Devrimden krize… Libya intifadasının 9'uncu yıl dönümü

Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
TT

Devrimden krize… Libya intifadasının 9'uncu yıl dönümü

Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)

Zayed Hediye
15 Şubat Cumartesi günü Libyalılar, Muammer Kaddafi rejiminin devrildiği intifadanın 9’uncu yıldönümünü andı.
Herkesin elinde bir silah
Libya’da devrimin 2011 yılında takip ettiği yol, Mısır ve Tunus’ta yaşanan Arap Baharı devrimlerinden farklıydı. Libya’da halk, Kaddafi’nin başlattığı öldürme dalgasına karşı kendilerini korumak üzere silahlanmak zorunda kaldı. Gözlemciler, söz konusu silahlı sürecin devrim sonrasındaki sahneyi karmaşıklaştıran temel sebep olduğu görüşünde.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Libyalı araştırmacı ve akademisyen Farac el-Carih konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Libya krizini bugünkü duruma getiren, 2011 yılında güvenlik merkezlerine ve ordu kamplarına girilmesi, radikal İslami akımların olaylar hattına dahil olması, güvenlik boşluğundan, devletin kırılganlığından ve silahların yayılmasından faydalanılması sonrasında herkesin eline silah alması oldu.”
Libyalı yetkililer, Kaddafi rejiminin tamamen çökmesiyle oluşan güvenlik boşluğunu doldurmak için hızlı ve hazırda mevcut bir alternatif aradı. Ve çareyi rejim güçlerinin şehirlere saldırılarını geri püskürtmek için devrim sırasında ilk kez silah taşıyan sivillerden oluşan düzensiz bir devrim tugayında buldu.
Libyalı araştırmacı ve akademisyen Cemal eş-Şatşat, bu detaylıca incelenmemiş çözümün tamamen zıt sonuçlara yol açtığına dikkat çekti. Şatşat “Bu tugaylar daha büyük bir soruna dönüştü. Para kazanmak için devlet kurumlarına şantaj yapmaya başladılar” dedi.
Independent Arabia’ya açıklamalarda bulunan Şatşat, “Şehirlere, kabilelere ve yerel liderlere bağlı milisler olan yerel tugayların oluşumuyla ilgili daha büyük sorunlar meydana geldi” ifadesini kullandı.
Ulusal Kongre seçimi
Zor ve hassas güvenlik koşullarına göre 2012 yılında Libya’da, geçen yüzyılın ortalarındaki bağımsızlık günlerinden bu yana ilk yasama seçimleri yapıldı.
Bu seçim döneminde liberal kanattaki Ulusal Güçler İttifakı partisinin seçim listeleri düzeyinde siyasal İslami akıma karşı zafer kazanması sonrasında Genel Ulusal Kongre’yi oluşturan 200 milletvekili seçildi. Ancak daha sonra bireysel listelerdeki adaylar aracılığıyla parlamentoda çoğunluk elde edildi.
Siyasi azil
Ulusal Kongre kurulduktan hemen sonra, ilerleyen süreçte ülkeyi sarsan krize ilişkin olarak gözlemciler tarafından dile getirilen bir sorun vardı. Bu sorun, 40 yıllık eski rejimle birlikte çalışmış herkesin dışlanmasına neden olan siyasi azil yasasının onaylanmasıydı.
Ülke, keyfi ve kişisel olarak kabul edilen yasa karşısında bölünme yaşadı. Libyalı gazeteci Sıddık el-Varfali, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada yasa kapsamında onaylanan koşullara dikkat çekti:
