Fakirlikten zenginliğe: İşte ünlülerin ışıltılı dünyaya yolculuğu

Paula Berteotti’nin ‘The Beggar’ (Dilenci) adlı tablosu
Paula Berteotti’nin ‘The Beggar’ (Dilenci) adlı tablosu
TT

Fakirlikten zenginliğe: İşte ünlülerin ışıltılı dünyaya yolculuğu

Paula Berteotti’nin ‘The Beggar’ (Dilenci) adlı tablosu
Paula Berteotti’nin ‘The Beggar’ (Dilenci) adlı tablosu

Salah Ahmed
Dünyanın dört bir yanındaki ünlülere veya zengin insanlara baktığımızda, onların bir zamanlar sokağa çıktıklarında fark edilmeyen, sıradan insanlar olduklarını hayal etmek oldukça zor. Veya onların bir dönem yoksul olduklarını, diğer insanları etkileyen acıları çekmiş olabileceklerini hayal etmek de zor.
Tarih bu örneklerle dolu... Tıpkı annesi tarafından diğer kardeşleriyle birlikte yoksulluk içinde büyütülen Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu Cengiz Han gibi ya da köylü kökenli olduğu için kendisine karşı çıkan soylulara savaş açan Papa 3. Leo gibi. Miladi 923 yılında İhşid hanedanının kurucusu Muhammed bin Toğaç tarafından satın alınan Afrikalı bir köle olan Kafur’un Mısır ve Levant topraklarında hüküm süren İhşidi (Akşit) Devleti’nin dördüncü hükümdarı olduğu da unutulmamalı.
Bu kişiler bize aynı anda hem iyi birer örnek oluyor hem de zenginlik ya da yetenekten ya da her ikisi birden veya ikisi dışındaki faktörlerden kaynaklı şöhret kapısının, yetenek ve kararlılıkla donatılmış olarak girmek isteyen herkese açık olduğunu gösteren değerli bir ders veriyor. Ayrıca bunun şansla ilgili olmadığını da gösteriyorlar.

İşte Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre zorluklarla geçen hayatlarının ardından ışıltılı dünyanın kapısını aralayan ünlü isimler:
 
Albert Einstein
Einstein’ın Genel İzafiyet (Görecelik) Teorisi onu ‘tarihin en akıllı insanı’ yaptı. Hatta ölümünden sonra otopsisini yapan doktor dahi ailesinin haberi olmadan gelecekteki tıbbi ilerlemelere ışık tutması umuduyla onun beynini çıkardı. Ancak Einstein dört yaşına kadar konuşmayı bile öğrenememişti. İlkokul öğretmeni onu ‘dikkati dağınık ve odaklanamayan bir çocuk’ olarak tanımlamıştı. 1898 yılında Münih Teknik Üniversitesi’ne kayıt için başvuruda bulunmuş, ancak başvurusu ‘gelecek vaat etmeyen bir öğrenci’ olduğu gerekçesiyle reddedilmişti. Fakat başvurusunun reddedilmesinden yedi yıl sonra insanlığın bilimsel seyrini değiştiren İzafiyet Teorisi çalışmalarını tamamladı.
 
Salvador Dali
Küçükken tuhaf davranışları olan bir çocuktu. Okuldan atıldı ve ölümüne kadar akademik eğitimini tamamlayamadı. Bir süre hapiste yattı. Daha sonra gördüğü rüyaları tuvale yansıtabilmesi sayesinde şimdiye kadarki en ünlü ressam ve sürrealizmin (gerçeküstücülük) babası oldu.
 
Walt Disney
Amerikan animasyonunun öncüsü ve dünyanın en ünlü isimlerden biri olan Walt Disney, The Kansas City Star gazetesine çizer olarak iş başvurusunda bulundu. Ancak çizimleri yetersiz olduğu gerekçesiyle başvurusu reddedildi. Disney bu gazeteyi seviyordu ve bu kez muhabir olarak başvuruda bulundu. Fakat bu başvurusu da reddedildi. Gazetenin dağıtım kamyonunda şoförlük yapabilmek için başvurdu. Ama bu kez de o başarısız oldu. Ancak pes etmeyen Disney mezarından olsa bile tüm bunların intikamını aldı. Disney’in kurduğu dev şirket, ölümünden 20 yıl sonra gazeteyi satın aldı.
 
