​Batı algısında Hüsnü Mübarek: Doğrular ve yalanlar

 Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)
Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)
TT

​Batı algısında Hüsnü Mübarek: Doğrular ve yalanlar

 Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)
Batı medyası, Mübarek hakkında abartılı haberlere yer verdi. (AFP)

İnci Atvan
Eski Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Hüsnü Mübarek, salı sabahı öldü. Ardından gazetelerde, dergilerde ve sosyal medyada Mübarek’in 30 yıllık siyasal mirasına yönelik tartışmalar başladı.
Yönetimi bırakmasını isteyen Halk İntifadasının üzerinden dokuz yıl geçti ancak kendisi ve ailesi hakkındaki tartışmalar son bulmadı. Hüsnü Mübarek’in 11 Şubat 2011’de yönetimden azledilme şeklinin doğru olup olmadığı halen tartışılıyor.
Hüsnü Mübarek, Arap Baharı’nın düşen ilk ‘domino taşı’ Tunuslu mevkidaşı Zeynelabidin Bin Ali’nin aksine ülkesini terk etmemeyi tercih etti. Başkanlıktan istifa ettiğini duyurduğu 2 Şubat 2011'de ulusa seslendiği duygusal konuşmasında şunları söylemişti:
“Bu vatanda yaşadım ve onun için savaştım. Topraklarını, çıkarlarını ve egemenliğini korumak için mücadele verdim ve bu topraklarda öleceğim.”
ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'a göre Mübarek’in verdiği bu söz, yargılanıp hapsedilmesine ve ardından da zorunlu ev hapsine maruz kalarak sağlığının kötüleşmesine neden oldu.
Son yıllarda Hüsnü Mübarek dönemine dair birçok gerçek gün yüzüne çıktı. İç tartışmaların ötesinde yurt dışından tanıklıklar, yakın Mısır tarihindeki önemli bir evreye ait olayların iç yüzünü gösterir nitelikte. Batı’nın 25 Ocak ‘halk hareketleri’ döneminde Hüsnü Mübarek’e dair tutumu tartışmalı olarak görülüyor. Batılı yetkililerin o dönemki açıklamaları, Batı basınında aleyhine yer alan haberler, makale ve yorumlar bugün dahi tartışmaya açıktır.
Batılı ülkeler, özellikle ABD ve İngiltere, 25 Ocak 2011’de halk hareketi başladığında ilk başlarda belirsiz bir tutum takındı. Daha sonra bu ülkeler protestoları desteklemekle birlikte, rejimin devrilmemesi gerektiği yönünde bir pozisyon benimsediler. Protestocuları ikna edecek reformların gerçekleştirilmesini savunsalar da daha sonra Mübarek’in istifasını ve iktidarın barışçıl bir şekilde geçişinin sağlanmasını desteklediler. 


ABD yönetimi, 25 Ocak olayları sırasında Mübarek hakkında kararsızdı. (Getty Images)

