Mesud Barzani: ABD bizi hayal kırıklığına uğrattı. Irak seçimlerini boykot edebiliriz

IKBY eski Başkanı Mesud Barzani (Getty)
IKBY eski Başkanı Mesud Barzani (Getty)
TT

Mesud Barzani: ABD bizi hayal kırıklığına uğrattı. Irak seçimlerini boykot edebiliriz

IKBY eski Başkanı Mesud Barzani (Getty)
IKBY eski Başkanı Mesud Barzani (Getty)

Adnan el-Ahmari*
Irak’taki Kürtler, yaşama sevinci ve umut içerisinde bulunurken, ümitsizliği ise bir ayıp ve kusur olarak kabul ediyorlar. Bölgenin sınırlarını DEAŞ ve Haşdi Şabi gruplarından korumak için kadınların da silah taşıyor olması, tek anlaşma dilinin silahlar olduğu anlamına gelmiyor. Onlar için çiçek yetiştirmek de bir anlaşma dilidir.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’deki Sami Abdurrahman Parkı’nda sizi üniformalı bir asker karşılıyor. Güvenliği sağlamak için burada görev yapıyor. Ancak 1991 yılından önce bu park, Saddam Hüseyin için büyük gözaltı merkeziydi. Kürtler gözaltına alınıp işkence uygulanıyor, ölenlerin cesetleri ise parka gömüyordu.
Aralarında Iraklı büyük bir şair olan Muhammed Mehdi el-Cevahiri’nin de yer aldığı çok sayıda heykelin bulunduğu bahçede gezdim. Erbil halkı, Cevahiri’yi, önünde 1962 yılında yazdığı bir kasidenin beyitlerinin yazılı olduğu bir heykelle anıyor.

Heykelin önünde yazan beyitlerden birinde şu ifadeler yer alıyor:
“Kalbimi ve dilimi Kürdistan’a armağan ediyorum... Elinde verecek bir şeyi olmayan küçük şeyler armağan eder.”
Iraklı şair kasidesini, Barzani ailesine övgü ve ülkedeki Kürtlere coğrafi konumlarından dolayı “Ey kuzeyin çocukları” şeklinde seslenerek sonlandırıyor. 
Bir Kürt gazeteci, Saddam Hüseyin’in askerleri tarafından bir mezarlık ve işkence merkezi olarak kullanılmasının ardından güllerle bezenen bu bahçe hakkında; “Bu bahçenin her yerinin cesetle dolu olduğunu söylersem abartmış olmam. Kasvetli bir gözaltı merkezi olan bu mekânı yaşam dolu bir bahçeye dönüştürmeye karar verdik” dedi.
Güvenlik ve sükûnet, 2019 yılının Temmuz ayında Türk konsolosluğunda çalışan bir kişinin Erbil’deki bir restoranda suikasta uğramasına, şehirdeki otelleri çevreleyen yüksek beton bariyerler ve İran tarafından ABD’ye yapılan bombardımana rağmen Erbil’in Bağdat’taki kargaşadan yüzlerce değil, binlerce kilometre uzakta olduğunu hissettiriyor.

‘Serbilind’e giden yol
IKBY eski Başkanı Mesud Barzani’nin Selahaddin’deki yazlığına giden yolda ‘Serbilind’e (Kartal Yuvası) ulaşmak için sıra dağları aşmak zorundasınız. Bu, ‘yüksek yer’ ‘başı dik’ anlamına gelen Kürtçe bir kelimedir. Kürt liderinin ikametgahının bulunduğu tepeye Serbilind denilmekte.
Barzani’nin yazlığına doğru ilerlerken, gazeteciler, randevuları konusunda dakikliğinden söz ediyordu. Gerçekten de tanık olduğumuz durum tam olarak buydu. Sabah saat 10.00’daki randevuya bir saniye dahi geç kalmayan Barzani ile bir araya geldim. Yönetimden ayrıldığından beri ilk röportajını vermek için bizi ofisinin kapısının önünde karşıladı.

Röportajın hemen başında Barzani’ye şu soruyu yönelttim:

- Başkanlık döneminin sona ermesi ve uzatmayı reddettiniz. Peki, şu sıralar Mesud Barzani neyle meşgul? Günlük programınız nedir?
Tebessüm etti ve soruma, “Bir peşmergeydim ve öyle olmaya devam edeceğim” şeklinde cevap verdi.

Başbakan Mesud Barzani, 25 Mayıs 2019'da Kürt şehri Soran'daki Peşmerge güçlerinin mezuniyet törenine katıldı (Getty)

- IKBY’nin eski Başkanı Mesud Barzani için bağımsızlık rüyası, İran topraklarında kurulan ve yalnızca 11 ay varlığını devam ettirebilen Mahabad Cumhuriyeti fikrinin ortaya çıkışından beri devam ediyor doğru mudur?
Evet, bu doğru. Bu konuda ABD’li diplomat William Eglin tarafından kaleme alınan ‘Mahabad’ isimli bir kitap bulunuyor. Fakat asıl adı o değil, Kürdistan Cumhuriyeti’ydi. Ancak ülkesinin Dışişleri Bakanlığı ismi Mahabad Cumhuriyeti olarak değiştirmeye zorladı. Bağımsızlık, diğer uluslar gibi Kürt milleti için de doğal bir haktır. Bazı Kürtlerin bu hakkı reddetmesine şaşırıyorum. Bu doğal bir hak ve her Kürt bu hakka kavuştuğu günü görmek ister.

Referandum, bağımsızlık ve Washington’a dair hayal kırıklığı
Referandum sona erdiğinde Kürtlerin ezici bir çoğunlukla bağımsızlık istediği sonucuna varılmasını büyük bir zafer kabul eden Barzani, “Referandum sonucunda Kürtlerin yüzde 93’ünün ‘evet’ oyu kullandı. Bu büyük bir zaferdi. Açıkçası bu gerçek şahsen beni çok şaşırttı. Kürtlerin büyük bir yüzdesinin referanduma ‘evet’ oyu vermesini beklemiyordum. Temeli atıldı. Sonraki aşamayı koşullar belirleyecek. Ne bu nesille ne de gelecek nesillerle yeni bir referandum gerçekleştirmeyeceğiz” dedi.

- Bağımsızlık hakkındaki düşünceniz nedir?
Referandumun hedefi doğrudan bağımsızlığı ilan etmek değildi. Ancak amaç, tarihte bir kez bile olsa Kürdistan halkına görüşünü dile getirmesine olanak sağlamaktı. Çünkü birçok kişinin Kürt halkının istekleri ve ezici çoğunluğun tutumu hakkında şüpheleri vardı. Elbette ki referandum, bağımsızlık için temel adım ve bir köşe taşıdır.

Eylül 2017- Bölge bayrakları sallayan Kürdistan referandumu taraftarları (Getty)

Barzani, röportajda açıkça, ABD’nin, ilginç bir şekilde referandum öncesinde tarafsız kalacağını açıklayıp referandum yaklaşıp bir gerçek haline geldiğinde Bağdat’taki federal otoritenin yanında yer almasıyla Kürt halkını hayal kırıklığına uğrattığını söyledi.