Bill Gates
Microsoft’un kurucuların olan Gates, Harvard Üniversitesi'nde öğrenciyken, derslere katılmayıp gecelerini poker oynayarak geçirmişti. Sonunda üniversiteden mezun olamadan ayrılmak zorunda kaldı. Fakat bu onun teknoloji dünyasına olan yolculuğunun başlangıcı olmuştu. Gates, bugün 100 milyar doları aşan servetiyle dünyanın en zenginleri arasına girmeye başardı.
 
Albert Camus
Cezayir asıllı Fransız yazar Camus, çok okunan ‘Yabancı’ ve ‘Veba’ gibi romanlarının yanı sıra kaleme aldığı diğer eserleriyle ünlendi. Genç yaşlarda verem (tüberküloz) hastalığına yakalanan Camus, çok sevdiği futbolu (Cezayir Üniversitesi takımında kaleci idi) bırakmak zorunda kaldı. Öğretmenlik, otomobil parçaları satıcılığı ve meteoroloji gibi pek çok alanda çalıştı. Camus, komünist olmasa da 1935 yılında ‘Avrupa ülkeleri ile Cezayir arasındaki eşitliği geri kazanmanın tek aracı’ olduğu gerekçesiyle Komünist Parti’ye katıldı.
 
Louis Armstrong
New Orleans'ta büyüyen Amstrong’un babası tarafından terk edilmelerinin ardından annesi geçim sıkıntısı yüzünden fahişelik yapmak zorunda kaldı. Cazın efsanesi olmadan önce Amstrong, gençliğinde hayatını kazanabilmek için çeşitli mesleklerde çalıştı.
 
Michael Moore
Çektiği politik belgesellerle bilinen Moore, Michigan Üniversitesi'ne kaydolsa da üniversiteyi bırakması bir yıldan fazla sürmedi. Moore, bir keresinde üniversiteyi bırakma nedenini ‘arabasını park edecek yer bulamamasına’ bağlamıştı.
 
James Brown
‘Soul müziğin babası’ olarak anılan Brown, tarihin en ünlü şarkıcılarından biri olmadan önce, çocukluğunda ve gençliğinde pamuk toplama, kömür işçiliği, mağaza temizlikçiliği, araba yıkayıcısı, eski pullar alım-satımı ve şarkı yarışmaları düzenlemek gibi çeşitli işlerde çalıştı.
 
J. K. Rowling
Ünlü ‘Harry Potter’ serisinin yazarı J. K. Rowling, okul günlerini şöyle anlatıyor;
“Sınıfı ‘aptallar’ ve ‘zekiler’ olarak ikiye ayıran bir öğretmenimiz vardı. Aptalları sağına, zekileri ise soluna oturturdu. Ben en sağda oturuyordum. Beni bahçede oturmaktan alıkoyan tek şey sınıfın duvarıydı.”
 
Marlon Brando
Küçük yaşlardan itibaren ele avuca sığmaz bir karaktere sahip olan Brando, hem okuldan ve hem de ordudan atılmayı da başarmıştı. Brando ne kadar haylaz bir çocuk olduğunu şu sözlerle itiraf etmişti;
“Silahımla kuşları öldürür, böcekleri yakardım. Araba lastiklerinin havasını boşaltır ve insanların ceplerinden para çalardım.”
Brando ünlü bir sinema oyuncusu olmadan önce bir süre su kanalı kazılarında çalıştı.
 
Sophia Loren
Gençliğinde dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak kabul edilen ünlü İtalyan aktris Loren, küçükken kısa boylu ve cılız yapılı olması nedeniyle ‘kibrit çöpü’ lakabıyla çağrılırdı.
 
Madonna
Bir müşterinin üzerine yanlışlıkla jöle döküp kovuluncaya kadar New York’taki Times Meydanı’nda bir pastanede çalıştı. Şans yüzüne güldüğünde ve ilk şarkıları MTV müzik kanalında yayınlandığında bile, kanalın yetkililerinden biri onun hakkında ‘Bu kızın sanatsal bir geleceği yok’ ifadelerini kullandı.
 
