Devrimden krize… Libya intifadasının 9'uncu yıl dönümü

Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
TT

Devrimden krize… Libya intifadasının 9'uncu yıl dönümü

Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)

Zayed Hediye
15 Şubat Cumartesi günü Libyalılar, Muammer Kaddafi rejiminin devrildiği intifadanın 9’uncu yıldönümünü andı.
Herkesin elinde bir silah
Libya’da devrimin 2011 yılında takip ettiği yol, Mısır ve Tunus’ta yaşanan Arap Baharı devrimlerinden farklıydı. Libya’da halk, Kaddafi’nin başlattığı öldürme dalgasına karşı kendilerini korumak üzere silahlanmak zorunda kaldı. Gözlemciler, söz konusu silahlı sürecin devrim sonrasındaki sahneyi karmaşıklaştıran temel sebep olduğu görüşünde.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Libyalı araştırmacı ve akademisyen Farac el-Carih konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Libya krizini bugünkü duruma getiren, 2011 yılında güvenlik merkezlerine ve ordu kamplarına girilmesi, radikal İslami akımların olaylar hattına dahil olması, güvenlik boşluğundan, devletin kırılganlığından ve silahların yayılmasından faydalanılması sonrasında herkesin eline silah alması oldu.”
Libyalı yetkililer, Kaddafi rejiminin tamamen çökmesiyle oluşan güvenlik boşluğunu doldurmak için hızlı ve hazırda mevcut bir alternatif aradı. Ve çareyi rejim güçlerinin şehirlere saldırılarını geri püskürtmek için devrim sırasında ilk kez silah taşıyan sivillerden oluşan düzensiz bir devrim tugayında buldu.
Libyalı araştırmacı ve akademisyen Cemal eş-Şatşat, bu detaylıca incelenmemiş çözümün tamamen zıt sonuçlara yol açtığına dikkat çekti. Şatşat “Bu tugaylar daha büyük bir soruna dönüştü. Para kazanmak için devlet kurumlarına şantaj yapmaya başladılar” dedi.
Independent Arabia’ya açıklamalarda bulunan Şatşat, “Şehirlere, kabilelere ve yerel liderlere bağlı milisler olan yerel tugayların oluşumuyla ilgili daha büyük sorunlar meydana geldi” ifadesini kullandı.
Ulusal Kongre seçimi
Zor ve hassas güvenlik koşullarına göre 2012 yılında Libya’da, geçen yüzyılın ortalarındaki bağımsızlık günlerinden bu yana ilk yasama seçimleri yapıldı.
Bu seçim döneminde liberal kanattaki Ulusal Güçler İttifakı partisinin seçim listeleri düzeyinde siyasal İslami akıma karşı zafer kazanması sonrasında Genel Ulusal Kongre’yi oluşturan 200 milletvekili seçildi. Ancak daha sonra bireysel listelerdeki adaylar aracılığıyla parlamentoda çoğunluk elde edildi.
Siyasi azil
Ulusal Kongre kurulduktan hemen sonra, ilerleyen süreçte ülkeyi sarsan krize ilişkin olarak gözlemciler tarafından dile getirilen bir sorun vardı. Bu sorun, 40 yıllık eski rejimle birlikte çalışmış herkesin dışlanmasına neden olan siyasi azil yasasının onaylanmasıydı.
Ülke, keyfi ve kişisel olarak kabul edilen yasa karşısında bölünme yaşadı. Libyalı gazeteci Sıddık el-Varfali, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada yasa kapsamında onaylanan koşullara dikkat çekti:
“Dışlayıcıydı ve doğal değildi. Müslüman Kardeşler’e bağlı bir milis grup, benzeri görülmemiş bir adıma başvurdu ve 200 tabutu (parlamentodaki milletvekillerinin sayısı kadar) milletvekillerini açıkça tehdit edercesine, onları yasayı onaylamaya zorlamak için kongre merkezine koydu. Bu baskı ve gözdağı altında üyeler boyun eğdi ve halkın kabul etmemesine rağmen yasa kabul edildi. Bu yasa, ülkenin başına sorun oldu ve ilerleyen dönemdeki bölünme ve kutuplaşmanın ilk adımını oluşturdu.”
Bingazi’deki suikastlar
Farac el-Carih de konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Libya krizi, 2012’den 2014 yılına kadar ordu, polis, aktivist, radikal grupların karşıtlarına ve siyasi İslami akım unsurlarına yönelik suikast dalgasıyla birlikte Bingazi’de yaşananların arka planında büyük ölçüde karmaşık bir hal aldı. Bu kanlı dalga, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki askeri el-Kerame operasyonunun Bingazi’deki İslamcı akımın desteklediği radikalizm yanlısı gruplar ve milislerle mücadele etmesine neden oldu.
Temsilciler Meclisi seçimleri
Temsilciler Meclisi seçimleri, bireysel seçim sistemi yoluyla 24 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleşti. Seçimler, İslamcılar açısından büyük bir hezimetle sonuçlandı.
Temsilciler Meclisi’nin, (kongrenin 124 üyesinin onaylandığı, ilk oturumu takiben 45 günü aşmayan bir süre zarfında) geçici başkanını doğrudan veya dolaylı bir seçim sistemiyle seçmesini şart koşan Anayasa Deklarasyonu’nun 30’uncu maddesinin 11’inci fıkrası uyarınca Libya Yüksek Mahkemesi’nde Anayasa Dairesi huzurunda bir temyizle bölünme başladı.
Mahkeme, 6 Kasım 2014 tarihinde gerekli çoğunluk sağlanmayarak (üçte ikilik çoğunluk), yalnızca 124 milletvekilinin onayladığı gerekçesiyle bu fıkranın anayasaya aykırı olduğuna karar verdi.
Ulusal Kongre, bu kararı kendi lehine göre kullanırken, Temsilciler Meclisi seçimlerinin geçersiz kılındığını, yani bunun da kendisinin görevlerini kullanmaya devam edeceği anlamına geldiğini duyurdu.
Temsilciler Meclisi, mahkeme kararının Temsilciler Meclisi ile ilgili değil, cumhurbaşkanının seçimiyle ilgili olduğunu savundu. Buna göre Meclis, Abdullah es-Sini hükümetinin yeniden yetkilendirilmesini isterken Ulusal Kongre de Ömer el-Hasi’yi yeni bir hükümet kurmakla görevlendirdi. Böylece Libya ilk kez iki parlamento ve iki hükümet arasında bölünmüş oldu.
Şatşat, bu aşamanın, ‘yasama ve yürütme meşruiyeti ve silah taşıyanların meşruiyeti hususunda mevcut çatışmanın eşkâlini resmettiğini’ vurguladı.
Libya Şafağı (Fecr-i Libya) savaşı
Ulusal Kongre üyelerinin iktidarı yeni parlamentoya devretmeyi reddetmeleri sonrasında siyasal İslami gruplara bağlı askeri taraflar, devrimi karşıt bir devrimden koruma amacıyla askeri bir operasyon ilan etti.
Bu operasyona, Libya Şafağı (Fecr-i Libya) operasyonu ismi verildi ve Haziran- Ağustos 2014 arasında gerçekleşti. Operasyon, büyük maddi kayıplara, ülkenin en önemli havaalanlarının tamamen yok olmasına (o günden bu yana aktif değiller) ve 21 sivil uçağın tahrip olmasına yol açan Trablus Havalimanı’ndaki en ünlü ve önemli çatışmalarla da sona erdi.