ABD’liler hiçbir zaman Kürdistan'ın bağımsızlığına destek sözü vermedi
IKBY eski Başkanı Mesud Barzani, sözlerine, “Dürüst ve içtenlikle cevap vereceğim. ABD’liler, bize hiçbir zaman Kürdistan'ın bağımsızlığını destekleyeceklerine dair bir vaatte bulunmadı. Referandum konusunu ilk dile getirdiğimizde itiraz etmeyip tarafsız bir tutum sergileyeceklerini söylediler. Ancak referandum gerçekleştiğinde fiili olarak Bağdat yönetiminin tarafında yer aldılar. Beklediğimizin aksine tarafsız bir tutum sergilemediler. ABD’den kesinlikle böyle bir tutum beklemiyordum. Referandumun doğrudan bağımsızlık ilan etmek olmadığını onlara açıklamış olmamıza rağmen tarafsız bir duruş sergileme vaatlerini ihlal ettiler. Fakat Bağdat ile siz ve Birleşmiş Milletler’in (BM) gözetiminde müzakereler gerçekleştireceğiz, onlara gerekli süreyi tanıyoruz dediler. Fakat onlar Bağdat ve başka bölgelerdeki fırsatlardan istifade ederek genel bir seferberlik ilan etmeye çalıştılar ancak Allah’a şükürler olsun ki başarısız oldular” diyerek devam etti.

- Körfez ülkelerinin referandum konusundaki tutumu nasıldı?
Genel olarak Arap ülkelerinin, özellikle Körfez ülkelerinin konumu için çok minnettarım. Onların tutumu, olumlu ya da tarafsız olmasını beklediğimiz ülkelerin duruşlarından daha onurluydu. Körfez ülkelerinin konumu insancıl, makul ve dengeliydi.

Bağdat’a tavsiyemiz
Irak şehirlerindeki çalkantılara rağmen Erbil’de sükûnet hâkim. Kürtler, devam eden projelerle övünüyor. DEAŞ ve Haşdi Şabi saldırıları nedeniyle muzdarip oldukları acılar hakkında konuşuyorlar. 2014 yılında DEAŞ, 2017’de ise Haşdi Şabi birlikleri Kerkük’ü işgal etmişti. Barzani'ye bölgesinin neden bu kadar sakin ve güvenli olduğunu sordum.

- Hakim olduğunuz bölge nasıl bu kadar sakin ve güvenli?
Bağdat’a diğer şehirlerin yararlanabilmesi için kendilerinin denetimi altında bölgenin deneyimini paylaşmaya hazır olduğunu bildirdik. Yaptıklarımız ve elde ettiğimiz tüm başarıları kazanmamıza yardımcı olan en önemli şey, Kürdistan’da bir iç uzlaşının oluşuydu. Bu, Irak'ın diğer bölgelerinde de uygulansaydı, hepsi Kürdistan gibi olurdu. Ancak Bağdat bizi dinlemeyi reddetti. Referandum öncesi ve sonrası bölgenin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluk, terörizm. Bugün bile bununla mücadele ediyoruz. Arap bölgesi ve Ortadoğu'daki kaos, iktidar dengesizliği, devam eden müdahaleler ve ekonomik durum gibi başka zorluklar da mevcut. Hepsi büyük zorluklar, ama bizi engellemeyecek.

- Bağdat’ın faydalanmasını istediğiniz bölgenin deneyimi nedir ve terör endişesini nasıl giderdiniz?
Allah’a şükürler olsun ki Kürt halkı Peşmerge güçleri ile büyük bir işbirliği içine girdi. Teröristler bölgede tek bir terör üssü veya hücresi kurmakta başarısız oldu. Tüm bu çabalara rağmen sızma girişimleri olduğu görülüyordu. 2014 yılında DEAŞ’ın Irak’a girişinin ardından bin 50 kilometre uzunluğunda bir cephede aleni bir savaş söz konusuydu.

- DEAŞ ve Haşdi Şabi’nin Kürt dokusuna neden nüfuz edemedi?
Peşmerge güçlerinin kahramanca direnişi, DEAŞ ve Haşdi Şabi’nin bunu yapmasına engel oldu. Sizi savunacak güç olmadığında kendinizi savunmanız gerektiğini öğreniyorsunuz. Peşmerge olmasaydı, durum şimdi çok daha farklı olacaktı.

Bölge, DEAŞ’la savaş ve saldırının sırrı
Terör örgütü DAEŞ çözülmesi en zor bilmecelerden biri olmaya devam ediyor. Hangi bölge ya da ülkeye saldıracağının belirsiz olması, arkasında onu yöneten ve kendisinden faydalanan ülkeler bulunduğu konusunda genel bir izlenim veriyor.Barzani’ye bu durumu sordum.

- Kürdistan bölgesindeki Peşmerge güçleri bu örgütün yüzlerce üyesini yakalayıp öldürdü. Peki, bulmacayı çözebildiler mi?”
Bazı bölgelerde arkalarında cesetler bırakıyorlardı. O cesetlerin yüzleri içlerinde, dünyanın en doğusundan en batısına en kuzeyinden en güneyine kadar farkı uluslardan insanlar bulunduğunu gösteriyordu. Bu çözmeye çalıştığımız bir sır. Kesinlikle DEAŞ’a yardım eden ülkeler var. Ancak kim olduklarına dair elimizde herhangi bir kanıt yok. DEAŞ’a birden çok ülke kolaylık ve yardım sunup, yönetiyor. Bölgeye yönelmesi bir tesadüf değil, bir plan dâhilinde emir ve direktifler söz konusu.

IKBY eski Başkanı Mesud Barzani, 1979'da Kürdistan Demokrat Partisi'nden bir heyetle birlikteyken (Getty)

DEAŞ’la mücadele konusuna geçmeden önce Erbil ve Süleymani’ye arasındaki farklılık hakkında konuştuk. Barzani bu farklılığı sağlıklı ve demokratik bir durum olarak değerlendiriyor. Ortada bir anlaşmazlık olduğunu itiraf eden Barzani ancak stratejik konularda bir vizyon, bir parlamento ve bir hükümet olduğunu söylüyor. Partisel rekabet, etki ve benzeri konuların oldukça doğal olduğuna dikkat çekti. “Peki, bu yolsuzlukla mücadeleyi etkiler mi?” şeklindeki sorumu Kürt Lider, “Yolsuzluk, elbetteki diğer ülkeler gibi bölgede de yaygın durumda. Ancak yakın bir dönemde, mali ve ekonomik reformlar yasası Parlamento'da kabul edildi. Bu, Kürdistan'daki yolsuzluğu ortadan kaldırmak için bir yol haritası. Hükümet bunu uygulamaya koydu. Yasa kabul edilmeden önce bile bu alanda ciddi adımlar atılmıştı. Bu konuda oldukça iyimseriz” şeklinde cevapladı.

Savaş cephelerindeki Kürt kadınlar
2014’te bu zamana kadar geçen yıllarda özellikle de Haşdi Şabi saldırılarının yoğunlaştığı ve bölgeye girmeye çalışıldığı 2017 yılında Arap dünyasının tarihinde bulunmayan, yeni bir durum ortaya çıktı. Topraklarını korumak için silah taşıyan Kürt kadın güçlerle ilgili birçok fotoğraf servis edildi.