Tom Cruise
Ünlü aktör ve film yapımcısı Cruise, bir otelde bellboyluk yaparken bir gün rahip olma hayalleri kuruyordu.
 
Meryl Streep
Üç kez Oscar Ödülü’nü kazanan ve 21 gibi rekor sayıda Oscar’a aday gösterilen ünlü oyuncu Streep’in kariyeri King Kong filminde rol alabilmek için katıldığı bir yarışmayla başladı. Ancak filmin yapımcısı, oğluna İtalyanca olarak “Onu nereden getirdin? O kadar çirkin ki, hiçbir rolde ekrana yakışmıyor” diyerek Streep’in filmde rol alma talebini reddetti. Streep ise İtalyanca konuşarak ‘çirkinliği’ için ondan özür diledi. Ardından Streep, üç Oscar Ödülü ve 21 adaylıkla sinema kariyerine devam etti.
 
Geçimlerini nasıl sağladılar?
Bu kişiler, şans kapılarını çalıncaya kadar uzun ya da kısa süreliğine de olsa çeşitli mesleklerde çalıştılar ve böylece önde meşaleyi taşıyan isimler oldular:
 
Charles Dickens
Dünyanın en ünlü romancılarından biri olan olarak kabul edilen Dickens, gençliğinde bir şişe fabrikasında çalışmıştı. Fabrikada yaptığı iş ise şişelere etiket yapıştırmaktı.
 
Winston Churchill
Okulda ortalamanın altındaydı ve Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi’ne kayıt olmak için üç kez sınava girmesi gerekti. Üçüncü denemede başarılı oldu. Churchill, siyasete girmeden ve başbakan olmadan önce Morning Post gazetesinde savaş muhabiri olarak çalıştı.
 
Diego Maradona
İnsanları şaşkına çeviren futbol yeteneklerinin konuşturana kadar son derece yoksul bir ailenin ferdi olarak Buenos Aires'ın eteklerindeki gecekondu mahallesinde yaşadı.
 
Cristiano Ronaldo
Bahçıvan bir baba, aşçı bir annenin oğlu olarak fakir bir ailede dünyaya geldi.
 
Oprah Winfrey
Madencilik, berberlik ve hizmetçilik yapan bir babanın kızı olarak dünyaya gelen Winfrey,  televizyon ekranlarındaki kariyerine başlamadan ve şu anda beş milyar dolar olduğu tahmin edilen dev servetsini edinmeden önce gençliğinde çeşitli küçük mesleklerde çalıştı.
 
Meghan Markle
Televizyon dünyasına girmeden önce kaligrafi ile ilgileniyordu. Ardından şöhrete kavuşan ve iyi bir servet edinen Markle, Prens Harry ile evlenerek İngiltere Kraliyet ailesinin bir üyesi oldu.
 
Stephen King
King, profesyonel bir korku romanları yazarı olmadan ve muazzam bir servet edinmeden önce lise öğretmenliği yapıyordu.
 
Madeleine Albright
Bir dönemde ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği’ni ve eski ABD Başkanı Bill Clinton yönetiminin dışişleri bakanlığını yapan Albright, Colorado’da bir iç çamaşırı mağazasında tezgahtar olarak çalıştı.
 
George Clooney
Sinema oyuncusu ve siyasi aktivist olan Clooney, bir dönem bir tütün çiftliğinde işçilik yaptı. Daha sonra seyyar satıcılık, ayakkabı dükkanında tezgahtarlık ve sigortacı olarak çalıştı.
 
Johnny Depp
Hollywood’un aranan isimleri arasına girmeden önce Depp, geçimini kalem satarak sağlıyordu.
 
Beyonce
Hip-hop’ın kraliçesi, müzik yapımcısı ve ünlü dansçı Beyonce, bir röportajında çocukluğunda harçlığını çıkarabilmek için bir kuaför salonundaki yerleri süpürdüğünü söyledi.
 
