Devrimden krize… Libya intifadasının 9'uncu yıl dönümü

Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
TT

Devrimden krize… Libya intifadasının 9'uncu yıl dönümü

Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)
Libya halkı, kendilerine yönelik öldürme dalgasına karşı silahlanmak zorunda kaldı (AFP)

Zayed Hediye
15 Şubat Cumartesi günü Libyalılar, Muammer Kaddafi rejiminin devrildiği intifadanın 9’uncu yıldönümünü andı.
Herkesin elinde bir silah
Libya’da devrimin 2011 yılında takip ettiği yol, Mısır ve Tunus’ta yaşanan Arap Baharı devrimlerinden farklıydı. Libya’da halk, Kaddafi’nin başlattığı öldürme dalgasına karşı kendilerini korumak üzere silahlanmak zorunda kaldı. Gözlemciler, söz konusu silahlı sürecin devrim sonrasındaki sahneyi karmaşıklaştıran temel sebep olduğu görüşünde.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Libyalı araştırmacı ve akademisyen Farac el-Carih konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Libya krizini bugünkü duruma getiren, 2011 yılında güvenlik merkezlerine ve ordu kamplarına girilmesi, radikal İslami akımların olaylar hattına dahil olması, güvenlik boşluğundan, devletin kırılganlığından ve silahların yayılmasından faydalanılması sonrasında herkesin eline silah alması oldu.”
Libyalı yetkililer, Kaddafi rejiminin tamamen çökmesiyle oluşan güvenlik boşluğunu doldurmak için hızlı ve hazırda mevcut bir alternatif aradı. Ve çareyi rejim güçlerinin şehirlere saldırılarını geri püskürtmek için devrim sırasında ilk kez silah taşıyan sivillerden oluşan düzensiz bir devrim tugayında buldu.
Libyalı araştırmacı ve akademisyen Cemal eş-Şatşat, bu detaylıca incelenmemiş çözümün tamamen zıt sonuçlara yol açtığına dikkat çekti. Şatşat “Bu tugaylar daha büyük bir soruna dönüştü. Para kazanmak için devlet kurumlarına şantaj yapmaya başladılar” dedi.
Independent Arabia’ya açıklamalarda bulunan Şatşat, “Şehirlere, kabilelere ve yerel liderlere bağlı milisler olan yerel tugayların oluşumuyla ilgili daha büyük sorunlar meydana geldi” ifadesini kullandı.
Ulusal Kongre seçimi
Zor ve hassas güvenlik koşullarına göre 2012 yılında Libya’da, geçen yüzyılın ortalarındaki bağımsızlık günlerinden bu yana ilk yasama seçimleri yapıldı.
Bu seçim döneminde liberal kanattaki Ulusal Güçler İttifakı partisinin seçim listeleri düzeyinde siyasal İslami akıma karşı zafer kazanması sonrasında Genel Ulusal Kongre’yi oluşturan 200 milletvekili seçildi. Ancak daha sonra bireysel listelerdeki adaylar aracılığıyla parlamentoda çoğunluk elde edildi.
Siyasi azil
Ulusal Kongre kurulduktan hemen sonra, ilerleyen süreçte ülkeyi sarsan krize ilişkin olarak gözlemciler tarafından dile getirilen bir sorun vardı. Bu sorun, 40 yıllık eski rejimle birlikte çalışmış herkesin dışlanmasına neden olan siyasi azil yasasının onaylanmasıydı.
Ülke, keyfi ve kişisel olarak kabul edilen yasa karşısında bölünme yaşadı. Libyalı gazeteci Sıddık el-Varfali, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada yasa kapsamında onaylanan koşullara dikkat çekti:
“Dışlayıcıydı ve doğal değildi. Müslüman Kardeşler’e bağlı bir milis grup, benzeri görülmemiş bir adıma başvurdu ve 200 tabutu (parlamentodaki milletvekillerinin sayısı kadar) milletvekillerini açıkça tehdit edercesine, onları yasayı onaylamaya zorlamak için kongre merkezine koydu. Bu baskı ve gözdağı altında üyeler boyun eğdi ve halkın kabul etmemesine rağmen yasa kabul edildi. Bu yasa, ülkenin başına sorun oldu ve ilerleyen dönemdeki bölünme ve kutuplaşmanın ilk adımını oluşturdu.”
Bingazi’deki suikastlar
Farac el-Carih de konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Libya krizi, 2012’den 2014 yılına kadar ordu, polis, aktivist, radikal grupların karşıtlarına ve siyasi İslami akım unsurlarına yönelik suikast dalgasıyla birlikte Bingazi’de yaşananların arka planında büyük ölçüde karmaşık bir hal aldı. Bu kanlı dalga, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki askeri el-Kerame operasyonunun Bingazi’deki İslamcı akımın desteklediği radikalizm yanlısı gruplar ve milislerle mücadele etmesine neden oldu.
Temsilciler Meclisi seçimleri
Temsilciler Meclisi seçimleri, bireysel seçim sistemi yoluyla 24 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleşti. Seçimler, İslamcılar açısından büyük bir hezimetle sonuçlandı.
Temsilciler Meclisi’nin, (kongrenin 124 üyesinin onaylandığı, ilk oturumu takiben 45 günü aşmayan bir süre zarfında) geçici başkanını doğrudan veya dolaylı bir seçim sistemiyle seçmesini şart koşan Anayasa Deklarasyonu’nun 30’uncu maddesinin 11’inci fıkrası uyarınca Libya Yüksek Mahkemesi’nde Anayasa Dairesi huzurunda bir temyizle bölünme başladı.
