İsrail neden Ürdün Vadisi’ni ilhak ediyor?

Ürdün Vadisi (Şarku'l Avsat)
Ürdün Vadisi (Şarku'l Avsat)
TT

İsrail neden Ürdün Vadisi’ni ilhak ediyor?

Ürdün Vadisi (Şarku'l Avsat)
Ürdün Vadisi (Şarku'l Avsat)

Batı Şeria’nın doğusunda, Filistin-Ürdün sınırı boyunca ilerlediğimizde, Ürdün Vadisi'ndeki çatışmanın neden farklı boyutlara evirildiğini anlıyoruz. İsrail’in bu bölgeyi ilhak etmesinin ardında, siyasi, güvenlik, ekonomik, coğrafi ve zengin su kaynakları ile ilgili nedenler yatıyor.
İsrail yönetiminin, deniz seviyesinin en aşağı noktasında yer alan Ürdün Vadisi’ni ilhak edeceğini açıklaması Filistinliler arasında öfkeye neden oldu. Şarku’l Avsat ekibi olarak, İsrail’in ‘ilhak tehdidinin’ en üst seviyeye çıktığı bir zaman diliminde bu bölgeyi ziyaret ettik. Bölgede Batı Şeria’da rastlamayacağınız türden bir sessizlik hâkimdi. Bunun sebebi, işgalci güç karşısında çaresiz kalınması mıydı yoksa fırtına öncesi sessizlik miydi bilemiyoruz.
ABD yönetimi İsrail’in ‘Ürdün Vadisi’ni ilhak etmesini, bu ay gerçekleşecek seçimlerden sonra olması şartıyla destekliyor. Dolayısıyla, bölgenin İsrail’in egemenliğine girmesi sadece an meselesi. 
Batı Şeria’nın doğusunda yer alan Eriha’ya, Güney Beytüllahim’den yola çıkıp, ara yollardan ve çok sayıda İsrail kontrol noktasından geçerek, 50 kilometrelik bir yolu kat ettikten sonra ulaşabildik. Yolda çok sayıda ‘yasadışı yerleşim yerleri’ gördük, Kudüs’e yakın tepelerin üstü yerleşim yerleriyle dolmuştu. Eriha’dan Ürdün Vadisi’ne ulaşmak için 90 kilometrelik bir yolculuk daha yapmamız gerekti. Ürdün Krallığı ile Batı Şeria’yı ayıran bölgede İsrail askerleri tarafından saatlerce durdurulduk. Ürdün Vadisi’ne girebilmek için soruşturmadan geçerken, burada epey vakit kaybettik.
Ürdün bir taş atımı mesafede
Ürdün bir taş atımı mesafedeydi, Ürdünlülerin evleri, çiftlikleri ve sokaklarıyla aramızda sadece dikenli teller vardı. Ara bölgede çok sayıda mayın olduğuna yönelik uyarı tabelaları asılmıştı. Bu sınırlar bölge halkı için anlaşılabilir değil çünkü İsrail işgalinden önce Ürdün tarafındaki akrabalarında akşam yemeklerini yiyip sonra evlerine dönüyordular. O zamanlar iki ülke arasında sınır söz konusu değildi.
Husam Daragime adındaki bir Filistinliyi ailesi ile birlikte sınır hattı boyunca yürürken gördük. Husam, buraya gelerek hayatını tehlikeye attığını belirtiyor ve ‘’İsraillilere bu toprakların bizim olduğunu göstermek istiyorum, daha önce bu sınır bölgesinde 37 dönüm toprağımıza güvenlik bahanesiyle el koydular. Burada sürekli askeri tatbikat yapıyorlar ve ateş açıyorlar, buralara gelmememiz için bizi korkutmak istiyorlar ama ben korkmuyorum’’ diyor.
Dedelerinin şimdi Ürdün tarafında yer alan bölgeye günübirlik gittiğini belirten Daragime: ‘’Bizler hep buradaydık, işgalden önce, bu mayınlardan, tel örgüler ve sınırlardan önce buradaydık. Artık bunlarla da yetinmiyorlar. Amerikalılar bölgeyi İsrail’e bedava vermek istiyor’’ diye konuşuyor.
