İpek Yolu’nun hayal kırıklığına uğrattığı azınlık: Çin’deki Uygur Türkleri

Elinde futbolcu Mesut Özil’in resmi olan ve ‘Mazlumun sesi olan Mesut Özel’e teşekkürler’ yazan pankart tutan bir Uygur (AFP)
Elinde futbolcu Mesut Özil’in resmi olan ve ‘Mazlumun sesi olan Mesut Özel’e teşekkürler’ yazan pankart tutan bir Uygur (AFP)
TT

İpek Yolu’nun hayal kırıklığına uğrattığı azınlık: Çin’deki Uygur Türkleri

Elinde futbolcu Mesut Özil’in resmi olan ve ‘Mazlumun sesi olan Mesut Özel’e teşekkürler’ yazan pankart tutan bir Uygur (AFP)
Elinde futbolcu Mesut Özil’in resmi olan ve ‘Mazlumun sesi olan Mesut Özel’e teşekkürler’ yazan pankart tutan bir Uygur (AFP)

Mina Abdulfettah
Çin’deki Uygur azınlığının haklarına yönelik ihlaller ve uluslararası hukuk tarafından güvence altına alınan dini, siyasi, sosyal ve kültürel özgürlüklere yönelik kısıtlamalar artıyor. Çin hükümeti bu ay, Uygurları aşırılık yanlısı olduklarını öne sürerek çeşitli mekanizmalar aracılığıyla takibe aldı. Ancak ekonomi, toplum, siyaset ve ideoloji gibi diğer faktörler de bu takibin nedenleri arasında yer alıyor.

Çin’in anlattığı öykü
ABD’li yazar Rob Gifford tarafından kaleme alınan ‘China Road: A Journey into the Future of a Rising Power’ (Çin Yolu: Yükselen Bir Gücün Geleceğe Yolculuğu) adlı kitapta, Uygurların yaşadıkları bölgenin çoğunun Çin'in bir parçası olmaması gerektiğine ve Çin'de Pekin yönetimine direnecek hareketler olduğuna inanılıyor.
Türklerden gelen ve Çin'in ülkedeki en önemli etnik kökenlerinden biri olan Uygur Türkleri, yoğun olarak Doğu Türkistan ve Çin'in toplam yüzölçümünün altıda birini oluşturan Sincan Özerk Bölgesi'nde yaşıyorlar. Miladi 10’uncu yüzyılda İslam dinine geçen Uygurlar, İslamiyet öncesinde başta Hıristiyanlık, Budizm ve Zerdüştlük olmak üzere çeşitli din ve inançlara sahiptiler. 1759'da Çin istilasına kadar yaklaşık 2000 yıllık bağımsız Doğu Türkistan devletine sahip olan Uygurlar, 1876'a kadar Çin yönetimine birçok kez başkaldırdı. Komünist Çin yönetimi son olarak 1950'de Doğu Türkistan’ı ilhak etti.
 
Devrimler
Uygular, 1933 ve 1944 devrimleri gibi çeşitli ayaklanmalarla bağımsız bir devlet kurmayı başarırken kısa sürede Çin istilaları ​​ve bastırmalarla yeniden diz çöktüler. Sonunda Çin bölgeyi tamamen kontrol altına alırken Han Sülalesi’nin bölgeye kalabalıklar halinde taşınmasıyla Uygur Türkleri azınlığa dönüştü.
Çin'in 1800’lerden 1912'ye kadar Tibet ve Doğu Türkistan gibi birçok yerdeki kontrolü sadece nominaldi. 1912’de zayıflayan Çin, ülkenin batısının kontrolünü kaybetti. Mao Zedong ve komünistler, 1949’da Çin Milliyetçi Partisi (Kuomintang) karşısında zafer kazanınca Çin, Doğu Türkistan’ı ilhak etti ve Doğu Türkistan’ın adı 'yeni sınır' anlamına gelen 'Sincan' olarak değişti.
Yazar Rob Gifford, Çin’in anlattığı öykü ile Çin topraklarında Uygurların varlığına ilişkin tarihsel gerçek arasında çelişki olduğuna işaret etti. Gifford, 'The Cambridge history of China’ (Cambridge Çin'in Tarihi) adlı kitabın İngilizce versiyonunda Ming Hanedanı’nın (1368-1644) üzerinde kurulu olduğu toprakların, Tibet ve Doğu Türkistan'ın olmadığı bir haritası yer alırken kitabın Çince versiyonunda Tibet ve Doğu Türkistan’ın dahil edildiği bir haritanın olduğunu ortaya çıkardı