Mahkeme, 6 Kasım 2014 tarihinde gerekli çoğunluk sağlanmayarak (üçte ikilik çoğunluk), yalnızca 124 milletvekilinin onayladığı gerekçesiyle bu fıkranın anayasaya aykırı olduğuna karar verdi.
Ulusal Kongre, bu kararı kendi lehine göre kullanırken, Temsilciler Meclisi seçimlerinin geçersiz kılındığını, yani bunun da kendisinin görevlerini kullanmaya devam edeceği anlamına geldiğini duyurdu.
Temsilciler Meclisi, mahkeme kararının Temsilciler Meclisi ile ilgili değil, cumhurbaşkanının seçimiyle ilgili olduğunu savundu. Buna göre Meclis, Abdullah es-Sini hükümetinin yeniden yetkilendirilmesini isterken Ulusal Kongre de Ömer el-Hasi’yi yeni bir hükümet kurmakla görevlendirdi. Böylece Libya ilk kez iki parlamento ve iki hükümet arasında bölünmüş oldu.
Şatşat, bu aşamanın, ‘yasama ve yürütme meşruiyeti ve silah taşıyanların meşruiyeti hususunda mevcut çatışmanın eşkâlini resmettiğini’ vurguladı.
Libya Şafağı (Fecr-i Libya) savaşı
Ulusal Kongre üyelerinin iktidarı yeni parlamentoya devretmeyi reddetmeleri sonrasında siyasal İslami gruplara bağlı askeri taraflar, devrimi karşıt bir devrimden koruma amacıyla askeri bir operasyon ilan etti.
Bu operasyona, Libya Şafağı (Fecr-i Libya) operasyonu ismi verildi ve Haziran- Ağustos 2014 arasında gerçekleşti. Operasyon, büyük maddi kayıplara, ülkenin en önemli havaalanlarının tamamen yok olmasına (o günden bu yana aktif değiller) ve 21 sivil uçağın tahrip olmasına yol açan Trablus Havalimanı’ndaki en ünlü ve önemli çatışmalarla da sona erdi.
Aynı zamanda Hafter (Mareşal rütbesine yükselmeden önce), Bingazi’de şehir halkının desteği ve yeni Temsilciler Meclisi’nin kuruluşuyla Libya’daki silahlı ve radikal milislere karşı askeri operasyon başattı. Söz konusu meclisin merkezi Bingazi’deki güvenlik durumu dolayısıyla geçici olarak Tobruk’ta bulunuyor.
Dış müdahale çemberi genişliyor
Bu durum, Libya ordusu ve parlamentosu tarafından temsil edilen doğu kampı ile siyasal İslami akımlar tarafından yönetilen batı kampı arasında yerel bir Libya kutuplaşmasına neden oldu.
Süreçte Katar, Türkiye, Mısır, Fransa ve İtalya’nın Libya iç çatışmasına taşınma rolleri gündeme gelmeye başladı.
Carih, dış güçlerin Libya sahnesine etkisindeki rolüne dikkat çekti:
“Bu müdahale, özellikle yerel çatışmaların patlak vermesinden ve bölünme halinin ortaya çıkmasından sonra artış gösterdi. Uluslararası ve bölgesel güçler bu veya şu tarafı desteklemek için harekete geçti. Daha sonra çatışmanın ana motoru haline geldiler. İradelerini müttefiklerine ve yerel temsilcilerine dayatmaya başladılar.”
Libyalı gazeteci Fevzi Necm, “Libya krizinin seyri, ‘bölgedeki siyasal İslami akımları destekleyen Türkiye- Katar ekseni’ ile ‘buna karşı çıkan diğer güçler’ arasındaki rekabetin yoğunlaşmasından büyük ölçüde etkilendi” dedi. Necm, “Arap Dörtlüsü’nün Haziran 2017’de Katar’a yönelik boykotundan bu yana bu rekabet Türkiye ve Katar’ın içerideki İslamcı güçlere siyasi ve askeri destek aradığı Libya’ya uzandı” iddiasında bulundu.
BM misyonunun rolü
Söz konusu koşullar ortasında gerçekleşen müzakere maratonu sonrasında, Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde Libya kriziyle ilgili diyaloga yoğunlaşan Birleşmiş Milletler (BM) misyonunun Libya’ya destek rolü belirdi.
Suheyrat Anlaşması’ndan ise Danıştay adı altında Danışma Konseyi’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi ismiyle yeni bir organ doğdu.
Libya’nın doğusundaki parlamento, başta yürütme organıyla ilgili olmak üzere anlaşma değişikliğiyle ilgili bir dizi madde üzerinde yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle Suheyrat Anlaşması’ndan doğan organların meşruiyetini tanımayı reddetti.  Bu durum, Eylül- Kasım 2017 arasında Tunus’ta iki diyalog komitesi arasında üç tur diyalogun gerçekleşmesine rağmen oluştu.
Buna karşı Temsilciler Meclisi, üyelerinin çoğunluğu tarafından yürütme organıyla ilgili maddelerde değişiklik yapılması gerektiğine karar verdi. Bu maddelerin başında ise ‘meclis başkanının ordunun Yüksek Komutanı görevini üstlenmesinin yanı sıra Başkanlık Konseyi’ni Bakanlar Kurulu’ndan ayırmak, üyelerinin sayısını bir başkan ve iki yardımcıya indirmek’ vardı.
Başkanlık Konseyi ve Danıştay, parlamento tarafından sunulan önerileri reddetti. Tarafları diyalog masasına geri döndürmek için sarf edilen tüm uluslararası çabalara rağmen iki taraf arasındaki rekabet 14 Nisan 2019 tarihinde, halen devam eden Trablus savaşının patlak vermesine kadar devam etti. Son olarak ise Libya krizine barışçıl bir çözüm bulma çabaları bağlamında düzenlenen uluslararası bir adım olarak Berlin Konferansı gerçekleştirildi.