- Başkan Mesut Barzani bu bölgedeki kadınların rolü ve gücü hakkında konuşacak olursa, bunu nasıl tarif eder?
Kürtlerin kurtuluş hareketinde kadınların rolü sadece şimdi değil Eylül devriminde de gerçekten onur verici bir durum. -Eylül devrimi 11 Eylül 1961 tarihinde Mustafa Barzani liderliğinde başlatılmış, kayıtlara en uzun ve büyük devrim olarak geçmişti. Bölgeye yayılan bu devrim tüm ulusal ve dini bileşenleri kapsıyordu. Kürt kadınlar, çocuklar için anne, baba, öğretmenlikten çiftçiliğe varana kadar birçok alanda rol oynamışlardı.- Anne, baba rolüyle çocuklarını büyütüp yetiştirmeye çalışırken bir diğer taraftan çabalarıyla cepheye erzak gönderiyordu. Kadınlar olmasaydı birçok erkek mücadeleye devam edemez ve savaşamazdı. Durum değişti. Toplum gelişme kaydetti. Kürt kadınlar, DEAŞ’la mücadelede onurlu bir rol oynayarak onlara karşı savaş verdi ve kazandı.

- Peki, kadınlar bu gücü nereden aldı?
Kürt kadınlar, sorunun bizim için bir ölüm kalım savaşı olduğunun farkına vardı. Toplumun tüm kesimleri, özellikle de Peşmerge, bu kahramanca direniş olmasaydı ve DEAŞ bu bölgenin kontrolünü ele geçirseydi ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalırdık.

Kürt kadınları her zaman savaşlara katıldı ve DEAŞ’a karşı mücadele de dahil olmak üzere birçok zafere katkıda bulundu (Getty)​

- Haşdi Şabi’nin Kerkük’e saldırı emrini kim verdi?
ABD’nin hayal kırıklığına uğratması ve Irak ordusuna DEAŞ ile savaşmak amacıyla verdiği silah ve Abrams tanklarının Haşdi Şabi tarafından kullanımı konusunda sessiz kalması nedeniyle çok üzgün olduğu görülen Mesud Barzani, bu tankların Kerkük'teki Kürtlere saldırmak için bir araç haline geldiğini belirtti.
Barzani, “Açıkçası, Haşdi Şabi, ABD silahları ve Abrams tanklarını kullandı. İran ise Kerkük'e yönelik saldırıya öncülük etti” dedi.
Yeni Irak seçim yasasında bireylerin aday gösterilmesi hakkında yorumda bulunan Barzani, eski yasanın daha iyi olduğunu söyleyerek, yaklaşan seçimleri boykot etme konusunun uzak bir ihtimal olmadığını ifade etti.

- Güncel olaylara ve genel gidişata nasıl bakıyor, bunlara ilişkin çözümü nasıl görüyorsunuz?
Herhangi bir hükümetin ilk önceliklerinden biri vatandaşlara güvenlik ve hizmet sunmaktır. Bu koşullar, insanların ayaklandığı Irak bölgelerinde uzun süredir yerine getirilmedi. Evinden çıkan vatandaşlar geri dönemezdi. Kaçırılır, öldürülür ve kimse cesedinin nereye atıldığını dahi bilmezdi. Elbette bu durum böyle devam edemez. Halk hareketi, vatandaşların ekmeğe ulaşma ve hizmet alma haklarını talep edebilir. Taleplerini destekliyoruz ama bir notumuz var: Yolsuzluktan sorumlu olan fırsatçıların sıyrılmasına izin vermeyin. Gerçi bence ayaklanmalar yeterince bilinçliydi. Buna izin vermediler.

Peşmerge güçleri Ocak 2016’da DEAŞ’a karşı savaşılan dönemde Kerkük’ün güneyinde (Getty İmages)

Muhammed Tevfik Allavi'nin başarı şansı
Barzani, Irak’ın yeni Başbakanı Muhammed Tevfik Allavi'nin saygıdeğer bir insan ve Bağdat'ta iyi ve tanınmış bir aileye mensup olduğunu söyledi.
Allavi’nin görevinin zor olduğuna dikkat çeken Barzani, “Devlete bağlı olmayan silahlı ve yasa dışı grupların varlığı ışığında ne o, ne de bir başkası başarılı olabilir” dedi.

- Allavi’nin yanında mısınız, yoksa karşısında mı?
Bu sorunun cevabı, onun rolüne, performansına ve bölgedeki durumu anlamasına bağlı. Bunu şimdi bilemeyiz. Ona saygı duyuyoruz. Bağdat'ta yeni hükümeti kurma konusunda onunla müzakere eden bir heyet var ve bu da onun pozisyonuna bağlı.
Hasan Nasrallah'ın Yalanı ve Barzani'nin ABD güçlerinin çıkarılması hakkındaki görüşü
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Ocak ayında televizyonda yaptığı bir konuşmada, Barzani’nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile bir araya geldiğini ve bu esnada Barzani’nin ellerinin korkudan titrediğini söylemiş, Barzani’nin DEAŞ’a karşı savaşta Süleymani’den yardım istediğini iddia etmişti.
Barzani, Nasrallah’ın bu ifadelerine ilişkin, “Nasrallah’ın söyledikleri uydurulmuş ifadeler. Konuşması sırasındaki oyunculuk performansı başarısızdı” dedi.

“ABD kuvvetlerinin varlığı gerekli”

Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin ardından, ABD kuvvetlerinin Irak’tan çıkarılmasına ilişkin Irak Parlamentosu’nda yapılan oylamaya karşı çıkışlarına ilişkin Barzani şu yorumda bulundu:
“ABD bir süper güç. Kim ne derse desin onsuz üstesinden gelemeyeceğimiz konular var. 2011'de ABD kuvvetlerinin Irak'tan çıkışına karşıydım ve ülkenin büyük bir bölümünde terörizmin kontrolüne dair beklentilerim gerçekleşti. ABD kuvvetleri kalsaydı, DEAŞ, Irak ordusuna karşı tüm bu zaferleri elde edemez ve bölgeyi tehdit edemezdi. Şimdi de ABD ve İran arasındaki bu çatışmadan sonra ABD kuvvetlerinin ülkeden çıkışına yönelik talep duygusal zeminlere ve galip gelme arzusuna dayanıyor. ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin varlığı Irak’ın güvenliği ve geleceği için esastır. Şimdi de ABD kuvvetleri ülkeden ayrılırsa, tüm koalisyon güçleri de ayrılacak, hiçbir ülke burada kalmayacak. 6 ay sonra ise DEAŞ öncekinden daha da güçlü olarak geri dönecek. Bu nedenle, bir halkın ve bir ülkenin kaderi galip gelme arzusu uğruna hafife alınmamalıdır. Bu yüzden ABD kuvvetlerinin ülkeden çıkışına yönelik yapılan oylamaya karşı çıktık. Oy vermedik. Şu anda ABD kuvvetlerinin varlığı gerekli.”

