Ortadoğu’da dengeler değişiyor: Rusya güçlenirken İran zayıflıyor

Suriye’deki iç savaştan bir kare (Reuters)
Suriye’deki iç savaştan bir kare (Reuters)
TT

Ortadoğu’da dengeler değişiyor: Rusya güçlenirken İran zayıflıyor

Suriye’deki iç savaştan bir kare (Reuters)
Suriye’deki iç savaştan bir kare (Reuters)

Menal Nahas  
Arap Devletleri Ligi, kurulduğu 1945’ten bu yana, üye ülkelerinin iç ve dış sorunlarının çözümünde başarısız oldu. Bu sorunların en önemli örnekleri, Filistin davası ve 1979’dan bu yana ‘devrimi’ bölge ülkelerine ihraç etmeye çalışan İran karşısındaki başarısızlık olarak gösterilebilir. İkinci Dünya Savaşı akabinde oluşan bölgesel ittifaklar ve savaş sonrası, Lübnan, Suriye, Irak, Ürdün gibi Ortadoğu ülkelerinin bağımsızlığını kazanması sonucu Arap Ligi oluşturuldu. İngiltere, Filistin sorunun çözümü ve Fransa’nın etkisini kırmak amacıyla ‘birliğin’ kuruluşunu aktif bir şekilde destekledi. O zamanlar Fransa ve İngiltere bölge üzerinde rekabet halindeydi.
Arap Ligi kuruluşundan bu yana, iki eksen arasında çekişmeler yaşadı. Birinci ekseni Suudi Arabistan ile Mısır, ikinci ekseni ise Irak ile Ürdün temsil ediyordu. Bu iki eksen arasındaki gerilim, Mısır ve Suriye’nin Cemal Abdunnasır döneminde birleşmesiyle biraz düşse de, bu birliktelik uzun süreli olmadı. Kuzey Afrika’daki Arap ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından Arap Ligi’ne katıldılar. Soğuk Savaş döneminde, Muhafazakâr Sünni ve Nasırcı direniş ekseni olmak üzere ‘birlik’ ikiye bölündü. 1973 Savaşı’nın ardından Kahire yönetimi Sovyetler Birliği’nden uzaklaşarak ABD’nin tarafına geçti. Barış görüşmelerinin sonucunda, İsrail-Mısır ve İsrail-Ürdün barış antlaşmaları gerçekleşti. Suriye ve İsrail arasında da BM gözetiminde çatışmasızlık anlaşması yapıldı. Daha sonra gerçekleşen İsrail-Suriye savaşında, Mısır ve Ürdün söz konusu anlaşmalara uyarak müdahil olmamayı tercih etti. Arap Birliği günümüzde İran etrafında bölünmüş durumdadır. Bazı Arap ülkeleri ‘velayet-i fakih’ ekseninde hareket ederken, bazıları da İran’ın yayılmacılığına karşı çıkmaktadır. Bu bölünüş, devletlerin ulusal sınırlarını aşmıştır. Bazı ülkelerde hem İran yanlıları hem de İran karşıtları bulunmaktadır. Ayrıca Arap Ligi, Türkiye ve İsrail konusunda da bir bölünme yaşamaktadır.  
Ortadoğu kargaşasıSon yıllarda, ‘Arap Baharı’nın’ patlak vermesiyle birlikte, Ortadoğu'daki ABD jeopolitik modelinde büyük bir kargaşa yaşandı.
Richard Nixon yönetiminde ABD Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanlığı yapan Henry Kissinger 2017 yılında bu gözlemini paylaşmıştı. Bölgedeki dört ülke egemenliğini kaybetti. Suriye, Irak (ABD’nin 2013’teki işgalinden bu yana) Libya ve Yemen korkunç çatışmalara sahne oldu. Zaten Lübnan 1969’daki Kahire Anlaşması’ndan bu yana bölgesel ülkelerinin vekilleri aracılığıyla çatıştığı bir arena olarak öncü ülke konumundaydı. ‘Asad Of Syria’ kitabının yazarı, tarihçi Patrick Seale, 2009’da Lübnan El-Nehar gazetesine yaptığı açıklamada, Lübnanlılara ‘’Bölgesel çatışmaların bir parçası olmak yerine, vatandaşlık bilincini geliştirerek birleşmelerinin vaktinin geldiğini’’ hatırlatmıştı.

Her ne kadar Arap Birliği, kendi iç tüzüğünü ihlal etmeyerek, üyelerinin bağımsızlık ve egemenliğine saygı duymuş olsa da, bazı ülkeler şartlar gereği kaçınılmaz olarak egemenliklerini kaybetti. 19. Yüzyıldan sonra Avrupa’ya egemen olan, Uluslararası hukukun temel prensibi olan, başka ülkelerin “İç İşlerine Karışmama İlkesi’’ maalesef Ortadoğu’da uygulama alanı bulamadı. Kissinger bu yüzden ‘’Dünya sistemi Ortadoğu’da çöküyor’’ tespitinde bulunmuştu. İran’ın, terör örgütü DEAŞ’tan boşalan bölgelerde kontrolü sağlaması, Tahran’dan Beyrut’a uzanan ‘kara kuşağı’ hedefini gerçekleştirmesine olanak sağladı. Böylelikle, aşırılık yanlısı bir ‘imparatorluk’ doğmuş oldu.

İran egemenliğinin temelleri sarsılıyor
Ancak bugün bu imparatorluğun sütunları, 2019 sonbaharında Irak ve Lübnan’da başlayan kitlesel gösterilerle sarsılmaya başladı. Kasım ayında yakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasıyla İranlılar da rejime karşı sokağa çıktı. Ocak ayında, yolcularının çoğu İran vatandaşı olan Ukrayna yolcu uçağının Devrim Muhafızları tarafından düşürülmesi büyük bir öfkeye neden oldu. Gösteriler ülke genelinde yayılarak, bazı şehirler günlerce rejimin kontrolünden çıktı. İran rejimi gösterileri orantısız şiddet kullanarak sonlandırabildi. Gösterilerde yüzlerce kişi hayatını kaybetti. İran protesto gösterileriyle sarsılıyorken bir büyük olay daha gerçekleşti. 3 Ocak’ta Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, Bağdat Havaalanında suikasta uğradı. Suikastın ardından düzenlenen destek gösterilerinde, halk rejimin etrafında kenetlenmiş gibi görünüyordu. Ancak 8 Ocak’ta Ukrayna yolcu uçağının düşürülmesi nedeniyle protestolar yeniden başladı. İran rejimi son gösterileri, daha da büyümesinden endişe ederek şiddet kullanarak dağıtmayı tercih etmedi. Yolcu uçağının düşürülmesi, İran kamuoyunda rejimin meşruiyetinin tartışılmasına yol açtı, orta sınıf değişimden umudunu kestiği için genel seçimlere katılım gerçekleştirmedi. Rejimin iç desteği zayıflarken, ekonomik ve mali yaptırımlar da sıkılaştırılmaya başladı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü (FATF), terörizmin finansmanı ve kara para aklama konusundaki mali reformları tamamlamadığı gerekçesiyle İran'ı gri listeden kara listeye aldığını duyurdu.
Birçok uzmana göre, Çernobil faciasının, felaketin boyutlarını gizlemeye çalışan SSCB'nin sonunu getirdiği gibi, Ukrayna uçağının düşürülmesinin gizlenmesi de İran yönetiminin sonunu hazırlayabilir. Dolayısıyla Ukrayna yolcu uçağı, İran’ın Çernobil’i olarak yorumlandı. İran’ın yolcu uçağını düşürdüğünü duyuran Devrim Muhafızları Komutanı, uçağın ‘insani hata’ sonucu yanlışlıkla düşürüldüğünü söylemişti. İranlılar, Çernobil felaketinin, Sovyetler Birliği’nin yetersizliğini gösterdiği gibi, Ukrayna yolcu uçağının düşürülmesinin de, İran rejiminin kifayetsizliğini gösterdiğini düşünüyor. İranlılar bu yaz boyunca, Çernobil Dizisi’nin korsan kopyalarını yoğun bir şekilde izledi. Bu dizide nükleer tesislerde gerçekleşen bir kaza sonrasındaki sürecin, beceriksiz politikacılar tarafından kötü yönetilmesi ve haftalarca dünyadan gizlenmesi ele alınıyordu. İranlılar ayrıca Rusya tarafından yapılan nükleer tesislerin ortaya çıkarabileceği tehlikelerden dolayı da endişe ediyor. Yıllar önce Beyrut’u ziyaret eden Rus bir pilot, uzun seneler İran’daki nükleer tesislerde çalıştığını, bölge halkı ne zaman araçlarına rastlasa kendilerini ‘taş yağmuruna’ tuttuğunu anlatmıştı. Rus pilota göre halkın tutumu politik değildi, sadece kendi hayatlarından endişe ettikleri için, bölgelerinde nükleer tesis istemiyorlardı. İran Wire sitesi yazarlarından Araş Azizi, ‘’Devrim Muhafızları, ABD’lilerin Irak’taki üslere düzenlenen füze saldırılarında hayatlarını korumak için yüksek çaba gösterdi, ancak içinde İranlı sivillerin yer aldığı uçağı düşürürken aynı hassasiyeti gösteremedi’’ ifadelerini kullandı.
Bugün koronavirüsün hızlı yayılımı, İran rejiminin yetersizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. İran devleti dar çıkarlarını (seçimler gibi) vatandaşlarının can güvenliğine önceledi. Seçimlerin yapıldığı gün Sağlık Bakanlığı koronavirüs dolayısıyla dört vatandaşın hayatını kaybettiğini duyurdu. Oysa öncesinde İran’da koronavirüse rastlanmadığı açıklanmıştı. Bu ölümler, virüs salgının ülkede yayıldığını, ancak yetkililerin bu bilgiyi halktan gizlediğini gösteriyor. Seçimlerin ertelenmesi ya da virüs görülen bölgelerin karantinaya alınmaması da, yönetimin sorumsuzluğu olarak ön plana çıkıyor.

