Libya intifadası 9 yıl sonra hedeflerine ulaşabilecek mi?

Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
TT

Libya intifadası 9 yıl sonra hedeflerine ulaşabilecek mi?

Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)
Libyalı bir asker, Bingazi şehrinde 17 Şubat devriminin yıldönümü kutlamalarına katıldı (AFP)

Muhammed el-Arabi
"Devrimimiz çalındıktan sonra umudumuzu yeniden kazandık..."
Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) başkent Trablus’un kapılarını çaldığı bir dönemde, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejimini kuşatan devrime katılmış Libyalıların tekrarladığı bir cümle bu.
Kaddafi'nin devrilmesinden 9 yıl sonra tüm boyutlarda ardarda gelen krizlerin ardından, çatışmalar, iç savaş, bombardımanlar ve yıkım altında travma geçiren bazı Trablus sakinlerinin kalplerinde umut yeniden yeşerdi.
Trablus’ta trajik durum
Libya’nın başkenti Trablus'un Faşlum Mahallesi sakinlerinden Celal, ülkedeki durumu ‘trajik’ olarak tanımladı. Celal, “Kente hakim olan milislerin peşime düşmemesi için sizinle tam adımı vermeden konuşuyorum. Yıllar önce Faşlum mahallesine çocuklarımızı esir almak için baskın düzenleyerek, iki gün boyunca bizi kuşattılar” dedi.
Kaosu halk sonlandıracak
Birleşmiş Milletler (BM) destekli siyasi müzakerelerin ardından, Aralık 2015’teki Suheyrat Anlaşması’yla doğan Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ortaya çıkmasıyla ilgili Celal, “Umulduğu gibi olmadı. UMH Birkaç ay içerisinde devletin kılcal damarlarına nüfuz eden ve her şeyi çalan milislerin vesayetine rehin oldu” ifadelerini kullandı.
Celal, yumuşak bir ses tonuyla konuşurken, milislere karşı geldiği için Trablus’taki evinden göç ettirilen ve Tunus’ta yaşayan siyasi aktivist Adil Zaklam ise “9 yıl önce 17 Şubat'ta ayaklanan halk, ülkedeki yaşanan kaosu sona erdirecek olan taraftır” dedi.
Öte yandan Libyalı Celal, yaptığı açıklamada, “Devrim hedefleri, artık çok yakın ve ordunun güvenlik ve istikrarı sağlama hedefleriyle tutarsız değil” dedi. Celal ayrıca, hükümet ve güçlerinin, müzakere etmeyi ve barışçıl çözümü kabul etmesini de ‘yaklaşan yenilgisinin kanıtı’ olarak yorumladı.
Eşit servet dağıtımı
Devrimin başarısı sonrasında Libyalılar, 2012 yılındaki parlamento seçimleriyle ilk demokratik deneyimlerini yaşadılar. Ancak Genel Ulusal Kongre’nin, (parlamento) görevini üstlenmesinden bir ay sonra halk muhalefeti patlak verdi.
Öyle ki ülkenin doğusunda ‘Sirenayka/Bingazi Vilayeti Siyasi Ofisi’ ismi altındaki kabile grupları, Ali Zeydan’ın başbakanlık ettiği geçici hükümeti, yasadışı petrol satmakla suçlayarak petrol limanlarını kapattı.
O gün itibariyle servetin eşit dağıtımı talebi ortaya koyulmaya başlandı.
O dönemde bu durum, hükümetin başkentteki politikalarına karşı halk muhalefetine neden olan ‘Morning Glory tankeri’ krizi olarak biliniyor.
İslamcı akımların parlamentodaki temsilcilerinin ağırlığına göre, siyasi azil kararı da dahil hükümetin hedeflerine muhalif olan herkesin dışlanması için alınan kararların uygulanması karşısında halk muhalefeti başlamıştı. Durum, hükümetin devrilmesi ve alternatif bir hükümetin atanmasıyla sona erdi.