Daragime, Ürdün Vadisi, Kudüs ve ‘yerleşim yerleri’ konularında İsrail lehine karar veren Yüzyılın Anlaşması’na tepki gösteren milyonlarca Filistinliden sadece biri. ABD, bu ‘anlaşma’ doğrultusunda İsrail’in Ürdün Vadisi ve Batı Şeria’daki yerleşim yerlerini ilhak etmesini destekliyor. Seçimlerden sonra İsrail, resmi olarak Ürdün Vadisi’ni kendi sınırları içine aldığını ilan etmeye hazırlanıyor. 
Bilindiği üzere İsrail’e giriş yapmak isteyen Filistinliler özel bir izne gereksinim duyuyor. İsrail’in Ürdün Vadisi’ni ilhak etmesi durumunda, bu bölgede yaşayan Filistinliler de aynı izinlere ihtiyaç duyacak. Ürdün Vadisi, Batı Şeria’nın % 28’ini oluşturuyor (2070 km kare) Batı Şeria’nın doğusundaki Ayn Cedi bölgesinden güneydeki Ölü Deniz’e, kuzeyde Yeşil Hat dâhilinde Tel Makhuz olarak bilinen Bisan’a, doğuda Ürdün Nehri’nden Batı Şeria’nın uç noktalarına kadar uzanıyor.
Bu bölge Afro-Asyatik çöller kuşağının bir parçası olarak addediliyor. Dünyanın deniz seviyesinin en altındaki kara parçalarını barındırıyor. Deniz yüzeyinden yaklaşık 380 metre aşağıda yer alıyor. Batı Şeria’nın diğer bölümleri gibi Ürdün Vadisi de, Oslo Anlaşması uyarınca: ‘a’,’b’ ve ‘c’ noktalarına bölünmüş durumda. Ürdün Vadisi’ndeki çoğu bölgeler ‘c’ kısmında yer alıyor ve İsrail tarafından askeri alan olarak görülüyor. 
Netenyahu: Bu konunun Filistinlilerin kararıyla ilgisi yok
İsrail yönetimi, Ürdün Vadisi’nin tümünü ilhak etmek istemiyor. Eriha ve Tubas şehirleri ile bazı bölgelerin ilhak edilmeyeceği kaydediliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 800 kilometrelik bir araziyi ilhak edeceklerini açıkladı. Bu açıklamayı yaparken Filistinlilerin sanki konuyla hiç ilgileri yokmuş ya da onayları anlamsızmış gibi bir tavır takındı. Netanyahu ilhakın, Beyaz Saray’daki ABD yönetimiyle koordinasyon içinde yapılacağını, bu kararın Filistinlilerle ilgisinin olmadığını vurguladı. Ürdün Vadisi ziyaretinde ağaç dikerken konuşan Netanyahu, ‘’Trump’tan onay geldi, Ölü Deniz’in kuzeyi ve Ürdün Vadisi’ne, Yahuda ve Samire’deki (Batı Şeria) tüm yerleşim yerlerindeki egemenliğimizi destekliyorlar. Bu konunun Filistinlilerin kararıyla bir ilgisi yok, bunu Amerikalılarla anlaşarak yapacağız’’ diye konuştu.
Netanyahu, Ürdün Vadisi'yle ilgili harita çalışmalarının yapıldığını gizlemezken, İçişleri Bakanı Aryeh Deri de: ‘’Ürdün Vadisi’ndeki egemenlik kararından sonra, belediyecilik ve imarla ilgili yasal süreçleri başlatacağız’’ dedi.
Bizi dışarı mı çıkaracaklar? 
İsrail planı, içinde 9 bin kişinin yaşadığı bölgedeki 36 ‘yerleşim yerinin’ ilhak edilmesini içeriyor. Bu yerleşim yerlerinin en eskileri olan ‘Gafout’ ve ‘Bennett’, 1972'de yasadışı olarak kurulmuş. Ayrıca bölgede, ‘Rotem’, ‘Manjoun’, ‘Tironot’, ‘Rawai’, ‘Şadman’ ve ‘Mongolo’ adındaki Yahudi yerleşim yerlerine ek olarak, yaklaşık 5 bin Filistinlinin yaşadığı, Malih, Hırbet Humsa, Kerdele, Berdele, Hırbet R’as Ahmer, Ayn el-Beyda, Hadidiye, Farisiye, Humme, Akabe ve Merc Nace adındaki yerleşim yerleri bulunuyor.
