Şam'ın güney kırsalında gezen Rus askeri devriyeleri bölgeyi ‘İran banliyösünden’ uzak tutuyor

Şam'ın güney kırsalında gezen Rus askeri devriyeleri bölgeyi ‘İran banliyösünden’ uzak tutuyor
TT

Şam'ın güney kırsalında gezen Rus askeri devriyeleri bölgeyi ‘İran banliyösünden’ uzak tutuyor

Şam'ın güney kırsalında gezen Rus askeri devriyeleri bölgeyi ‘İran banliyösünden’ uzak tutuyor

Suriye hükümeti, Şam'ın güneydoğu kırsalının kontrolünü ele geçirdikten sonra yerlerinden edilen silahlı muhalif savaşçılar, aileleri ile birlikte ülkenin kuzeyine gönderildi. Geride kalanlar ise temel hizmetlerin eksikliğiyle ilgili sıkıntıların yanı sıra Rus askeri devriyelerinin arasında hükümet yetkilileriyle ‘yaşamaya zorlanıyorlar’. Bu arada söz konusu Rus askeri devriyeleri, Şam’ın güney kırsalını İran’ın nüfuzu altındaki bölgeden uzak tutuyorlar.
Güneydoğu kırsalında başta Yelda, Babbila ve Beyt Sahm olmak üzere birçok kasaba ve köy bulunuyor. Hepsi idari olarak Şam kırsalına bağlı. Kuzeyde Yermuk Filistin Mülteci Kampı ve et-Tadamun mahallesi, kuzeydoğuda Sidi Mikdad ve Kazzaz mahalleleri, güneyde İranlı milisler tarafından kontrol edilen Seyyide Zeyneb bölgesi, doğuda Doğu Guta, batıda ise Haceru'l Esved bölgesiyle çevrilidir.
Suriye hükümeti, 2018 yazında halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşan bölgeleri kontrol altına almadan önce, rejimle anlaşmayı reddeden silahlı muhalif grupların savaşçılarının ve ailelerinin Suriye'nin kuzeyine yerlerinden edilmelerine yol açan bir ‘uzlaşı’ anlaşmasıyla Yelda'nın kuzey bölgesi, hükümetin kontrolünde olan et-Tadamun Mahallesi’yle teması sayesinde Şam’ın idari sınırlarına doğrudan bağlandı. Bu arada kuzeyde Babbila toprakları, kuzeyde hükümetin kontrolündeki Şam’ın Kazzaz mahallesiyle bir cephe, güneyde ise İranlı milislerin Suriye'deki en önemli kalelerinden biri olarak kabul edilen Seyyide Zeyneb bölgesi ile bir cephe oluşturdu. Hükümet bu bölgeleri kontrol altına aldıktan sonra, Suriyeli yetkililer başkentin merkezine 4 kilometre uzaklıktaki Babbila'ya ulaşmak için iki yol açtılar.  Birincisi, ez-Zehra bölgesinin yaklaşık bir kilometre doğusunda bulunan Güney el-Mutehalik Köprüsü’ne bağlanan Kazzaz mahallesinden, ikincisi ise Şam Uluslararası Havalimanı'ndan Beyt Sahm ve Akraba köyleri üzerinden ulaşım sağlanıyor.
Kazzaz mahallesinden Babbila’ya giden yolun başlangıcında, vatandaşları ve özel araçların hareketi normal ve yoğun bir şekilde seyrediyor. Suriye hükümetinin kontrolü altındaki güneye doğru Kazzaz mahallesi çıkışında bir kontrol noktası kurulu. Vatandaşlar ve otomobiller, kontrol noktasındaki personel tarafından resmi bir denetimden geçirildikten sonra Babbila yoluna devam ederler. Sidi Mikdad mahallesinden Babbila girişine kadar uzanan kesimde yolun her iki tarafındaki binalar sağlam ve kullanılıyor. Ancak bazı binalar savaşta zarar görmüş durumda. Yolların her iki tarafında dizili sık dükkanlar her zaman ki gibi çalışmaya devam ediyor.
‘Büyük yay’ anlamına gelen Babbila’nın girişi, kasabanın adıyla müsemma bir görüntüye sahip. Araçların, yayaların ve pazarların hareketliliği, Mart ayında onuncu yılına girecek olan savaş öncesinden bu yana kasabada sıkça görülen kuzu eti satan dükkanlar gibi doğal seyrinde devam ediyor.
Babbila’nın merkezine doğru iç kısımlara ilerlerken, kasabanın doğusuna doğru görülen binalar sağlam ve kullanımda görünüyor. Ancak elektrik kesintisi nedeniyle bölgenin çoğu kesimi karanlıkta kalıyor. Dükkan sahiplerinin çalışabilmek için kullandıkları jeneratörler sokaklarda büyük bir gürültüye neden oluyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Yusuf takma adlı bir bölge sakini, silahlı muhalif gruplar tarafından kontrol edilen birçok bölge gibi Babbila’da da savaşın verdiği sadece kısmi hasarın, kasaba ve komşu köylerdeki grupların hükümetle ‘uzlaşıya’ varmasının yanı sıra rejim güçleri ve müttefikleri ile çatışmamaların yaşanmamasından kaynaklandığını söyledi.
Yusuf, kasabadaki nüfus yoğunluğunun ise muhalif grupların kontrol ettiği dönemde kasabanın orijinal sakinlerinin burayı terk etmemelerinden ve Filistinli mültecilerin bulunduğu Yermuk Mülteci Kampı ve Haceru’l-Esved gibi şiddetli çatışmaların yaşandığı komşu bölgelerden insanların buraya gelmesinden kaynaklandığını belirtti.