Zeydan ise, Mart 2014’te özel bir uçakla yurt dışına kaçtı. Daha önce de Kasım 2013’te, Zeydan’ı Trablus’taki karargahından kaçırma girişimi ortaya koyulmuştu.
O sırada Halife Hafter, 2014 yılı ortalarında el-Kerame (Onur) Operasyonu’nu başlatmak için Bingazi’ye gitmeden önce, ‘anayasa deklarasyonunun dondurulduğunu’ ve ‘Genel Ulusal Kongre ve hükümetin feshedildiğini’ ilan etti. Durum, Ağustos 2014’te seçilmiş Temsilciler Meclisi tarafından memnuniyetle karşılandı. O yılki parlamento seçimlerinde İslamcıların yaşadığı kayıp ve Tobruk’taki oturumlardan el-Kerame Operasyonu’na verilen destek de dahil, birçok sebep dolayısıyla, silahlı tugaylar, Libya Şafağı Operasyonu (Fecr-i Libya) olarak da bilinen askeri bir isyan başlattı. Bu tugaylar, aynı zamanda bazıları Misrata’dan gelen radikal İslamcı hareketlerin askeri kolunu da temsil ediyor. Operasyon sonucunda başkent ve ülkenin batısındaki şehirlerin kontrolü sağlandı. Genel Ulusal Kongre, siyasi cepheye geri döndü. Parlamento seçimlerinin o dönemde anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle geçici bir hükümet kuruldu.
Suheyrat Anlaşması
Libya Şafağı darbesi, ülkenin, hala mevcut olan siyasi ve güvenlik bölünmesi yaşamasının ana sebebi sayılıyor. Libyalı gazeteci Salim Arafa, tarafları ‘genişletilmiş bir siyasi diyaloğa’ götüren uluslararası çabaların, Fas’ın Suheyrat kentinde siyasi bir anlaşma sağladığını söyledi. Arafa, bu çabaların arkasında, (ülkenin terörizmden ve milislerin kontrolünden kurtulması için Libya ordusunun sarf ettiği çabaları destekleyen halk karşısında) Trablus’taki bu İslamcı akımları destekleyen ülkelerin desteklerinin olduğunu belirtti. Salim Arafa ayrıca, “UMH, zamanla ordunun bir düşmanı haline dönüştü. Suheyrat Anlaşması’na göre ilk görevi bu milislerin varlığını sona erdirmeyi amaçlayan güvenlik düzenlemelerini uygulamak olsa da milislere karşı yandaşlığını gösterdi” dedi.
“Suheyrat oturumlarından ayrılmayan ülkelerin büyükelçileri, anlaşmanın ve maddelerinin arkasındaydı” diyen Arafa, “8’inci madde, Hafter’i Genelkurmay Başkanı pozisyonundan uzaklaştırmak için tasarlandı. Ülkedeki bölünme, Suheyrat Anlaşması’na göre arenadaki yeni siyasi varlığı korumak için, siyasi bir cephe olarak Ulusal Kongre’yi Devlet Yüksek Konseyi ile değiştirebilecek İslamcı liderlerin ısrarı ile güçlendi” dedi.
Yapay kriz
İlk devrim yıllarında ülkede askeri bir kuruluşun kurulmasına muhalefet olanlar, askeri kuruluşun, Kaddafi rejimi subaylarından oluşacağını iddia ederken, bu subayların geri dönmemesi gerektiğini savundu. Devlet Yüksek Konseyi eski Başkanı Abdurrahman es-Suveyhili’ye göre ordunun ülkenin doğusunda kendisini dayatıp arenada önemli bir oyuncu haline gelmesi sonrasında ortaya koyulan iddia ise, “Hafter’in ülkeyi, askeri olarak yönetmeyi ve diktatör rejimi Libya’ya geri getirmeyi amaçladığı’ oldu. Ancak siyasi aktivist Adil Zaklam, “Ordu, neden ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi ve hükümete karşı durmadı ve hala orada durmayı tercih etti?” ifadelerini kullandı.