Suriyeli Kürtler ABD'ye olan inancını kaybetti
Barzani, ABD güçlerinin kalması gerektiğine olan inancına rağmen ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki çelişkili durumundan dolayı şaşırdığını gizlemiyor; “ABD’nin Suriye'deki Kürtlerden ne istediğini anlamayı umuyorum. Eğer onları koruma konusuna bağlı iseler bu iyi ancak gördüğümüz şeyler istikrarsızdı. Bu konuda şüpheler var. Suriyeli Kürtler, ABD'ye olan inancını büyük ölçüde kaybetti. Şimdi bu güveni tekrar oluşturmaya çalışıyorlar ve bu da zaman alacak”


ABD kuvvetleri Bağdat Havaalanı'ndan Irak’ı terk ediyor (Getty Images)

İran ve Irak’taki müdahaleleri

- İran Irak'ı neden kontrol ediyor?
2003'te Saddam rejiminin düşmesinden sonra Iraklıların gönüllü birlik ve federalizm temelinde bir devlet kurmaları Irak için altın bir fırsattı. Hepimiz bunun için çalıştık. Ancak en büyük hata, Aralık 2002'de Londra konferansında üzerinde anlaştığımızın aksine ABD’lilerin rollerini ‘kurtarıcıdan işgalciye’ doğru değiştirmesi oldu. ABD’nin 2011'de ayrılmasından sonra arkasında bıraktığı büyük boşluğu İran doldurdu. Doktrin kuralı ve tarihsel bağlılık sayesinde İran’ın Irak'ta büyük etkisi oldu. Irak'ın İran ve diğer komşularla normal ilişkileri olabilir ancak Iraklılar herhangi bir ülkenin vesayetini reddetmelidir.

- İran’ın Irak’ı kontrolünün sebebi ülkedeki kendisine sadık milislerin varlığı mı?
DEAŞ girdikten sonra neredeyse tüm ülkeyi tehdit etti. Merci-i taklid’den gelen bir fetva sonucu birçok Şii genç Haşdi Şabi’ye gönüllü olarak katılmak için birbiriyle yarıştı. Birçoğu öldürüldü, diğerleri ise cesaretle direndi. DEAŞ’ın yenilmesi ve zayıflamasının ardından belirli bir liderle bağlantılı birleşik bir güç yoktu. Bazıları bu fırsattan yararlandı ve silahlı gruplar oluşturdu. DEAŞ’a karşı savaşta şehitler verdikleri için Haşdi Şabi’ye saygı duyuyoruz. Ancak Haşdi Şabi kisvesi altında faaliyet gösteren, ülkenin tüm yeteneklerini kontrol eden çeteler ve mafyalar oluşturan bir bölüm var. Vatandaşlara şantaj yapıyor ve herhangi bir yeniden inşayı ve kalkınmayı engelliyorlar. Bu bir felaket.

Irak’taki Haşdi Şabi unsurları (Getty Images)

Bağımsızlık hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz

- Şarku’l Avsat’a verdiğiniz röportajda, İranlı yetkililerin referandumdan önce sizinle görüştüğünü ve kibar olduklarını söylediniz. Aynı zamanda açıklamaları uyarılar ve tehditler de içeriyor. Bu iki dilden hangisini ciddiye alıyorsunuz?
Referandum doğal bir haktır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Irak devleti kurulduğunda Irak, Araplar ve Kürtler arasındaki ortaklık temelinde kuruldu. Kürtler, Musul’un doğusuyla ilgili referandumda, Araplarla ortak bir Irak hükümeti kurma temelinde Türkiye'ye değil Irak'a katılma yönünde oy verdi. Ancak vatandaşlık bile alamadık, ortaklık da yoktu. 2003’te Saddam rejiminin devrilmesinin ardından gönüllü bir birlik temelinde yeni fırsatı değerlendirmek ve tüm vatandaşların haklarından eşit yararlandığı ve görevlerini yerine getirdiği yeni bir Irak inşa etmek için Bağdat’a gittik. Kürt Parlamentosu yeni Irak'ın bu temelde inşa edilmesi gerektiğine karar verdi ve tüm bu girişimler başarısız oldu. Bağdat'taki ortaklığımızın reddedildiği ve elbette tabiiyetimizin reddedildiği inancına vardık. Kürt halkının ne istediğini herkesin bilmesi için referandum yapacağımızı söyledik. Sizinle müzakerelere giriyoruz, gerekli zamanı veriyoruz ve acele etmiyoruz ancak ortaklığı reddettiğiniz sürece, başka bir çözüm yoktur. Kardeş olmalıyız ama herkesin kendi evi var ve Bağdat derinliğini koruyor. Ancak fırsattan istifade ettiler. Baskılar bekliyordum. Beklemediğim, bir Kürt grubun en büyük ihaneti yapmasıydı. Bu nedenle, tüm tehditler doğaldı ve onunla yüzleşmeye hazırdık. İranlılar ve diğerleri bizimle temasa geçti ancak çok geçti. Hatta ABD’liler bile işin başında bunun bir baskı kozu olduğunu düşündü. Fakat bu mesele bizim için kaderi bir görevdi. Bu bizim hakkımız, ona bağlıyız ve vazgeçemeyiz. Ancak bu, hemen yarın bağımsızlığımızı ilan edeceğimiz anlamına gelmiyor. Yarından sonraki gün veya bir ay sonra olabilir ancak bu hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.

- İran tehdidi veya İran diplomasisinden hangisini ciddiye aldınız?
Bize ‘Bu sizin hakkınız ancak şu an koşullar uygun değil. Anlamanız gerekir’ dediler. Fakat bizi sınırdışı etme, katliam, öldürme ve haklardan yoksun bırakma ile tehdit etme ve ayrılıkçı olduğumuzun söylenmesi tabi kabul edilemez. Bana gelenler arasında İranlılar da vardı ve benimle nazik bir dille konuştular. Televizyonda söyledikleri ise bu onların işi. Herhangi bir kişi veya ülkenin beni tehdit etmesini kabul edemem. Tehditleri zamanında ciddiye aldık. Ama ihanet olmasaydı, tehditlerin herhangi bir değeri yoktu.
Kürt lider, ‘ihanet’ ifadesi ile Kürt grupların Haşdi Şabi’nin Kerkük şehrine girişini kolaylaştırmasını kast etti.
Barzani ayrıca ABD, İran ve diğerlerinin bölge topraklarını bir savaş alanı haline getirmemesini umduğunu da dile getirdi.

IKBY eski Başkanı Mesud Barzani, babası Mustafa Barzani’nin tablosu önünde konuşuyor (Getty Images)

Sünniler Irak kuvvetleri arasında kayboldu
Mesud Barzani, Saddam rejiminin düşmesinden sonra Sünni mezhebine mensup kişi ve liderlere giderek, kendileri için bir federasyon kurmalarını tavsiye etti ancak bu olmadı.
Iraklı Sünniler de sonuçların onlara karşı olumsuz olması nedeniyle hayal kırıklığı yaşadı.

