​İdlib'te tek seçenek ölümü beklemek!

İki kez evsiz kalan, işsizlik nedeniyle borçlanan ve sınıra yaklaşık 100 metre uzaklıktaki çadırda yaşayan Hanaa, “Buranın da bombalanmasından korkmuyor musunuz?” sorusuna, karşı tepeyi işaret ederek, “Burası Türkiye!” yanıtını verdi.

Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırı yakınlarında bir futbol sahasında kurulan çadırlarda yaklaşık 100 aile barınıyor (NYT)
Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırı yakınlarında bir futbol sahasında kurulan çadırlarda yaklaşık 100 aile barınıyor (NYT)
TT

​İdlib'te tek seçenek ölümü beklemek!

Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırı yakınlarında bir futbol sahasında kurulan çadırlarda yaklaşık 100 aile barınıyor (NYT)
Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırı yakınlarında bir futbol sahasında kurulan çadırlarda yaklaşık 100 aile barınıyor (NYT)

Suriye'deki savaştan önce İdlib, iki yanı ağaçlı yolları, beyaz taş binaları, sakin ve serin havasıyla bilinirdi. Bugün ise bu şehir, Suriye'nin diğer bölgelerindeki çatışmalardan kaçan ailelerle dolup taştı. Bu da bir milyonun üzerinde yoğun bir nüfus artışına neden oldu. Başlarını sokacak bir yer bulamayanlar, bir futbol sahasına sığınmışlardı. Çok sayıda insan gıda yardımı alabilmek için sıraya giriyordu. İnsanlar bombardımanlara o kadar alışmıştı ki, kimse bir patlama duyduğunda eskisi gibi irkilmiyordu. Ancak Suriyeli muhaliflerin kontrol ettiği son şehir olan İdlib henüz en kötüsünü yaşamadı.
İdlib'in kuzeyinde, dokuz yıllık vahşi savaşın en kötü insani felaketlerinden birinde, yolların kenarlarında ve zeytinliklerde yaklaşık bir milyon insan yaşıyor. Güneyinde ve doğusunda, Rus savaş uçaklarının desteklediği Suriye rejim güçleri sadece beş mil ötede bulunuyor. İdlib'e ulaştıklarında, yaklaşık bir milyon kişinin kuzeye doğru kaçması bekleniyor. Bu da kuzeydeki yerinden edilmiş insanların sayısının ikiye katlanması anlamına geliyor.
Ortopedi cerrahı Hikmet el-Hatib, anne ve babasını kuzeye taşınmaya çağırdı, ancak kasaba bombalandığında annesi kalmaya karar verdi.
Hatib, “Annem, ‘tek seçenek ölümü beklemek’ dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm” ifadelerini kullandı.
Geçtiğimiz Çarşamba günü bir fotoğrafçı ve bir simültane tercümanla Türkiye sınırındaki İdlib'i ziyaret ettim. Suriyeli yardım kuruluşlarından görevliler ve İdlib’i kontrol eden aşırılık yanlısı bir grup olan Heyet-i Tahriru'ş-Şam (HTŞ) üyeleri bize eşlik ettiler. Barınağa dönüştürülen futbol sahasındaki çadırlarda, yaklaşık 100 ailenin yaşadığını gördük. Amine Sahlul, kadınlar ve çocuklar için yeraltında inşa edilmiş büyük bir odada sobanın yanında, yerde oturuyordu. Gece köyündeki ölümden, motosiklette beş torunu ile birlikte oğlunun arkasına yapışarak kaçmış ve henüz birkaç saat önce buraya gelmişti. Hava saldırıları nedeniyle dışarı çıktıklarını söyleyen Amine, “Gökten ateş toplarına benzeyen bombalar yağdırmaya başladılar” dedi.
Rusya Hava Kuvvetleri tarafından desteklenen Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e bağlı güçler, İdliblileri ihmal etmeyerek şehrin güneyi ve doğusundaki kasaba ve köyleri hava saldırılarıyla cezalandırdıktan sonra ilerlemelerini sürdürüyorlar. Suriyeli muhalif güçleri destekleyen Türkiye ile Suriye rejimini destekleyen Rusya tarafından Perşembe günü açıklanan ateşkes yürürlüğe girse bile İdliblilerin çok azı ateşkesin devam edeceğine inanıyorlar. Esed, İdlib'i geri almak için saldırılarına devam etmede ısrar ederken muhalifler de direnmekte kararlılar.
Radyodan, Rus savaş uçaklarının yakınlarda olduğu bildirdiğinde, futbol sahasında bir anda gerilim artarken herkes dehşetle gökyüzüne bakmaya başladı. Bir top mermisi komşu mahalleye düştüğünde az sayıda kişinin buna tepki vermesi oldukça garipti. Suriye hükümet güçleri uzun zamandır roketli saldırılar düzenliyordu. Ancak Rus savaş uçakları bir saldırı başlattığında insanları birkaç dakika içinde kaçmaya zorlamak için ezici bir güç kullanıyor ve bolca top mermileri atıyorlar.
Futbol sahasındaki erkek sığınma evinin etrafında yürürken Hasan Yusufi şunları söyledi;
“Ne zaman uçakların deli gibi geçmeye başladığını duysam, aklımı yitiriyorum. Oysa 45 yıl otoban yanındaki bir evde yaşadım. Kardeşim Rus savaş uçaklarının bombardımanlarında öldürüldü.”
 