Terörle mücadele bahanesi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Uluslararası Af Örgütü (UAÖ), Çin'in Uygur Müslümanlarına karşı yürüttüğü savaşta, Washington’ın 11 Eylül 2001 olaylarından sonra ilan ettiği ‘terörle mücadeleyi’ bahane olarak kullandığını ortaya koydu. Uygurların çoğunluğu geleneksel bir İslam inancına sahip olsalar da Çin'deki diğer Müslümanlara uygulananlardan daha ciddi kısıtlamalar getiren yönetmeliklere ve talimatlara tabidirler. Bu yönetmeliklere ve düzenlemelere göre Sincan'da küçüklerin camiye ve özel Kur'an kurslarına gitmeleri yasaktır. Okullarda dinle ilgili konuşulamaz. Çinli yetkililer ayrıca Uygurlara resmi dili (Mandarin) öğrenmek zorunda bırakırken, Sincan’da insanların gerçek kimliklerini talep etmelerini engellemek için Mandarini resmileştirdi. Çince, kimlik ve milliyetçiliğin inşasında en önemli faktör olduğu gerekçesiyle dayatılırken Arapça harflerle yazılan bir Türkçe olan Karluk dilini kullanan Uygurlar buna karşı çıktılar. Bu durum, Çinli yetkililer ile Sincan halkı arasındaki uçurumu daha da genişletti. Çin’deki 55 farklı azınlığın her birinin Huiler ve Hanlar hariç resmi dilin yanında kullandıkları kendi dilleri vardır.
Çin anayasası teorikte din özgürlüğünü garanti altına alsa da, pratikte dini faaliyetler hala hükümet tarafından kapsamlı denetimlere tabidir. Bu durumun sadece İslâm dinine karşı bir önyargı olmadığı, Konfüçyanizm’e rakip olabilecek inançlara karşı duyulan endişeden dolayı tehdit olarak görülen tüm inançlara karşı olduğuna dair bir takım derin görüşler vardır. Mesela yetkililer kiliselerin şehir planlama kurallarını ihlal ettiklerini söyleyerek çatılarındaki haçları zorla söktürdüler.
Dikkat çekilmesi gereken bir başka nokta, Çin'in Uygurlara olan düşmanlığının 1991 yılında başta Batı Türkistan ülkeleri olmak üzere Sovyet komünizmine tabi olan birçok ülkenin bağımsızlığını ilan etmesiyle körüklenirken Sincan'ın ayrılma taleplerinden duyduğu korkuyla batı, Çin’de terör korkusunu hortlattı. Bu, Çin Komünist Partisi'nin ‘ayrılıkçı eğilim, radikal İslam ve terörizm’ şeklinde ‘üç kötülüğü’ ortadan kaldırmak bahanesiyle Uygur bölgesinin ayrılma hayalini ortadan kaldırmak için gizli bir amblemdi.

Ekonomik güdüler
Sincan, Çin'in Hindistan, Pakistan, Afganistan, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile ortak sınırında yer alıyor. Bu da bulunduğu ayrıcalıklı konumun, Uygurların ayrılık taleplerinin önünü kesme çabaları için büyük önem taşıdığı ve önemli bir neden olduğu anlamına geliyor. Bununla birlikte Sincan, Çin'in petrol ihtiyacının yüzde 80'ini karşılıyor. Ayrıca Çin'deki uranyum madenlerinin yaklaşık yüzde 90'ı ve 600 milyon tonluk kömür rezervi de Sincan topraklarındadır. Aynı zamanda Çin'in Orta Asya'ya ve kaynaklarına girişini temsil eden Sincan, Çin'i Kırgızistan ve Orta Asya'nın petrol ve doğal gaz sahalarına bağlıyor. Tarihsel olarak ise küresel ticarette önemli bir rol oynayan Sincan, Çin'i Bizans devletine bağlayan İpek Yolu’nun merkezinde yer alıyor. Böylece Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından başlatılan ‘Bir Kuşak Bir Yol’ projesiyle, bu merkezi rolünün yeniden canlandırılması planlanıyor.
Pekin ayrıca, artan petrol talebini karşılamak için Sincan bölgesini, başta Rusya olmak üzere komşu ülkelerle bağlayan petrol boru hattı inşa etmek için kullanmayı planlıyor. Çin ve Kazakistan, 1997 yılında, Kazakistan’ın batısı ile Sincan arasında bir petrol boru hattı inşa etmek için bir anlaşma imzaladılar. Boru hattı Kasım 2005'te tamamlandı. Yine Çin ve Kazakistan, 2004 yılında Hazar Denizi'ndeki petrol ve doğalgaz kaynaklarını birlikte araştırmak ve geliştirmek için bir anlaşma imzaladılar. Çin böylece, Hazar Denizi'ndeki doğalgaz sahalarını topraklarıyla ilişkilendirmeyi hedefliyor. Bunun içinde Sincan topraklarını sömürmeye devam etmesi gerekiyor. İki taraf ayrıca Kazakistan'dan Avrupa'ya olan ticaret yollarını geliştirme çabalarının bir parçası olarak uluslararası seyahatler ve yük taşımacılığı için demiryolları inşa etmek üzere bir anlaşma imzaladılar. Ancak tüm projeler, Uygurlar tarafından savunulan bağımsızlık talepleri ortadan kaldıramadığı sürece Çin için, boş birer hayalden ibaret olacak.
Çin, ekonomik sıçrayışı sırasında Sincan'daki sanayi ve enerji projelerine büyük yatırımlar yaptı. Çin, bu başarıyı ortaya çıkarmak istiyordu ve bunu Uygurlar pahasına gerçekleştirdi. Çin hükümeti, içinde bulunduğu tüm refaha rağmen,  Uygurlar ve Hanlar arasında ayrım yapıyor ve 250 bin kişiyi Sincan'a yerleştirerek bölgenin demografisini değiştirmeye çalışıyor. Bununla birlikte iki millet arasındaki ekonomik farkı Hanların lehine artırıyor.

'Çin'in Birliği' ilkesi
Çin hükümeti, içerideki bu ayrılıkçı eğilimden oldukça rahatsız. Çünkü bu durum onun 'Çin'in Birliği'  şeklindeki tarihi ulusal ilkesine ters düşüyor. Uygurlar ise Çin milliyetçiliğine entegre edilmeleri ve demografik değişimleri için gösterilen çabanın yanı sıra dini ve etnik temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldıklarından kendilerini dünyadan tamamen izole edilmiş hissediyorlar. Sincan’ın göreceli de olsa bağımsız olmasına rağmen merkezi hükümete bağlılığı konusunun sürekli olarak sorgulanması nedeniyle her zaman patlamaya hazır halde ve hükümetle çatışma durumundadır. Bu nedenle bölgedeki hareketler baskı altında tutuluyor. Örneğin Çinli yetkililer ‘yeniden eğitim’ gerekçesiyle ‘siyasi eğitim kampları’ kurdular. Çoğunluğunu Uygurlar ve Kazaklar gibi etnik toplulukların oluşturduğu Müslümanlar, bu kamplara gönderiliyor. Bu kamplarda tutulanlar, ideolojik dönüşümleri, çalışmaları, eğitimleri ve disipline uyumları ölçülerek değerlendiriliyorlar.
Çin’in Birliği ilkesi, tüm ülkelerin Çin'i, Tayvan, Tibet ve Sincan gibi otonom bölgeleriyle birlikte tanıması gerektiğini savunan Çin dış politikasının önemli bir parçasıdır. Bu yüzden Çin, Tayvan'ı tecrit etmeye ya da en azından Batı eleştirilerine karşın ABD liderliğindeki uluslararası ilişkilerde bulunan dengeyi kendi lehine ayarlamaya çalıştı. Şimdi de Sincan konusunda aynı şeyi yapıyor. Çin buna, ‘ülke güvenliği’ başlığı altında özel bir bütçe ayırıyor. Çin sadece 2012 yılında 111 milyar dolarlık bir bütçeyi iç güvenliğe ayırırken dış güvenliğe ise 107 milyar dolar ayırmıştır. Bu rakamlar, Çin yönetiminin, ülke güvenliğine, iç istikrara ve toprak bütünlüğüne ne kadar önem verdiğine ilişkin vizyonunu ortaya koyuyor.



Donald Trump, İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem'i görevden aldı

Kristi Noem (AFP)
Kristi Noem (AFP)
TT

Donald Trump, İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem'i görevden aldı

Kristi Noem (AFP)
Kristi Noem (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’i görevden aldı. Noem, yasadışı göçmenlerin sınır dışı edilmesi politikasının baş mimarlarından biri olarak biliniyor.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, Noem’in kendisine “Latin Amerika’ya özel elçi” olarak atanacağını ve 31 Mart’ta yerine Oklahoma Senatörü Cumhuriyetçi Markwayne Mullin’in geçeceğini duyurdu.

Medya yer alan haberlere göre Trump, kararını Kongre’deki oturumlar sırasında Noem’in 220 milyon dolarlık büyük bir kamu ihalesiyle ilgili sorulara yanıt verememesi üzerine aldı.

Trump, 54 yaşındaki Noem’in yarı kürede yeni bir güvenlik girişimi olan “Amerikalar Kalkanı” projesinde özel elçisi olacağını belirtti. Trump, “Noem bize iyi hizmet etti, çok sayıda etkileyici sonuçlar elde etti (özellikle sınırda!)” dedi ve Mullin’i “Trump destekçisi bir savaşçı” olarak tanımlayarak, “mükemmel bir İç Güvenlik Bakanı olacak” diye ekledi.

f vfd
Cumhuriyetçi Senatör Markwayne Mullin (Reuters)

Mullin’in atanması Senato’nun onayına tabi olacak; burada Cumhuriyetçiler çoğunlukta bulunuyor.

Trump, Mullin’in sınır güvenliğini korumak, göçmen suçlarını durdurmak, katiller ve diğer suçluların yasa dışı şekilde ülkeye girişini önlemek, yasa dışı uyuşturucu akınıyla mücadele etmek ve Amerika’yı yeniden güvenli hale getirmek için yorulmadan çalışacağını belirtti.

Trump, başkanlık kampanyası sırasında ABD’den milyonlarca yasa dışı göçmeni sınır dışı etmeyi vaat etmişti ve İç Güvenlik Bakanlığı bu politikanın uygulanmasından sorumlu ana kurum konumunda bulunuyor.

Noem, Salı günü Senato’daki oturumlarda, Trump yönetiminin göç karşıtı kampanyası nedeniyle her iki partiden de eleştirilere maruz kalmıştı.

Illinois Senatörü Demokrat Dick Durbin, Noem’e, “Senin liderliğinde İç Güvenlik Bakanlığı ahlaki bir pusuladan ve hukukun üstünlüğüne saygıdan yoksun hale geldi” dedi.

Durbin ve diğer Demokratlar, Minnesota’daki göç karşıtı protestolar sırasında iki Amerikalının federal ajanlar tarafından öldürülmesi ve Noem’in onları “yerel terörist” olarak tanımlamasından dolayı defalarca özür dilemesini talep etti.

Kuzey Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Tom Tillis de Noem’in İç Güvenlik Bakanı olarak performansını sert şekilde eleştirdi ve istifasını istedi. Tillis, “Senin liderliğinde bir felaket yaşandı. Masum insanların tutuklandığını ve daha sonra Amerikan vatandaşı olduklarının ortaya çıktığını gördük” dedi.

Noem’in görevden alınması, İç Güvenlik Bakanlığı’nın kısmi olarak kapanmasının ortasında gerçekleşti.

Demokratlar, göçmenlik ve Gümrük Ajansı (ICE) uygulamalarında köklü değişiklikler yapılmadan bakanlığa ek fon sağlanmasına karşı çıkıyor.

Demokratlar, devriye sayısının azaltılmasını, ICE ajanlarının yüzlerini gizlemesini önlemeyi ve özel mülke girmeden önce yargı izni alınmasını şart koşuyor.


İsrail, Kudüs’teki kutsal mekânları hafta sonu kapalı tutacak

28 Şubat 2026’da Kudüs’teki Mescid-i Aksa yerleşkesinden bir kare (Reuters)
28 Şubat 2026’da Kudüs’teki Mescid-i Aksa yerleşkesinden bir kare (Reuters)
TT

İsrail, Kudüs’teki kutsal mekânları hafta sonu kapalı tutacak

28 Şubat 2026’da Kudüs’teki Mescid-i Aksa yerleşkesinden bir kare (Reuters)
28 Şubat 2026’da Kudüs’teki Mescid-i Aksa yerleşkesinden bir kare (Reuters)

İsrail polisi, güvenlik gerekçesiyle Kudüs’teki kutsal mekânların hafta sonu kapalı tutulacağını duyurdu.

Polis sözcüsü perşembe günü yaptığı açıklamada, bölgede devam eden savaşın altıncı gününde alınan karar kapsamında Eski Şehir’deki tüm kutsal alanların kapatılacağını bildirdi.

Sözcü açıklamasında, “Kamu güvenliği ve can güvenliğini korumak amacıyla Eski Şehir’deki tüm kutsal mekânlar kapalı olacaktır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı açıklamaya göre Burak Duvarı, Tapınak Tepesi ve Kutsal Kabir Kilisesi dâhil olmak üzere tüm kutsal alanların kapatılacağı belirtilerek, “Dini ne olursa olsun hiçbir ibadet edenin veya ziyaretçinin girişine izin verilmeyecek” denildi.

Karar, Ramazan ayında her cuma günü on binlerce Filistinlinin Mescid-i Aksa’da namaz kılmak için bir araya geldiği bir dönemde alındı.

Eski Şehir, İsrail’in 1967 yılında işgal edip ilhak ettiği Doğu Kudüs’te yer alıyor. Ancak bu ilhak uluslararası toplum tarafından tanınmıyor.

İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana İsrail makamları “güvenlik gerekçesiyle” Eski Şehir’e girişleri yasakladı. Ancak bölgede yaşayanlar ile dükkân sahipleri bu kısıtlamadan muaf tutuldu.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail, İran’a yönelik geniş çaplı ortak bir hava saldırısı düzenlemişti. Saldırılarda İran’da siyasi ve askerî düzeyde üst düzey isimler hayatını kaybetmiş, bunlar arasında dini lider Ali Hamaney de yer almıştı.

İran ise buna karşılık İsrail ve bazı ülkelere yönelik geniş çaplı bir misilleme başlattı; Körfez ülkelerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenledi.

İran’ın İsrail’e yönelik füze saldırılarında dokuzu İsrailli, biri Filipinli olmak üzere toplam 10 kişi hayatını kaybetti.


Trump'ın İsrail Büyükelçisi'nden "tuhaf" seks şakası

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin personele yazdığı bir notta, İran'la süregelen çatışmadan korunmak için sığınakta kalan personelin yeni bebekler dünyaya getirmesiyle ilgili şaka yaptığı iddia edildi (AP)
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin personele yazdığı bir notta, İran'la süregelen çatışmadan korunmak için sığınakta kalan personelin yeni bebekler dünyaya getirmesiyle ilgili şaka yaptığı iddia edildi (AP)
TT

Trump'ın İsrail Büyükelçisi'nden "tuhaf" seks şakası

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin personele yazdığı bir notta, İran'la süregelen çatışmadan korunmak için sığınakta kalan personelin yeni bebekler dünyaya getirmesiyle ilgili şaka yaptığı iddia edildi (AP)
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin personele yazdığı bir notta, İran'la süregelen çatışmadan korunmak için sığınakta kalan personelin yeni bebekler dünyaya getirmesiyle ilgili şaka yaptığı iddia edildi (AP)

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İran'la süregelen savaş sırasında bulundukları yerde kalmaları istenen diplomatik personele gönderdiği bir notta son derece tuhaf bir seks şakası yapmakla suçlanıyor.

Washington Post'un ulaştığı notta, Trump yönetimi yetkilisinin, "uzun süre birlikte" kalacakları göz önüne alındığında diplomatların, personelin ve ailelerinin 9 ay sonra yeni çocuk sahibi olabileceklerine dair şaka yaptığı iddia ediliyor.

Savaş zamanı notunda, eğer bu süre "yaklaşık 9 ay sonra yeni bir çocuğunuzun doğumuyla sonuçlanırsa, elbette o küçük yaramaza benim adımı vermek isteyeceğinizi tahmin ediyorum!" ifadesinin yer aldığı ileri sürülüyor.

Bir ABD yetkilisi Post'a mesajın "tuhaf" ve "acayip" olduğunu söyledi.

The Independent, yorum için Dışişleri Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Dışişleri Bakanlığı'nın salı günü yaptığı açıklamaya göre, İsrail, Batı Şeria ve Gazze'deki büyükelçilik personeli de dahil Amerikalılar, bulundukları yerde kalmaları yönünde talimat aldı.

ABD'nin Kudüs Büyükelçiliği pazartesi günü yaptığı açıklamada, "ABD Büyükelçiliği şu anda İsrail'den ayrılan Amerikalıları tahliye etme veya onlara doğrudan yardımcı olma konumunda değildir" dedi.

Aynı gün, büyükelçilikten yapılan açıklamada ABD'nin, çatışmadan kaçanlara sunulan İsrail sınır servisini kullanmayı seçen Amerikalıların güvenliğini garanti edemeyeceği belirtildi.

Açıklamada, "ABD Büyükelçiliği, Turizm Bakanlığı'nın servisi hakkında (lehinde veya aleyhinde) herhangi bir tavsiyede bulunamaz" dendi.

Bu seçeneği kullanarak ayrılmayı seçerseniz, ABD hükümeti güvenliğinizi garanti edemez.

fvfdv
İran, hafta sonu Amerikan güçlerinin bir dizi bombalamayla savaşı başlatmasından bu yana ABD diplomatik tesislerine saldırdı ve en az 6 ABD askerini öldürdü (Savunma Bakanlığı).

Savaş çok cepheli bir çatışmaya dönüştü ve İsrail'deki Amerikalılar cephe hattında yer alıyor; ülkeye yapılan saldırılar ve İsrail birliklerinin Hizbullah'a karşı Lübnan'a konuşlandırılmasıyla durum daha da kötüleşti.

Savaş devam ederken Ortadoğu genelindeki diplomatik personel yüksek alarmda.

İran halihazırda Kuveyt ve Suudi Arabistan'daki ABD büyükelçiliklerine saldırılar düzenledi ve çatışmalarda en az 6 Amerikan askeri öldürüldü.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt salı günü yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın "Ortadoğu'daki Amerikalıların eve dönmelerine yardımcı olacak planlar üzerinde bilfiil çalıştığını" söyledi.

Huckabee, sözkonusu notundan önce, çatışma henüz başlamamışken podcast yayıncısı Tucker Carlson'a verdiği gerilimli röportajla manşetlere çıkmıştı; bu söyleşi, muhafazakar çevrelerde ABD'nin İsrail'e yönelik politikası konusunda süregelen görüş ayrılığının altını çizmişti.

Trump yetkilisi röportajda, İsrail'in yakınlardaki daha fazla toprak ele geçirmesi durumunda "sorun yaşamayacağını" söylemiş ve bu da bölgedeki diplomatları kızdırmıştı. Ancak Huckabee daha sonra yorumlarını yumuşatmıştı.

Independent Türkçe