Geçiş süreci 
Sonuç olarak, dünya düzeni ve özellikle Ortadoğu’daki düzen, henüz özellikleri tanımlanmamış olan bir geçiş aşamasındadır. İran’ın bu süreçteki konumu belirsizdir. Batı ülkeleri, başta ABD olmak üzere, bölgeye dair çekimser ve belirsiz bir politika izlemektedir. ABD’nin jeopolitik huşuları dikkate almayarak bölgeden çekilme planları yapması da bunun göstergesidir. Kissinger’e göre, ABD’nin bölgede bıraktığı boşluğu sadece Rusya değerlendirmeyecektir, Çin ve Hindistan da müdahil olacaktır. Ortadoğu’daki kaosun boyutları belirli bir aşamaya ulaştığında, Pekin ve Yeni Delhi de sahneye çıkacaktır. Henüz bu gerçekleşmemişken, Moskova ve Ankara bölgede, özellikle de Libya ve Suriye’deki etkilerini genişletmeye çalışmaktadır. Bu iki ülkede terazinin Rus tarafının ağır bastığını söylemekte fayda var. Rusya Suriye’ye askeri müdahalede bulunduğu 2015 Eylül’ünden bu yana, daha çok Wagner savunma şirketini kullandı. Suriye Meclisi 2018 yılında, Rusya’nın ‘fosfat endüstrisinde’ 50 yıl boyunca adeta tekel olmasını onayladı. Wagner şirketi, Libya’da Halife Hafter’in zengin petrol bölgesinde olan limanları ele geçirmesine yardımcı oldu. Moskova son aylarda Libya’daki gücünü pekiştirdi. Avrupa’ya giden petrol vanalarının başını tutan Rusya yönetimi, bölgedeki nüfuzunu iyice arttırdı. ABD Afrika Kuvvetleri Komutanı General Stephen Townsend, Rusya’nın bölgeye müdahalesi ve Afrika’daki doğal kaynakları kontrolüne alması konusunda Avrupa’yı uyardı. Townsend, Rus güvenlik şirketlerinin Afrika’nın istikrarını sarstığını söyledi. Rusya’nın özel güvenlik şirketlerinin amacı Rus yatırımlarını korumak, ancak bu şirketlerin birçok ‘kirli işe’ bulaştığı biliniyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz hafta düzenlediği Afrika turunda, Trump yönetiminin Afrika'daki ABD güçlerini azaltmayı düşündüğünü açıkladı. ABD’li yetkililerin bu çelişkili açıklamaları ise kafa karışıklığına neden oldu.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan  çevrilmiştir.

 


Ilhan Omar'dan Trump'a demans ithamı: Kafayı bana taktı

Donald Trump, Omar'ın saldırıya uğramasından birkaç saat önce düzenlenen mitingde Kongre üyesini hedef aldı (AFP)
Donald Trump, Omar'ın saldırıya uğramasından birkaç saat önce düzenlenen mitingde Kongre üyesini hedef aldı (AFP)
TT

Ilhan Omar'dan Trump'a demans ithamı: Kafayı bana taktı

Donald Trump, Omar'ın saldırıya uğramasından birkaç saat önce düzenlenen mitingde Kongre üyesini hedef aldı (AFP)
Donald Trump, Omar'ın saldırıya uğramasından birkaç saat önce düzenlenen mitingde Kongre üyesini hedef aldı (AFP)

Donald Trump'ın son sözlü saldırılarının ardından Ilhan Omar, ABD Başkanı'nın demans hastası olduğunu ve kendisine "kafayı taktığını" öne sürdü.

Minneapolis'te katıldığı bir belediye meclisi toplantısında ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza'nın (ICE) eylemlerini eleştiren Omar'a "kötü kokulu bir sıvı" püskürtülmesinden birkaç saat sonra Trump, Minnesota'yı temsil eden Kongre üyesini defalarca hedef aldı.

Çarşamba günü gazetecilere konuşan Omar, "Bana saldıran adam, Trump'ın Somalilileri sınır dışı etme kararının, yeterince Somalilinin sınır dışı edilmesini sağlamamasından özellikle rahatsızdı" dedi.

Bu yüzden Somalilileri koruduğunu düşündüğü kişinin peşine düşmek istedi. Ama biz Anayasa tarafından korunuyoruz.

Omar, Trump'ın kendisini kamuoyu önünde defalarca karalamasının, aldığı hakaret ve tehditleri körüklediğini öne sürerek sözlerine devam etti.

Kongre üyesi "Donald Trump iktidarda olmasaydı ve bana kafayı bu kadar takmasaydı bugün bulunduğum yerde olmazdım, güvenlik için para ödemek zorunda kalmazdım, hükümetin bana güvenlik sağlamayı düşünmesi gerekmezdi" diye konuştu.

Dün gece, saldırıya uğramadan hemen önce sahnede benim hakkımda konuşması ironik. Sonra saldırıyla ilgili soru sorulduğunda 'Onu düşünmüyorum' dedi. Hatırlamıyor mu? Demans hastası mı? Nasıl 20, 30 dakika boyunca sahnede benim adımı defalarca anarak takıntılı bir şekilde konuştuktan birkaç dakika sonra 'Ilhan Omar mı? Onu düşünmüyorum' diyebilir?

Omar, Biden'ın başkanlığı döneminde aldığı tehditlerin sayısının "hızla düştüğünü" ancak artık "Kongre'nin en çok ölüm tehdidi alan üyesi" olduğunu söyledi.

"Birleşik Devletler Başkanı, benden ve temsil ettiğim topluluktan bahsederken nefret dolu bir söylem kullanmayı her tercih ettiğinde, aldığım ölüm tehditleri fırlıyor" diye ekledi.

Trump, Minneapolis nüfusunda kayda değer bir azınlığı oluşturan Somalili göçmenlere defalarca saldırdı. Onları "çöp" diye nitelendirdi ve Somali'de doğan Omar'ın sınır dışı edilmesini veya hapis cezasına çarptırılmasını talep etti.

Salı günü saldırıdan sadece birkaç saat önce Iowa'da düzenlenen bir mitingde Trump, Minnesota'yı temsil eden Kongre üyesini hedef alarak "İnsanların yasal yollardan gelmelerini istiyoruz ancak ülkemizi sevdiklerini, nefret etmediklerini göstermeleri gerekiyor" demişti.

Ülkemizi sevebileceklerini gösterilmeleri gerekiyor. Gurur duymaları gerekiyor. Ilhan Omar gibi olmamalılar... O, felaket bir ülkeden geliyor. Orası ülke bile değil.

Omar'a yapılan saldırının ardından Trump, parlamenterin olayı kendisinin organize ettiğini kanıt sunmadan öne sürmüş ve yaşananları gösteren videoyu izlemeyeceğini söylemişti.

Salı günü bir ABC muhabirinin, videoyu izleyip izlemediğini sorması üzerine başkan şöyle demişti: 

Hayır. Onu düşünmüyorum. Bence o bir sahtekar. Gerçekten bu konu üzerine düşünmüyorum. Onu tanıyorsam, muhtemelen kendine sprey sıkmıştır.

Videoyu izleyip izlemediğini tekrar sorulduğunda, "İzlemedim. Hayır, hayır. Umarım bununla uğraşmak zorunda kalmam" ifadelerini kullanmıştı.

Independent Türkçe


Trump'a yeni dava: FEMA'da dev kesinti iddiası

Trump yönetiminin, FEMA'nın işgücünü yarı yarıya azaltmayı planladığı yeni bir davada iddia ediliyor (AFP)
Trump yönetiminin, FEMA'nın işgücünü yarı yarıya azaltmayı planladığı yeni bir davada iddia ediliyor (AFP)
TT

Trump'a yeni dava: FEMA'da dev kesinti iddiası

Trump yönetiminin, FEMA'nın işgücünü yarı yarıya azaltmayı planladığı yeni bir davada iddia ediliyor (AFP)
Trump yönetiminin, FEMA'nın işgücünü yarı yarıya azaltmayı planladığı yeni bir davada iddia ediliyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetiminin, ülkenin acil durum müdahale kurumundaki işgücünün yaklaşık yüzde 50'sini azaltmaya çalıştığı yeni bir davada iddia edildi.

Bir grup sendika, yerel yönetim ve diğer çıkar gruplarının salı günü sunduğu dilekçe, Trump yönetiminin Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı'ndan (FEMA) 10 bin fazla kişiyi çıkarma planını engellemeyi amaçlıyor. Davaya göre 31 Aralık'ta başlayan işten çıkarmalar gelecek aylarda da devam edecek.

Davacıların bir kısmını temsil eden, kâr amacı gütmeyen hukuk örgütü Democracy Forward'a göre bu kesintiler, "FEMA'nın bağımsızlığını sürdürmek ve yasal görevini yerine getirebilmesini sağlamak için Kongre tarafından tasarlanan korumaları" ihlal edebilir.

Democracy Forward yaptığı açıklamada, bu kesintilerin devam etmesine izin verilmesi halinde FEMA'nın, "doğal afetlere ve diğer acil durumlara yeterince hazırlık yapamayacak veya bunlara müdahale edemeyecek hale gelebileceğini, bunun da Kongre'nin ajansı kurma amacını baltalayarak can ve mal güvenliğini riske atabileceğini" öne sürdü.

Dilekçe, Trump yönetiminin federal işgücüne yaptığı kesintilere itiraz amacıyla ilk Nisan 2025'te açılan davaya ek olarak sunuldu. The Independent cevap hakkı için FEMA ve ajansı denetleyen ABD İç Güvenlik Bakanlığı'yla (DHS) temasa geçti.

New York Times'ın incelediği belgeler de benzer şekilde FEMA'daki 11 binden fazla işin etkilenebileceğine işaret ediyordu. Ancak FEMA sözcüsü Daniel Llargués yayın kuruluşuna yaptığı açıklamada bunun, "rutin, karar verilmeden önceki işgücü planlama çalışmasının" parçası olduğunu söyledi. Llargués "Yüzdeler üzerinden işgücü azaltma planı" olmadığını da ekledi.

CNN de kurumun üst düzey yetkililerine gönderilen kurum içi bir e-postayı dayanak alarak FEMA'nın işgücünün yarısını azaltabileceğini aralık ayında bildirmişti. O dönemde CNN'e konuşan bir FEMA sözcüsü, Beyaz Saray ve DHS'nin bu kesintileri onaylamadığını ve yüzde 50 rakamının bir hata sonucu dahil edildiğini söylemişti.

Son bir yıldır FEMA'da önemli değişiklikler yapılması çağrısında bulunan Trump, göreve başladıktan kısa süre sonra yönetiminin, kurumun "kaldırılmasını" önerebileceğini bile ima etmişti.

Trump ayrıca göreve başladıktan kısa süre sonra, kurumun nasıl değiştirileceğini değerlendirmek üzere "Federal Acil Durum Yönetimi Ajansı İnceleme Konseyi" kurulması yönünde bir başkanlık kararnamesi imzalamıştı. Ancak The Times'ın haberine göre, FEMA'yı yeniden yapılandırma planları hâlâ belirsizliğini koruyor gibi görünüyor.

Diğer yandan FEMA, afetlere müdahale şekli nedeniyle son zamanlarda eleştirilere maruz kalıyor. Geçen yıl kurum, Teksas'ta 100'den fazla kişinin hayatını kaybettiği ölümcül ani sel felaketine müdahalesi nedeniyle yoğun bir incelemeye tabi tutulmuştu.

Independent Türkçe 


Lavrov: Esad’ın yargılanması meselesi uzun zaman önce kapandı

Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)
Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)
TT

Lavrov: Esad’ın yargılanması meselesi uzun zaman önce kapandı

Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)
Suriye’deki bir asker, 29 Aralık 2024’te Lazkiye’deki Rus Hmeymim Üssü’nün girişinde. (AFP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın yargılanması meselesinin uzun zaman önce kapandığını ve Rusya’nın ortaklarının, Esad’ın Rusya’ya geliş koşullarını tamamen bildiğini söyledi.

Lavrov, Türkiye gazetesi ve TGRT televizyonuna verdiği röportajda, eski Cumhurbaşkanı’nın yargılanması talepleriyle ilgili bir soruya yanıt olarak şunları kaydetti:

“Bu konu uzun zaman önce kapandı. Ortaklarımız, her şeyin nasıl gerçekleştiğini ve Beşşer Esad ile ailesinin Aralık 2024’te Rusya’ya nasıl geldiğini çok iyi biliyor.”

Bakan, Esad’ın gerçekten ölüm tehdidi aldığını ve insani gerekçelerle kendisine tanınan bu fırsatı değerlendirdiğini belirterek, “Bildiğiniz gibi iç işlerimizi takip ediyorsanız, Esad Suriye’nin iç işlerine müdahale etmiyor” dedi.

uıko
Suriye’deki cephe hatlarındaki dramatik değişiklikler, Rusya’nın Tartus Üssü’nü tehlikeye atabilir (DPA)

Lavrov ayrıca, Rusya ve Türkiye’nin uzun süredir Suriye Kürtlerini ülke siyasetinde entegre etme planları yaptığını ve bu sürecin şu anda uygulanmaya başlandığını açıkladı.

“Uzun süredir dostlarımızla planladığımız bu operasyonlar, günümüz Suriye’sinde şekillenmeye başladı. Burada Kürtlerin siyasi hayata, güvenlik yapıları ve Suriye Arap Cumhuriyeti ordusuna katılımından söz ediyorum” dedi.

gtyhu
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’da daha önceki bir görüşmede (AFP)

Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Rusya’nın Suriye’deki askeri üsleri konusunun, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında Moskova’da yapılan görüşmelerin gündeminde olduğunu söyledi.

Putin, Çarşamba günü Şara Suriye topraklarının birliğini yeniden sağlama çabaları nedeniyle tebrik etti.

cdfgth
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Kremlin’de el sıkışırken(DPA)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Aralık 2024’te Esad’ın yerine geçmesinden bu yana ikinci Rusya ziyaretini yaparken, Putin’e Suriye ve bölgedeki istikrarı desteklediği için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Salı günü yaptığı açıklamada, Suriye’de Kürtlerin haklarının, Şara’nın 16 Ocak’ta çıkardığı geçiş dönemi Cumhurbaşkanlığı kararına göre güvence altına alındığını ve Suriye’de devlet içinde devlet kurulamayacağını, paralel ordu veya ayrı silahlı güç var olamayacağını vurguladı.

Erdoğan, Ankara’da düzenlenen Yurt Dışı Müteahhitlik Hizmetleri Başarı Ödülleri töreninde, 18 Ocak’ta hükümet ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan ateşkes anlaşmasının önemine dikkat çekerek, Suriye’de terörün “geçerliliğini yitirdiğini” söyledi.

Cumhurbaşkanı, SDG ile hükümet arasındaki barışçıl çözümün, 18 Ocak anlaşmasının ruhuna uygun olarak mevcut çıkmazdan çıkmanın tek yolu olduğunu belirtti.