Aynı zamanda Hafter (Mareşal rütbesine yükselmeden önce), Bingazi’de şehir halkının desteği ve yeni Temsilciler Meclisi’nin kuruluşuyla Libya’daki silahlı ve radikal milislere karşı askeri operasyon başattı. Söz konusu meclisin merkezi Bingazi’deki güvenlik durumu dolayısıyla geçici olarak Tobruk’ta bulunuyor.
Dış müdahale çemberi genişliyor
Bu durum, Libya ordusu ve parlamentosu tarafından temsil edilen doğu kampı ile siyasal İslami akımlar tarafından yönetilen batı kampı arasında yerel bir Libya kutuplaşmasına neden oldu.
Süreçte Katar, Türkiye, Mısır, Fransa ve İtalya’nın Libya iç çatışmasına taşınma rolleri gündeme gelmeye başladı.
Carih, dış güçlerin Libya sahnesine etkisindeki rolüne dikkat çekti:
“Bu müdahale, özellikle yerel çatışmaların patlak vermesinden ve bölünme halinin ortaya çıkmasından sonra artış gösterdi. Uluslararası ve bölgesel güçler bu veya şu tarafı desteklemek için harekete geçti. Daha sonra çatışmanın ana motoru haline geldiler. İradelerini müttefiklerine ve yerel temsilcilerine dayatmaya başladılar.”
Libyalı gazeteci Fevzi Necm, “Libya krizinin seyri, ‘bölgedeki siyasal İslami akımları destekleyen Türkiye- Katar ekseni’ ile ‘buna karşı çıkan diğer güçler’ arasındaki rekabetin yoğunlaşmasından büyük ölçüde etkilendi” dedi. Necm, “Arap Dörtlüsü’nün Haziran 2017’de Katar’a yönelik boykotundan bu yana bu rekabet Türkiye ve Katar’ın içerideki İslamcı güçlere siyasi ve askeri destek aradığı Libya’ya uzandı” iddiasında bulundu.
BM misyonunun rolü
Söz konusu koşullar ortasında gerçekleşen müzakere maratonu sonrasında, Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde Libya kriziyle ilgili diyaloga yoğunlaşan Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun Libya’ya destek rolü belirdi.
Suheyrat Anlaşması’ndan ise Danıştay adı altında Danışma Konseyi’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi ismiyle yeni bir organ doğdu.
Libya’nın doğusundaki parlamento, başta yürütme organıyla ilgili olmak üzere anlaşma değişikliğiyle ilgili bir dizi madde üzerinde yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Suheyrat Anlaşması’ndan doğan organların meşruiyetini tanımayı reddetti.  Bu durum, Eylül- Kasım 2017 arasında Tunus’ta iki diyalog komitesi arasında üç tur diyalogun gerçekleşmesine rağmen oluştu.
Buna karşı Temsilciler Meclisi, üyelerinin çoğunluğu tarafından yürütme organıyla ilgili maddelerde değişiklik yapılması gerektiğine karar verdi. Bu maddelerin başında ise ‘meclis başkanının ordunun Yüksek Komutanı görevini üstlenmesinin yanı sıra Başkanlık Konseyi’ni Bakanlar Kurulu’ndan ayırmak, üyelerinin sayısını bir başkan ve iki yardımcıya indirmek’ vardı.
Başkanlık Konseyi ve Danıştay, parlamento tarafından sunulan önerileri reddetti. Tarafları diyalog masasına geri döndürmek için sarf edilen tüm uluslararası çabalara rağmen iki taraf arasındaki rekabet 14 Nisan 2019 tarihinde, halen devam eden Trablus savaşının patlak vermesine kadar devam etti. Son olarak ise Libya krizine barışçıl bir çözüm bulma çabaları bağlamında düzenlenen uluslararası bir adım olarak Berlin Konferansı gerçekleştirildi.



Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
TT

Rakka'nın yeni valisi... Eski İdlib yönetiminin önde gelen ekonomi figürlerinden biri

Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, dün yapılan geniş kapsamlı anlaşmanın ardından Rakka'da Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) ait bir tünelde arama yaparken (Reuters)

Suriyeli hükümet kaynakları, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valisi olarak atandığını açıkladı. Halep Valisi Azzam el-Garib de X platformunda yaptığı paylaşımda, Selame’yi Rakka Valiliği görevine getirilmesi dolayısıyla tebrik etti. Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancerani ise Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirterek, bu toplantıda Suriye genelindeki hizmet durumunun ele alınacağını söyledi.

Söz konusu gelişmeler, Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ateşkes ve tam entegrasyonu öngören anlaşmanın imzalanmasının ertesi gününde yaşandı. Bu süreçte Suriye ordusuna bağlı birliklerin, el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürdüğü bildirildi.

Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.Halep Valisi Azzam el-Garib, Abdurrahman Selame’nin Rakka Valiliği görevine atanması münasebetiyle X üzerinden tebrik mesajı yayınladı.

Atamanın resmen duyurulmasından önce Halep Valisi Azzam el-Garib yaptığı açıklamada, “Kıymetli ağabeyimiz Abdurrahman Selame’yi, mücadele yolunun ve özgürleşme sürecinin bir dostu olarak Rakka Valiliği görevini üstlenmesi dolayısıyla tebrik ediyoruz” ifadesini kullandı. El-Garib, Selame’nin Halep Valiliği döneminde ortaya koyduğu değerli çabaların, ‘koşulların iyileştirilmesi ve hizmetlerin geliştirilmesinde önemli katkılar sağladığını’ vurguladı.

Yerel Yönetimler ve Çevre Bakanı Muhammed Ancarani de X platformunda yaptığı paylaşımda, Haseke ve Rakka vilayetlerinin yakında valiler toplantısına katılacağını belirtti. Ancarani, toplantıda Suriye’nin tamamında hizmetlerin mevcut durumunun ele alınacağını, iki vilayetin de görev ve sorumluluklara dahil edileceğini ifade etti. Bakan, toplantının tarihi ve vali isimlerine ilişkin ayrıntı vermedi. Ancarani, “Tüm vilayetlerde halkımıza hizmet etmek değişmez bir haktır ve vazgeçilmez bir yükümlülüktür. Suriyeli vatandaşlar nerede olursa olsun bu anlayışı yerleştirmek için çalışacağız” dedi.

1971 yılında Halep’in kırsalındaki Andan’da doğan Selame’nin, 2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Beşşar Esed yönetimine karşı savaşan Nusra Cephesi saflarına katıldığı belirtildi. Selame’nin, 2016 yılında ise Ahmed eş-Şera’nın (Ebu Muhammed el-Culani) öncülüğünde kurulan Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) bünyesinde İdlib’de bulunduğu aktarıldı. ‘Ebu İbrahim’ lakabıyla tanınan Selame’nin, HTŞ’nin ekonomi alanında önde gelen isimlerinden biri olarak değerlendirildiği, altyapı ve inşaat alanında faaliyet gösteren er-Raki inşaat şirketinin genel müdürlüğünü yürüttüğü kaydedildi. Şirketin yol yapımı ve genişletilmesi, yüksek gerilim hatları, okul ve hastane inşaatları gibi çok sayıda hizmet projesini hayata geçirdiği ifade edildi.

Medya raporlarına göre er-Raki şirketi, Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden önce HTŞ’nin kontrolü altındaki İdlib’in yeniden imarı sürecinde de rol üstlendi.

Daha sonra Saldırganlığı Caydırma Operasyonu’nun ardından Ahmed eş-Şera’nın geçiş sürecinde Suriye Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesiyle birlikte, Selame’nin Şera’nın yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerinde ve resmi temaslarında yanında yer alması dikkat çekti. Selame’nin bu süreçteki resmi sıfatı netlik kazanmazken, Nisan 2025’te Afrin, Azez, el-Bab, Cerablus ve Münbiç’i kapsayan Halep’in kuzey ve doğu kırsal bölgelerinde denetimden sorumlu baş gözetmen yardımcılığı görevini üstlendiği belirtildi. Selame ayrıca, ‘Halep Hepimizin’ bağış kampanyasında da öne çıkan isimlerden biri olarak yer aldı.