Zamanla devrimin yıldönümü kutlamaları reddedildi. Ve durum, 17 Şubat 2012-2013’te olduğu gibi, kutlama görüntüleri olmaksızın, hükümet çalışmalarının bu hususta etkin olmayacağını ilan eden ülkedeki iki hükümetle sınırlı kaldı. Nakit akışkanlığının olmaması ve fiyatların oldukça yüksek olması nedeniyle bankalar önündeki vatandaşların oluşturduğu uzun kuyrukların da gösterdiği gibi durum, çöküşe doğru kayıyordu.
Temsilciler Meclisi’ndeki aktivistler ve yetkililer, bu zorlu ekonomik koşulların nedenlerine değinirken, “Petrol gelirleri üzerinde karara sahip olan Merkez Bankası’nın ve UMH’ye bağlı Ekonomi Bakanlığı’nın kararlarını takip edenlerin oluşturduğu yapay kriz, ‘krizin, ordunun petrol tesislerini ve limanlarını kontrol etmesinden kaynaklandığı’ mesajı verdi” dedi.
Sahne açık
Libya’nın güneyinde hakim olan tüm kaos tablosuna rağmen, Libya Danışmanlık ve Gelişim Merkezi’nde araştırmacı Cuma el-Magrahi, bu sahnenin kaybolduğunu, ancak aynı zamanda bir halk uyanışının başladığını söyledi. Sivil ve halk akımlarının durumun farkına vardığını belirten Magrahi, “Serrac hükümetinin milislere ve Trablus’taki siyasal İslamcı akımı açıkça savunanlara sığındığı ve son olarak Türk müdahalesiyle güçlendiği ortaya çıktıktan sonra bugün sahne yeniden açık” dedi. Öte yandan Cuma el-Magrahi, ordunun, 4 ay önce el-Kerame operasyonunun başlamasından bugüne kadar pozisyonunun ve hedefinin güvenilirliğini koruyarak bir fark oluşturduğuna da dikkati çekti.
Libya sahnesindeki bu şeffaflık ve netlik, halk da dahil olmak üzere uluslararası bir tutumla karşılaştı. Bu çerçevede analiz Zaklam, “Güvenlik Konseyi, yıllardır milislerin dağıtılması vaadinden geri adım atmadı ve son günlerde, bunların terörizmle bazı bağlantıları olduğunu söylüyor. Garip bir paradoksta, bugün orduyu, Cenevre’de bu milisleri destekleyen bir hükümete ait subaylarla müzakere etmek için beş subaydan oluşan bir askeri komite kurmaya çağırdığını görüyorsunuz” dedi. Analist, milislerin yönetim şemsiyesi altında uluslararası toplumun, ülkenin istikrarını ve çıkarlarını aramadığına dikkati çekti.
Geçen cuma günü Bingazi’de gerçekleşen ve Türk müdahalesinin kınandığı kitlesel gösterilere değinen Libyalı Celal ise bu gösterileri, ‘Şubat devriminin resmi bir kutlaması, orduya açık bir destek, ülkedeki gelişmelere ilişkin halkın açık tavrı’ olarak nitelendirdi.
Geri dönüş yok
Bingazi’deki gösteriler sırasında konuşma yapan Genelkurmay Başkanı Hafter, milisleri hezimete uğratmadan ve paralı askerleri Trablus’tan kovmadan barışın sağlanmayacağını vurguladı. Hafter, ordunun, Trablus’un merkezinin sınırlarında ve kurtuluşun eşiğinde olduğunu belirterek, “Trablus, tüm Libyalılar için özgür ve güvenli bir başkent oluncaya kadar sabitlerden taviz verilmeyecek” dedi.
LUO Genelkurmay Başkanı, “Libyalıların çoğunun, ordunun savaşında mücadele vermesinden, ülkenin yüzde 90’ının kontrolünün sağlanmasından ve yalnızca birkaç şehrin kalmasından sonra geri dönüş nasıl kabul edilebilir?” ifadelerini kullandı.



Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
TT

Gazze'de Ramazan... Yıkıntılar ve çadırlar arasında, zorlu yaşam koşulları altında yapılan süslemeler

 Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)
Ramazan ayının başlamasına saatler kala Gazze'nin Han Yunus bölgesinde ışıklar parıldıyor ve çocuklar oyun oynuyor (EPA)

Gazze Şeridi'nin merkezinde Deyr el-Belah'taki bir çadırda, aileler günlük hayatın zorluklarına rağmen Ramazan'ın neşesini korumaya çalışıyor. 11 yaşındaki Cuana ve kız kardeşi Tima, anneleri Safa el-Hasanat'ın yardımıyla, gıda yardımı kutularından kurtardıkları kartonlardan Ramazan süsleri ve kartondan bir hilalin etrafına ince kağıttan beyaz güller yaptılar.

Dört çocuk annesi el-Hasanat, Şarku’l Avsat'a verdiği demeçte, "Gazze'de Ramazan ayını karşılamak ve atmosferini yaşamak, zorlu insani ve yaşam koşulları göz önüne alındığında ulaşılması zor bir lüks. Özellikle kışın soğuğundan veya yazın sıcağından koruyamayan harap çadırlarda yaşayan binlerce insan için fenerler, ışık vermeyen karanlık kağıt parçalarına dönüştü" ifadelerini kullandı.

Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.Safa el-Hasanat’ın Deyr el-Belah'taki çadırında, kağıttan yapılmış hilal ve mendillerden yapılmış süslemeler.

Gazze Şeridi'ndeki savaş, haftalarca süren bombardıman ve yıkımın ardından 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte duraklama dönemine girdi. Göreceli sakinlik, bölge sakinlerine nefes alma fırsatı verse de Şerit ciddi zorluklarla karşı karşıya olmaya devam ediyor. İnsanlar temel ihtiyaç maddelerinde ciddi kıtlık, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz içme suyu kriziyle boğuşuyor. Bütün bunların yanı sıra, evlerin ve altyapının yıkımı günlük yaşamın zorluklarını daha da artırıyor.

Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)Han Yunus'ta elindeki fenerle Ramazan ayını karşılamaya hazırlanan bir kız çocuğu (EPA)

Gazze'de elektrik sınırlı olduğundan, çocuklar Ramazan süslemelerini çalıştırmak için küçük bir bataryaya ihtiyaç duyarken, aileler de ekonomik krizi hafifletmek için kağıt süslemeler ve mevcut malzemelerle çocuklara biraz neşe getirmeye çalışıyor.

Temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve yüksek fiyatlar

El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef Gazze Şeridi halkı Ramazan ayını acı, kayıp ve zorluklarla karşılıyor… İsrail işgali, halka yardımın ulaşmasını engelliyor. Hayat şartları felaket durumda. Binlerce kişi işini kaybetti, işsizlik oranları arttı ve nüfusun yüzde 90'ından fazlası temel ihtiyaçlarını karşılamak için uluslararası kuruluşlara bağımlı hale geldi.”

Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)Filistinliler, Han Yunus'ta Ramazan ayını karşılamaya hazırlanırken yıkılan evlerinin kalıntıları üzerine süsler asıyor, (EPA)

Anne ayrıca Gazze'deki temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki sürekli artıştan da şikayetçi. El-Hasanat şöyle diyor: “Maalesef fiyatlar hala yüksek, özellikle de halkın temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda, hatta bu ihtiyaçlar karşılanamıyorsa bile, çünkü işgal yönetimi kasıtlı olarak şeker, yağ ve karbonhidrat gibi lüks ürünleri halkın ihtiyaç ve gereksinimlerinden uzaklaştırıp, et, sebze, önemli meyveler ve yemeklik gaz gibi temel ihtiyaç maddelerini azaltıyor. Bu nedenle, mevcut olanlar, halkın ekonomik koşulları ve sınırlı gelir kaynaklarıyla karşılaştırıldığında pahalı.”

Savaş sona erdi, ancak acılar devam ediyor

Kırklı yaşlarındaki anne, önceki yıllara kıyasla mübarek ay için yapılan hazırlıklardaki değişikliklerle ilgili olarak şunları söylüyor: “Elbette farklı. Ateşkes ilanına rağmen devam eden bombardımanlar nedeniyle çadırlar, sakinlerin güvensiz bir şekilde yaşadığı sığınak haline geldi ve ev sahiplerinin ayrılmasıyla ailelerin sofraları hüzünlendi; ayrıca sakinler, savaştan önceki her yıl olduğu gibi Ramazan'ın yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.”

Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)Gazze'nin Han Yunus kentinde Ramazan hazırlıkları (EPA)

Al-Hasanat, Gazze Şeridi'ne yönelik bombardımanın bu yıl azaldığını ancak durmadığını söylüyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: "Geçen Ramazan, İsrail'in savaşını yeniden başlatmasıyla başladı; bu savaş, öncekinden daha da yoğundu ve geçiş noktaları tamamen kapatılmıştı. Ziyaret edilebilecek mezar sayısı da farklıydı; sayılar hayal edilemezdi."

Serbest çalışan fotoğrafçı Attia Darwish (38 yaşında) da onunla aynı fikirde olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Ramazan, duygular ve koşullar açısından farklı. Savaştan önce, kuşatmaya rağmen hayat nispeten daha istikrarlıydı. Bugün Ramazan, kayıp ve sabır duygularının hakim olduğu daha derin bir insani karaktere sahip.”

Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)Filistinliler, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılan evlerin arasına süsler asıyor (EPA)

Darwish, Gazze Şeridi'ndeki Ramazan geleneklerinin savaş sonrasında değiştiğini, önceliğin temel ihtiyaçların karşılanması haline geldiğini, süslemelerin ve büyük ziyafetlerin azaldığını ve konut koşulları ve yerinden edilme nedeniyle aile toplantılarının daha seyrek hale geldiğini belirtiyor.

İnsani yardıma bağımlılık

Darwish, Gazze halkının Ramazan ayını temkinli bir rahatlama ve acı karışımıyla karşıladığını gözlemliyor. Ateşkes insanlara nefes alma fırsatı verdi, ancak savaşın izleri yıkılmış evlerde, sevdiklerinin kaybında ve zor yaşam koşullarında hala mevcut. Buna rağmen, birçok kişi ayın ruhunu güçlü bir inanç ve dayanışma duygusuyla yaşamak istiyor.

Darwish şöyle devam ediyor: “Durum hâlâ zor; ailelerin büyük bir yüzdesi gelir kaybı veya gelir azalması yaşıyor. Elektrik, su ve hizmetlerle ilgili sürekli sorunlarla karşılaşıyor. Yeniden yapılanma süreci de yavaş ilerliyor ve bu durum ailelerin günlük yaşantısına da yansıyor.”

Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)Gazze Şeridi'ndeki zorlu yaşam koşulları, sakinlerinin Ramazan ayını karşılamaya hazırlanmalarına engel olmadı (EPA)

Temel ihtiyaç maddelerinin bulunabilirliği konusunda Darwish şunları söylüyor: “Malların büyük bir kısmı mevcut, ancak her zaman yeterli miktarda veya herkesin karşılayabileceği fiyatlarda değil. Özellikle et ve bazı ithal ürünlerde geçici kıtlıklar yaşanabilirken, sebze ve diğer temel ihtiyaç maddeleri nispeten daha kolay bulunabiliyor. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde, ulaşım maliyetleri ve belirli zamanlardaki sınırlı arz nedeniyle önceki yıllara kıyasla belirgin bir fiyat artışı görüldü.” Darwish, Gazze'deki ailelerin, eğer bulabilirlerse, temel ihtiyaç maddelerine odaklandığını, çünkü birçok ailenin insani yardıma bağımlı olduğunu belirterek sözlerini tamamlıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'na göre, 11 Ekim'de yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze Şeridi'nde İsrail bombardımanı sonucu 601 kişi öldü ve bin 607 kişi yaralandı.


Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
TT

Mısır parlamentosu askerlikten kaçanlara yönelik cezaları ağırlaştırdı

Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)
Mısır ordusuna yeni katılan askerler tatbikat sırasında (Mısır askeri sözcüsü)

Mısır Temsilciler Meclisi, dün, Mısır hükümeti tarafından sunulan ve "Askerlik ve Milli Hizmet" mevzuatının bazı maddelerini değiştirmeyi öngören yasa tasarısını nihai olarak onayladı. Bu değişiklikler arasında, "geçerli bir mazeret olmaksızın askere alınmaktan veya çağrıdan kaçmanın cezasının artırılması" da yer alıyor. Askeri personel bu adımı, askerlik sürecini sosyal ve ekonomik değişikliklere uygun hale getirmek için gerekli görüyor.

Değişiklikler ayrıca, "şehitlerin ve terör operasyonlarında yaralananların" ailelerinin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını da içeriyordu; bu, "insani boyut" taşıyan bir adımdı.

Değişiklikler, 7. Maddeyi "hem kalıcı hem de geçici zorunlu askerlik hizmetinden muafiyet için kriter olarak, askeri ve terör operasyonları arasında eşitlik" öngörecek şekilde değiştirmeyi de içeriyordu.

Parlamento oturumu sırasında, Temsilciler Meclisi Savunma ve Milli Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Abbas Hilmi, “Askerlik hizmetine ilişkin değişiklik, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörist operasyonlardaki fedakarlıklarını ve masum sivillere verilen zararları takdir etmek amacıyla, terörist operasyonları da askerlik hizmetinden muafiyet için ek bir kriter olarak eklemeyi amaçlamaktadır; bu değişiklik, halkın insani ve sosyal boyutlarını dikkate almaktadır” dedi.

dsvdsv
Mısır Temsilciler Meclisi'nin bir oturumu (Arşiv-Mısır Kabinesi)

Değişiklikler, askerlikten kaçma veya geçerli bir mazeret olmaksızın askerlik hizmetine katılmama suçlarına yönelik cezaların da artırılmasını içeriyordu. Parlamento oturumu sırasında Hilmi, 49. maddenin "30 yaşından sonra askerlik hizmetine katılmayan herkesin hapis cezası ve en az 20 bin Mısır lirası ve en fazla 100 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı" şeklinde değiştirildiğini belirtti. (Bir ABD doları yaklaşık 47 Mısır lirasına eşittir.)

1980 tarihli 127 sayılı Kanun hükümlerine göre, yasa değişikliğinden önce askerlik hizmetine katılmamanın cezası iki yıl hapis ve en az 2 bin pound para cezası veya bu iki cezadan biriydi.

Mısır Parlamentosu tarafından onaylanan değişiklikler arasında, “yedek askerlik görevine çağrılan ve geçerli bir mazereti olmaksızın göreve gelmeyen herkesin hapis cezası ve en az 10 bin, en fazla 20 bin Mısır lirası para cezası veya bu iki cezadan biriyle cezalandırılacağı” hükmünü getiren “52” numaralı maddenin değiştirilmesi de yer almaktadır.

Parlamento ve Hukuk İşleri Bakanlığı, Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki değişikliklerin "askerlikten kaçma veya göreve gelmeme durumunda uygulanan mali cezaları artırmayı ve mali cezalarla ilgili ekonomik değişikliklerin etkilerini ele almayı amaçladığını" belirtti. Bakanlık dün yaptığı açıklamada, cezaların "hem genel hem de özel caydırıcılığı yeniden sağladığını ve ceza adaletini gerçekleştirdiğini" belirtti.

Mısır askeri uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, askerlikten kaçmaya yönelik cezaların artırılmasının genel caydırıcılığı sağlamak ve "ülke içindeki süreci daha da düzenlemek" için gerekli olduğuna inanıyor. Ferec, "Önceki cezalar mevcut gerçekliğe artık uygun değildi ve güncel değişikliklere ayak uydurmak için askerlikten kaçmanın şiddetinin artırılması gerekiyordu" değerlendirmesinde bulundu.

 Ferec Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Askerlik Hizmeti Kanunu'ndaki yeni değişikliklerin "hem insani hem de sosyal boyutları dikkate alarak terör operasyonu mağdurlarının muaf tutulmasına yönelik yasal hükümler getirdiğini" belirtti.