“Dışlayıcıydı ve doğal değildi. Müslüman Kardeşler’e bağlı bir milis grup, benzeri görülmemiş bir adıma başvurdu ve 200 tabutu (parlamentodaki milletvekillerinin sayısı kadar) milletvekillerini açıkça tehdit edercesine, onları yasayı onaylamaya zorlamak için kongre merkezine koydu. Bu baskı ve gözdağı altında üyeler boyun eğdi ve halkın kabul etmemesine rağmen yasa kabul edildi. Bu yasa, ülkenin başına sorun oldu ve ilerleyen dönemdeki bölünme ve kutuplaşmanın ilk adımını oluşturdu.”
Bingazi’deki suikastlar
Farac el-Carih de konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Libya krizi, 2012’den 2014 yılına kadar ordu, polis, aktivist, radikal grupların karşıtlarına ve siyasi İslami akım unsurlarına yönelik suikast dalgasıyla birlikte Bingazi’de yaşananların arka planında büyük ölçüde karmaşık bir hal aldı. Bu kanlı dalga, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki askeri el-Kerame operasyonunun Bingazi’deki İslamcı akımın desteklediği radikalizm yanlısı gruplar ve milislerle mücadele etmesine neden oldu.
Temsilciler Meclisi seçimleri
Temsilciler Meclisi seçimleri, bireysel seçim sistemi yoluyla 24 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleşti. Seçimler, İslamcılar açısından büyük bir hezimetle sonuçlandı.
Temsilciler Meclisi’nin, (kongrenin 124 üyesinin onaylandığı, ilk oturumu takiben 45 günü aşmayan bir süre zarfında) geçici başkanını doğrudan veya dolaylı bir seçim sistemiyle seçmesini şart koşan Anayasa Deklarasyonu’nun 30’uncu maddesinin 11’inci fıkrası uyarınca Libya Yüksek Mahkemesi’nde Anayasa Dairesi huzurunda bir temyizle bölünme başladı.
Mahkeme, 6 Kasım 2014 tarihinde gerekli çoğunluk sağlanmayarak (üçte ikilik çoğunluk), yalnızca 124 milletvekilinin onayladığı gerekçesiyle bu fıkranın anayasaya aykırı olduğuna karar verdi.
Ulusal Kongre, bu kararı kendi lehine göre kullanırken, Temsilciler Meclisi seçimlerinin geçersiz kılındığını, yani bunun da kendisinin görevlerini kullanmaya devam edeceği anlamına geldiğini duyurdu.
Temsilciler Meclisi, mahkeme kararının Temsilciler Meclisi ile ilgili değil, cumhurbaşkanının seçimiyle ilgili olduğunu savundu. Buna göre Meclis, Abdullah es-Sini hükümetinin yeniden yetkilendirilmesini isterken Ulusal Kongre de Ömer el-Hasi’yi yeni bir hükümet kurmakla görevlendirdi. Böylece Libya ilk kez iki parlamento ve iki hükümet arasında bölünmüş oldu.
Şatşat, bu aşamanın, ‘yasama ve yürütme meşruiyeti ve silah taşıyanların meşruiyeti hususunda mevcut çatışmanın eşkâlini resmettiğini’ vurguladı.
Libya Şafağı (Fecr-i Libya) savaşı
Ulusal Kongre üyelerinin iktidarı yeni parlamentoya devretmeyi reddetmeleri sonrasında siyasal İslami gruplara bağlı askeri taraflar, devrimi karşıt bir devrimden koruma amacıyla askeri bir operasyon ilan etti.
Bu operasyona, Libya Şafağı (Fecr-i Libya) operasyonu ismi verildi ve Haziran- Ağustos 2014 arasında gerçekleşti. Operasyon, büyük maddi kayıplara, ülkenin en önemli havaalanlarının tamamen yok olmasına (o günden bu yana aktif değiller) ve 21 sivil uçağın tahrip olmasına yol açan Trablus Havalimanı’ndaki en ünlü ve önemli çatışmalarla da sona erdi.