Yahudi yerleşim yerlerine kıyasla son derece mütevazı ve bakımsız görünen Merc Nace’de yaşayan Ahmed Ayidi, İsrail kurulmadan önce bu topraklarda yaşadıklarını ve şimdi gelecekleri hakkında kaygılı olduklarını söyledi. 
‘’Bizi buradan çıkaracaklar mı bilmiyoruz’’ diyen Ayidi, ekibimize: ‘’siz konu hakkında ne biliyorsunuz? diye sordu. Biz de Trump’ın söylediğine göre kimse evini terk etmek zorunda kalmayacak diye yanıtladık. Bunun üzerine: ‘ne yani bize İsrail vatandaşlığı mı verecekler? Öyle bir şey yapmalarına imkân yok’’ dedi. Sebze satmasına yardımcı olan kuzeni müdahil olarak, ‘’herhalde bize özel izinler vereceklerdir’’ yorumunda bulundu.
Ayidi’nin ailesi gibi birçok Arap, Filistin’in ‘gıda sepeti’ addedilen bölgede ektikleri ürünleri satarak hayatlarını idame ettiriyor. Eriha’nın aksine burada, gözün görebildiği yere kadar uzanan yeşil alanlara şahit oluyorsunuz. Ürdün nehrinde çok sayıda çiftlik ve binlerce dönümde dikili hurma ağaçları dikkati çekiyor. Ürdün’e yakın olan Ayn Beyda’daki çiftliklerden birinde çalışan Ali adında bir Filistinli, tarlada ekim yaparken: ‘’Hiçbir şey bilmiyoruz, bize ne olacağını bilmiyoruz. Ama burada durmaya devam edeceğiz, burası bizim toprağımız ve terk etmeye niyetimiz yok. Oturup bekliyoruz ama hiçbir yere gidecek değiliz’’ diyor.
Ekibimizin karşılaştığı herkeste bir şaşkınlık ve umutsuzluğun hâkim olduğunu da söylemeliyiz. Umutsuzlukları, Filistin Otoritesi’nin, İsrail’e karşı durma gücünün olmadığına inanmalarından kaynaklanıyor.  Filistin yönetiminden beklentilerinin ne olduğunu sorduğumuzda, acı bir tebessümle karşılık vermekle yetiniyorlar.
Filistin ekonomisinin can damarıFilistin Otoritesi, İsrail’in Ürdün Vadisi’nin ilhakına şiddetle karşı çıkıyor. Batı Şeria'nın üçte birini oluşturan Ürdün Vadisi, Filistin’in tatlı su kaynaklarının da % 47’sini barındırıyor. Filistin Otoritesi, başkenti Doğu Kudüs olması planlanan bağımsız devlet sürecinde, Filistin ekonomisinin bu bölgede yapılacak tarımın üzerine inşa edilmesini hedefliyordu. Ayrıca Filistin Devleti’ndeki yerleşim yerlerinin bu bölgeye doğru genişlemesi söz konusuydu. Dolayısıyla Ürdün Vadisi Filistin ekonomisinin en önemli ‘can damarlarından’ birini teşkil ediyor.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) İcra Komitesi Sekreteri Saib Ureykat, ‘’Ölü Deniz’e 37 kilometre ve Ürdün Nehri’ne 97 kilometrelik bölgeler bizimdir. Ürdün Nehri’nde su haklarımız bulunmaktadır. Bunlar sağlanmadan barış imkânsızdır’’ dedi.
Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olduğunu vurgulayan Ureykat şöyle devam etti: ‘’Batı Şeria ve Gazze Şeridi arasında bizim egemenliğimizde olan güvenli geçiş bölgesi istiyoruz. Kudüs’teki ‘kutsal bölgede’ hakkımız var, Latrun’da 46 km’lik hakkımız var (Kudüs’ün kuzeyinde yer alan bölge) Gazze denizinde karasularımız ve mültecilerin dönüş hakkı var. Bu konular müzakere dahi edilemez.’’
Öte yandan Filistin yönetiminin bu tutumunun, reel politikte nasıl karşılık bulacağı merak konusu. İsrail yönetimi, Ürdün Vadisi’ndeki Filistin nüfusunu azaltmak için sistematik uygulamalara başvuruyor. İsrail 1967’den bu yana Ürdün Vadisi’nde egemenlik kurmak için çok sayıda girişimde bulundu.
İsrail artezyen kuyularının kullanılmasına izin vermiyor
Bölgede yaşayan birçok bedevi, İsrail’in şiddet içeren eylemleri sonucu çadırlarını terk etmek zorunda kaldı. Bazıları da suya erişimlerinin engellenmesi üzerine göç etmeyi tercih etti. Bölgede onlarca büyük artezyen kuyusu olmasına rağmen, İsrailliler izin vermediği için, Filistinliler içme suyunu başka bölgelerden traktörler aracılığıyla taşıyor. Bedeviler, çölde susuz kalmış gibi kuyulara uzaktan bakmakla yetiniyor ve yapabilecekleri hiçbir şey yok. Ürdün Vadisi’nde 170 adet derin artezyen kuyu bulunmakta, yerleşim yerleri bünyesinde açılan bu kuyuların büyük çoğunluğu İsrail hâkimiyetinde. Filistin Otoritesi Su İşleri müdürlüğünün bir çalışmasına göre, burada yaşayan 11 bin Yahudi, Batı Şeria’daki 2.5 milyon Filistinlinin kullandığından daha fazla su sarf ediyor.
Ürdün Vadisi’nde yaşayan bedevilerden biri olan Faysal: ‘’Ailemiz bazen içme suyu bulmakta zorluk çekiyor, İsrailli yerleşimcilerin toprakları ise yemyeşil ve refah içinde yaşıyorlar’’ diyor.
Su sadece insan yaşamı için değil, bedevilerin koyunları için de son derece elzem. Suya erişimleri kısıtlanan bedeviler, umutsuzca hayata tutunmaya çalışıyor. Öte yandan Yahudi yerleşim yerlerinde yaşayanlar, su kaynaklarını müsrif bir şekilde tüketiyor.  
90. cadde olarak bilinen yol boyunca ilerlediğinizde, Tomer, Naran, Niran ve Cilcal yerleşim yerlerinin etrafında onlarca fabrikaya şahit oluyoruz.  Göz alabildiğince uzanan on binlerce hurma ağacı, üzüm bağları ve hindi üretim çiftliklerine rastlıyoruz. Deniz kuyusu olarak addedilen derin artezyenlerle çıkarılan su ile sulanan bu bölgelere Arapların yaklaşması ise yasaklanmış durumda.
İlhak’ın sebebi güvenlik değil, ekonomik
İsrail’in Ürdün Nehri’ni ilhak etmesinin ardında, iddia edildiği gibi sadece güvenlik meselesi yok. Burada devasa bir ekonomik imkân söz konusu. Nitekim İsrail egemenliğini sadece ‘doğu kapısı’ ile sınırlı tutmayıp, Ürdün Vadisi’nin neredeyse tümünü ilhak etmeye hazırlanıyor.
Filistinliler, Netanyahu’nun ‘’Ürdün Vadisi’ni istiyoruz, çünkü vatandaşlarımızın güvenliği için doğu kapısında bu derinliğe ihtiyacımız var’’ sözlerini reddediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ı ‘güvenlik kaygısı’ gerekçesiyle ikna eden Netanyahu, Filistinlilerin öfkesine neden oluyor. Netanyahu Ürdün Vadisi’nin ilhakı konusunda şunları söylemişti: ‘’Ürdün Vadisi sadece İsrail’in doğu kapısı değildir, aynı zamanda doğudan gelecek her saldırıya karşı doğal bir duvar özelliği taşımaktadır. Bu bölgede egemenliğimizi ilan ederek ilhak etmemiz, askerlerimizin sonsuza dek burada kalmasını garantileyecektir. Buraların İsrail toprağı olması, askeri olarak bize stratejik bir derinlik kazandırır.’’