Sünnilerin iki büyük hatası

- Sünnilerin Anbar da dahil olmak üzere bölgelerinin bağımsızlığını talep etmeye hazırlandığı yönündeki haberler için görüşünüz nedir?
Sünniler rejimin çöküşünden sonra siyasi süreci boykot ederek büyük hata yaptı. Bu büyük bir hataydı. Onları üç kez Erbil'e davet ettim ve bir şeylerin değiştiğini, dünyanın, bölgenin ve Irak’ın değiştiğini açıklamaya çalıştım. Yeniden düşünmelerini istedim. Fakat hala eski kültürün etkisi altındaydılar. Anayasa hazırlandıktan sonra, herkes, zenginliğin ve gücün adil bir şekilde dağıtıldığı temeliyle federalizme ikna olmuştu. Hatta Şiiler başlangıçta anlaşmaya vardı, Sünniler reddetti.  Bunun ardından denklem değişti. Sünniler iki hata yaptı. Bunlardan ilki Saddam’ın devrilmesinden sonra siyasi süreci boykot etmekti. Diğer en büyük hataları ise anayasayı hazırladıktan sonra federalizmi reddetmeleriydi.

- Onları şu an bölgelere çağırmanın geç bir adım olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle bununla ilgili karmaşık durumlar var.

DEAŞ ve Türkiye
Türkiye ve DEAŞ arasında doğrudan bir ilişki olduğuna, DEAŞ unsurlarının Kürt unsurları bölgeden çıkarma veya Türkiye adına savaşması için Kürt bölgelerine geçişini kolaylaştırdığına dair iddialar var.
Financial Times da dahil olmak üzere bazı Batı merkezli gazeteler, DEAŞ’ın bölgede petrol ticareti yaptığı ve Türkiye’ye kaçak yollarla soktuğunu iddia etti.

- Terör örgütüne karşı savaştığınızda bu ilişkiyi gördünüz mü?
DEAŞ ile savaşımızın ilk yıllarında, örgüt saflarında ölenler olduğunda aralarında farklı milletlerden unsurlar olduğunu fark ettik. Kuşkusuz ki çoğu Türkiye sınırından Suriye’ye geçip ardından Irak’a geliyordu ya da diğer ülkelerden deniz yoluyla Suriye'ye giriyorlardı. Aslında, Türkiye'nin bu sınırları tam olarak nasıl kontrol edebildiğini ve onların sızmasını nasıl önleyebildiğini bilmiyorum. Belki de hükümetin bilgisi olmadan misyonu kolaylaştıran gruplar vardı ama Türkiye üzerinden giriyorlardı. Bugün Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'ye bağlı silahlı gruplar var. Çoğunun Suriyeli olduğuna yemin edebilirim. Onlar, Türk ordusunun desteğiyle Kürtleri öldürüyor. Özellikle de Afrin’de.

- Bu konuda ne yaptınız?
Buna itiraz ettik ve silahlı grupların eylemleri konusundaki tutumumuzu Türkiye'ye aktardık.

(Mesud Barzani Adnan el-Ahmari ile röportajı esnasında. (Independent Arabia-Fotoğrafçı: Adnan Bedrevi)
Barzani ve Saddam Hüseyin
Birçok defa Mesud Barzani ile idam edilen Irak’ın eski cumhurbaşkanı görüştü, Saddam’ın kişiliğindeki değişiklikten bahseden Kürt lideri Barzani, “ fark 180 dereceydi. Hükümetin resmi heyetine başkanlık ettiğinde 12 Ocak 1970 tarihinde Kürt devrimin karargahına geldi ve ben ilk defa onunla görüşmüş oldum. O zamanlarda çok azimli, mütevazı ve heyecanlıydı. Fakat 1991 yılında onu gördüğümde çok garip bir şekilde değişmişti. O anda bana ‘ böyle koşullarda Bağdat’a geldiğinizden sizi çok takdir ediyorum ve bunu asla unutmayacağım o yüzden anlaşmalıyız’ dedi. Ondan sonra ben ona ‘Sağ olun ne demek. 11 Mart anlaşmasındaki rolünüzü hatırlıyorum ve bundan sonra aileme, aşiretime ve milliyetçiliğime ne olduğunu biliyorsunuz. Binlerce kişi öldürüldü. Bağdat’a kan denizinden geçerek geldim’ dedim. Yani 1970 yılında gerçekleşen ilk görüşmenin tam tersine ikinci görüşmede kibirliydi” diye konuştu.

- Saddam’ın idamı konusunda hiç sizinle danıştılar mı?
Saddam’ın idam edilmesinin karşısında değildik fakat kurban bayramında idam edilmesinin karışındaydık. Hiç bize danışılmadı. Hatta bilmiyorduk. İdam edildiğini idamdan sonra haberlerden öğrendik.

İsrail ve Kürdistan

- Trump’ın “Yüzyılın antlaşması” olarak bilinen barış planını nasıl buldunuz, Tel Aviv ile ilişki kuracak mısınız?
Biz hala Irak’tan bir parçayız. Dolaysıyla İsrail Bağdat’ta elçiliğini açarsa, Erbil’de de kendisine ait konsolosluk açar ve biz hoş karşılarız. Fakat Bağdat’ta bir elçilik olmadan İsrail’le ilişki kurmayız. Ayrıca İsrail’le ilişki kurmanın çok normal bir şey olduğunu düşünüyoruz. Hata çoğu Arap Devleti şimdi onunla ilişki kurmuş durumdadır ve bence bu çok iyi bir durumdur. Yüzyılın anlaşmasına gelirsek; herhangi bir barış planının savaş planından daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ama değerlendirme konusu bence Filistin halkının işidir. Savaş hiçbir işe yaramaz ve biz bunu 1956, 1967 ve 1973 yıllarındaki savaşlarda ve onlarca küçük savaşta gördük. Hiçbiri işe yaramadı.

*Bu röpartaj Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan tercüme edilmiştir.


Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
TT

Gazze, Batı Şeria ve seçimler: Kushner Netanyahu'yu ikna edebilecek mi?

Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)
Jared Kushner, İsrail Meclisi Knesset'te konuşurken (Arşiv - Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve özel temsilcisi Jared Kushner'ın gelecek hafta İsrail ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Gazze'de tıkanan planı yeniden canlandırmaya yönelik sıradan bir turdan ibaret görünmüyor. Barış Konseyi’nin üst düzey temsilcisi Nikolay Mladenov ile Konseyin yürütme kurulu üyesi ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in de yer aldığı heyet, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiği ve 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimlerine ilişkin hesapların bölgesel dosyaları doğrudan etkilemeye başladığı bir dönemde bölgeye geliyor.

Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin çekilmesi konusundaki anlaşmazlığın yanı sıra, Batı Şeria'da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği saldırılar da Netanyahu hükümetinin ve İsrail ordusunun sahayı kontrol altında tutma ve Washington'ın taleplerine yanıt verme kapasitesi açısından yeni bir sınamaya dönüşmüş durumda.

Uygulamadan önce uzlaşma

Associated Press’in bildirdiğine göre Kushner, Mladenov ve Blair pazar günü İsrail'e ulaşacak, ardından Kahire'ye geçecek. Heyet İsrail'de Netanyahu ve üst düzey yetkililerle görüşürken, Kahire'deki temaslarda Mısır, Katar ve Türkiye'den arabulucuların yanı sıra Gazze'nin yönetimini üstlenmesi planlanan teknokrat Filistinli grubun gerçekleştirdiği toplantılar da gündemde olacak.

Doğrudan hedef, Trump'ın planında bir sonraki aşamaya geçilmesini sağlayacak bir formül bulmak. Bu aşama, Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması, sivil ve güvenlik yönetiminin teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetine devredilmesi, buna paralel olarak İsrail güçlerinin kademeli şekilde çekilmesi ve güvenliğin tesis edilmesine yardımcı olmak üzere uluslararası bir gücün bölgeye konuşlandırılmasını içeriyor.

rgthyj
Trump, Steve Witkoff, Jared Kushner ve Nikolay Mladenov, Davos'ta (Arşiv - Reuters)

Reuters’a konuşan konuya yakın bir kaynak, Washington ile İsrail'in Hamas’ın silahsızlandırılması hedefi konusunda mutabık olduğunu, ancak İsrail tarafının meşru kaygıları bulunduğunu ve iki tarafın bunları gidermek için çalıştığını söyledi.

Sorun ise adımların hangi sırayla uygulanacağı konusunda yaşanan anlaşmazlığın hâlâ çözülememiş olması. Hamas planı kabul etti ancak uygulamayı, başta saldırıların durdurulması ve İsrail güçlerinin çekilmesi olmak üzere İsrail'in önce kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi şartına bağladı. Netanyahu ise silahsızlandırma tamamlanmadan İsrail güçlerini çekmeyeceğini açıkladı ve böylece Washington'ın önerdiği kademeli uygulama formülünü fiilen reddetti.

Axios haber sitesinin ortaya koyduğuna göre kamuoyu önündeki anlaşmazlık, kapalı kapılar ardında yaşananların tamamını yansıtmıyor. Netanyahu daha önce Kushner ile yaptığı bir görüşmede plana fırsat vereceğine ve silahsızlandırma sürecinin başlaması için uygun koşulların oluşturulması amacıyla Gazze'ye yönelik saldırıları sınırlayacağına söz verdi. O tarihten bu yana hava saldırılarının temposu düştü ve İsrail ordusu, mutabakatlarda öngörülen sarı hata çekildi. Bu nedenle ABD yönetimi, Netanyahu'nun kamuoyu önündeki itirazını kısmen nihai bir karar olmaktan ziyade seçimlere yönelik bir söylem olarak değerlendiriyor.

Seçimler ayrılığı derinleştiriyor

Trump yönetimi, ekim ayında yapılacak seçimlerin Gazze dosyasını daha aylar boyunca dondurmak için bir gerekçeye dönüşmesini istemiyor. Ancak Netanyahu da İsrail güçlerinin Hamas’ın tüm silahlarını teslim etmesinden önce çekilmesini kabul etmesi halinde, özellikle kendi sağ tabanı karşısında ABD baskısı altında taviz veren bir lider görüntüsü vermek istemiyor. Netanyahu, İsrail'in geri çekilmesine ilişkin olası bir anlaşma nedeniyle hem müttefikleri hem de rakipleri tarafından sert biçimde eleştiriliyor.

fı98ş
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Axios’a konuşan bir ABD'li yetkili, Netanyahu'nun siyasi ihtiyaçlarını anladıklarını, ancak başta Gazze'ye yönelik saldırıların sınırlandırılması olmak üzere Washington'ın taleplerini uygulamaya devam ettiği sürece bunu dikkate alacaklarını söyledi. Bir başka ABD'li yetkili ise durumu, “Seçimler herkesi paniğe sürüklüyor” sözleriyle özetleyerek görüşmeleri çevreleyen gerilime dikkat çekti.

Netanyahu seçimlere zor bir konumda giriyor. Axios’un aktardığı kamuoyu yoklamalarına göre Netanyahu liderliğindeki ittifakın 49 ila 53 sandalye kazanması bekleniyor. Bu rakam, hükümet kurmak için gerekli 61 sandalyenin altında kalıyor. Muhalefet partilerinin ise 67 ila 70 sandalye elde edebileceği tahmin ediliyor.

Bu ortamda Trump'ın tutumu özel önem taşıyor. Trump, kendisine dört kez sorulmasına rağmen Netanyahu'ya destek açıklamaktan kaçındı. Oysa önceki dönemlerde Trump'ın Netanyahu'ya desteği neredeyse kesin kabul ediliyordu.

Bu tutum kişisel bir kopuş anlamına gelmiyor. Nitekim Trump, Netanyahu ile ilişkisinin çok iyi olduğunu vurgulamaya devam ediyor. Ancak yaklaşım, iki liderin siyasi çıkarları arasındaki ayrışmanın derinleştiğini gösteriyor. ABD Başkanı Gazze'de bir sonuç elde etmek, Lübnan ve Suriye dosyalarını ilerletmek ve normalleşme sürecini canlandırmak isterken, Netanyahu güvenlik konusunda sert bir tutum sergilemenin ve dış baskılara meydan okumanın seçim açısından daha faydalı olabileceğini düşünüyor.

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti iki yönlü bir mesaj taşıyor: Washington açık bir çatışma istemiyor, ancak İsrail'in iç siyasi gündeminin Trump'ın bölgesel planını sekteye uğratmasına da izin vermeye hazır değil.

Batı Şeria ikinci baskı cephesi

Bu sınama, Batı Şeria'daki durumun kontrolden çıkmasıyla daha da karmaşık hale geliyor. Nablus yakınlarındaki Kusra köyünde yerleşimciler bazı Filistinlilerin evlerini kuşatarak bu evlerin su ve elektriğini kesti. Kuşatılan evlerden biri ABD vatandaşı olan bir Filistinliye ait.

İsrail ordusunun müdahale ederek yerleşimcilerin kurduğu bazı yapıları sökmesine ve bir yerleşimciyi gözaltına almasına rağmen, grubun bir kısmı saatler sonra yeniden bölgeye döndü. Bu durum, ordunun saldırıları engelleme konusunda hem kapasitesine hem de iradesine ilişkin soru işaretlerini artırdı.

gthyu
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Başkan Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın arasında, Kudüs'teki İsrail hükümeti toplantısı sırasında (Arşiv - AP)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre Washington, Netanyahu'ya Kusra'daki kuşatmayı kamuoyu önünde kınaması için baskı yapıyor. Ancak İsrail Başbakanı bu konuda sessizliğini koruyor. Yerleşimlere verdiği tarihsel destekle bilinen ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ise alışılmadık derecede sert bir dil kullanarak yaşananları terörist ve suç teşkil eden bir eylem olarak niteledi ve sorumluları İsrailli teröristler olarak tanımladı.

New York Times’ın Birleşmiş Milletler verilerine dayandırdığı bilgilere göre aşırılık yanlısı yerleşimciler, 2026'nın ilk yedi ayında 250 Filistinli yerleşim bölgesini kapsayan en az 1380 saldırı gerçekleştirdi. Saldırılarda neredeyse tam bir cezasızlık ortamının hâkim olduğu belirtiliyor. Gazete, daha önce Batı Şeria'da görev yapmış emekli İsrailli Tuğgeneral Guy Hazut'un, ordunun bölgede kontrolü kaybettiğini söylediğini aktardı.

scdfrgthy
Batı Şeria'daki Kusra beldesinde çarşamba günü taş atan yerleşimciler; görüntü bir video kaydından alınmıştır (Reuters)

Bu nedenle Kushner'ın ziyareti, Gazze'de geri çekilme ve silahsızlandırma konusunda düzenleme yapma girişiminden daha kapsamlı bir anlam taşıyor. Ziyaret, Washington'ın Netanyahu'ya seçim desteği vermeden ondan pratik iş birliği sağlayıp sağlayamayacağının ve İsrail hükümetinin hem Gazze'de hem de Batı Şeria'da aşırı sağcı müttefiklerini kontrol altına alıp alamayacağının sınanması niteliğinde.

Ortaya çıkacak sonuç, Trump'ın planının siyasi bir sürece dönüşüp dönüşemeyeceğini ya da seçim hesapları ve sahadaki kaosun kuşattığı kırılgan mutabakatlar olarak kalıp kalmayacağını belirleyecek.


Suudi Arabistan engellemeye çalıştığı İran savaşına mı çekiliyor?

İran'la ABD arasındaki müzakereler tıkanırken, Körfez ülkeleri de savaşa çekiliyor (Reuters)
İran'la ABD arasındaki müzakereler tıkanırken, Körfez ülkeleri de savaşa çekiliyor (Reuters)
TT

Suudi Arabistan engellemeye çalıştığı İran savaşına mı çekiliyor?

İran'la ABD arasındaki müzakereler tıkanırken, Körfez ülkeleri de savaşa çekiliyor (Reuters)
İran'la ABD arasındaki müzakereler tıkanırken, Körfez ülkeleri de savaşa çekiliyor (Reuters)

ABD'nin Irak'taki İran destekli örgütlere düzenlediği saldırılara katılan Suudi Arabistan, başından beri engellemeye çalıştığı savaşa sürüklenme riskiyle karşı karşıya.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Irak'taki Tahran destekli örgütlere ait hedeflerin vurulduğu belirtildi.

Bakanlık Sözcüsü Tuğgeneral Turki Maliki'nin açıklamasında, 27 ve 28 Temmuz'da ülkenin Doğu Bölgesi ve Riyad'daki petrol tesislerini hedef almaya çalışan çok sayıda drone'un etkisiz hale getirildiği aktarıldı.

Maliki, bu saldırıların Irak'taki İran destekli örgütler tarafından düzenlendiğini belirterek Suudi Arabistan'ın diplomatik çözüm için uğraştığı bir dönemde "saldırgan bir yaklaşımla" karşı karşıya kaldığını ifade etti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) açıklamasında da Devrim Muhafızları'nın ABD güçlerine ve Suudi Arabistan'daki enerji altyapısına saldırmak üzere yönlendirdiği grupların hedef alındığı kaydedildi.

Tahran destekli Haşdi Şabi, Washington ve Riyad'ın düzenlediği saldırılarda en az 20 mensubunun öldüğünü, 30'dan fazla militanın da yaralandığını açıkladı. Bağdat, Vasıt, Ninova, Basra, Kerkük, Kerbela ve Diyala vilayetlerinde örgüte ait merkezlerin hedef alındığı aktarıldı.

Ürdün de ABD ve Suudi Arabistan'ın saldırıları duyurulmadan önce İran'dan fırlatılan balistik füzelerin etkisiz hale getirildiğini bildirdi. Ürdünlü yetkililer, füzelerin ülkedeki ABD tesislerini hedef aldığını söyledi.

ABD-İsrail saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta İran, Körfez ülkelerini hedef alarak misilleme yapıyor. Ayrıca Yemen'de desteklediği Husiler de Kızıldeniz'de Suudi Arabistan'a deniz ablukası uyguluyor. Örgüt, Suudi Arabistan'a ait petrol tankerlerinin yanı sıra ülkedeki iki petrol tesisine de saldırı düzenlemişti.

CNN'in analizinde, Suudi Arabistan'ın bölgedeki çatışmalara çekilmesinin ülke için "tehlikeli ve maliyetli" olacağı belirtiliyor.

Analist Mohammad Al-Basha, Husilerin bu saldırılarla Suudi Arabistan'ın "tüm kırmızı çizgilerini ihlal ettiğini" söylüyor.

Şii örgütün, Ortadoğu'da Kuzey Kore'ninkine benzer taktikler kullanarak "provokasyonla siyasi ve ekonomik tavizler koparmaya çalıştığını" savunuyor.

Analizde, İran'ın doğrudan Suudi Arabistan'a füze veya drone saldırısı düzenlemesi halinde Riyad'ın benzer bir karşılık vererek savaşa sürüklenebileceği yazılıyor. Suudi Arabistan'ın misilleme yapmamayı tercih etmesi halindeyse Tahran'ın "cesaretlenebileceği" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, CNN, Arab News, The National News


Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde
TT

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

Netanyahu'dan Batı Şeria'da orduya geniş yetki... Tüm kasabaların tahliyesi gündemde

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail ordusuna Batı Şeria'daki operasyonları genişletme talimatı verdi. Orduya yeni bölgelere girme, Filistinlileri gözaltına alma ve silahlara el koyma yetkisi tanınırken, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise dünya liderlerine acil müdahale çağrısı yaparak, tırmanan gerilimin Filistinlileri zorla yerinden etmeyi hedeflediğini söyledi.

Netanyahu, pazar günü düzenlenen kabine toplantısında Batı Şeria'daki askeri operasyonların genişletileceğini açıkladı ancak ayrıntı vermedi. Ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, güvenlik kurumlarının, kuzey Batı Şeria'daki mülteci kamplarında uygulanan yönteme benzer şekilde "Filistin kasabalarına saldırı düzenlenmesi ve bu yerlerin tahliye edilmesi" seçeneğini değerlendirdiğini duyurdu.

Katz, İsrail ordusunun sahada yoğun şekilde faaliyet yürüttüğünü, silahlı grupları takip edip hedef aldığını belirterek, kamplarda uygulanan modelin başka bölgelere de genişletilmesinin incelendiğini söyledi.

cdfg
İsrail ordusu, Batı Şeria'nın Nablus kentinde devam eden askeri operasyonu sırasında. (AFP)

İsrail hükümetinin "kararlı saldırı politikası" sayesinde, kuzey Batı Şeria'daki kampların işgal edilmesi ve sakinlerinin yerinden edilmesinin ardından Filistin saldırılarında yüzde 80'den fazla azalma yaşandığını öne süren Katz, ordunun yaklaşık bir buçuk yıldır kuzey Batı Şeria'daki kampları kontrol altında tuttuğunu belirtti.

Katz, "Terör faaliyetlerinin organize edildiği bölgeleri belirleyerek buralara saldırılması ve tahliye edilmesi yönünde benzer adımların atılması değerlendiriliyor" dedi.

İsrail ordusu Ocak 2025'ten bu yana Cenin Mülteci Kampı'nı işgal altında tutuyor. Daha sonra Tulkerim ve Nur Şems kamplarını da kontrol altına alan İsrail, yaklaşık 40 bin Filistinliyi bölgeden göçe zorladı.

Benzer uygulamanın Filistin kasaba ve köylerine yayılması halinde yerinden edilenlerin sayısının on binlerce artabileceği, bunun da siyasi çözüm perspektifinin bulunmadığı, ekonomik koşulların kötüleştiği ve İsrail operasyonlarının sürdüğü Batı Şeria'da gerilimi daha da tırmandırabileceği değerlendiriliyor.

İsrail ordusu cuma günü Batı Şeria'da geniş çaplı bir operasyon başlatmış, çok sayıda baskın düzenleyerek onlarca Filistinliyi gözaltına almıştı. Operasyon kapsamında kontrol noktaları ve bariyerlerle kent, kasaba ve köyler birbirinden ayrıldı, hareket özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlandı.

cdvf
24 Temmuz 2026'da Batı Şeria'nın Nablus kentindeki bir hastaneye düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden Filistinli bir adamın naaşı başında ağlayanlar. (AFP)

Söz konusu operasyon, Nablus yakınlarındaki Tel beldesine giren Yahudi yerleşimciler ile Filistinliler arasında çıkan çatışmaların ardından başlatıldı. Olaylarda 4 Filistinli ile 2 İsrail askeri hayatını kaybetti.

Netanyahu, geniş çaplı askeri operasyonların yanı sıra gözaltıların artırılması, silahların toplanması, yeni kontrol noktaları kurulması, ulaşım güzergâhlarının ayrılması ve yasa dışı Yahudi yerleşim noktalarının resmileştirilmesi ile yenilerinin kurulması yönünde talimat verdi.

Yerleşimciler iki camiyi ateşe verdi

İsrail ordusu Batı Şeria genelindeki operasyonlarını sürdürürken, Yahudi yerleşimciler de Filistinlilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. İki cami, çok sayıda ev ve araç ateşe verildi.

İsrail ordusu Batı Şeria'daki çok sayıda kent, kasaba ve köye baskın düzenleyerek yeni gözaltılar gerçekleştirdi. Bölgeler arasındaki kontrol noktaları ve kapılar kapalı tutulmaya devam ederken, bu durum ciddi trafik yoğunluğu ve günlük yaşamda aksamalara yol açtı.

rthbt

"İnsan Hakları İçin Doktorlar" örgütü, iki kadının hastanelere ulaşamadıkları için bebeklerini araç içinde dünyaya getirmek zorunda kaldığını açıkladı.

Yerleşimciler pazar günü Nablus'un güneyindeki Kusra beldesinde bir camiyi ateşe verdi ve duvarlara "İntikam" yazıları yazdı. Tulkerim'e bağlı Kur köyündeki bir cami de kundaklandı. Duvarlara ayrıca "Camiler bizi korkutmuyor" ifadeleri yazıldı.

Bunun yanı sıra Beyt Furik beldesinde bir ev ateşe verildi, Ramallah'ın kuzeydoğusundaki el-Muğayyir köyü yakınlarında çok sayıda araç yakıldı. Ayn Samiye bölgesindeki bir fabrikaya düzenlenen saldırıda ağır iş makineleri ateşe verilirken iki işçi yaralandı.

Abbas'tan dünyaya acil müdahale çağrısı

Batı Şeria'daki gerilimin tırmanması üzerine Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, dünya liderlerine, Avrupa Birliği'ne, Arap Birliği Genel Sekreteri'ne ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanı'na mektuplar göndererek İsrail'in saldırıları ile yerleşimci şiddetini durdurmak için acil uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Abbas, "İşgal altındaki Filistin toprakları son derece tehlikeli bir tırmanışa sahne oluyor. Yaşananlar artık münferit şiddet olayları değil; yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci terörünün artırılması ve Filistin Ulusal Yönetimi kurumlarının zayıflatılması yoluyla sahada yeni fiili durumlar oluşturmayı amaçlayan sistematik bir İsrail politikasıdır" dedi.

xyhumıö
İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria'daki Beyt Furik beldesinde tarlaları ateşe veriyor. (AP)

Bu politikaların Filistinlileri topraklarından zorla göç ettirmeyi hedeflediğini belirten Abbas, bunun bölgesel istikrarı tehdit edeceği ve iki devletli çözüm ihtimalini kasıtlı olarak ortadan kaldıracağı uyarısında bulundu.

Filistin yönetimi, Batı Şeria'daki yerleşimci saldırılarından İsrail hükümetini sorumlu tutarken, bu eylemlerin İsrailli yetkililerin Filistin topraklarının yakılması ve halkın sürülmesi yönündeki açıklamalarının doğrudan sonucu olduğunu savundu.

"Ordu da hükümetin yerleşimcileri teşvik ettiğini düşünüyor"

İsrail ordusunun da hükümetin yerleşimcileri cesaretlendirdiği yönünde benzer değerlendirmeler yaptığı ancak yerleşimcileri durdurmak yerine Filistinlilere yönelik operasyonlara odaklandığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Haaretz gazetesinden aktardığı habere göre ordunun siyasi yönetimin yerleşimci saldırılarını teşvik etmesinden rahatsız olduğunu, gerilimi düşürmek amacıyla yerleşimlerde etkili isimlerle temas kurmaya çalıştığını ancak bu girişimlerin karşılıksız kaldı.

Gazeteye konuşan güvenlik kaynakları, yerleşimci saldırılarını durdurmaya istekli "hiçbir tarafın bulunmadığını" ifade etti.

Batı Şeria'daki gelişmeler İsrail'de de sert tartışmalara yol açarken, hükümetin kanlı çatışmaları Netanyahu ile aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'in siyasi çıkarları için tırmandırdığı yönündeki eleştiriler güç kazandı.

rfgthyj

Bu görüşün güçlenmesinde, cuma günü Tel beldesinde yaşanan olaylarla ilgili ilk soruşturma bulguları etkili oldu. Bulgulara göre bölgedeki yasa dışı yerleşim noktalarından gelen yerleşimciler saldırılara çarşamba günü başlamış, cuma günü ise kasabaya bilinçli bir provokasyon amacıyla yönelmişti.

Askeri kaynaklar, güvenlik kurumlarının olayların yerleşimcilerden kaynaklandığını değerlendirdiğini, köylerini savunan Filistinlilerin silahlı olmadığını ve İsrailli silahlıları öldürme planı yapmadığını, bu durumun ise İsrail güvenlik kurumlarında ciddi endişe yarattığını aktardı.

İsrail genelinde Netanyahu, Katz, yasa dışı yerleşim noktaları ve "Yahudi terör milisleri" olarak nitelendirilen gruplara karşı son dönemin en geniş protesto gösterileri düzenlendi. Tel Aviv, Kudüs, Birüssebi (Beerşeva), Hayfa ve 15 ayrı kavşakta düzenlenen eylemlerde "İsrail demokrasi değil, apartheid devletidir", "Burada soykırım üretiliyor" ve "Netanyahu koltuğunu korumak için her yolu deniyor" sloganları atıldı.

Gösterilerde konuşan protestocular, Batı Şeria'daki tırmanışın Netanyahu'nun parti ve seçim hesaplarına hizmet ettiğini savundu.

Yedioth Ahronoth gazetesi ise ABD'li kaynaklara dayandırdığı haberinde, Washington yönetiminin Batı Şeria'da hızla tırmanan gerilimden rahatsız olduğunu ve ABD Başkanı Donald Trump'ın salı günü yapacakları görüşmede Netanyahu'ya sert eleştiriler yöneltmeyi planladığını aktardı.