Aynı zamanda Hafter (Mareşal rütbesine yükselmeden önce), Bingazi’de şehir halkının desteği ve yeni Temsilciler Meclisi’nin kuruluşuyla Libya’daki silahlı ve radikal milislere karşı askeri operasyon başattı. Söz konusu meclisin merkezi Bingazi’deki güvenlik durumu dolayısıyla geçici olarak Tobruk’ta bulunuyor.
Dış müdahale çemberi genişliyor
Bu durum, Libya ordusu ve parlamentosu tarafından temsil edilen doğu kampı ile siyasal İslami akımlar tarafından yönetilen batı kampı arasında yerel bir Libya kutuplaşmasına neden oldu.
Süreçte Katar, Türkiye, Mısır, Fransa ve İtalya’nın Libya iç çatışmasına taşınma rolleri gündeme gelmeye başladı.
Carih, dış güçlerin Libya sahnesine etkisindeki rolüne dikkat çekti:
“Bu müdahale, özellikle yerel çatışmaların patlak vermesinden ve bölünme halinin ortaya çıkmasından sonra artış gösterdi. Uluslararası ve bölgesel güçler bu veya şu tarafı desteklemek için harekete geçti. Daha sonra çatışmanın ana motoru haline geldiler. İradelerini müttefiklerine ve yerel temsilcilerine dayatmaya başladılar.”
Libyalı gazeteci Fevzi Necm, “Libya krizinin seyri, ‘bölgedeki siyasal İslami akımları destekleyen Türkiye- Katar ekseni’ ile ‘buna karşı çıkan diğer güçler’ arasındaki rekabetin yoğunlaşmasından büyük ölçüde etkilendi” dedi. Necm, “Arap Dörtlüsü’nün Haziran 2017’de Katar’a yönelik boykotundan bu yana bu rekabet Türkiye ve Katar’ın içerideki İslamcı güçlere siyasi ve askeri destek aradığı Libya’ya uzandı” iddiasında bulundu.
BM misyonunun rolü
Söz konusu koşullar ortasında gerçekleşen müzakere maratonu sonrasında, Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde Libya kriziyle ilgili diyaloga yoğunlaşan Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun Libya’ya destek rolü belirdi.
Suheyrat Anlaşması’ndan ise Danıştay adı altında Danışma Konseyi’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi ismiyle yeni bir organ doğdu.
Libya’nın doğusundaki parlamento, başta yürütme organıyla ilgili olmak üzere anlaşma değişikliğiyle ilgili bir dizi madde üzerinde yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Suheyrat Anlaşması’ndan doğan organların meşruiyetini tanımayı reddetti.  Bu durum, Eylül- Kasım 2017 arasında Tunus’ta iki diyalog komitesi arasında üç tur diyalogun gerçekleşmesine rağmen oluştu.
Buna karşı Temsilciler Meclisi, üyelerinin çoğunluğu tarafından yürütme organıyla ilgili maddelerde değişiklik yapılması gerektiğine karar verdi. Bu maddelerin başında ise ‘meclis başkanının ordunun Yüksek Komutanı görevini üstlenmesinin yanı sıra Başkanlık Konseyi’ni Bakanlar Kurulu’ndan ayırmak, üyelerinin sayısını bir başkan ve iki yardımcıya indirmek’ vardı.
Başkanlık Konseyi ve Danıştay, parlamento tarafından sunulan önerileri reddetti. Tarafları diyalog masasına geri döndürmek için sarf edilen tüm uluslararası çabalara rağmen iki taraf arasındaki rekabet 14 Nisan 2019 tarihinde, halen devam eden Trablus savaşının patlak vermesine kadar devam etti. Son olarak ise Libya krizine barışçıl bir çözüm bulma çabaları bağlamında düzenlenen uluslararası bir adım olarak Berlin Konferansı gerçekleştirildi.



Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
TT

Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi

Suriye’de “geçiş dönemi adaleti”nin uygulanmasında bir araç olarak görülen siyasi tasfiye (siyasal yasaklama) talepleri etrafındaki tartışmalar, devrik rejimin önde gelen güvenlik yetkililerinden birinin kızının Şam’daki Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıya katıldığının ortaya çıkmasıyla yeniden alevlendi. Sert eleştirilerin ardından bakanlık, bir “karışıklık” yaşandığını belirterek kamuoyundan özür diledi ve devrik rejimin sembolleriyle bağlantılı herhangi bir kişinin bakanlık binasında bulunmasını kesin olarak reddettiğini açıkladı. Bakanlık, geçiş dönemi adaleti ile sosyal adaletin çalışma anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıdan sızdırılan fotoğrafta, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’na (WFP) bağlı programlardan birinin yöneticisi sıfatıyla Dima Şevket’in toplantıya katıldığı görüldü. Bu durum, Dima Şevket’in devrik rejimin en önde gelen güvenlik yetkililerinden, eski Savunma Bakan Yardımcısı Asıf Şevket’in ilk evliliğinden olan kızı olması nedeniyle geniş çaplı tepkiye yol açtı. Asıf Şevket, aynı zamanda Esad ailesiyle akrabalık bağı bulunan ve Hafız Esad’ın kızı Bușra Esad ile evli bir isimdi.

sdfgthy
Eski güvenlik yetkilisi ve Beşşar Esad’ın kız kardeşinin eşi olan Asıf Şevket, 2012 yılında Şam’da Kriz Hücresi’ne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti (Zaman el-Vasl)

Yaklaşık bir hafta süren tartışmaların ardından Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, pazar akşamı yaptığı açıklamada yaşanan “karışıklıktan” dolayı özür diledi. Bakanlık, söz konusu kişinin kimliği hakkında önceden ya da sonradan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını, kendisiyle resmi ya da gayriresmi hiçbir temas kurulmadığını ve herhangi bir sıfatla görevlendirilmediğini bildirdi.

Açıklamada, özellikle uluslararası ve BM’ye bağlı kuruluşları temsil eden kişilerin kimlik ve temsil sıfatlarının doğrulanmasının bakanlığın yetki alanına girmediği ifade edildi. Bakanlık ayrıca, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerde yeni bir mekanizma benimsendiğini ve devrik rejime mensup olduğu değerlendirilen kişilerin kurumlarına kabul edilmeyeceğine dair resmi bir bildirim gönderildiğini duyurdu. Geçiş dönemi adaleti ve sosyal adaletin, bakanlığın izlediği çizginin temel unsurları olduğu tekrarlandı.

sdfrg
Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo (Arşiv)

Son dönemde, devrik rejimle bağlantılı isimlerin Suriye’de kamusal alanda yeniden görünür hâle gelmesi dikkat çekiyor. Bunlar arasında, Mahir ve Beşşar Esad ile yakın ilişkileriyle bilinen ve uzlaşma süreçlerinden geçen iş insanı Muhammed Hamşo, ya da rejime bağlı milis gruplarından birinin liderliğini yapmış Fadi Sakar gibi isimler yer alıyor. Bu kişilerin ya da çocuklarının kamusal alandaki varlığı, özellikle Esad rejiminin kurbanları ve yakınları açısından ciddi bir provokasyon olarak görülüyor ve geçiş dönemi adaletinin uygulanmasındaki gecikmeler nedeniyle istikrarı tehdit edebilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

sdfrg
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nın açıklaması

Bu bağlamda, “Suriye Diyaloğu” Merkezi tarafından yayımlanan ve beşerî bilimler alanında uzman araştırmacı Nurs el-Abdullah imzasını taşıyan bir çalışmada, “kamusal hayatın korunması amacıyla Suriye’de siyasi tasfiyeyi düzenleyen açık ve net bir yasanın” çıkarılması çağrısı yapıldı.

El-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi tasfiyenin amacının, eski rejime bağlı unsurların belirli bir süre için siyasi süreçten ve kamu yönetiminden uzak tutulması olduğunu, bunun mağdurlar için asgari düzeyde adaletin sağlanmasına katkı sunacağını belirtti. Ancak ağır ihlallerin yargı kararıyla sabit olması hâlinde bunun zaten cezai yaptırımlara konu olacağını, siyasi tasfiyenin daha çok bu kapsama girmeyen kişilerle ilgili olduğunu vurguladı.