Öte yandan FKÖ Sekreteri Saib Ureykat: ‘’Netanyahu’nun bu bölgeyi istemesinin başlıca nedeni ekonomiktir. İsrail bu bölgeden yılda 620 milyon dolar elde ediyor’’ demişti.
Yerleşim yeri yatırımı 
Filistinliler İsrail’in Ürdün Vadisi'ndeki yaklaşımını ‘yerleşim’ yatırımı olarak niteliyor. İstatistikler ve sahadaki gerçeklikler de Filistinlilerin yargılarında haklı olduğunu gösteriyor. İsrail ülkedeki en büyük hurma bahçelerini bu bölgede kurmuş (yaklaşık bir milyon hurma ağacı) gül çiftlikleri, sebze yetiştirilen seralar, ayrıca devasa tavuk, hindi ve inek çiftlikleri inşa edilmiş durumda. Yapay göllerde ayakkabı ve çanta imalatında kullanılmak üzere timsah yetiştiriliyor.
ABD’nin ilan ettiği Yüzyılın Anlaşması, İsrail’in bu bölgede kalıcı olmasına imkân sağlıyor. Oysa daha kısa bir süre öncesine kadar Ürdün Vadisi müzakere konularından birini teşkil ediyordu.  Konu hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamada bulunan Filistinli bir yetkili şöyle söyledi: ‘’ABD’liler İsraillilere hayal edemeyecekleri bir şey verdiler. İsrailliler 2013 müzakerelerinde, Ürdün Vadisi’nin kiralanmasını talep etmiş, ancak bu talebi reddetmiştik. Şimdi ise ABD kalıcı olarak bu toprakları işgal etmelerine izin veriyor.’’
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Başkan Barack Obama yönetiminde İsrail-Filistin arasındaki sınır sorunlarının çözümü müzakerelerinde, Ürün Vadisi’nde ABD garantörlüğünde ortak bir yönetim önermişti. Ancak İsrail tarafı Kerry’nin önerisini reddederek bu bölgeyi uzun süreli kiralamayı teklif etmiş, bu teklifte Filistin Otoritesi tarafından reddedilmişti.
 Filistin Otoritesi, Ürdün’le barış anlaşması yapıldığı için, İsrail’e yönelik doğu hattından herhangi bir güvenlik tehdidi olmadığını savunuyor. İsrailli bazı üst düzey askerler de Filistinlilerin bu tezini destekliyor. Ancak meselenin güvenlikle sınırlı olmadığı ve daha çok ‘yeni yerleşim yerlerinin’ ekonomiye katkısıyla ilgili olduğu süreç içinde anlaşıldı.
Barış ve Güvenlik Konseyi raporu: Vadisi savunmada stratejik derinlik sağlamıyor
İçinde çok sayıda üst düzey asker ve güvenlik görevlisini barındıran, Barış ve Güvenlik Konseyi’nin yayınladığı stratejik rapora göre, Ürdün Vadisi savunma noktasında, stratejik bir derinlik sağlamıyor. Rapora göre; İsrail egemen olduğu tepelerde, alçak konumda olan Ürdün Vadisi’nden gelebilecek herhangi bir kara saldırısını kolaylıkla engelleyebilir. Dahası vadide konuşlanacak olan İsrail askerlerinin zorunlu olarak sınırlı sayıda olması ve mevkilerinin alçak pozisyonda bulunacak olması dolayısıyla, İsrail’in ‘savunma amaçlı derinlik stratejisinin’ gerçekleri yansıtmadığına işaret ediliyor.