Kasabanın ve sakinlerinin ‘gizli’ tutulan durumunu tarif eden Yusuf, kasabadan başkente tam ters istikametten ulaşımın sağlandığını, birkaç okulun yeniden açıldığını ve birçok devlet dairesinin yeniden çalışmaya başladığını kaydetti. Bununla birlikte Yusuf, bölge sakinlerinin günde sadece iki saat verilen elektriğin yetersiz olmasından şikayet ettiğinin altını çizdi.
Kasabanın hiçbir yerinde rejim güçleri ve güvenlik hizmetlerinin konuşlandırılmamış olması oldukça dikkat çekerken, farklı bölgelerinde güvenlik birimlerine ait birçok merkez bulunuyor. Bu merkezlere işaret eden Yusuf, “İnsanlar hiçbir şey yapamıyorlar. Sessiz kalmaya zorlanıyor. Zaten tek kaygıları bu yüksek fiyatlar ve yoksulluk karşısında geçimlerini sağlayabilmek” dedi.
Kasabada sıkı güvenlik önlemlerinin alındığını söyleyen Yusuf, insanların zaman zaman kötü niyetli haberlerin arka planında, çoğunlukla silahlı muhalif gruplarla yapılan uzlaşı sonucu başta Yermuk Mülteci Kampı’ndan Filistinli mülteciler olmak üzere buraya gelenlere yönelik gerçekleşen ani tutuklamalardan oldukça endişe duyduklarını ve dehşete düştüklerini söyledi.
Babbila’nın kuzeyinde bulunan Yelda köyündeki görüntüde tıpkı Babbila’ya benziyor. Özellikle Babbila ile kesiştiği noktada nüfus daha yoğun gibi görünüyor. Köyün kuzeyine doğru Şam’ın idari sınırları içerisindeki et-Tadamun mahallesinin güney kesimine yakın bölgesindeki binaların bazılarında savaşın etkileri görülürken, köy ile mahalle arasındaki ana yol büyük bir toprak yığınıyla kapatılmış durumda. Yelda'nın merkezinde, Rus Askeri Polisinin büyük bir merkezi yer alıyor. Birçok köy sakini Şarku’l Avsat’a, Yelda, Babbila ve Beyt Sahm'in çeşitli noktalarında günlük olarak askeri devriyeler gerçekleştirdiğini, Rus askerlerinin bu devriyeler sırasında ve belirli dönemlerde Suriye hükümetinin güvenlik merkezleri önünde durduğunu, iki taraf arasında bilgi alışverişi yapıldığını aktardılar. Öte yandan Sidi Mikdad ve Kazzaz mahalleleri arasındaki Beyt Sahm köyünde yayaların, arabaların ve pazar yerlerindeki hareketlilik Babbila ve Yelda’dakinden daha fazlaydı.
Beyt Sahm köyü merkezinde, birçok dükkanda onlarca yıldır olduğu gibi deve eti satılmaya devam ediliyor. Bununla birlikte köy sakinleri, satın alma gücünün, et ve genel ihtiyaçların fiyatlarındaki fahiş artış ve hükümet kontrolündeki bölgelerde yaşayan nüfusun çoğunluğunun etkilendiği yoksulluk nedeniyle oldukça düşük olduğuna dikkat çektiler.
Babbila Kavşağı’ndan dönüp güneye doğru giden yol, İranlı milislerin kalesi olan Seyyide Zeyneb bölgesine çıkıyor. Seyyide Zeyneb ile Babbila arasındaki yaklaşık 4 kilometrelik yol Seyyide Zeyneb’e bir kilometre mesafede bulunan Huceyra köyüne varmadan kapatılmış durumda. Bu yüzden Babbila’dan Seyyide Zeyneb’e ulaşmak için Şam Uluslararası Havaalanı yolunun yapılması ve Suveyda bölgesine gidiş için elverişli koşulların sağlanması gerekiyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan Babbila, Yelda ve Beyt Sahm sakinlerinin çoğu, Babbila - Seyyide Zeyneb yolunun Rusya ile İran'ın Suriye'deki nüfuz mücadelesi nedeniyle kapatılmış olabileceğini belirtiyor. Çünkü İran, Suriye'deki nüfuzunu artıma çabaları çerçevesinde özellikle Seyyide Zeyneb yakınlarındaki Şam'ın güney kırsalına doğru genişlemeye ve Şam'da, Lübnan’ın başkent Beyrut'un güneyinde oluşturulana benzer bir ‘güney banliyösü’ oluşturmaya çalıştı.
Öte yandan Rusya, tüm gücüyle buna izin vermemek için çabaladı ve Şam'ın güney kırsalındaki kasaba ve köylerde bir uzlaşı anlaşmasına aracılık etti. Şimdi de Rus askeri polisi için Yelda'da kurduğu merkez aracılığıyla anlaşmanın uygulanmasını denetliyor ve izliyor. Dolayısıyla Babbila - Seyyide Zeyneb Yolu'nun kapalı kalmaya devam edebilir.
Bölge sakinleri, Rusya'nın aynı zamanda, uzlaşı anlaşmalarına sponsor olarak, bunların uygulanmasını denetleyerek ve askeri polisi için merkezler kurarak İran'ın, nüfuzunu Doğu Guta’daki bölgelere doğru genişletme çabalarını da engellediğine dikkat çektiler.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.