Erdoğan İdlib’de ‘ilerlerken’ Hafter Şam’da ‘geziniyor’

Libya’nın Şam Büyükelçiliğine dün bayrak çekildi (AFP)
Libya’nın Şam Büyükelçiliğine dün bayrak çekildi (AFP)
TT

Erdoğan İdlib’de ‘ilerlerken’ Hafter Şam’da ‘geziniyor’

Libya’nın Şam Büyükelçiliğine dün bayrak çekildi (AFP)
Libya’nın Şam Büyükelçiliğine dün bayrak çekildi (AFP)

Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter'in dün Şam'a yaptığı gizli ziyaret, Bingazi'deki geçiş hükümeti ile Suriye hükümeti arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılmasına zemin hazırladı. Bir diğer gizli ziyaret ise Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil’in geçtiğimiz haftanın ortalarında Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memluk'un ofisine yaptığı ziyaretti.
Gizli hedef, Türkiye'nin Suriye ve Libya olmak üzere birçok alandaki rolüne karşı çabalarını koordine etmekti. Hatta Kahire, Demokratik Suriye Meclisi (DSM) için bir ofis açtı. DSM ile siyasi bir diyalog başlatan Kahire, Memluk ve Kamil arasında daha önce açıktan ve gizli olarak yapılan karşılıklı ziyaretler çerçevesinde Şam ile Kürtler arasında ‘arabuluculuk’ yaptı. Bu da ‘Ankara ile karşı karşıya’ gelinmesine yol açtı.
Suriye hükümeti ve Hafter arasındaki ilişki yıllar öncesine dayanıyor.  Hatta Hafter’in bazı aile üyeleri, tıpkı Muammer Kaddafi'nin akrabaları ve torunları gibi Suriye’nin başkenti Şam’da yaşıyorlar.
İlişkiler zaman içinde kişisel boyuttan askeri ve istihbarat koordinasyonu ve siyasi işbirliğine kadar uzandı. LUO lideri, Ocak ayının sonlarında Atina'daki müzakerelerle birlikte Şam’a gizli bir ziyaret gerçekleştirdi. Edinilen bilgilere göre Hafter'in askeri ve güvenlik yetkilileriyle görüştüğüne inanılan ‘Suriye programı’, ikili ilişkiler kurmaya ve Türkiye'ye karşı koordinasyon ve işbirliği kanalları açmaya yönelikti.
Bu program ayrıca, Trablus'ta Fayiz es-Serrac başkanlığındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne (UMH) bağlı güçlere karşı  LUO’ya destek için askeri, güvenlik ve savaş uzmanlarının yanı sıra Rusya ile birlikte özellikle Doğu Guta’da rejim güçlerin kontrolünü ele geçirdiği bölgelerden Suriyeli savaşçıların gönderilmesi konusunun ele alınmasını içeriyordu. Rusya merkezli özel paralı asker şirketi Wagner Grubu’nun, Libya'daki savaş alanına ekipman ve mühimmat taşımak için Hmeymim Hava Üssü’nü kullanması konusu da masadaydı.
Bu girişimin; Hafter, Şam ve Moskova’dan Ankara’nın rolüne ve binlerce Suriyelinin UMH’ye sadık güçlere destek için gönderilmesine verilmiş bir yanıt olduğu söylenebilir. Bu arada Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR)  birkaç gün önce Libya’ya gelen yaklaşık 5 bin Suriyeli savaşçının 117’sinin öldürüldüğünü bildirmişti.
 
Diplomatik atılım
Hafter'in açıktan ziyaretinin ‘başarısı’, Hafter ‘hükümetinin’ 2012 yılında kapatılan Libya’nın Şam Büyükelçiliğinin yeniden açılmasını sağlaması oldu. Aralarında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Şam’da bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Abdurrahman el-Ahiraş, Dışişleri ve Uluslararası Yardımlaşma Bakanı Abdulhadi el-Huveyc'in bulunduğu geçiş hükümeti temsilcilerinin katılımıyla büyükelçilik binasına ‘Kaddafi bayrağı’ değil, ‘devrim bayrağı’ çekildi. Törende Şam yönetiminden Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad da yer aldı.
Hafter’in güvenlik güçleriyle yaptığı toplantıda gizlice söylenenler Mikdad tarafından büyükelçiliğin açılışında açıkça şöyle dile getirildi;
Bu, Suriye ve Libya'da başlattığımız savaşın, teröre ve terörizmi destekleyenlere karşı bir mücadele olduğunun itirafıdır.
Öte yandan Libya ve Suriye’nin ‘tek savaşa’ ve ‘tek düşmana’ sahip olduğunu vurgulayan Huveyc, “Bu bir Doğu veya Batı büyükelçiliği değildir. Libya'nın birliğine inanıyoruz. Rakibimiz ve düşmanımız, ülkeyi sömürgecilere satanlardır” diye konuştu.
2015’ten bu yana Libya’daki doğu ve batı şeklinde iki ayrı yönetimin birbiriyle çatıştığı biliniyor. Bu yönetimler, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Trablus merkezli UMH ile ülkenin doğusunda kurulan, Bingazi merkezli ve Hafter tarafından temsil edilen bir geçiş hükümetidir. Uzmanların, özellikle Arap Baharı’ndan sonra iki dosya arasında çok fazla karşılaştırma yaptıkları da biliniyor. Suriyeli muhalifler, 2011 yılında hava koruması ve yabancı askeri müdahale ile İdlib'de ‘Bingazi modelini’ uygulamaya çalıştılar. Fakat son zamanlarda Libya'nın ‘Suriye modeline’ dönüşebileceğiyle ilgili uyarılar ortaya çıktı. Ancak kesin olan şey, Libya ve Suriye’nin bölgesel-uluslararası bir çatışma için ‘tek bir sahneye’ dönüşeceğidir. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus mevkidaşı Vladimir Putin’in çöken Trablus ateşkesinin ardından İdlib ateşkesine sponsor olması dikkat çekiciydi.
 
Arap ülkeleri arasına dönüş
Arap Birliği, 2011 yılında Şam’ın üyeliğini askıya aldı. Aynı zamanda birçok ülke Şam’daki büyükelçiliklerini de kapattı. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn, 7 yıllık aranın ardından Aralık 2018'de büyükelçiliklerini yeniden açtı.
Türkiye'nin Suriye’deki askerî harekâtları veya Suriye topraklarının derinlerine ‘ilerleyişi’ ile birlite, Arap devletlerinin Şam’a yaklaşma veya Ankara’dan uzaklaşmasına neden olduğunun farkına varıldı. Türkiye’nin bu adımları Arap ülkeleri arasında, İran’ın rolüne eşit ve daha fazla endişeye neden oluyor.
Birkaç gün önce Arap Birliği'nin Bakanlar Konseyi, Türkiye'nin Arap ülkelerindeki askeri varlığını kınadı ve Türk birliklerinin tüm Arap ülkelerinden çekilmesini istedi.
Tüm bunlar, Cezayir'de yapılması planlanan Arap Birliği zirvesi öncesinde olduğu gibi şimdi de büyük önem taşıyor. Edinilen bilgilere göre Cezayir yönetimi, bir takım nedenlerden ötürü bu ayın sonunda yapılması planlanan zirvenin Haziran sonuna ertelenmesini uygun gördü. Ancak Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt’ın açıklamalarına göre Arap-Arap ve Arap-Suriye istişarelerinin ardından gelen en önemli şey ‘Şam'ın Arap Birliği’ne geri dönmesini sağlayacak bir atılım için zemin sağlama arayışıdır’. Bununla birlikte Ebu Gayt, İdlib savaşının kaderinin bunu etkileyip etkilemeyeceğini açıkça söylemedi.
Öte yandan Şam, geri aldığı bölgelerdeki kontrolünü derinleştirmeye çalışıyor. Rusya böylece Arap ülkelerini ‘Suriye'nin Arap ailesine geri dönmesi için uygun zemin olduğuna’ ikna edebilir. Diğer yandan Ankara, bunu önlemek için (Suriye’nin topraklarına) binlerce asker, tank ve askeri araç konuşlandırmaya devam ediyor.
Türkiye’nin ‘Fırat Kalkanı’, ‘Zeytin Dalı’ ve ‘Barış Pınarı’ harekâtlarının ardından ‘Bahar Kalkanı Harekat’ındaki ilerleyişi, ‘Arap rolünün meşrulaştırılması’ ve yaklaşan zirveden önce veya zirve sırasında bir karar alınması umuduyla Arap ülkelerini gizliden veya açıktan Şam’a yönelmeye itiyor.
Ancak arzular ve imkanlar arasındaki denge, Washington'ın konumu ile ilişkilidir. Arap Birliği zirvesi, Suriye ile ‘siyasi normalleşmenin’ yanı sıra Suriye’nin yeniden inşasında kamu veya özel sektörden gelen herhangi bir katkıyı kısıtlayan ya da engelleyen bir yaptırım paketi olan ve Haziran ayı ortalarında uygulanmaya başlanması beklenen ‘Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’ ile aynı zamana denk gelecek. Ayrıca Fırat'ın doğusunun geleceği, ABD askerlerinin varlığı ve Şam ve Washington'un müttefiki Kürt Öz Yönetimi arasındaki diyalogun başlaması beklentilerinin yanı sıra Arapların Kürtleri şu anda dondurulmuş olan siyasi sürece tanıtmak üzere Kahire'de Suriyeli muhaliflerle bir konferans düzenleme çabalarıyla da bağlantılıdır.

 


Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.


Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn dün, "geçmişte ağır bedeller ödediğimiz intiharvari maceralara Lübnan'ı sürüklememeye" olan bağlılığını yineleyerek, ülkenin İsrail sınırındaki güney Litani bölgesinde "geniş alanları yasadışı silahlardan temizleme" işlemini tamamladığını belirtti.

Avn, diplomatik temsilcilere ve uluslararası misyon başkanlarına, Lübnan silahlı kuvvetlerinin "her türlü yasadışı silahtan, türü veya bağlantısı ne olursa olsun, geniş alanları temizleme konusunda muazzam görevler üstlendiğini ve tüm provokasyonlara, devam eden saldırılara, şüphelere, ihanet suçlamalarına, hakaretlere ve iftiralara rağmen bunu başardıklarını" söyledi.

"Güney Lübnan'ın, tüm uluslararası sınırlarımız gibi, yalnızca silahlı kuvvetlerimizin kontrolü altında olması ve diğerlerinin, istisnasız hepsinin, kendi ülkelerinin çıkarları için görüşmeler, müzakereler ve pazarlıklar yaparken, topraklarımızda başkalarının çatışmalarına dahil olma veya bu çatışmalara kayma olasılığının kesin olarak sonlandırılması gerektiğinin" altını çizdi.