Öte yandan Şam ile SDG arasında varılan ateşkes anlaşması, örgüte bağlı tüm sivil kurumların Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini öngörüyor. Bu kapsamda, idari yapıları yeniden Şam’a bağlanacak olan Rakka ve Haseke vilayetlerine vali atanması ve yürütme kademelerinde görevlendirmeler yapılması gerekiyor. Anlaşmaya göre, siyasi katılım ve yerel temsilin garantisi olarak, Haseke Valiliği pozisyonuna bir aday atamak üzere cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılacak.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 10 Mart 2025 tarihinde Suriye'nin başkenti Şam'da ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) lideri Mazlum Abdi ile tokalaşırken (SANA)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, SDG lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği için aday gösterildiği, SDG mensuplarının ise daha önce olduğu gibi bağımsız tabur ya da tugaylar halinde değil, bireysel statüyle Suriye Savunma Bakanlığı bünyesine entegre edilmesinin öngörüldüğü belirtiliyor.

Karara göre, Deyrizor (doğu) ve Rakka (kuzeydoğu) vilayetlerinin idari ve askeri kontrolü derhal Suriye hükümetine devredilecek. Ayrıca tüm sınır kapıları ile petrol ve gaz sahalarının kontrolünün Suriye hükümetine geçeceği, hükümetin Doğu Halep ve Deyrizor’daki devlet kurumlarını devralmaya başladığı kaydedildi.

Diğer yandan Suriye ordusuna bağlı birlikler bugün el-Cezire bölgesindeki konuşlanma faaliyetlerini sürdürerek, M4 uluslararası kara yolu ile Haseke’nin doğu ve kuzey kırsalına doğru yeni bölgelerin güvenliğini sağladı. Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi tarafından yapılan açıklamada, SDG’ye, konuşlanan askeri birliklere yönelik herhangi bir müdahalede bulunulmaması ve anlaşma hükümlerine uyulması çağrısı yapıldı.


Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
TT

Gazze'de Uluslararası İstikrar Gücü oluşturulmasının gecikmesinin ardındaki üç neden

Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)
Gazze şehrindeki bir Hamas üyesi (AFP)

Bu ayın ortalarında Gazze Şeridi'nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başlatılmasıyla ana yürütme organları oluşturulurken, Gazze için ‘Uluslararası İstikrar Gücü’nün katılımcılarının açıklanmasının gecikmesinin nedenleri konusunda soru işaretleri devam ediyor.

Washington’ın geçtiğimiz eylül ayında planının uygulamaya konulmasıyla barışı sağlamayı amaçlayan bu güç, barış gücü haline getirildi. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre açıklama, üç ana nedenden dolayı gecikti. Bunlardan birincisi, güce dahil olacak ülkelerin katılımına ilişkin bir karar alınmaması, ikincisi gücün komutanı konusunda anlaşmaya varılmasının gecikmesi ve üçüncüsü de İsrail'in Türk ve Katar güçlerinin bu güce katılmasına karşı çıkmasının yanı sıra arabulucuların bu konuda bir anlaşmaya varmalarından sonra uluslararası çatışmaları önlemek amacıyla Gazze Şeridi'ni silahsızlandırmaktan sorumlu olan ve son aylarda Mısır ve Ürdün'de eğitilen Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra göreve başlayacak olmaları.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, pazar günü Kahire'de Yunanistan Dışişleri Bakanı Giorgos Gerapetritis ile yaptığı görüşmede, ‘ateşkesin uygulanmasını izlemek, İsrail'in geri çekilmesini sağlamak ve erken iyileşme ve yeniden yapılanmanın önünü açmak için uluslararası bir istikrar gücü konuşlandırılmasının önemini’ vurguladı.

Bu son açıklamadan önce Beyaz Saray, geçtiğimiz cuma günü ‘Barış Konseyi’nin kurulduğunu ve Gazze Şeridi'ndeki geçiş dönemini yönetmek için dört yapıdan biri olarak ‘Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin kabul edildiğini duyurdu. Söz konusu yapılar arasında Barış Konseyi, Gazze Yürütme Konseyi, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi ve Uluslararası İstikrar Gücü bulunuyor. Ayrıca katılımcı ülkeler açıklanmadan Gazze'deki Uluslararası İstikrar Gücü'nün komutanlığına Jasper Jeffers atandı.

Özellikle, son haftalarda Amerikan ve İsrail basında yer alan haberlere göre, İsrail'in çekinceleri olmasına rağmen ABD’nin kabul ettiği Türkiye'nin Gazze’de konuşlandırılması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılımı konusunda daha önce yaşanan anlaşmazlık açısından başta ABD olmak üzere arabuluculuk yapan ülkeler, katılımcı ülkelerin ayrıntılarının açıklanmasındaki gecikmenin nedenine değinmedi.

Askeri ve strateji uzmanı Tuğgeneral Samir Ragib, katılımcı ülkelerin açıklanmasının gecikmesinin üç ana nedeni olduğunu düşünüyor. Tuğgeneral Ragib’e göre bunların başında katılımcı ülkeler konusundaki anlaşmazlık geliyor. Ardından İsrail'in Türkiye ve Katar'ın katılımına karşı çıkması ve güvenliği sağlamakla görevli Filistin polis güçlerinin henüz konuşlandırılmamış olması geliyor. Dördüncü neden ise Uluslararası İstikrar Gücü komutanı ile ilgili bir anlaşmazlıktı, ancak bu sorun cuma günü ABD’li bir generalin seçilmesiyle çözüldü. Arap Kalkınma ve Stratejik Araştırmalar Vakfı'nın başkanı olan Ragib, katılımcı ülkelerin ocak ve şubat aylarında açıklanmasını ve gücün mart ayında sahada operasyonlara başlamasını bekliyor.

Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli aileleri barındıran çadırlar (AFP)

Askeri ve stratejik analist Tümgeneral Samir Ferec Şarku'l Avsat'a, uluslararası güçlerin konuşlandırılmasındaki gecikmenin, İsrail'in Türkiye'nin katılımına veto etmesi ve uluslararası güçlerin girişine yol açması ve içerdeki direniş unsurlarıyla çatışmaması için konuşlandırılması gereken Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmaması nedeniyle olduğunu söyledi.

Ferec, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Türkiye'nin şu anda Hamas liderlerini barındırdığı ve onlar üzerinde etkisi olduğu için Uluslararası İstikrar Gücü’ne katılması gerektiğinden emin olduğunu, bu yüzden İsrail'e bunu kabul etmesi için baskı yapacağını ve Filistin polis güçlerinin konuşlandırılmasından sonra önümüzdeki dönemde katılımcıları açıklayacağını düşünüyor.

Beyaz Saray’ın açıklamasına göre Uluslararası İstikrar Gücü’nün görevleri arasında, güvenlik operasyonlarını yönetmek ve silahsızlanmayı desteklemek, insani yardım ve yeniden inşa malzemelerinin teslimatını sağlamak, Barış Konseyi'ne ateşkesin uygulanmasını izlemede yardımcı olmak ve bağışçıların katkılarıyla kapsamlı planın hedeflerine ulaşmak için gerekli operasyonları yürütmek yer alıyor.

Ragib’e göre Uluslararası İstikrar Gücü, bu görevler çerçevesinde Gazze içindeki geçiş noktalarına ve sınır yollarına yakın, Philadelphia Koridoru'na bitişik ve İsrail güçleri çekilene kadar İsrail'in kontrolündeki Sarı Hat'ta istikrarı sağlayacak bir güç olacak.

Ferec ise silahsızlanma konusunda ciddi ve samimi bir mutabakat sağlanmadığı ve silahsızlanma konusu özellikle Filistin polisine emanet edildiği sürece hiçbir görevin başarıya ulaşmasının beklenemeyeceğini belirtti.

Ferec’e göre Gazze Şeridi Yönetim Komitesi'nin kalan sorunları çözüldükten ve Hamas'tan görevlerini devraldıktan sonra Filistin polis güçlerinin önümüzdeki iki hafta içinde görevlerine başlayabilir. Böylece önümüzdeki iki ay içinde uluslararası güçlerin girişine daha fazla yaklaşmış olacağız.