Hüsnü Mübarek’in görev süresi Eylül 2011'de sona eriyordu. Batılı ülkeler arasında görev süresini tamamlayıp ayrılması ve derhal ayrılması konusunda görüş ayrılıklarının olduğu dikkat çekiyordu.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Hard Choices ‘Zor Seçimler’ adlı kitabında söz konusu dönemde Beyaz Saray içinde Mısır’a dair yaşanan tartışmaları aktardı. Beyaz Saray ikilem içindeydi: Bir yandan özgürlükçü ABD ilkeleri protestocuların desteklenmesini gerekli kılıyordu diğer yandan ABD’nin bölgedeki önemli bir müttefiki olan Mısır’da yönetim değişikliğinin kargaşaya neden olma ihtimali söz konusuydu.
Clinton hatırlarında, protesto gösterilerinin devam ettiği 18 güne dair Mısır yönetimi ile Beyaz Saray arasındaki telefon trafiğine geniş bir şekilde yer veriyor. Aynı zamanda aile dostu olan Hüsnü Mübarek’le ilgili hayal kırıklığını ise şöyle ifade ediyordu:
“Yıllarca süren iktidardan sonra Mübarek’in Mısır halkının özgürlüğünü ve temel insan haklarını yok sayması gerçekten de hayal kırıcıydı. Üstelik ekonomi de kötü yönetiliyordu.’’
Ancak Hillary Clinton, Mübarek sonrasında yaşanabilecekler konusunda endişeli olduğunu itiraf ediyor ve Başkan Barack Obama'yı da bu konuda uyardığını söylüyor. Clinton sözlerine şöyle devam ediyor:
“ABD’nin ulusal çıkarlarıyla ilgili kaygılar tüm ABD yönetimlerini Mübarek’le iyi ilişkiler kurmasını sağladı. İran halen nükleer silah edinmeye çalışıyordu, El-Kaide de yeni saldırı tehditlerinde bulunuyordu. Süveyş Kanalı halen önemli bir ticaret rotasıydı ve İsrail’in güvenliği için Mısır’ın rolü hayati bir önem taşıyordu. Mübarek tüm bu konularda güvenilir bir ortaktı. Mübarek başkanlığındaki Mısır, bölgesel barış için kritik bir rol üstlenmişti. 30 yıllık iş birliğin ardından bu ilişkiden uzaklaşmaya hazır mıydık?”
Kitabının diğer bölümlerinde Mübarek'i "ABD’nin stratejik bir müttefiki" olarak tanımlayarak Mısır'daki olayların İran Devrimi’ne benzer sonuçlar vermesinden endişe duyduğunu belirten Clinton şöyle devam ediyor:
“İran Devrimi’nin bir benzerinin Mısır’da yaşanmasından korkuyorum. Eğer böyle olursa bu durum Mısır halkı için bir felaket anlamına gelir. Tarih diktatörlükten demokrasiye geçişte birçok zorluk olduğunu ispat etmiştir. Olaylar bir anda tehlikeli bir şekilde gelişip yanlış yollara sapabilir.”
Clinton’un endişelerini Obama’nın yardımcısı Joe Biden, ABD Savunma Bakanı Robert Gates ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Tom Donilon da paylaşıyordu. Ancak Obama kararını danışmanlarının etkisi altında verdi.
Mübarek’in azli konusunda çekinceleri olanlar yukarıda saydığımız isimlerden ibaret değildi. Daha sonra 25 Ocak olaylarını ele alan ABD basını, Hüsnü Mübarek’i Ortadoğu’da güvenilir bir ‘barış aracısı’ olarak niteliyordu. New York Times gazetesi, 25 Ocak-11 Şubat tarihleri arasında Mübarek’in düşüşünün Ortadoğu’daki barış görüşmelerini sekteye uğratabileceği yönünde çok sayıda makale yayınlamıştı. Buna Thomas Friedman ve o zamanlar ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı olan John Kerry’nin makaleleri örnek olarak gösterilebilir.

Yolsuzluk ve ekonomik başarısızlık tartışması
İktidar kurumlarından kaynaklanan idari, mali ve politik yolsuzluk, Mübarek’in başkanlığı terk etmesini isteyen kamu öfkesinin başlıca nedenlerinden biriydi. Daha sonraki yargılama sürecinde de kendisi ve iki oğlu, cumhurbaşkanlığı sarayları için tahsis edilen 125 milyon cüneyhi zimmetlerine geçirmekle suçlandılar. Cumhurbaşkanı Mübarek’e yakın olan işadamlarının yaptığı yolsuzluklar da vardı. Bunların başında Mübarek’in dostu olan Hüseyin Salim geliyordu ki kendisi daha sonra Maliye Bakanlığı’ndan uzlaşma talebinde bulunmuştu. Ancak buna rağmen batı basınının bir kısmı yolsuzluk meselesini abartmıştı, İngiltere merkezli The Guardian gazetesi 4 Şubat 2011’de manşetten verdiği haberinde Mübarek’in servetini yaklaşık 70 milyar dolar olarak gösterdi. Bu haber Mısır’da yankılanarak halkın öfkesinin artmasına neden oldu. Yıllar sonra gazete yönetimi özür dileyerek söz konusu verilerin Princeton Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Emani Cemal’in tahminlerine dayandığını itiraf etti.


Mübarek’in Filistin yanlısı tutumu ABD ile ilişkilerinde gerilime neden oluyordu. (Getty İmages)