Araştırmacı, “cezanın şahsiliği” ilkesinin önemine dikkat çekerek, belirli bir sorumluluk düzeyinde yer almamış ya da halk aleyhine işlenen suçlara destek vermemiş kişilerin tasfiye kapsamına alınmasının intikamcı bir yaklaşıma yol açabileceği uyarısında bulundu. Buna karşın, yolsuzlukların dolaylı failleri de dâhil olmak üzere etkilerinin mutlaka izlenmesi gerektiğini söyledi.

dfrgt
Subay Abdülfettah eş-Şeyh (Facebook hesabı)

El-Abdullah ayrıca, eski rejimle bağlantılı bazı kişilerin uluslararası kuruluşlar aracılığıyla yeniden dolaşıma sokulabileceği uyarısında bulundu. Daha önce yapılan çalışmaların, rejime bağlı aktörlerin bu kuruluşlara baskı ve şantaj uyguladığını ortaya koyduğunu hatırlatan El-Abdullah, ABD Kongresi’nin 2024’te kabul ettiği Esad rejimiyle normalleşmeye karşı yasada bu konuya özel bir maddenin yer aldığını belirtti. Ona göre Suriye hükümeti, net bir yasa çıkarılıncaya kadar takdir yetkisini kullanarak mevcut karmaşayı kısmen giderebilir.

Öte yandan siyasi tasfiyenin uygulanması, Suriye’nin bazı bölgelerinde daha karmaşık ve hassas bir boyut taşıyor. Savunma Bakanlığı’nda görevli subay Abdülfettah eş-Şeyh, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde yürütülen askeri operasyonlara katılan isimlerden biri olarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çalışmış alt düzey unsurların takibata uğramasına karşın, lider kadrolara müsamaha gösterildiği gerekçesiyle istifa ettiğini açıkladı. Şeyh, bu kişilerin orduyla “koordinasyon” içinde olduklarının iddia edildiğini belirtti.

Nurs el-Abdullah’a göre Cezire bölgesinde sosyal yapının belirleyici bir rolü bulunuyor ve SDG’nin kontrolündeki özel durum nedeniyle siyasi tasfiyeden söz etmek, bu yapıların devletle entegrasyonunu öngören 10 Mart ve 18 Ocak tarihli anlaşmalar ışığında ilkesel olarak mümkün görünmüyor.

Araştırmacı, siyasi tasfiyenin diğer geçiş dönemi adaleti mekanizmaları gibi son derece hassas ve karmaşık olduğunu, uygulanma biçiminin siyasal dönüşümün niteliğine ve eski rejimin ağ yapısına bağlı olduğunu ifade etti. Tasfiyenin, siyasi intikam ya da keyfî dışlama aracına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

cdfvghyju
Geçen kasım ayında Suriye’de geçiş dönemi adalet sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı’nda düzenlenen istişari toplantı; Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu Başkanı Abdülbasıt Abdüllatif’in katılımıyla (SANA)

El-Abdullah, tasfiyenin aşırı, rastgele ya da intikamcı şekilde uygulanmasının Irak’taki Baas’tan arındırma sürecine benzer bir tablo yaratabileceği, bunun da derin toplumsal yarılmalara ve ciddi istikrarsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, tasfiyenin hiç uygulanmaması ya da siyasi pazarlıklara kurban edilmesinin de mağdurların yeni kurumlara olan güvenini zayıflatacağını söyledi.

Farklı bir bakış açısıyla konuşan aktivist ve siyasetçi Muhammed Salih ise siyasi yasaklamanın Suriye siyasetinde yeni bir boşluk ve çoraklaşma yaratabileceğini savundu. Salih’e göre esas çözüm, mevcut Suriye yasaları çerçevesinde herkesin yargıya sevk edilmesi ve bir kişinin siyasi faaliyette bulunup bulunamayacağına bağımsız mahkemelerin karar vermesi.