Mısır Milletvekili Mecdi Murşid'e göre yasa değişikliklerinin "önemli bir insani boyutu" da bulunuyor. Muşid, "yasa, silahlı kuvvetler ve polis mensuplarının askeri veya terörle mücadele operasyonlarındaki fedakarlıklarını dikkate alarak, oğullarını askerlik hizmetinden muaf tutuyor" dedi ve bunu "devletin, kendisi için fedakarlık yapanlara bir takdir mesajı" olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamalarda Murşid, yasanın öneminin "askerlikten kaçma cezalarının artırılmasının yanı sıra, insani muafiyet meselesini de kanunlaştırmasında" yattığını belirterek, "bu tür düzenlemelerin askerlik hizmetinin ve askerlik yapmanın değerini pekiştirdiğini" kaydetti.


Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
TT

Lübnan: Hükümet, orduya görevini tamamlaması için dört aylık, uzatılabilir bir süre verdi

İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)
İsrail sınırındaki güney kasabası Kfarkela'da Lübnan askeri araçları ve askerleri (AFP)

Fransız haber ajansı AFP’nin haberine göre Lübnan hükümeti dün yaptığı açıklamada, ordunun Güney Lübnan'daki Hizbullah'ı silahsızlandırma planının ikinci aşamasını uygulamak için en az dört aya ihtiyacı olacağını belirtti.

Hizbullah, İsrail ile bir yıldan fazla süren ve Kasım 2024'te ateşkesle sona eren bir savaş yürüttü; ancak bu ateşkes, anlaşmada tamamen çekilmesi öngörülmesine rağmen, Yahudi devletinin güney Lübnan'daki beş stratejik tepede güçlerini tutarak kanlı saldırılar düzenlemeye devam etmesini engelleyemedi.

Parti, İsrail ile olan savaştan zayıflamış bir şekilde çıktı. Ağustos ayında Lübnan hükümeti Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını onayladı ve Lübnan ordusuna kendi hazırladığı bir planı uygulama görevini verdi; bu plan ertesi ay yürürlüğe girmeye başladı.

Ordu, ocak ayının başında, Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeyi (İbrani devletiyle olan güney sınırından yaklaşık 30 km uzaklıkta) kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını duyurdu.

Ancak İsrail bu adıma şüpheyle yaklaştı ve yetersiz buldu. İsrail, silahsızlanmayı reddeden grubun askeri kapasitesini yeniden inşa etmesini engellemeyi amaçladığını söylediği ölümcül saldırılara devam ediyor.

Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Morcos, kabine toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, kabinenin "Hizbullah'ı silahsızlandırma kararı doğrultusunda Lübnan'ın tüm bölgelerinde silahlanmayı kısıtlama planına ilişkin ordunun liderliğinin aylık raporunu dikkate aldığını" söyledi.

Şöyle devam etti: "Aynı etkenler mevcutsa, dört aylık bir süre söz konusudur ve bu süre, mevcut imkanlara, İsrail saldırılarına ve sahadaki engellere bağlı olarak uzatılabilir."

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Lübnan ordusunun planı beş aşamadan oluşuyor. İkinci aşama, Litani Nehri'nin kuzeyinden, Sayda’nın (Sidon) kuzeyinden geçen ve sınıra yaklaşık altmış kilometre, Beyrut'un ise yaklaşık kırk kilometre güneyinde bulunan Awali Nehri'ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, dün bir parti töreninde yaptığı konuşmada, "Lübnan hükümetinin silahsızlanmaya odaklanması büyük bir günahtır çünkü bu konu İsrail'in saldırganlığının hedeflerine hizmet etmektedir" ifadelerini kullandı.

Kasım sözlerine şöyle devam etti: "Silahlanmayı kısıtlamayı amaçlayan her türlü girişime son verin," çünkü "Lübnanlı yetkililerin ardı ardına verdikleri tavizler ve baskılara verdikleri yanıtlar nedeniyle hükümetin performansı, bir ölçüde bu düşmanın açgözlülüğünün devam etmesinden sorumludur."