‘Batı Basınında Arap Liderlerin Ele Alınışı’ başlıklı bir medya araştırmasına göre New York Times gazetesi, Mübarek dönemindeki yolsuzluklara dair çok sayıda haber yapmasına rağmen Mübarek’in kişisel olarak yolsuzluğa bulaştığına dair herhangi bir haber yapmadı. Aksine Mübarek’in “Ortadoğu’daki mevkidaşlarına nazaran zenginliğe düşkün olmadığını” yazdılar. Mübarek’in mütevazi bir yaşam sürdüğü, Şarm eş-Şeyh’teki villasının komşusu Suudi işadamı Bekir bin Ladin’in villasından daha küçük olduğunu ifade ettiler. New York Times, babasının yönetiminin son 10 yılındaki yolsuzlukların arkasındaki ismin Cemal Mübarek olduğunu ileri sürdü.  
Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in danışmanı ve Londra’daki King's College profesörü Sir Lawrense Freedman ve meslektaşı Tony Michael ile meslektaşı Jeffrey Michaels tarafından Aralık 2012’de “Ortadoğu Liderlerini Tanımlamak” başlıklı bir kitap yayınlandı. Bu kitapta batılı diplomatların Ortadoğu’daki liderlere dair izlenimlerine yer veriliyordu. Birçok diplomat Mısır ekonomisinin Ocak 2011 olayları öncesinde ciddi ilerlemeler kaydettiğini aktarıyordu.
Kitap, Kasım 1997'den Haziran 2001'e kadar ABD’nin Kahire Büyükelçisi görevinde bulunan Daniel Charles Kurtzer’in “Mısır ekonomisi son 10 yılda eşi görülmemiş bir ilerleme kaydetti” ifadesini aktarıyor. Ayrıca ABD’li ve İngiliz diplomatların 2004’ten bu yana Mısır ekonomisinin yeni bir evreye girdiğini, Hüsnü Mübarek’in atadığı bakanların mali reformlara öncelik vererek bunu başardığını ancak bu reformların henüz toplumun geniş kesimlerine yansımadığını bildiriyor.

Irak savaşı
Arapların büyük çoğunluğu, Hüsnü Mübarek’i ABD’nin Irak işgalinin arkasında olmakla suçluyor. Ancak Friedman kitabında şu ifadeler yer alıyor:
“Mübarek ile ABD ilişkilerinin bozulması, Mübarek’in ABD’nin Irak işgaline destek vermemesiyle başladı. Mübarek, ABD yönetimini aleni bir şekilde işgalin ‘Pandora’nın kutusunu’ açacağı yönünde uyardı. Bir başka yerde de, Irak’ın Anglo-Amerikan istilasının, bölgede düşmanlıklar yaratıp yüzlerce Bin Ladin çıkmasına neden olabileceğini’ söyledi.” 
Mübarek ve Washington arasındaki ilişkilerin gerilmesinin birkaç nedeni daha vardı. Nisan 2003 tarihli bir ABD diplomatı mesajında, Mısır yönetiminin 31 Ekim 1999’da New York-Kahire seferini yaparken, kalkışından 40 dakika sonra Atlas Okyanusu'na çakılan Mısır Havayolları uçağının soruşturmasına dahil olmak istediği ancak bu talebin reddedilmesinin öfkeye neden olduğunu yazmıştı. Mısır’ın Filistinlileri İsrail’in koşullarına razı edememiş olması ve İkinci intifada sürecinde İsrail’in uygulamalarına tepki olarak büyükelçisini çekmesi de iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine neden olmuştu. Şarku’l Avsat gazetesinde 2005 yazında yayınlanan bir makalede, Mısır’ın bu tutumuyla İsrail’i ‘barış sürecinin’ dışına ittiğine yer verildi. Buna ek olarak ABD-Mısır ilişkilerinin, Mısır’ın Irak ambargosunu delmesi ve ABD tarafının uyarılarına rağmen Libya ve Sudan’la ilişkiler geliştirmesinin iki ülke ilişkilerini zedelediği ifade edilmişti. 



Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
TT

Suriye: Eski hava kuvvetlerinde görev yapan 16 pilot bir aydan kısa sürede gözaltına alındı

Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)
Suriye güvenlik güçleri, (AFP-Arşiv)

Dikkat çekici bir güvenlik gelişmesinde Suriye güvenlik makamları, eski hava kuvvetleri subaylarını takip etmeye yönelik geniş çaplı bir dizi operasyon düzenlendiğini ve bir aydan kısa süre içinde aralarında komutanların da bulunduğu 16 subayın gözaltına alındığını açıkladı. Gözaltılar özellikle Suriye’nin sahil kesimindeki Lazkiye ve Tartus illeri ile ülkenin kuzeyindeki Halep ilinde gerçekleştirildi.

Resmî Suriye Haber Kanalı, dün Terörle Mücadele İdaresi’nden bir kaynağa dayandırdığı haberinde, pilot Haldun Hüseyin Mübarek’in Lazkiye iline bağlı Ceble kırsalında yakalandığını bildirdi. Yerel medyada yer alan haberlere göre Mübarek, cuma günü Ceble kırsalındaki Ayn Kıta köyünde bulunan evinde gözaltına alındı.