Maya Angelou
ABD’li şair ve romancı Angelou, 1950'lerde San Francisco'da metro istasyonlarında çalıştı. Ardından Kahire’de İngiltere merkezli ‘The Observer’ gazetesinin Arapça versiyonun yazı işleri müdürlüğünü yaptı.
 
Sean Connery
Bir zamanlar 007 James Bond filmlerinin başrol oyuncusu Connery, bir mağazada tabutları cilalama işinde çalıştı.
 
Whoopi Goldberg
Ünlü komedi oyuncusu Goldberg, bir süre makyöz olarak çalıştı.
 
Sydney Crawford
Dünyanın en çok tanınan mankenlerinden biri olan Crawford, şöhret olmadan önce saati dört dolara mısır soyma işinde çalıştı. Ancak ‘süper model’ olduktan sonra Crawford saat başına 100 bin dolar alarak podyumlarda boy gösterdi.
 
Michael Crayton
Tıp fakültesinden mezun olan ünlü bilim kurgu romanı yazarı Crayton’ın kaleme aldığı Jurassic Park adlı roman 150 milyondan fazla sattı.
 
Brad Pitt
Dünyanın en tanınmış aktörlerinden biri olan Pitt, öğrenciyken harçlığını çıkarmak için striptiz kulüplerinde çalıştı.
 
Angelina Jolie
Genç yaşlarda depresyona giren Jolie, intihar etmeye karar verdi. Fakat ailesinin üzülmesini istemeyen Jolie, bunun bir intihar gibi görünmemesi için kiralık katil tuttu. Fakat kiralamak istediği katil bu konuyu bir kez daha düşünmesi için ona bir ay süre tanıdı ve bu talebini onaylaması için ona dönmesini istedi. Neyse ki Jolie bu kararından vazgeçti.
 
Rod Stewart
Ünlü İngiliz müzisyen Steawart, şöhret olmadan önce mezar kazıyıcılığı yaptı.
 
Sylvester Stallone
Amerikan sinemasının’ Rambo’su Stallone, New York’taki Central Park’ta Hayvanat Bahçesi'nde çalışıyordu ve kafeslerin temizliğiyle ilgileniyordu.
 
Danny DeVito
Amerikalı aktör, yapımcı ve yönetmen bir dönem kız kardeşinin sahibi olduğu salonda kuaför olarak çalıştı.
 
Sting
Dünyaca ünlü İngiliz şarkıcı şöhreti öncesinde bir ilkokul öğretmeniydi.
 
Bruce Willis
Aksiyon filmlerinin aranan yüzü Amerikalı aktör, televizyon ve sinema dünyasına adım atmadan önce bir barda garson ve daha sonra bir kimya fabrikasında kamyon şoförü olarak çalıştı.
 
Russell Crowe
Avustralyalı sinema oyuncusu ve şarkıcı Crowe, Sydney’de bir restoranda garsonluk yaptı.
 
Youssou N'Dour
Özellikle Neneh Cherry ile düet yaptıkları ‘7 Seconds’ adlı şarkıyla adını duyuran şarkıcının sanat kariyeri, memleketindeki sünnet düğünlerinde şarkı söyleyerek başladı.
 
Jennifer Aniston
Çok bilinen ‘Friends’ adlı televizyon dizisinin yıldızı şöhrete kavuşmadan önce bir süreliğine gazetecilik ve bir barda garsonluk yaptı.
 
Jennifer Hudson
Muhteşem sesi keşfedilmeden ve dünyanın en ünlü şarkıcılarından biri olmadan önce Hudson, Burger King adlı fast food zincirinin restoranlarında çalıştı. Burger King, Hudson’a yıldızı parladıktan sonra ‘ömür boyu ücretsiz yemek’ hakkı tanıdı.
 
Kanye West
Ünlü rap yıldızı, bir süre Gap adlı süpermarketler zincirinde çalıştı. Görevi giysileri katlamaktı.
 
Bette Midler
Amerikalı aktris ve şarkıcı, ünlü olmadan önce bir meyve işleme tesisinde çalıştı.
 
Bu bilgiler, biyografiler ve internet dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan toplanmıştır.



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety