Cezayir’in siyasi camiler ve meyhaneler arasındaki hikayesi

Başkent Cezayir’deki Keçiova Camii. (AFP)
Başkent Cezayir’deki Keçiova Camii. (AFP)
TT

Cezayir’in siyasi camiler ve meyhaneler arasındaki hikayesi

Başkent Cezayir’deki Keçiova Camii. (AFP)
Başkent Cezayir’deki Keçiova Camii. (AFP)

Emin ez-Zavi
Cezayir’in eski Cumhurbaşkanı Huari Bumedyen, ülkenin petrol sahalarını 24 Şubat 1971 tarihinde Fransız şirketlerin egemenliğinden alarak millileştirdi. Bumedyen tarafından tek taraflı ve sürpriz şekilde alınan bu karar çok uluslu şirketler aracılığıyla tamamen Cezayir petrolüne el koyan Fransa’yı kızdırmıştı. Fransız rejimi, Cezayir’i ekonomik, ticari ve siyasi olarak kuşatmaya başladı. Bu durum, Fransa’da ikamet eden Cezayir toplumuna karşı ırkçı faaliyetler düzeyinde de görüldü. Aynı şekilde Fransız yetkililerin Cezayir’i ekonomik ve ticari olarak cezalandırmak üzere aldığı önlemler arasında (Fransa, Avrupa ve ABD pazarlarında seçkin bir marka olarak kabul edilen ve Fransızların masalarında en sevilen içecek olan) Cezayir şarabının ithalatını boykot etme kararı da vardı. Cezayir’in yıllık şarap üretiminin büyük ve çeşitli miktarlarda olduğu göz önüne alındığında Cezayir rejimi bu miktarların nasıl harcanacağı hususunda şaşkındı. Bu çerçevede yakıtı millileştirme kararına, 19 Haziran 1965 tarihinde Huari Bumedyen’in Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella’ya karşı önderlik ettiği askeri darbenin nedenlerini unutturan ‘popülist söylemlerden, büyük ulusal direnişten’ sert bir dalga eşlik etti. Eski sömürgecilere karşı millileşmeye eşlik eden bu vatansever coşku, devrimci başkana ulusal meşruiyet ve liderlik tacını giydirdi. Hidrokarbon rezervlerinin millileştirilmesi, birçok aydının da askeri devrimci cumhurbaşkanının etrafında toplamasını sağladı. Bu aydınların arasında, Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella’nın birkaç yıl önce sağ kolu olan solcular ve Cezayir şaraplarının Fransa tarafından boykot edilmesine yanıt veren popülistler de bulunuyordu. Cumhurbaşkanı Huari Bumedyen’e karşı siyasi bir fetvadan dolayı düşmanlığıyla bilinen solcu entelektüellerden Tahir bin Aişe (2016 yılında öldü), Fransa’nın boykot kararına şu ifadelerle yanıt vermişti;
“Sömürgeci Fransa’nın ulusal ekonomiye ve özellikle de alkol üretimine karşı uyguladığı kuşatmayla yüzleşmek, ülkenin harika şarabını pazarlayabilmesi için hepimiz açısından ulusal bir görevdir. Her vatandaş günde bir şişe şarap tüketmelidir. Bu şekilde Fransa’nın kuşatmasına karşı gelebiliriz. Ulusal ürünü tüketip ülke ekonomisini koruyabiliriz!”
Cumhurbaşkanı Bumedyen, Fransa’nın Cezayir şarabına uyguladığı kuşatmaya yanıt olarak kızgın ve kötü düşünülmüş popülist bir tarzda, tarım uzmanlarına başvurmadan ‘küresel şarabın üretimi ve tüketimi için en iyi üzümleri sağlayan tüm bostanların sürülmesi emrini verdi. Sürülen bu topraklara ise üzüm yerine buğday dikilmesi çağrısında bulundu. Hemen ardından da üzüm bağları, batıda, doğuda ve yüksek platolarda tamamen yerle bir edildi ve bir sonraki dönem yerlerine buğday ekildi. Ancak daha sonra bu toprakların buğday yetiştirmeye elverişli olmadığı anlaşıldı. Hiçbir ürün alınamadığı için de tarlalarda çalışan yüz binlerce tarım işçisi işsiz kaldı ve toprak ihmal edildi. O sıralarda yükselen İslami eğilim, bu fırsatı (alkole karşı kampanya) popüler sahnedeki varlığını güçlendirmek için kullandı.
Bumedyen rejimi ise zaman zaman komünistlere darbe vurmak için harekete geçti. ‘Bazen de Beşir Hacı Ali ve daha sonra Sadık Hacras liderliğindeki ‘Öncü Sosyalist Partisi’, Huseyin Ayet Ahmed liderliğindeki ‘Sosyalist Kuvvetler Cephesi’, Muhammed Budiaf liderliğindeki ‘Sosyalist Devrimci Parti’ gibi yasaklanan solcu ve aktif partiler’, bazen de ‘başkentteki evinde düzenlediği fikri seminerler sırasında Malik bin Nebi etrafında toplanan isimlerin oluşturduğu İslami eğilim’ arasında bir denge kurmak için siyasi bir eğirme girişimine başladı. Bu İslami eğilim, Müslüman Alimler Birliği’nin (daha sonra Cezayir’de Müslüman Kardeşler doğdu) ve İslami Kurtuluş Cephesi’nin (FIS) doğuşuna kadar gelişen selefi davası akımının bir kalıntısıdır.
Bostan tarlaları sürüldükten ve Cezayir şarap üretimi çeşit ve miktar düzeyinde çöküşe ulaştırıldıktan sonra ülke küresel pazarda rekabet edemez hale geldi. İslami akımlar, toplumu temizleme bahanesi altında büyük günahlardan, Akdeniz’in en güzel barları sayılan (başkent Cezayir, Vahran, Annaba, Bejaia, Tilimsan, Konstantin, Skikda, Cicel şehirlerindeki) gece kulüplerinin kapatılması taleplerine yöneldi. Bu barlar, yüzlerce tanınmış yazar, ressam, film yapımcısı ve politikacının uğrak mekanları olarak biliniyordu. Fransızların ve Avrupalıların 1962 yılında ülkeden ayrılması sonrasında ve özellikle de 19 Haziran 1965 darbesinin ardından saf bir Cezayir İslami topluluğu arama bahanesi altında bu barlara el konuldu. Cezayir’de aynı zamanda meyhanelere karşı da açıktan bir savaş başlatıldı. Bu savaş bugüne kadar da süregeldi. Bu alanların kapatılması ve uyuşturucuyla mücadele kapsamında gelen bu eğilim, toplumun İslamlaştırılmasının bir teşvikiydi. Cezayir toplumu “küfürden” önceki haline dönüştürülecekti! Dini eğilimin yaygınlaştırılması için ‘ahlaki söyleme’ yatırım yapılmaya başlandı. Cezayir’in geri kalmışlığının nedeninin bu barlar olduğu söylendi. Bu akım, barlar kapanana kadar çağrılarını ve tehditlerini durdurmadı. Nihayetinde Cezayir’de oldukça az sayıda bar açık kaldı.
Dikkate değer olan durum, Cezayir şarabının üretiminin çökmüş ve kalitesinin de düşmüş olmasına, meyhanelerin kapatılmasına rağmen ülkenin halen her çeşit alkollü içeceğin en büyük tüketicilerinden biri olması. Öyle ki Cezayir bu içecekleri en çok tüketen ülkeler arasında yer alıyor. Ama garip ve şaşırtıcı olan soru Cezayirlilerin meyhaneler ve bunları satan dükkanlar kapatıldıktan sonra bu şarapları ve alkollü içecekleri nasıl ve nereden temin ettikleriydi. İslami eğilimin baskısı altındaki bazı vilayetler, bu alkollü içeceklerin Cezayir topraklarında satışını yasaklayan kararnameler ve yasalar yayınladı. Bu emir, ülkenin farklı bölgelerinde yaşayanlar arasındaki vatandaşlık ve eşitlik haklarına aykırı. Ancak siyasi yetkililerin İslami siyaset baskısı altında resmi barları kapattığı ülke, tamamen meyhanelere açık bir kapı haline geldi. Ormanlar, alkol içenler için bir yuva oldu. Yollar, sokaklar ve belediye önleri boş şişeler için açık çöplüklere dönüştü. Nihayetinde bilinçsiz tüketim nedeniyle trafik kazalarında ve saldırılarda artış yaşandı.
Meyhanelerin ve lisanslı alkollü içecek satan dükkanların kapatılmasına paralel olarak bu maddelerin ticaretini yapan komisyonlar ordusu baş gösterdi. Bunlar, kalite kontrolü dışındaki bu malların kaçakçılığında imparator oldular. Ürünler, bazı şehirlerde ve köylerde gerçek fiyatları çarpıtılarak kurgusal fiyatlarla satıldı. Bu ekonomik parçalanmada durumun stabil tutulması için baskı yapılmaya başlandı. Çünkü bu ürünün piyasasını yasallaştırma düşüncesi, söz konusu imparatorluğu çökertecekti. Diğer taraftan bazı taraflar camiler inşa etmek, dernekler ya da kişilere destek olmak için para harcamaya başladı. Tüm bunlar, kendilerine ideal bir imaj oluşturmak için ortaya koyuluyordu.
Cezayir, tüm vilayetlerde ve bazı şehirlerde meyhanelerin ve alkollü içecek satan dükkanların kapatılması karşısında cami sayısı bakımından ilk sırada yer alan Mağrip ve Arap ülkelerinden biri haline geldi. Örneğin Tizi Vuzu ve Buyra vilayetlerindeki camilerin sayısı, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) cami sayısından fazla. Ancak Ras Cebel’deki her mahallede, her sokakta ve her köyde görülen cami sayısındaki artışla beraber alkol kullanma alışkanlığı azalmadı. Ayrıca yolsuzlukla mücadele edilemedi ve Ramazan Ayı’nda ve sonrasında dolandırıcılık da azalmadı. Bu çok sayıda cami vatana, işe ve topluma dair olumlu bir vatandaş oluşturamadı. Sokaklardaki kirlilik devam etti ve kadınlara yönelik taciz arttı. Aynı şekilde bazı taraflar zekat fonlarının açılması çağrısı yaparken şehirlerde de kargaşa baş gösterdi.
 
Dinden önce ahlak, dinden önce vatandaşlık...
Cezayir şehirlerinde rejim tarafından meyhanelerin kapatılması, şarap ve alkollü içecekleri tüketenlerin sayısını azaltmadı ve tüketimi durdurmadı. Aksine ülkeyi tüm risklere açık bir kapı haline dönüştürdü. Aynı şekilde yaklaşık 2 kilometrede bir minareleri yükselen çok sayıda cami de vatandaşlık hissiyatını güçlendiremedi. Bunların aksine siyasi din tüccarlarının Allah’ın evlerine sızmasına izin verdi. Toplumda insani ve ekonomik yolsuzluk kaosu ve çeşitliliği arttı. Vatandaşlar dinlerinden uzaklaşarak politikacıların dinine girdi.
Ciddi bir zihinsel ve demokratik kültürün olmadığı bir toplumun siyasi bir dini de olamaz.

 


Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi: Silah gücüyle dayatılan fiilî duruma izin verilmeyecek

Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)
Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Alimi: Silah gücüyle dayatılan fiilî duruma izin verilmeyecek

Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)
Alimi, Riyad’da Danışma Heyeti ile bir araya geldi (SABA)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, aldığı son egemen kararların eksiksiz biçimde uygulanması gerektiğini vurgulayarak, bu kararların etrafından dolanılmasına ya da sahada uygulanmasının engellenmesine yönelik girişimlere karşı uyarıda bulundu. El-Alimi, söz konusu kararların “zorunlu ve sorumlu bir tercih” olduğunu, amacının sivilleri korumak, devletin hukuki konumunu muhafaza etmek ve silah gücüyle dayatılan fiilî durumların önüne geçmek olduğunu söyledi.

El-Alimi, salı günü 90 gün süreyle olağanüstü hâl ilan ederken, GGK’nin BAE desteğiyle Hadramut ve Mahra’da tırmandırdığı askerî faaliyetlerin ardından Birleşik Arap Emirlikleri güçlerine ülkeyi 24 saat içinde terk etme çağrısı yaptı. El-Alimi ayrıca, Vatan Kalkanı” güçlerine GGK’nin ele geçirdiği tüm askerî kamplar ve mevzilerin devralılması, GGK unsurlarının ise geldikleri yerlere geri dönmesi talimatını verdi.

El-Alimi, perşembe günü Devlet Danışmanları Kurulu ile yaptığı toplantıda, bu kararların bir tırmanma ya da intikam arzusunu yansıtmadığını, aksine devletin vatandaşlarını koruma ve egemenliğini savunma yönündeki hukuki ve ahlaki sorumluluğunun bir sonucu olduğunu belirtti. Gerginliği düşürme ve uzlaşı için tüm imkânların tüketildiğini, buna yetki devri ilanı ve Riyad Anlaşması’nın da dâhil olduğunu ifade etti.

dfvg
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)

Yeni miladi yılın zafer, barış, güvenlik ve istikrar yılı olmasını temenni eden El-Alimi, vatandaşların çektiği acıların sona ermesini, adaletli bir devlet yapısı içinde onurun korunmasını, hakların güvence altına alınmasını ve toparlanma ile kalkınma için gerçek ufukların açılmasını diledi.

Gelişmeler ve uyarılar

El-Alimi, Danışmanlar Kurulu’nu son gelişmeler hakkında bilgilendirerek, doğu vilayetlerindeki durumun normale döndürülmesi için verilen sürelerin Güney Geçiş Konseyi tarafından iyi değerlendirilmediğini söyledi. Buna paralel olarak Hadramut ve Mahra’ya ilave güçlerin sevk edildiğini, dış kaynaklardan askerî sevkiyatların ulaştığını ve bunun istikrar için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu kaydetti. Bu durumun, krizin kontrol edilemez bir fiilî duruma dönüşmesini önlemek amacıyla, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ile koordinasyon içinde kararlı adımlar atılmasını zorunlu kıldığını ifade etti.

dfg
Yemen’den ayrılmayı talep eden Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı askerler, Aden’de (AP)

Başkanlık Konseyi Başkanı, doğu vilayetlerindeki yerel yönetimlerin egemen tesisleri ve hayati altyapıyı güvence altına alma, temel hizmetlerin sürekliliğini sağlama yönündeki hızlı tepkilerini takdir etti. Ancak aynı zamanda, bu kararların etrafından dolanılmasına ya da sahada uygulanmasının engellenmesine yönelik her türlü girişime karşı uyarıda bulundu.

El-Alimi, Danışmanlar Kurulu’nun bu kritik aşamada ulusal karar alma süreçlerini destekleyen, siyasi ve kurumsal kapasitenin seferber edilmesine katkı sunan ileri bir “düşünce merkezi” rolü üstlenebileceğini vurguladı. Devlet dışı silahlı oluşumlara verilen desteğin kurutulmasının da bu çabanın parçası olduğunu dile getirdi.

Güney meselesinin adil bir dava olduğunu yineleyen El-Alimi, bu sorunun en yüksek hak ve özgürlük standartları çerçevesinde, güç ve dayatma mantığından uzak bir şekilde ele alınması gerektiğini, silahlı çatışmaların bu davaya zarar verdiğini söyledi.

Suudi Arabistan ile ortaklık

El-Alimi, Suudi Arabistan’ın Yemen için stratejik bir ortak olduğunu belirterek, bu ortaklığın korunmasının tarihî ve geleceğe dönük kazanımları nedeniyle ulusal bir sorumluluk taşıdığını ifade etti. Bu ortaklığın zedelenmesinin ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin askerî varlığının sona erdirilmesi kararının, ittifakın seyrini düzeltme amacıyla ve ortak komutanlıkla koordinasyon içinde alındığını belirten El-Alimi, bunun ikili ilişkilerin koparılması ya da ortak çıkarlara dayalı iş birliği mirasının inkârı anlamına gelmediğini vurguladı.

El-Alimi, bu aşamada alınan her egemen kararın nihai hedefinin, barış ya da savaş yoluyla devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve Yemen halkının güvenlik, istikrar ve kalkınma beklentilerinin karşılanması olduğunu söyledi.

Son olarak tüm siyasi bileşenlere ve medya organlarına seslenen El-Alimi, hakaret ve kışkırtma dilinden kaçınılması, devlet ve sorumluluk dilinin öne çıkarılması çağrısında bulundu. Bunun ulusal birliği güçlendireceğini, barış şansını koruyacağını ve hesap verebilirlik ile hukukun üstünlüğü ilkesinden taviz verilmeden mümkün olacağını belirtti.