Raporda Ürdün Nehri’nin güvenlik gözlemleri için önem teşkil ettiği yer alırken, Ürdün Vadisi’nin savunma için elverişli olmadığı belirtiliyor.
Teamire Arapları
Teamire Araplarının yaşadığı tepelere çıktığımızda, bölgenin İsrail yerleşim yerlerine kıyasla harabeye dönüştüğünü gördük. Bazı yerliler, İsrail’in yıktığı evlerini yeniden inşa etmekle meşguldü. İsrail, Filistinlileri caydırmak ve bölgeden uzaklaştırmak için sistematik olarak yıkımlara başvuruyor. Ancak Teamire Arapları bölgeyi terk etmeyi reddederek sürekli olarak evlerini yeniden inşa ediyor.
İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi B’Tselem: İsrail yönetiminin Ürdün Vadisi’ndeki Filistin varlığını sonlandırmak ve bu bölgedeki gelişimini engellemek için çeşitli uygulamalarda bulunduğunu kaydetti. Bu uygulamaların başında, Filistinlilerin bölgenin birçok yerine girmelerine izin verilmemesi ve su kaynaklarına ulaşımlarının engellenmesi geliyor. Ayrıca Filistinlilerin ev inşa etmesine ve yerleşim yerlerini geliştirmelerine de izin verilmiyor. İsrail yönetimi, Filistinliler üzerinde ekonomik baskı uygulayarak, topraklarını terk etmeye zorluyor. İsrail yönetiminin bu baskı politikasının amacı, Arapların bölgeden uzaklaştırılması ve İsrail’in boşaltılan bölgeyi ‘de facto’ olarak ilhak etmesidir. İsrail bölgedeki kaynakları aktif bir şekilde kullanırken, Filistinlilerin temel ihtiyaçlarına dahi müdahale ediyor.
İsrail 2006-2017 arasında, Filistinlilere ait 698 evi yıktı.
B’Tselem’in yayınladığı rapora göre, İsrail yönetimi Ürdün Vadisi’nde 2006-2017 arasında, Filistinlilere ait olan en az 698 evi yıktı. İsrail’in bu gayrı meşru uygulamaları dolayısıyla 1334’ü çocuk olan 2984 kişi evsiz kaldı. Ayrıca 386 kişinin yeniden yaptığı evler de yıkıma uğradı. İsrail’in Ürdün Vadisi’ni işgalinden bu yana, en az 50 bin Filistinli göç etmek zorunda kaldı. Geride kalanlar ise kaygılı bekleyişlerini sürdürüyorlar. 
Geç saatlerde Batı Şeria’ya dönerken, sınır noktasındaki askerlere Yüzyılın Anlaşması çerçevesinde yeni uygulamaların olup olmayacağını sorduğumuzda, bizimle tartışmaya girmek istemediklerini açıkça gösterdiler. Subaylardan biri, ‘’ sınır bölgesine hiçbir Filistinlinin ulaşmaması için kesin talimat aldık, ister gazeteci ister yetkili, isterse turist olsun, burası askeri bir bölge ve kimsenin geçişine izin veremeyiz’’ dedi.
‘’Burada Filistin topraklarındayız ve herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmuyoruz’’ dedik. Yirmili yaşlarındaki bir kadın asker kibirli bir şekilde gülümseyerek, ‘’daha fazla tartışırsanız, Filistin toprağı dediğiniz yerde sizi istediğim kadar alıkoyarım’’ dedi. Sanki hükümetinin mantığıyla konuşuyor gibiydi, anladık ki: burada hak değil güç karar veriyor. 



Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
TT

Dürzi ileri gelenlerinden Emir Hasan el-Atraş'ın Suveyda'dan ani ayrılışı dengeleri değiştirebilir

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)
Emir Hasan el-Atraş, Suveyda Valisi Mustafa Bakur ile tokalaşırken, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suriye’nin Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş’ın (Ebu Yahya) pazartesi gecesi aniden ayrılıp Dera iline doğru yola çıkmasının ardından, Suriyeli resmi bir kaynak, bu ayrılmanın ardından Cebel el-Arab'da Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri'nin kontrolündeki bölgelerden kaçanların olacağı tahminini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suveyda Medya Müdürlüğü Medya İlişkileri Birimi'nden Kuteybe Azzam, Emir Hasan el-Atraş'ın şu anda Şam'da olduğunu ve önde gelen bir figür olarak ‘birçok gerçeği açıklığa kavuşturabileceğini ve Cebel el-Arab'da dengeleri değiştirebileceğini’ söyledi.

Azzam, Emir Hasan'ın ayrılmasını sağlayan taraftan bahsetmedi. Ancak Suveyda'nın Suriye devletinin kontrolü dışındaki bölgelerde izlenen politika nedeniyle geniş çaplı bir kaosa tanık olduğunu belirten Azzam, “Silahlar, suikastlar ve kaçırmalar yoluyla ulusal sesleri sindirme, şantaj ve susturma politikası izleniyor” diye ekledi.

dfvbdf
Suveyda ilindeki Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş (İnternet siteleri)

Öte yandan, Suveyda şehrinde ikamet eden Dürzi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a, ‘Emir Hasan'ın akrabalarının kendileriyle yaptıkları görüşmede, onun pazartesi günü evinden ayrıldığını, beraberindekilerin kendisine eşlik ettiğini ve daha sonra eve dönmediğini’ söylediklerini aktardı.

Edinilen bilgilere göre Dera kırsalından biri Emir Hasan’ı ağırladı ve Şam'a ulaşmasını sağladı.

Dürzi kaynaklar, Suriye hükümetiyle temas halinde olan isimsiz bir kişiden söz ederek, ‘Emir Hasan'ın ayrılmasının, Suveyda'daki krizi çözmek için yeni bir planın parçası olduğunu’ söylediler.

Suriye'nin güneyindeki Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda ilinden haberler yayınlayan internet siteleri, ‘Suveyda’nın önde gelen isimlerinden Emir Hasan el-Atraş’ın, ilin güneybatı kırsalından güvenli bir şekilde beraberindekilerin eşliğinde Dera’ya ulaştığını’ bildirdi.

sdcds
Dar 'Arra Emiri Hasan el-Atraş ve Şeyh el-Akil Hikmet el-Hicri’nin Suveyda’da birlikte çekilmiş bir arşiv fotoğrafı

Aynı haber siteleri, Emir Hasan’ın Suveyda’dan çıkışını sağlayan taraf hakkında herhangi bir bilgi vermedi. Aynı zamanda, olanları “Suveyda'da bu kadar önemli bir sosyal figürün dahil olduğu bir emsal” olarak nitelendirdiler. Emir Hasan, Atraş ailesinin geleneksel liderlerinden biri olarak kabul ediliyor ve yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan el-Atraş’ın Suveyda'dan, Şeyh Hicri ve ona bağlı Dürzi bir paramiliter grup Ulusal Muhafızlar, Dar 'Arra’nın bulunduğu Arra köyü de dahil olmak üzere Suveyda'nın büyük bir bölümünü kontrol ettiği bir dönemde ayrıldı. Bu gelişme, İsrail'in desteğiyle, Suveyda’da sözde ‘Başan Devleti’nin kurulması çabaları çerçevesinde Şeyh Hicri’nin, Şam'ın geçtiğimiz eylül ayında Suveyda krizini çözmek için ABD ve Ürdün’ün desteğiyle açıkladığı ‘yol haritasını’ ve Suveyda Valisi Mustafa Bakur tarafından daha sonra başlatılan çözüm girişimlerini reddetmesinin ardından yaşandı.