Suriye ordusu: PKK ve eski rejimin kalıntılarından oluşan gruplar anlaşmayı bozmaya çalışıyor… Üç asker öldürüldü

Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)
Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)
TT

Suriye ordusu: PKK ve eski rejimin kalıntılarından oluşan gruplar anlaşmayı bozmaya çalışıyor… Üç asker öldürüldü

Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)
Stratejik öneme sahip Tabka şehrini ele geçiren Suriye ordusuna ait birlikler (Reuters)

Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi bugün yaptığı açıklamada, Suriye güçlerini hedef alan iki ayrı saldırıda üç askerin hayatını kaybettiğini, bazı askerlerin de yaralandığını duyurdu.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığı açıklamada, “Terör örgütü PKK’ya bağlı bazı terörist gruplar ile devrik rejim kalıntılarının, anlaşmanın uygulanmasını engellemek amacıyla Suriye ordusu unsurlarını hedef almaya çalıştığı” ifade edildi.

Öte yandan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye hükümetini Ayn İsa, eş-Şedade ve Rakka bölgelerinde kendi güçlerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçladı.

SDG tarafından yapılan açıklamada, “Rakka’da DEAŞ mensuplarının tutulduğu el-Aktan Cezaevi çevresinde güçlerimiz ile söz konusu gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Bu durum son derece tehlikeli bir gelişme” denildi.

Suriye ordusu el-Cezire bölgesine konuşlanıyor

SANA, Suriye ordusunun bugün erken saatlerde, Suriye devleti ile SDG arasındaki anlaşma kapsamında ülkenin kuzeydoğusundaki el-Cezire bölgesine konuşlanmaya başladığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığı haberde, Tişrin Barajı ile Rakka’nın kuzey kırsalının güvence altına alındığı, ayrıca Haseke’nin batı kırsalının da kontrol altına alındığı bildirildi.

Suriye Ordusu Operasyonlar Dairesi, sivil halka, ordu birimlerinin talimatlarına uymaları ve bölgeye yalnızca gerekli hallerde hareket etmeleri çağrısında bulundu.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün, SDG lideri Mazlum Abdi ile yeni bir anlaşma imzaladı. Anlaşma, ateşkesin sağlanmasını ve SDG’nin tam entegrasyonunu öngörüyor.

Yeni anlaşmaya göre, ‘tüm cephelerde ve temas noktalarında derhal ve kapsamlı bir ateşkes’ uygulanacak, aynı zamanda SDG’ye bağlı tüm askeri birlikler, yeniden konuşlanmanın hazırlık adımı olarak Fırat’ın doğusuna çekilecek.

Anlaşma metninde, Suriye hükümetine Deyrizor ve Rakka vilayetlerinin hem idari hem de askeri kontrolünün derhal teslim edileceği, tüm petrol sahaları ve sınır kapılarının devredileceği belirtiliyor. Ayrıca Haseke’ye bir vali atamak ve Haseke’deki tüm sivil kurumları Suriye devleti çatısı altında toplamak için bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılacağı ifade ediliyor.

Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)Suriye ordusu mensupları, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çekilmesinin ardından Rakka’ya girişlerini kutluyor. (Reuters)

Anlaşma, SDG’nin tüm askeri ve güvenlik personelinin, gerekli güvenlik denetimlerinden geçtikten sonra bireysel olarak Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine entegre edilmesini ve Kürt bölgelerinin korunmasını öngörüyor.

Anlaşma ayrıca, Ayn el-Arab (Kobani) kentinin ağır askeri unsurlardan arındırılmasını ve kentte sivil bir gücün kurulmasını içeriyor. Bunun yanı sıra, DEAŞ mensuplarının tutulduğu cezaevleri dosyasından sorumlu idari yapının Suriye hükümeti kurumlarına entegre edilerek, hukuki ve güvenlik sorumluluğunun tamamen devlete devredilmesi kararlaştırıldı.

Anlaşma metni, SDG’yi, ‘komşuluk ilişkilerinde istikrarı sağlamak için Suriye sınırlarından tüm Suriyeli olmayan liderleri ve PKK üyelerini uzaklaştırmaya’ mecbur kılıyor.