Siviller, aşırılık yanlıları ve muhalifler
Sahanın dışında ise hayat her zamanki gibi akıyordu. Sokaklar araba ve motosikletlerle doluydu. Kadınlar alışveriş için ana caddede yürüyorlardı. Ancak günde sadece iki saat elektrik temin edilen şehrin sokak başlarında sık sık plastik kaplarda benzin satan çocuklar görüyorsunuz.
İdlib, savaş boyunca rejimin kontrolü dışında kaldı. Bugün vilayetin büyük bölümünü aşırılık yanlısı HTŞ kontrol ediyor. Ancak İdlib çevresinde sınırlı sayıda silahlı unsur bulunuyor. Muhalif gruplara bağlı polis memurları, devrimin ilk günlerinden beri mücadelenin yükünü taşımak için valilik binası ve polis karakolu önünde nöbet tutuyorlar. Şehrin dört bir yanındaki reklam panolarında, insanları savaşa katılmaya davet eden savaşçıların ışıltılı afişleri bulunuyor. Bir kontrol noktasının yakınlarındaki reklam panolarından birinde asılı afişte ‘cihat yoksa şeref de yoktur’ ifadeleri yer alıyordu.
HTŞ Sözcüsü Ebu Ahmed Muhammed, son bir buçuk aydır çöküş yaşandığını, ancak Suriye rejiminin muhaliflerden daha fazla asker kaybettiğini ve son iki haftada birkaç kez el değiştiren, stratejik bir öneme sahip olan Serakib’i yeniden ele geçirmek için İran destekli savaşçıları getirmek zorunda kaldığını söyledi.
Öte yandan İdlib’de yaşayan ve çoğunluğunu sivillerin oluşturduğu üç milyon kişi, şiddetin sona ereceği konusunda oldukça umutsuzlar. Ancak bununla birlikte Türkiye'nin İdlib’de daha fazla asker konuşlandırmasının saldırıları durduracağını ümit ediyorlar. Suriye merkezli yardım kuruluşu ‘Violet Organizasyonu’nun Acil Yardım Departmanı Başkanı Abdurrezzak, “Kendimizi güvende hissetmemizi veya rejimden kurtulmamızı sağlayan ne olursa olsun bizim için çok iyidir” diye konuştu.
Abdurrezzak’ın ekibi, insanların cephedeki köylerden kaçmasına yardım ediyor ve kentin topluca tahliye edilmesi durumunda insanları kaçışa hazırlıyordu. Ama bu kadar kişiyi nereye kaçırabileceklerini onlar da bilmiyordu.
Şehrin kuzeyine bir saatlik yolculuk mesafesinde, mavi ve beyaz çadırlar sınır bölgesinin kayalık tepelerini ve zeytinliklerini süslüyordu.
Savaşın ilk günlerinden bu yana yıllardır yerlerinden edilmiş binlerce ailenin kalması için yapılan kamplar, dış yardımlarla inşa edilen beton konut yerleşimlerine dönüştürülüyordu. Son altı hafta içinde onlara yeni insanlar katıldı. Türkiye sınırı boyunca yol kenarlarında ve kireçtaşı kayalıkların arasında yoğun bir şekilde çadırlar kuruldu. Buradaki camiler, okullar, dükkanlar ve boş atölyeler birçok aile için sığınak oldu.
 
‘Sokak köpekleri gibi’
Bu bölgeler dahi güvenli değil. Ümmü Abdullah adında bir kadın üç ay önce köyünden kaçtı ve ailesiyle birlikte İdlib kırsalındaki Ma'arrat Misrin köyü dışında bulunan eski bir tuğla fabrikasına sığındı. Ümmü Abdullah Pazartesi günü, iki çocuğuyla birlikte ot toplarken kuş sesi gibi bir ses duydu ve başını kaldırıp gökyüzüne baktığında iki füzenin üzerlerine doğru geldiğini gördü. O anda çocuklarını yere yatırıp üzerlerine kapaklandığını söyleyen Ümmü Abdullah, “Yere uzanırsanız şarapnellerden korunacağınız söyleniyor” dedi. Ümmü Abdullah füzelerin düşmesinin ardından bir süre bilincini kaybettiğini, 18 aylık kızının ise yaralandığını belirtti. Ancak üçü de hayatta kaldı. Türkiye sınırı yakınlarındaki bir acil sığınma evinde kalan 37 yaşındaki Aliye Abras ise, “Yerinden edilmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Yerinden edilmek, sokak köpekleri gibi olmaktır” dedi.
Kurtarma ekiplerinin kendisini, üç çocuğuyla birlikte İdlib’e bağlı Eriha köyündeki yıkılan evlerinin molozları arasından kurtardıklarını söyleyen Aliye, “Gece yarısıydı, ama yıkılan evimizin yanındaki sokakta kaldık. Çünkü hala kurtarılacak başka insanlar vardı. Ana hastanenin etrafındaki tüm mahalleler vuruldu. Violet Organizasyonu’nun kurtarma ekibi bizi bulana kadar sokakta iki gün kaldık. Sonra bizi Sarmada'daki 45 ailenin daha kaldığı, alışveriş merkezinden dönüştürülmüş bir sığınağa götürdüler. Keşke molozların altında, çocuklarımla birlikte ölseydim. Kocamla birlikte evimizi inşa etmek için harcadığımız her şeyi kaybettik. Şimdi sıfırdan yeniden başlıyoruz” ifadelerini kullandı.
Yeni gelenler, Türkiye sınırını belirleyen dikenli tellerle kaplı beton duvardan birkaç metre uzakta çadırlar kurdular. En-Nasr (Zafer) Kampı adlı bu yerde, dört aile tek bir çadırda barınıyordu. ‘Başka seçenekleri olmadığını’ söylediler. Kanalizasyon, çadırın arkasındaki kokuşmuş bir havuza akıyordu. Yedi çocuk annesi bir çiftçi olan Hanaa el-Mican, “Diğerleri bunu kabul etmek zorunda, çünkü kanalizasyonu yaptıracak paramız yok” dedi. Ailesinin iki kez evsiz kaldığını ve işsizlik nedeniyle büyük borçlara girdiğini söyleyen Hanaa, “Sıfırı tükettik” diye konuştu. Eşiyle birlikte bu kez sınır çitinden 100 metre uzakta yaşamayı seçen Hanaa’ya “Buranın da bombalanmasından korkmuyor musunuz?” diye sordum. Başını iki yana salladı ve karşı tepeyi işaret ederek, “Burası Türkiye!” dedi.
*New York Times hizmetidir



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.