Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki M4 karayolunda Rusya ile devriye düzenlemeyi planlıyor

Dün İdlib kırsalındaki Afes beldesinden motosikletiyle geçen Suriyeli bir adam (AFP)
Dün İdlib kırsalındaki Afes beldesinden motosikletiyle geçen Suriyeli bir adam (AFP)
TT

Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki M4 karayolunda Rusya ile devriye düzenlemeyi planlıyor

Dün İdlib kırsalındaki Afes beldesinden motosikletiyle geçen Suriyeli bir adam (AFP)
Dün İdlib kırsalındaki Afes beldesinden motosikletiyle geçen Suriyeli bir adam (AFP)

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türkiye’nin 15 Mart'tan itibaren Suriye'nin Halep-Lazkiye arasındaki uluslararası karayolu M-4’te Rusya ile ortak devriye düzenlemeye hazırlandığını söyledi. Akar, bu konuya ilişkin Rus tarafı ile yapılan askeri görüşmelerde iyi bir ilerleme kaydedildiğine dikkati çekti. Öte yandan İdlib'deki Türk gözlem noktalarının güvenliğinin Türkiye için bir öncelik olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye rejim güçleri ateşkesi ihlal ettikleri sürece askeri operasyonlara devam edeceklerinin altını çizdi.
Ankara’daki Rus askeri heyeti ile yapılan görüşmelerin yapıcı ve olumlu bir şekilde devam ettiğini aktaran Milli Savunma Bakanı Akar, Suriye’nin kuzeybatısında bulunan İdlib’deki mevcut durumun, geçtiğimiz hafta Ankara ile Moskova arasındaki ateşkes anlaşmasının imzalanmasından sonra sakinleştiğini kaydetti.
Dün yaptığı açıklamalarda, Türkiye’nin tüm unsurları ile İdlib'deki varlığının devam ettiğini bir kez daha yineleyen Akar, İdlib'de ateşkesin kalıcı hale gelmesini ve Suriyeli sivillerin gönüllü olarak evlerine dönmesini sağlamak için burada bir istikrar ve güvenlik atmosferi oluşmasını umduğunu belirtti.
Rus askeri heyetinin Ankara’daki görüşmeleri geçtiğimiz Salı günü başladı. İdlib'de ilan edilen ateşkesin uygulanmasına ilişkin detaylar üzerinde anlaşmaya varmak üzere yapılan görüşmeler, dün Milli Savunma Bakanlığı’nda devam etti. Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçtiğimiz Perşembe günü Moskova'da gerçekleştirdikleri görüşmede bir mutabakata varmışlardı. Söz konusu mutabakat, aynı gün gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere İdlib’de ateşkes ilan edilmesi, mutabakattan bir hafta sonra M-4 karayolunun kuzey ve güneyinde 6 kilometre derinliğinde güvenli bir koridor oluşturulması ve 15 Mart’tan itibaren ortak askeri devriyelerin başlatılmasını öngörüyordu.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz Salı günü, müzakerelerin başlamasından önce yaptığı açıklamada, M-4 karayolunun güney kısmını Rusya’nın kuzey kısmını ise Türkiye’nin denetleyeceğini söyledi.
Öte yandan Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Salı günü Türk mevkidaşı Hulusi Akar ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. İki bakan görüşmeleri sırasında İdlib'deki son durumu ve Gerginliği Azaltma Bölgeleri’nde istikrarın sağlanması için Moskova'da imzalanan mutabakata bağlı prosedürlerin uygulanmasına ilişkin konuları ele aldılar.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Akar'ın Rus mevkidaşıyla İdlib'deki ateşkesi kalıcı hale getirme ve yerinden edilmiş bir milyondan fazla insanın evlerine dönmesini sağlama konusunda görüş alışverişinde bulunduğu bildirildi.
Bakanlık açıklamasında ayrıca iki tarafın ateşkesin kalıcı hale gelmesinin yanı sıra Türkiye ve Rusya arasında yapılan İdlib ile ilgili mutabakat çerçevesindeki yükümlülüklerin ve bölgedeki barışı ve istikrarı destekleme çabalarını yerine getirme taahhütlerinin teyit edildiği belirtildi.
Rus resmi haber ajansı RIA Novosti’nin askeri bir kaynaktan aktardığı bilgilere göre Moskova'da varılan mutabakat çerçevesinde Türkiye, İdlib’deki kontrol noktalarından ağır silahları çekmeye başladı.
Diğer yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İdlib’de 8 adet Pantsir hava savunma sisteminin yok edildiğini duyurmuştu. Ancak Rusya Savunma Bakanlığı, Suriye’de 8 adet Pantsir hava savunma sisteminin yok edildiği yönünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sunulan verilerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı.