Teknokratlar komitesinin planı Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını hızlandıracak mı?

Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli ailelerin barındığı çadırlar (AFP)
Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli ailelerin barındığı çadırlar (AFP)
TT

Teknokratlar komitesinin planı Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını hızlandıracak mı?

Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli ailelerin barındığı çadırlar (AFP)
Gazze şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinli ailelerin barındığı çadırlar (AFP)

Filistin’de Gazze Şeridi’nin yönetimi için kurulan ‘teknokratlar komitesinin’ oluşturulması ve ilk toplantısını cuma günü Kahire’de yapması, İsrail engelleri nedeniyle şimdiye kadar toplanamayan ve geçen yıl kasım ayında Mısır’ın ev sahipliğinde düzenlenmesi planlanan Yeniden İmar Konferansı dosyasında yaşanan durgunluğun aşılmasına yönelik umutları artırdı. Bu gelişme, Gazze Şeridi’nin ‘kısmi’ ya da ‘tam’ olarak yeniden imar edilmesine ilişkin farklı yaklaşımların tartışıldığı bir dönemde geldi.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, cuma günü yaptığı basın açıklamasında, komitenin kurulmasıyla eş zamanlı atılan en önemli adımın, Dünya Bankası bünyesinde Gazze Şeridi’nin yeniden imarı ve halkın insani ihtiyaçlarının karşılanması için resmen tahsis edilen özel bir mali fonun oluşturulması olduğunu söyledi.

Şaas, yeniden rehabilitasyon ve imar planı kapsamındaki ilk somut adımın, acil olarak Gazze Şeridi’ne 200 bin prefabrik barınma ünitesinin (konteyner) sevk edilmesi ve kurulması olacağını belirtti. Gazze Şeridi’nde konutların yüzde 85’ten fazlasının yıkıldığına dikkat çeken Şaas, barınmanın son derece hayati olduğunu vurguladı.

Gazze Şeridi’nin yeniden imarına ilişkin belirsizlik sürerken, İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde ‘kısmi imar’ yönünde çabalar yürüttüğü, bunun da bu çizgiyi benimseyen ABD tutumuyla örtüştüğü ifade ediliyor. Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Temim Hallaf, geçen ay Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Mısır’ın Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik ‘bütüncül bir sürecin başlatılmasını’ hedeflediğini söylemişti.

Mısır, komitenin rollerini etkinleştirmeyi ve çalışmalarını Gazze Şeridi içinden yürütebilmesini sağlamayı amaçlıyor. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Bosna Hersek Dışişleri Bakanı Elmedin Konakoviç ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Gazze Şeridi’nin yönetimi için oluşturulan komitenin ‘yakın zamanda sahaya gönderilmesinin’ beklendiğini ifade etti. Abdulati, İsrail’in Gazze Şeridi’nden çekilmesi, uluslararası gücün konuşlandırılması, erken toparlanma ve yeniden imar süreçlerine bağlı kalmasının önemine de dikkat çekti.

Ali Şaas dün kendisi ve komite üyelerinin Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad ile yaptığı görüşmede, komitenin önceliklerinin Gazze halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesine odaklandığını vurguladı. Şaas, görüşmede, komitenin Gazze Şeridi’ndeki tüm görev ve yetkileri devralabilmesi için atılması gereken adımların ele alındığını belirtti.

Diğer yandan Fetih Devrim Konseyi üyesi Usame el-Kavasimi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Gazze Yönetim Komitesi’nin oluşturulmasını, ikinci aşamanın pratik bir uygulaması olarak nitelendirdi ve bunun olumlu bir adım olduğunu söyledi. Filistin Yönetimi’nin önceliklerinin, savaşın yeniden başlamasının engellenmesi, vatandaşların Gazze Şeridi’nde tutulması ve ardından yeniden imar adımlarına geçilmesi olduğunu ifade etti.

Komitenin görevlerinin net olduğunu belirten el-Kavasimi, bu görevlerin iç düzenlemeler, güvenliğin sağlanması, yeniden imara uygun altyapının hazırlanması ve Gazze Şeridi’ndeki Filistin halkına insani yardım sağlanmasını kapsadığını dile getirdi. El-Kavasimi, “Filistin tarafında, ikinci aşamanın önceki dönemlere kıyasla Gazze halkı için daha az yıkıcı olacağı yönünde bir iyimserlik var. Umutlar, İsrail kaynaklı yeni engellerin ortaya çıkmaması yönünde” dedi.

Filistin Yönetimi’nin, Arap ülkeleri ve bölgesel aktörlerle birlikte ABD’ye İsrail’i ‘ikinci aşamaya’ geçmeye zorlamak amacıyla izlediği ‘stratejik sabır’ politikasının, yeniden imar da dahil olmak üzere diğer yükümlülüklerin hayata geçirilmesinde de sürdürüleceğini kaydeden el-Kavasimi, erken toparlanma sürecine katkı sunulması ve ateşkesin kalıcı hale getirilmesi için uluslararası toplumla iş birliğine açık olunacağını vurguladı.

dedfvfd
Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad dün Kahire'de Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas'ı kabul etti. (Resmi haber siteleri)

Mısır Basın Enformasyon Kurumu Başkanı Ziya Raşvan, perşembe günü yaptığı basın açıklamasında, Gazze Yönetim Komitesi’nin önümüzdeki dönemde hizmetler ve yeniden imar dosyalarını üstleneceğini söyledi.

Gazze Şeridi’nin yönetimi için kurulan Filistinli teknokratlar komitesi, ilk toplantısını cuma günü Mısır’ın başkenti Kahire’de yaptı. Komitenin, Barış Konseyi’nin denetimi altında Gazze Şeridi’ni geçici olarak yönetmesi öngörülüyor.

Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinli siyaset analisti İmad Ömer, önümüzdeki günlerin komitenin sahadaki koşulları iyileştirmeye yönelik yükümlülükleri yerine getirme kapasitesini ortaya koyacağını belirtti. İsrail’in Filistinlileri her gün hedef almaya devam ettiğine dikkat çeken Ömer, komitenin çalışmalarına başlamasının, ateşkesin öngördüğü protokolü uygulamada İsrail’in tutumu nedeniyle derinleşen insani kriz dosyasının çözümüne yönelik ‘ilk adım’ niteliği taşıdığını ifade etti.

Ateşkes anlaşmasının birinci aşamasının gerekleri arasında yer alan ‘protokol’, her gün 600 yardım ve insani malzeme yüklü tırın Gazze Şeridi’ne girişini öngörüyor. Yardımların tüm bölgelere ulaşmasını sağlamak amacıyla bu tırların 300’ünün kuzey Gazze’ye yönlendirilmesi de protokolde yer alıyor.

Ömer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeniden imara zemin hazırlamayı hedefleyen her türlü pratik adımın, ABD’nin İsrail’i ateşkesin ikinci aşamasına geçmeye zorlamadaki rolüne bağlı olduğunu vurguladı. Bu süreçte Barış Konseyi ve İstikrar Gücü dahil olmak üzere, Gazze Şeridi’nin yönetiminden sorumlu diğer yapıların da çalışmalarına başlaması gerektiğini kaydetti.

Teknokratlar komitesinin temel görevinin hizmet sunmak, insani krizi hafifletmek, sağlık ve eğitim sistemlerini yeniden işler hale getirmek, altyapıyı onarmak, güvenliği sağlamak ve yardımların ulaşımını temin etmek olduğunu belirten Ömer, yeniden imar konusunda ilk somut ilerlemenin, İsrail üzerinde ağır iş makinelerinin enkaz kaldırma ve Filistinlilerin naaşlarının çıkarılması için Gazze Şeridi’ne girişine izin verilmesi yönünde baskı kurulmasıyla sağlanabileceğini ifade etti. Ayrıca sokak altyapısının hazırlanması ve kanalizasyon sorunlarına çözüm üretilmesinin de öncelikler arasında yer aldığını söyledi.

gthyuj
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Gazze Yönetim Komitesi’nin yakında Gazze Şeridi'nden faaliyetlerine başlamasını bekliyor. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Birleşmiş Milletler Proje Hizmetleri Ofisi (UNOPS) İcra Direktörü Jorge Moreira da Silva, perşembe günü yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imarının ertelenemeyeceği uyarısında bulundu. İki yıl süren savaşın yıkıma uğrattığı Filistin topraklarına üçüncü ziyaretinin ardından konuşan da Silva, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve Dünya Bankası’nın Gazze Şeridi’nin ihtiyaçlarını 52 milyar doların üzerinde olarak tahmin ettiğini belirtti.

Öte yandan ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, geçtiğimiz çarşamba günü ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeyi amaçlayan 20 maddelik planının ikinci aşamasının başlatıldığını açıkladı. Witkoff, söz konusu aşamanın ateşkesten silahsızlanmaya, teknokrat bir yönetimin kurulmasına ve yeniden imar sürecinin başlatılmasına geçişi öngördüğünü ifade etti.


Suriye ordusu stratejik öneme sahip Tabka ilçesi ve Fırat Barajı'nın kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu

Suriye'nin kuzeyindeki Rakka ilinin Tabka ilçesinin girişindeki Kürt güçleri (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Rakka ilinin Tabka ilçesinin girişindeki Kürt güçleri (AFP)
TT

Suriye ordusu stratejik öneme sahip Tabka ilçesi ve Fırat Barajı'nın kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu

Suriye'nin kuzeyindeki Rakka ilinin Tabka ilçesinin girişindeki Kürt güçleri (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Rakka ilinin Tabka ilçesinin girişindeki Kürt güçleri (AFP)

Suriye ordusu bu sabah, on yılı aşkın bir süredir bölgede özerk yönetim uygulayan Kürt güçlerine karşı ilerleyişinde yeni bir adım atarak, ülkenin kuzeyindeki stratejik öneme sahip Tabka ilçesi ve yakınlarındaki Fırat Barajı'nın kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, iktidara gelmesinden bir yılı aşkın bir süre sonra geçtiğimiz cuma günü, Suriye’nin 1946 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana ilk kez Kürtçeyi ‘ulusal dil’ ve Nevruz'u ‘ulusal bayram’ ilan eden bir kararname yayınlayarak ve Suriye'de yaşayan tüm Kürtlere vatandaşlık hakkı vererek, ülkedeki kontrolünü yeni bölgelere doğru genişletti.

cdf
Tabka ilçesinin girişinde bir kamyonetteki SDG güçleri (AFP)

Suriye ordusu tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, ülkenin en büyük barajı ve Suriye'nin en büyük hidroelektrik santrallerinden birine komşu stratejik şehre girdikten saatler sonra Tabka Askeri Havaalanı’nın kontrolünü ele geçirdiğini doğruladı. Tabka, Halep ile Suriye’nin doğusunu birbirine bağlayan eksende bir ulaşım merkezi olup, stratejik bir askeri üsse dönüştürülmüş havaalanına komşu.

Suriye ordusu dün sabah, Kürt güçlerinin bölgeden çekilmeyi kabul ettiklerini açıklamasının ardından Halep'in doğu kırsalındaki geniş alanları kontrol altına aldığını duyururken özerk yönetimin sokağa çıkma yasağı uyguladığı Rakka ilini bombalamakla tehdit etti.

Suriye resmi haber ajansı SANA, Enformasyon Bakanı Hamza Mustafa'nın “Suriye ordusu, Suriye'nin en büyük barajı olan Fırat Barajı da dahil olmak üzere Rakka kırsalındaki stratejik Tabka ilçesini kontrol altına aldı” dediğini aktardı.

SANA, Suriye ordusunun Rakka kırsalındaki stratejik öneme sahip Tabka ilçesine giriş anını gösterdiği belirtilen bir video yayınladı.

Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Rakka'dan yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki bu bölgeye ‘gerekli önlemleri aldığını ve güvenlik ve istikrarı yeniden sağladığını’ duyurdu.

ABD, yıllardır SDG’yi destekliyordu. Ancak şimdi 8 Aralık 2024'te Esed ailesi rejiminin düşmesinden sonra Şam'da kurulan yeni yönetimi de destekliyor.

Anlaşmanın ihlali

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper dün, Suriye hükümet güçlerine ülkenin kuzeyindeki Halep ili ve Tabka ilçesi arasındaki bölgede ‘tüm saldırı eylemlerini’ durdurmaları çağrısında bulunarak, Suriye hükümet güçleri ile Kürt güçleri arasında ‘gerginliğin tırmanmasını önleme’ çabalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

SDG komutanı Mazlum Abdi cuma akşamı yaptığı açıklamada, geçtiğimiz yıl 10 Mart'ta taraflar arasında imzalanan anlaşmaya dayanarak, ‘dost ülkeler ve arabulucuların çağrılarına bir yanıt ve Suriyeli yetkililerle entegrasyon sürecini tamamlamada iyi niyet göstergesi olarak’ SDG’nin cumartesi sabahı Halep'in doğusundaki bölgelerden çekileceğini duyurdu.

Suriye ordusundan yapılan ve devlet televizyonunda yayınlanan açıklamada ise “Halep'in doğu kırsalındaki 34 köy ve kasabanın kontrolünü ele geçirdiğimizi duyuruyoruz” ifadeleri kullanıldı. Bu bölgeler arasında Deyr Hafir ve Meskene’nin yanı sıra bir askeri havaalanı da bulunuyor.

Ancak Suriye ordusu, SDG'yi ‘anlaşmayı ihlal etmekle ve orduya karşı ateş açarak iki askeri öldürmek ve diğerlerini yaralamakla’ suçladı.

Suriye ordusu ayrıca, ‘200'den fazla SDG üyesinin silahlarıyla birlikte çıkışını sağladığını’ da ekledi.

dvfdev
Suriye'nin kuzeyindeki Tabka’nın kontrolünü geri almak için düzenlenen operasyon sırasında Suriye ordusu güçleri (AFP)

Öte yandan SDG, Şam’ı ‘uluslararası gözetim altında’ imzalanan ‘anlaşmanın şartlarını ihlal etmekle’ ve ‘SDG güçlerinin geri çekilmesi tamamlanmadan Deyr Hafir ve Meskene ilçelerine girilmesiyle son derece tehlikeli bir duruma yol açmakla’ suçladı. SDG, bir başka açıklamasında ise, ‘ihlallerden kaynaklanan çatışmalardan’ bahsetti.

Açıklamada, Suriye ordusunun ateşiyle sayıları belirtilmeyen sayıda savaşçının öldürüldüğü belirtildi.

Bu konuşlandırma, Suriye ordusunun SDG üyelerini geçtiğimiz hafta Suriye'nin ikinci büyük şehri Halep'teki Eşrefiyye ve Şeyh Maksud mahallelerinden çıkarmayı başarmasının ve Fırat Nehri'nin 30 kilometre doğusuna uzanan bölgeyi tahliye etmelerini talep etmesinin ardından gerçekleşti.

Kürt güçleri dün, bölgede ilerleyen ve eyaletteki askeri hedefleri bombalamayı planladığını açıklayan Suriye ordusu ile çatışmaların sürdüğü Suriye'nin kuzeyindeki Rakka'da sokağa çıkma yasağı ilan etti.

Diğer taraftan Suriye Savunma Bakanlığı, il içindeki konumları gösteren bir harita yayınladı ve sivillere bu konumlardan uzak durmaları çağrısında bulunarak, Rakka kenti yakınlarındaki bir hedef de dahil olmak üzere bu konumları ‘nokta atışı’ vurmakla tehdit etti.

Ancak Suriye ordusu kısa süre sonra, PKK militanlarını ‘Tabka Askeri Havaalanı içinde kuşatarak’ stratejik öneme sahip Tabka ilçesine ‘birkaç eksenden paralel olarak’ girmeye başladığını duyurdu.

Bu arada Suriyeli yetkililer, Safyan petrol sahasını ve Rakka ilindeki Tabka ilçesi yakınlarındaki es-Sevre petrol sahasını kontrol altına aldıklarını duyururken, devlete ait Suriye Petrol Şirketi iki sahayı ‘tekrar hizmete sokmak’ üzere devraldığını açıkladı.

10 Mart anlaşması ve karşılıklı suçlamalar

Şam ve Kürt yönetimi aylarca 2025 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülen ve Kürt özyönetim kurumlarının Suriye devletine entegrasyonunu öngören 10 Mart anlaşmasının uygulanmaması konusunda birbirlerini suçladılar.

SDG komutanı Abdi cumartesi günü, Erbil'de ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ile bir araya geldi.

Diğer yandan Elysee Sarayı'ndan yapılan açıklamaya göre Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Barzani cumartesi günü Suriye'de ‘acilen gerilimin azaltılması’ ve ‘kalıcı ateşkes anlaşması’ çağrısında bulundu.

Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ardından Kürtler, Şam’daki yeni yetkililere karşı esnek bir tutum sergilediler ve bölgelerinde Suriye bayrağını göndere çektiler. Ancak, ademi merkeziyetçi bir yönetim sistemi ve haklarının anayasada güvence altına alınması konusundaki ısrarları Şam'da olumlu karşılık bulmadı.

Cumhurbaşkanı Şara cuma günü, ülkesinin 1946 yılında bağımsızlığını kazanmasından bu yana ilk kez Suriyeli Kürtlere ulusal haklar tanıyan bir kararname yayınladı.

Kararnamede, “Suriye'deki Kürt vatandaşlar Suriye halkının ayrılmaz bir parçasıdır, Kürtçe ulusal dildir ve Suriye topraklarında ikamet eden tüm Kürt kökenli vatandaşlara Suriye vatandaşlığı verilir ve Nevruz (21 Mart) ulusal bayram olarak kabul edilir” ifadeleri yer aldı.

Suriye’de 1962 yılında yapılan tartışmalı bir nüfus sayımı sonrasında Kürtlerin yaklaşık yüzde 20'si vatandaşlıklarından mahrum bırakılmıştı.

Kürt özerk yönetimi tarafından dün yapılan açıklamada, Şara’nın imzaladığı kararname ‘ilk adım’ olarak nitelendirilse de bu adımın ‘Suriye halkının beklentilerini karşılamadığını’ belirtildi.

Suriye'nin kuzey ve doğusunda kontrol sahibi olan özerk yönetim, ‘hakların geçici kararnamelerle değil, tüm halkların ve bileşenlerin iradesini ifade eden anayasalarla korunduğunu’ belirtti.

Açıklamada, hak ve özgürlükler sorununa ‘radikal çözümün’ ‘merkezi olmayan demokratik bir anayasada’ yattığı savunuldu ve bu konuda ‘kapsamlı bir ulusal diyalog başlatılması’ çağrısı yapıldı.


Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.