Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı recep Tayyip Erdoğan, İdlib konusunda uzlaşıya vardı. Putin, Erdoğan’ı ikna etmek için askeri ve sembolik mesajlar vermekten çekinmedi. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed de kuzeybatıdaki bölgelerin acil bir şekilde ele geçirilmesine yönelik kararını dondurdu. Putin daha çok Erdoğan ve Esed arasında adeta bir hakem pozisyonundaymış gibi davrandı. Yapılan değerlendirmeler Astana ve Soçi süreçlerinin birçok tuzak içerdiği göz önüne alındığında Rusya tarafının ‘İdlib uzlaşısını’ bir sonraki ‘rauntta’ tekrar ele alınmak üzere geçici bir uzlaşı olarak değerlendirdiği yönünde.
Sembolik mesajlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Başkanı Putin, Moskova’da bir araya gelmeden önce iki lider de Suriye’yle ilgili ‘tüm kartlarını’ açtı. Sovyetler Birliği’nin mirasçısı Rusya’yı tanıyanlar, politikalarında tesadüflere yer olmadığını ve her ayrıntının Kremlin’de hesaplandığını bilir. Dolayısıyla Moskova’nın görüşme öncesinde ve görüşme esnasında verdiği sembolik mesajlar son derece önemliydi ve birçok anlam taşıyordu. Askeri olarak değerlendirilirse; Suriye rejiminin İdlib’in gündeyinde Cebel Zaviye’de Türk ordusuna düzenlediği saldırı, Rusya’nın Washington’ı taklit girişimiydi denilebilir. ABD ordusu, Fırat Nehri’ni geçmek isteyen ‘Wagner’ birliklerini bombalamış ve onlarca paralı Rus askerini öldürmüştü. ABD’nin Mosova’ya mesajı, Fırat Nehri’nin temas noktası olduğu yönündeydi. Rusların Ankara’ya mesajı da Cebel Zaviye’nin temas noktası olduğunu iletmekti. Rusya bu süreçte, Akdeniz’de Suriye sahillerindeki deniz gücünü de artırmayı ihmal etmedi. İstanbul Boğazı’nı geçerek Çanakkale Boğazı'na giriş yapan iki Rus firkateyninin isimleri Amiral Makarov ve Amiral Grigoroviç'ti. Rusya bu süreçte yüzlerce Rus askerini, tank ve ekipmanı barındıran savaş gemilerini Doğu Akdeniz’e gönderdi. Moskova Ankara’ya Osmanlı-Rus harplerinde etkin olmuş komutanların adını taşıyan gemilerle mesaj veriyordu. Makarov, 93 Harbi olarak bilinen, 1877-1878 yıllarında Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusya’sı arasındaki savaşın amiraliydi. Amiral Grigoroviç de Çarlık Rusya’sının son Savunma Bakanı’ydı ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı sahillerine sadırı emrini vermişti.
Moskova’ya giden Türk heyetini Kremlin’de bekleyen bir diğer ‘Sovyet Sürprizi’ ise 2. Katerina heykeliydi. Putin, Türk heyetini 1762-1792 yılları arasında Rusya’yı yöneten 2. Katerina, heykelinin bulunduğu salonda ağırlamıştı. “Catherine the Great” Osmanlı - Rus Savaşları sırasında çariçe idi ve savaş sonunda Kırım’ı Rus topraklarına katmıştı. Hatırlanırsa, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna ziyaretinde Moskova’nın Kırım Yarımadası’nı ilhak etmesinin kabul edilemez olduğunu söylemişti.
Katerina’nın herkesçe bilinen bir sözü vardır: Büyük Suriye, Rusya’nın bölgedeki evinin anahtarıdır.
Rusya daha önce de bölgede Doğu Hristiyanlarını koruma bahanesiyle yayılma göstermiş ancak Sultan 1. Abdülhamid tarafından nüfuzu kırılmıştı.
Erdoğan, daha önce Putin’in İstanbul’a gelmesini dilediğini belirtmiş, Türkiye, Almanya, Fransa ve Rusya arasında dörtlü bir toplantı gerçekleştirilmesini planlamıştı. Ancak Putin, görüşmenin ‘ikili olarak’ Moskova’da yapılmasını sağladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Putin’in Rusya’daki anayasa çalışmaları dolayısıyla yoğun olması hasebiyle görüşmenin burada yapılmasını kabul ettiğini ifade etti.
Türkiye’nin beklentileri
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye hükümet güçlerinin şubat ayı sonuna kadar, Eylül 2018'de imzalanan Soçi Anlaşması’nda yer alan sınırların gerisine çekilmemesi durumunda muhalif güçlerin de katılımıyla büyük bir operasyon başlatılacağını söylemişti. Gerçekten de verilen süre dolduğunda Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, ‘Bahar Kalkanı’ operasyonunun başlatıldığını duyurdu. 27 Şubat’ta 34 Türk askerinin şehit olduğu saldırının ardından Türkiye ordusu, İran ve Rusya destekli Suriye ordusuna yönelik operasyonlar düzenlemiş ve karşı tarafta yoğun bir tahribata neden olmuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD ve Avrupa’nın desteğinin mahiyetini ve Rusya’nın kararlılığını gözlemledikten sonra rasyonel bir adım atarak beklentilerinde değişiklik yaptı. 1 Mart’ta yaptığı açıklamada, Putin’in Moskova Zirvesi’nde gerekli tedbirleri alacağını ve meselenin çözüme kavuşturulmasını umduğunu söyledi.
Hulusi Akar da Türkiye’nin operasyonlarının Suriye rejimini hedef aldığını ve Ruslarla çatışmak istemediklerini açıkladı. Türkiye bu süreçte Suriye hava güçlerine ait üç adet savaş uçağını düşürdü, SİHA’larla çok sayıda askeri teçhizatı yok etti ve Suriye ordusunun İdlib’in güneyinde ele geçirdiği bazı bölgelerden çekilmesini sağladı. İşte Tük-Rus toplantısı böyle bir ortamda gerçekleşti.
Uzlaşma girişimi
Erdoğan ve Putin altı saat süren görüşmelerin ardından Soçi Anlaşması çerçevesinde bir mutabakata vardı. Bu bağlamda temas noktalarında ateşkesin sağlanması ve İdlib’deki çatışmaların dozunun düşürülmesi üzerinde anlaşıldı. Halep-Lazkiye yolu paralelinde 6 km derinlikte bir güvenlik koridoru oluşturulması, yani 12 km genişlikte bir güvenli bölge inşa edilmesi üzerinde uzlaşıldı. Türk-Rus askerlerinin, Serkaib’in batısındaki Trumba ile Lazkiye kırsalında yer alan Ayn Hur arasında ortak devriye görevi icra edilmesi kararlaştırıldı.
Durum, Türkiye’nin Şam güçlerinin Soçi Mutabakatında belirlenen sınırların gerisine çekilmesi talebi ve Halep-Şam ile Halep-Lazkiye yollarının açılması konularında yeni bir yol izlediğini gösteriyor. Türkiye’nin ‘güvenli bölge’ ile ilgili taahhütleri Ankara hükümetine, terörist addedilen grupların bu bölgeyi geçmemesi yönünde sorumluluklar yüklüyor. Buna karşılık Erdoğan, bölgedeki Türk askeri varlığının Fırat Kalkanı bölgelerinde olduğu gibi Rusya tarafından meşru olarak kabul edilmesini sağladı. Türkiye’nin rejim güçlerince çevrelenmiş olan askeri gözlem noktalarına da dokunulmazlık verilmiş oldu. Böylelikle, Suriye rejiminin Halep-Lazkiye ve Halep-Şam yolunu güç kullanarak geri alma kararı da durduruldu.
Suriye rejimi, ‘Türk düşmanlığını’ püskürtmek ve İdlib’in tümünü ele geçirmek hedeflerinden de vazgeçti. Buna karşılık son dönemlerde ele geçirdiği bölgeleri de elinde tutabildi. Halep-Serakib-Maarrat en-Numan-Han Şeyhun ve Hama yolunu açarak ekonominin görece canlanması yönündeki stratejik hedeflerine de ulaşmış oldu.
‘Muhtemel mayınlar’
Erdoğan ve Putin arasında varılan anlaşma, ileride patlaması mümkün olan ‘mayınlar’ içeriyor. Söz konusu tehlikeler şöyle sıralanabilir:
- Bu anlaşmada taraflar, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kabul etti. Bu durumda ileride Moskova ve Şam yönetimleri, Suriye topraklarındaki Türk askeri varlığını sorgulayabilir. Soçi Mutabatı’nda ifade edildiği gibi, bu son anlaşmanın ‘geçici’ olarak nitelendirilmemiş olması dikkat çekicidir.
- Son uzlaşı, Türkiye ve Rusya’nın BMGK’nın belirlediği listede yer alan tüm terör örgütlerine karşı ortak mücadele edecekleri vurgusunu barındırmaktaydı. Aynı zamanda hiçbir gerekçe ile sivillerin ve altyapının hedef alınamayacağı belirtildi. Bu durum Moskova’nın terörle mücadele bahanesiyle operasyonlarını sürdürmesine olanak tanıdığı gibi Ankara hükümetinin de sivillere saldırı yapıldığı gerekçesiyle Suriye ordusuna karşılık verebileceği anlamına geliyor.
- Uzlaşıda ateşkesin izlenme mekanizmalarına değinilmedi. Ateşkesin sorumluluğu Rus ve Türk taraflarına verilirken Suriye ordusu ya da muhalif güçlerin rolü ve görüşlerine ilişkin açıklama yapılmadı.
- Halep-Lazkiye karayolunun iki tarafında da 20 km genişlikteki ‘güvenli bölge’ inşası girişiminin bir benzeri Soçi Mutabatı’nda yer almış ancak uygulanamamıştı. Bu yeni girişimin muhaliflerle Suriye ordusu arasındaki çatışmaları engelleyip engellemeyeceği de belirsizliğini koruyor.
- Anlaşmada bazı belirsiz noktalar var. Örneğin Suriye ordusunun uluslararası karayolundan nasıl çekileceği hususu net değil
- Anlaşma Türkiye’ye Suriye rejiminin saldırılarına yanıt verme hakkı tanırken aynı zamanda Suriye rejiminin ‘terörle mücadele’ kapsamında operasyon düzenleyebileceğini içeriyor. Bu durum, ateşkesin uygulanmasını zorlaştıran bir etken olarak yorumlanabilir.
- Ankara’nın anlaşmaya ilişkin yorumu, Moskova ve Şam’ın değerlendirmelerinden farklı. Şöyle ki Ankara anlaşmayı Suriye’de uzun süreli teminat için bir giriş olarak değerlendirirken Putin, Şam ve Ankara arasında iletişim kanallarının açılabilmesi için Rusya’ya bağımlı bir uzlaşı olarak görüyor. Şam yönetimi ise tüm bölgeler ele geçirilmeden önce bir ‘dinlenme tesisi ’ olarak değerlendiriyor.
Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)
Malakka Boğazı’nda seyreden Tayvan bandıralı bir yük gemisi (EPA)
Tayvan açıklarında bir Çin fırkateyni (EPA)
Almanya’da düzenlenen NATO tatbikatı sırasında Macaristan’a ait tanklar (AP)