Salih, siyasi tasfiyenin iktidar tarafından uygulanmasının siyasete yönelik en büyük tehdit olduğunu belirterek, nihai kararın halka ait olması gerektiğini ifade etti. Halkın yanlış tercihler yapabileceğini, Almanya örneğinde olduğu gibi Hitler’in iktidara gelmesinin de bunun bir sonucu olduğunu söyleyen Salih, buna rağmen siyasi özgürlüklerin korunmasının, kararın dar bir kadronun eline bırakılmasından çok daha doğru olduğunu dile getirdi.


Türkiye ve Hamas, Gazze planının ikinci aşamasını ve insani durumu görüştü

 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)
 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)
TT

Türkiye ve Hamas, Gazze planının ikinci aşamasını ve insani durumu görüştü

 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)
 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)

Dışişleri Bakanlığı'ndan bir kaynak, Bakan Hakan Fidan'ın bugün başkent Ankara'da Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) yetkilileriyle bir araya geldiğini ve Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması ile bölgedeki insani durumu görüştüklerini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre kaynak, Fidan'ın Hamas yetkililerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği "Barış Konseyi" de dahil olmak üzere uluslararası platformlarda Türkiye'nin Gazze sakinlerinin haklarını koruma çabaları hakkında bilgi verdiğini ifade etti.


Selam: Washington, Fransa'nın ‘mekanizma müzakerelerinden’ çıkarılmasını talep etmedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
TT

Selam: Washington, Fransa'nın ‘mekanizma müzakerelerinden’ çıkarılmasını talep etmedi

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam (Arşiv – Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın ABD ile karşı karşıya gelme durumu olmadığını belirtti ve Washington’ın ‘Ateşkesi Denetleme Komitesi (Mekanizma) müzakerelerinden Fransa’yı çıkarma talebinde bulunmadığını’ vurguladı.

En-Nehar gazetesine konuşan Selam, Paris ve Beyrut’un Lübnan ordusunu destekleme konferansının 5 Mart’ta Paris’te gerçekleştirileceği konusunda anlaşmaya vardığını söyledi. Selam, bu çerçevede Katarlı Bakan Muhammed el-Huleyfi’nin yarın Beyrut’a geleceğini ve hazırlık toplantısının şubat ayında Körfez ülkelerinden birinde, muhtemelen Katar’da düzenleneceğini bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump ile Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron arasındaki anlaşmazlığın Lübnan’daki Fransız rolünü aksatıp aksatmayacağı sorusuna ise Selam, “Mekanizma sorunu, çok daha önemli olan diğer sorunların yanında küçük bir mesele. Açıkçası Lübnan dünyanın merkezi değil” yanıtını verdi.

Selam, önceki gün Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile yaptığı görüşmenin ardından, Macron’un ‘Ateşkesi Denetleme Komitesi’nin rolüne bağlı kalma taahhüdünü’ yinelediğini aktararak, Lübnan’ın ‘Fransa’nın kurucu rolü devam ettiği sürece mekanizmada varlığının sürmesini istediğini ve güneydeki Fransız varlığına bağlı kaldıklarını’ vurguladı.

Selam ayrıca, “Mekanizma halen aktif ve işlevi bitmiş değil. Ateşkes anlaşmasıyla kuruldu ve gerektiğinde Lübnan sivil varlığını güçlendirmek için hazır” dedi.

Lübnan’da çıkan bazı sızıntılar, ABD’nin mekanizma toplantılarına Fransız katılımını istemediğine işaret etse de Selam, ABD’nin ‘Lübnan'ın bir ortağı olduğunu ve Ateşkesi Denetleme Komitesi’nde kilit bir ortak olduğu için onunla bir çatışma içinde olmadığını’ kaydetti.