El-Burhan, Bağımsızlık Günü vesilesiyle: Uzlaşma kapıları ardına kadar açık

El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)
El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)
TT

El-Burhan, Bağımsızlık Günü vesilesiyle: Uzlaşma kapıları ardına kadar açık

El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)
El-Burhan, başkent Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde video kaydından alınan bir karede (Sudan Haber Ajansı)

Geçici Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Başkomutanı Abdülfettah el-Burhan dün, "ulusal uzlaşma için kapıların hâlâ açık olduğunu" teyit etti.

Burhan'ın açıklamaları, Sudan'ın bağımsızlığının 70. yıldönümünü kutlayan bir konuşma sırasında geldi; bu konuşma, bir yanda ordu ve destekleyici güçleri, diğer yanda Güney Kordofan eyaletindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefikleri arasında şiddetli çatışmaların devam ettiği bir dönemde yapıldı.

Hartum'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde yapılan bir video kaydında Burhan, “Zafer geliyor… Biz Sudanlılar, isyancıların, hainlerin ve ülkemizde fitne çıkaranların kovulmasını kutlamak için burada tekrar toplanacağız” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Ulusal uzlaşma için kapılar açık kalmaya devam ediyor. Milletin ve gerçeğin sesine katılmak isteyen herkesi memnuniyetle karşılıyoruz. Vatan, vatandaşlık, barış ve adalet devleti kurmak için gayretle çalışacağız.”

Aynı vesileyle, Hızlı Destek Kuvvetlerine bağlı paralel hükümetin Başbakanı Muhammed Hasan et-Taişi "seküler demokratik bir sivil anayasaya uygun olarak yeni bir toplumsal sözleşmenin oluşturulması yoluyla gücü ve zenginliği adil bir şekilde yeniden dağıtan, merkezi olmayan bir yönetim sisteminin kurulmasının önemini" vurguladı.


Güney Geçiş Konseyi "şüpheli" bir geri çekilmeye başlıyor ve Al-Alimi bunun etrafından dolaşılmaması konusunda uyarıda bulunuyor

El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)
El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)
TT

Güney Geçiş Konseyi "şüpheli" bir geri çekilmeye başlıyor ve Al-Alimi bunun etrafından dolaşılmaması konusunda uyarıda bulunuyor

El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)
El-Alimi, Riyad'da danışma kurulu ile bir araya geldi (Saba)

Güney Geçiş Konseyi'ne (STC) bağlı güçler, Yemen hükümetinin Vatan Kalkanı güçlerine çeşitli askeri bölgeleri teslim etmeye başladı.

Bazı Yemenliler, STC'nin bu eylemlerini bir oyalama taktiği olarak görüp şüpheyle yaklaşırken, diğerleri geri çekilmeyi bir dizi sonraki adımın ilk aşaması olarak yorumluyor.

Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Dr. Reşad el-Alimi, kararın etrafından dolaşılmaması konusunda uyararak, aldığı kararların "gerilimi artırma arzusunu ifade etmediğini, aksine devletin vatandaşlarını koruma ve egemenliğini muhafaza etme görevine yönelik yasal ve ahlaki bir yanıtı temsil ettiğini, başta iktidarın devredilmesi ve Riyad Anlaşması olmak üzere, gerilimi azaltma ve uzlaşma için tüm fırsatların tüketilmesinin ardından alındığını" vurguladı.

Hadramut'taki kaynaklar Şarku’l Avsat'a, "Vatan Kalkanı"nın "Geçiş Konseyi"nden bazı pozisyonları devraldığını doğruladı ve bu operasyonun iki taraf arasında yapılan görüşmelerin sonucu olduğunu belirtti.

Bu arada, Reuters'ın Suudi bir kaynağa dayandırdığı haberine göre, Yemenlilerin "yapay kriz" olarak nitelendirdiği durum nedeniyle Aden'deki hava trafiği durduruldu. Bu kriz, Geçiş Konseyi'ne bağlı bir bakanın, hükümetin Birleşik Arap Emirlikleri'ne gidiş-dönüş uçuşlarına kısıtlama getirme talimatı doğrultusunda aldığı önlemlerden kaynaklanmıştı.