vcdv
Emir Hasan el-Atraş ile Suveyda Valisi Mustafa Bakur görüşmesinden bir kare, Şubat 2025 (İnternet siteleri)

Suveyda’dan Dürzi kaynaklar, görüşmeleri sırasında Emir Hasan'ın ayrılmasının, Dar ’Arra’nın tarihi olarak Cebel el-Arab'da karar alma merkezi olması nedeniyle Şeyn Hicri'nin kontrolündeki bölgelerdeki statükoyu etkileyebileceğini belirttiler. Ayrıca tarihi olarak Suveyda'da siyasi liderliği temsil ederken, Şeyh Hicri Dürzilerin dini liderliğini temsil ediyor. Ancak bu, siyasi liderlikten daha düşük bir rütbe.

Kaynaklar, Dar ‘Arra’nın son derece sembolik bir yer ve Emir Hasan’ın da yerel sosyal ve siyasi sahnede önemli bir figür olduğunu, ancak Suveyda’yı terk ettiğini, eğer bir açıklama yaparsa, kamuoyunda tanınan bir kişi olduğu için birçok gerçeği ortaya çıkarabileceğini ve dengeleri değiştirebileceğini söylediler. Suveyda'da büyük bir sosyal konuma sahip olan Emir Hasan, 1920'lerde Fransız sömürgeciliğine karşı Büyük Suriye Devrimi'nin lideri Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu olduğundan Suveyda’nın yerel sosyal ve siyasi sahnesinde önemli bir rol oynuyor. Emir Hasan, 8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye liderliğine ve hükümetine açıkça destek verdi.

vcfv df
Emir Hasan el-Atraş'ın, en önde gelen Dürzi siyasi figürlerden biri olan dedesi Sultan Paşa el-Atraş'ın tablosunun yanında çektiği bir fotoğraf (İnternet siteleri)

Emir Hasan el-Atraş, Suveyda’da geçtiğimiz yıl temmuz ayı ortalarında krizin patlak vermesiyle, çatışmaların sona ermesi ve insanların çatışmaya sürüklenmemesi çağrısında bulunarak, herkesi tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için devlet, dini liderler ve bölgedeki önde gelen şahsiyetlerle iletişim kurulması gerektiğini vurguladı.

Şeyh Hicri ise Suriye'deki yeni rejime karşı çıkan bir lider olarak ortaya çıkıp Suveyda'daki bölgelerin kontrolünü ele geçirdiğinden beri, nüfuz alanındaki karar alma sürecini tekelleştirmeye çalışarak diğer Dürzi dini otoriteler (Şeyh Yusuf Cerbu ve Hamud el-Hanavi) ile kültürel ve entelektüel seçkin isimleri ötekileştirdi.

Dürzi kaynaklar, Dar ‘Arra'nın sembolik ve tarihi olarak Şeyh Hicri'nin ikamet ettiği ve Dürzi topluluğunun manevi merkezi olarak kabul edilen Dar Kanavat'tan daha yüksek bir otorite ve statüye sahip olduğunu belirtti.

Öte yandan Şeyh Hicri'nin destekçileri, Emir Hasan el-Atraş'ın Cebel el-Arab’tan ayrılışının ve Şam'a sığınmasının önemini küçümsedi. Gelişmeleri yakından takip eden gözlemcilere göre Emir Hasan’a yönelik saldırı, bu konunun proje için ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.

Emir Hasan'ın Cebel el-Arab'dan ayrılırken, Suveyda İç Güvenlik Şefi Suleyman Abdulbaki Facebook hesabında, Suriye iç güvenlik güçlerinin ‘yakında’ Suveyda'ya gireceğini duyurdu ve operasyonun amacının ‘yok etmek değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve şehri korumak’ olduğunu açıkladı.


Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.