Pilot Mübarek, 2020 yılında uçağının düşürülmesinden sağ kurtulmuştu. Dönemin Suriye yönetimine bağlı resmî medya kuruluşları, uçağın Türk savaş uçaklarının saldırısı sonucu İdlib ilindeki Serakib kenti yakınlarında düştüğünü bildirmişti. Aktivistler, Mübarek’in kurtulmasının ardından verdiği ve askeri görevlerine devam edeceğini, tekrar tekrar hedef alınsa dahi görevini sürdüreceğini söylediği bir röportajı yeniden yayımladı.

Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)
Lazkiye’de gözaltına alınan dokuz pilot (Lazkiye İç Güvenlik Muhabirinin sayfası)

Pilot Haldun Hüseyin Mübarek, bir aydan kısa süre içinde gözaltına alınan 16. pilot oldu. Tartus İç Güvenlik Komutanı Albay Abdülal Muhammed Abdülal, 18 Eylül’de Terörle Mücadele İdaresi ile koordinasyon içinde bir dizi hassas güvenlik operasyonu düzenlendiğini açıkladı. Operasyonlarda eski hava kuvvetlerinin üst düzey subaylarından 5’i yakalandı. Bunlar Tümgeneral Muhammed Fecr Ali, Pilot Tuğgeneral Abdullah Ali Mualla, Pilot Albay Nidal Hüseyin Salih, Albay Muhammed Ali Selim ve Pilot Yarbay Talib Abdülkerim Hasan’dı.

İç Güvenlik Komutanı’nın açıklamasına göre bu kişiler, savaş sırasında “yerleşim bölgelerini” hedef alan hava bombardımanı operasyonlarının planlanması, yönetilmesi ve gerçekleştirilmesine karıştıkları şüphesiyle gözaltına alındı. Söz konusu kişilerin hava saldırıları ve kendilerine isnat edilen ihlallerdeki cezai sorumluluklarının belirlenmesi amacıyla soruşturmaların sürdüğü ve yasal prosedürler doğrultusunda yetkili mahkemelere sevk edilmelerinin planlandığı belirtildi.

Bundan önce Lazkiye İç Güvenlik Komutanlığı, ayın 10’unda 9 pilotun gözaltına alındığını açıklamıştı. Güvenlik güçlerinin resmî hesaplarından yapılan paylaşıma göre gözaltına alınanlar Pilot Tuğgeneral Menhel Enver Salih, Tuğgeneral Sami İbrahim Mahmud, Tuğgeneral Gıyas Ali er-Rahiyye, Albay İsa İzzeddin Hıdır, Albay Mervan Salah Nafiş, Albay Beşşar Semir Venus, Yarbay Eymen Hamza Alya, Yüzbaşı Eymen Ahmed Davud ve Yüzbaşı Ammar İsa Cüneydi’ydi.

Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)
Suriye İç Güvenlik Güçlerinden personel (İç Güvenlik Güçleri, Telegram üzerinden)

Lazkiye İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed, soruşturmaların bu kişilerin “Suriye halkına karşı çeşitli illerde suç ve ihlaller işlediklerini” ortaya koyduğunu belirtti. El-Ahmed, bu kişilerin askerî görevlerini ve savaş uçakları ile helikopterlerdeki uzmanlıklarını kullanarak çok sayıda kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan bombardımanlara ve saldırılara katıldıklarını, kent ve kasabalara zarar verdiklerini, halkı yerinden ettiklerini, evleri, tesisleri ve sivil altyapıyı tahrip ettiklerini belirtti.

Suriye İçişleri Bakanlığı’ndan bir kaynağın Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre söz konusu 9 pilot, ayaklanma yılları boyunca  3 bin 200’den fazla uçuş saati ve sorti gerçekleştirdi. Kaynak, soruşturmaların bu kişilerin farklı türlerde taarruz helikopterleri ve savaş uçakları kullanarak hava saldırıları düzenlediklerini ortaya koyduğunu söyledi. Resmî SANA ajansına göre bu saldırılar özellikle Doğu Guta, Halep ve kırsalı, Deyrizor ve kırsalı ile Hama kırsalı olmak üzere çok sayıda bölgeyi hedef aldı.

5 Eylül’de Halep İç Güvenlik Güçleri, Suriye hava kuvvetlerinin üst düzey komutanlarından Pilot Tuğgeneral Hamidi Ali Murad’ın yakalanmasıyla sonuçlanan bir operasyon düzenlendiğini duyurdu. Murad, görev yaptığı yıllarda Şam’daki Mezze Havalimanı, Humus’un doğu kırsalındaki Tiyas (T4) Hava Üssü ve Halep’in doğusundaki Kuveyris Hava Üssü dahil olmak üzere birçok askerî havaalanının yönetiminden sorumlu olmuştu. Ayrıca Hava Kuvvetleri Akademisi’nin komutanlığını da yürütmüştü.

