvvet ekipleri göstericilere yardım eden kadınları hedef alıyor. Çünkü protestoların devam etmesinde kadının rolünün farkındalar” ifadelerini kullandı.

Tahrir Meydanı'ndaki göstericiler (AP)
Süheyla, yaralanmasına rağmen bu yolu tamamlamakta kararlı olduğunu belirterek, “Kadının varlığı gençlere manevi güç veriyor çünkü burada annelerini, kız kardeşlerini görmek, onlara güven duygusu aşılıyor” dedi.
Ekim protestolarının başından bu yana meydanları terk etmeyen Nada Ali, kimliği belirsiz kişilerce kaçırılma tehdidi alması nedeniyle protestolardan iki günlüğüne uzak kaldığını ancak meydana yeniden geri döndüğünü belirtiyor. Independent Arabia’ya konuşan Nada, “Duyduğum tehditleri önemsemiyorum ve tüm bu korkuları umursamıyorum. Önemsediğim tek şey buradaki devrimcilere destek olabilmek” dedi.
İntisar Fetlavi isimli kadın gösterici, “Birbirini takip eden hükümetler Irak’a yalan vaatlerden başka bir şey sunmadı. Onların yalanlarına karşı haklarımızı savunmadan duramayız” diye konuştu.
Protestoların başında ayağından yaralandığını ve 5 gün boyunca gözaltında tutulduğunu anlatan Fetlavi, “Bu meydan benim için vatanı temsil ediyor. Haklarını geri almak için canlarını feda eden bu neslin yanında durmalıyız” dedi.
Tahrir Meydanı’nda bulunan Belkıs Nasr, tehditlerin protestolara destek vermeye devam etmesini engelleyemeyeceğini ifade etti. Nasr, “Davamız uğrunda ölümle yüz yüze geldik. Devrimin ilk gününden bu yana ümitliyiz ve bu zorlukların ve tehditlerin üstesinden geleceğiz zira biz, yozlaşmış bir sistemle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.
Irak’taki protestolar sırasında hayatlarını kaybeden kadın sayısına ilişkin net bir veri yok. Ancak Tahrir Meydanı’nda konuşan aktivist Cebra et-Tai, protestolarda şimdiye kadar 6 kadının yaşamını yitirdiği ve kimliği belirsiz kişilerce kaçırılan onlarca kadının akıbetinin hala bilinmediğini söyledi. Tai, Sağlık Bakanlığı’nın kadın ölümleriyle ilgili gerçekleri gizlemek amacıyla konuya dair sağlıklı veri paylaşmadığını sözlerine ekledi.
“Bu devrim siyasi elitler için sonun başlangıcı”
Basında kadınların sadece protestolarda yemek pişiren ve temizlik yapan bir rol oynadığı algısını reddeden kadın eylemciler, bu devrimin aynı zamanda toplumun kadına bakış açısını değiştirmeyi hedefleyen bir yönünün olduğunu vurguluyor.
Ranya Ali isimli kadın protestocu, “Ekim protestoları fiili olarak erkek ve kadın arasında eşitliği sağladı. Kadın artık gücü temsil ediyor. Kadın sosyal kısıtlamaları kırdı ve toplumun gerçek dönüşümüne katkıda bulundu. Gösterici kadınlar doğru gelenekleri yıkmadı bilakis yeni ve doğru anlayışların inşa edilmesine katkı sağladı” şeklinde konuştu.
Diyana Ferec ise annesiyle birlikte devrime destek vermeye devam ettiklerini söyledi. Ferec, sosyal medya sayesinde göstericilerin ihtiyaç duyduğu gıda ve temizlik malzemelerinde haberdar olduklarını ve bunları sağladıklarını ifade etti.
Hemşirelik mesleğini icra eden Benin Hişam da meydandaki bir sağlık ekibinde görev almasının yanı sıra halktan bağış toplayarak gerekli gıda malzemeleri aldığını söyledi.

Tahrir Meydanı'nda bir gösterici Irak bayrağı sallıyor (AP)
Iraklı yönetmen ve oyuncu Zehra Gandur ise bir Iraklı olarak meydanda olması gerektiğini kaydetti. Gandur, “Vazgeçip geri çekilirsem kendimi görmek istediğim gibi göremeyeceğim. Evde oturup homurdanmak vatan inşa etmek için yetmez bilakis bu meydanlar aracılığıyla taleplerini dile getirmelisin. Bu devrim, siyasi elitler için sonun başlangıcı ve 2003 sonrası siyasi elitlerin eliyle oluşturulan yolsuzluk ve ölüm düzenine meydan okuyan neslin zaferidir” diye konuştu.
Protestolarda kadın ve erkeğin bir arada olma meselesi
Sadr, geçtiğimiz hafta Twitter hesabından göstericilere hitaben açıkladığı 18 maddelik tavsiye listesinde yer verdiği “protesto meydanlarında kadın ve erkeklerin bir arada olmaması” gerektiği ifadesi kadınların itirazlarıyla karşılaştı.
Iraklı kadınlar, Sadr’ın ifadelerine tepki olarak 13 Şubat Perşembe günü Bağdat’ta protesto yürüyüşü düzenledi. Kadın göstericiler, Sadr’ı protestolardaki kadın rolünü değersizleştirmeye çalışmakla suçladı.
Gösterilere katılan İhlas Hamid, bazı siyasi çevrelerin Iraklı kadınların ahlakına dil uzatmasını şaşkınlıkla karşıladığını belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Hamid, “Dünya ülkeleri kadının rolüne övgüler dizerken, bizde ise kadınların protestolardaki aktif rolünü yok etme veya doğrudan karalama girişimleri düzenleniyor” dedi.
Danya el-Cuburi, “Protesto meydanlarına yöneltilen ahlaksızca suçlamalar, büyük devrimi parçalamak ve yok etmeye çalışan insanların dillendirdiği suçlamalardır. Biz bu suçlamalara fikirle, akılla, mantıkla ve uğrunda sokağa çıktığımız taleplerimize odaklanarak karşılık veriyoruz” ifadelerini kullandı.
Muntaza Selam, Sadr’ın ‘kadın ve erkeklerin bir arada olmaması gerektiği’ çağrısını garipsediğini belirterek, “Bu hükmün uygulanması halinde o zaman üniversiteleri, otobüsleri, dini ziyaret mekânları ve parlamentoyu da kapsaması gerekir. Bunun sadece protesto meydanlarına dayatılması söz konusu değil” dedi.
Iraklı aktivist Ferah, “Iraklı kadınları gözden uzak tutmaya çalışan sesler var. Irak kadını yozlaşmış partiler nedeniyle 16 yıldır marjinalleştirildi. Haklarını talep edince de örf adetlere ve dine karşı gelmekle suçlanıyor” şeklinde konuştu.
Ferah, açıklamasının devamında, “Bu devrim birçok toplumsal anlayışı değiştirdi. Bunun en büyük kanıtı ülkenin güney kentlerinde sosyal kısıtlamaları kıran kadınlardır. Onlar şu an devrimi yönetiyorlar. Bu da kadın rolünden çekinen partilere indirilen en büyük darbe oldu” dedi.
Irak toplumu kadınıyla erkeğiyle, hep birlikte, gerçek anlamda ülkesini yeniden inşa etmek ve halkın hakkını söküp almak ve gerçek sahiplerine geri vermek için çabalıyor.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.