Suriye makamları, gözaltına alınan pilotları, görev ve sorumluluklarına bağlı olarak hava bombardımanı operasyonlarını planlamak, yönetmek ve gerçekleştirmekle; hava kuvvetleri, hava üsleri ve saha yönlendirme merkezlerini kullanarak yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar düzenlemekle suçluyor. Resmî Suriye Haber Kanalı’na göre bu saldırılar konutların ve altyapının tahrip edilmesine, halkın zorla yerinden edilmesine ve geniş çaplı can kayıplarına yol açtı.

Öte yandan İçişleri Bakanlığı, geçen nisan ayında önceki yıl gözaltına alınan bazı pilotların itiraflarından bölümler yayımladı. Bunların başında Pilot Abdülkerim Ahmed Alya ile “İki Guta’nın Düşmanı” lakabıyla bilinen Mizer Savan yer aldı. İtiraflara göre Beşşar Esed yönetimine karşı ayaklanan Suriyelilere karşı savaş uçaklarının kullanılması, protestoların başlamasından iki yıl sonra, 2013’te başladı. İtiraflarda ayrıca Beşşar Esed’in hava saldırılarının hedeflerinin belirlenmesine doğrudan müdahil olduğu da ifade edildi.


Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
TT

Irak: İran uçuşlarına yönelik yasağın kaldırılması için milis gruplardan baskı

İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)
İranlı havayolu şirketleri, komşu ülkelerin kısıtlayıcı tedbirler uygulamaya başlamasının ardından 23 Eylül 2026’dan bu yana uçuşlarını iptal etmek zorunda kaldı (AFP)

Irak’ta bazı silahlı gruplar ve siyasi partiler, hükümete ülke genelindeki havalimanlarında İran uçuşlarına yönelik yasağı kaldırması için baskı yapıyor.

Irak hükümeti dün yaptığı açıklamada, Washington ile “tedavi, dini ziyaretler ve turistik amaçlı uçuşlara” izin verecek bir muafiyet elde etmek için görüşmeler yürüttüğünü duyurdu.

Öte yandan hükümet yetkilileri, “Şarku’l Avsat”a yaptıkları açıklamada, “İki ülke arasındaki kara sınır kapıları hâlâ açık ve geçişler normal şekilde devam ediyor” dedi.

Nuceba grubu, yaptırımlara uyulmasını protesto etmek amacıyla destekçilerini havalimanlarında oturma eylemi düzenlemeye çağırmakla tehdit ederken, Asaib Ehl el-Hak Hareketi’nden bir yetkili ise kararın iptal edilmesi için parlamentonun toplanması çağrısında bulundu.

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in dış ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti de İran uçaklarına Irak’taki havalimanlarının kapatılması kararını eleştirdi. Velayeti, uçuş yasağı kararına sessiz kalması nedeniyle Şii “Koordinasyon Çerçevesi”ni “içi boş” olmakla nitelendirdi.


İsrail, Lübnan’ın güneyinde uzun süreli işgale hazırlanıyor

İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)
İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)
TT

İsrail, Lübnan’ın güneyinde uzun süreli işgale hazırlanıyor

İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)
İsrail saldırısının ardından Lübnan’ın güneyindeki Mecdel Zun köyünden yükselen duman (AFP)

İsrail, Lübnan’ın güneyinde uzun süreli bir işgale hazırlanıyor. Bu kapsamda “Sarı Hat”ın dışında, halkın yaşamadığı ve herhangi bir konut ya da sivil yapının bulunmadığı, adeta yakılmış topraklardan oluşan bir tampon bölge oluşturdu.

Güney Lübnan’daki bir güvenlik kaynağı, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, “Sarı Hat”a bitişik yerleşimlerin hedef alınmasının, halkın bu bölgelerden çıkarılmasının ve söz konusu yerlerin yıkılmış ve tehlikeli alanlara dönüştürülmesinin, “İsrail’in işgal altındaki güney bölgesinde güçlerine yönelik operasyonlar düzenlemek amacıyla bu yerlerin kullanılmasına yönelik herhangi bir girişimi engellemeyi planladığı” anlamına geldiğini söyledi.

Bu arada Hizbullah karşıtı muhalifler, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından bir liderlik krizi yaşadığını öne sürdü. Hizbullah, Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünü bugün anıyor.

Örgüt, genel sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve toplumsal açıdan bir güç merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yerini doldurmayı başaramadı.