Bununla birlikte Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin şu anda İdlib’deki geçici ateşkesi, kalıcı hale getirmeye çalıştığını söyledi. Çavuşoğlu dün yaptığı açıklamalarda, İdlib'deki gelişmeleri görüşmek üzere Rusya'dan Türkiye'ye bir askeri heyetin geldiğini ve iki tarafın şu anda M-4 karayolunu güvenli bir şekilde geçişe açmak için alınacak önlemleri tartıştıklarını belirtti. Çavuşoğlu ayrıca Türkiye’nin iki gün önce bölgedeki ateşkes anlaşmasına yönelik küçük ihlaller sonrasında gerekli uyarıları yaptığının da altını çizdi.
Öte yandan ateşkese uyulmaması halinde Türkiye’nin İdlib’de başka askeri operasyonlar yapmaktan çekinmeyeceğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İdlib geçici ateşkesini kalıcı hale getirmek için çalışıyoruz” diye konuştu. Erdoğan, Suriye rejimini uyararak İdlib'deki Türk gözlem noktalarına yapılan herhangi bir saldırıya en ağır karşılığı vermeye hazır olduklarını açıkladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dün, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İdlib bölgesinde, Suriye rejimi ve onunla birlikte çalışan mezhepçi milislerin ateşkes anlaşmasına yönelik bir takım ‘ufak tefek ihlalleri’ olduğunu söyledi.
Rusya'yı Suriye rejimini durdurmak için gerekli önlemleri almaya çağıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye bu geçici ateşkesi ve buna bağlı anlaşmaları; rejime ve terör örgütlerine gücü yetmediği için değil İdlib’deki krize tüm taraflar bakımından uygulanabilir bir çözüm yolu bulunabilmesi için yaptı”  ifadelerini kullandı.
Rejimin ve onunla birlikte çalışan mezhepçi milislerin ateşkese ne kadar bağlı kalacaklarının belirsiz olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rejimi ve onu destekleyen milislerin ateşkes hattına yaptıkları yığınakları da yakından takip ediyoruz. Karşımızdakiler sözlerimi tutmazsa bir öncekinden daha ağır bir şekilde üzerlerine gitmekten de asla kaçınmayız” diye konuştu.
Türkiye’nin İdlib'de bir ay boyunca etkin bir şekilde yürüttüğü operasyonların ülke sınırlarındaki tehditleri önleme kararlılığını yansıttığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’deki Türk gözlem noktalarının güvenliğinin Türkiye'nin en önemli öncelikleri arasında olduğunu ve Ankara'nın şu anda İdlib'deki ateşkesi kalıcı hale getirmek için çalıştığını vurguladı.
Türkiye’nin Suriye’de bulunma amacının ‘ne bu ülkelerin topraklarını işgal veya ihlak etmek ne de bölgedeki güçlerle bilek güreşinde tutuşmak’ olmadığını belirten Erdoğan, “Türkiye’nin Suriye’de özellikle vermekten geri durduğu her mücadeleyi kısa bir süre sonra kendi topraklarında yürütmek zorunda kalacağı gerçeğini asla aklımızdan çıkartmamalıyız. Suriye ile olan 911 kilometrelik sınır hattımızın her karışını, hem terör örgütlerini hem de mezhepçi rejim güçlerini uzak tutacak şekilde güvenlik altına almakta kararlıyız” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in İdlib’de ağır bir ders aldığını ve kendi gücüyle Türk ordusunun gücünü gördüğünü kaydetti.
Türkiye’nin yerinden edilmiş kişileri barındırmak ve yaşam şartlarını iyileştirmek için İdlib’in kuzey kesiminde küçük evler inşa etmeye başladığını belirten Erdoğan, Suriye krizinin, ancak bu ülkenin toprak bütünlüğünü garanti eden kalıcı bir çözümün bulunmasıyla sona erebileceğini ve uluslararası toplumun bu konuda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini vurguladı.
Terör örgütleriyle mücadele konusunda ise Erdoğan, “PKK’ya YPG veya SDG etiketi yapıştırmakla, gerçekler ortadan kalkmıyor, hakikatlerin üzeri örtülmüyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarını şöyle sürdürdü;
“Tel Rıfat bölgesindeki bölücü terör örgütü mensuplarının saldırı teşebbüsleri de giderek artıyor. Teröristleri bulduğumuz yerde etkisiz hale getiriyoruz.”
Suriye rejimini ve destekçilerini, Suriye'nin üçte birini PKK/YPG terör örgütünün işgalinden kurtarmaya çağıran Erdoğan, eğer bu gerçekleşirse İdlib ve diğer bölgelerdeki krize daha kolay çözüm bulunabileceğini söyledi.
Erdoğan, Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriye’deki gelişmeler ve Suriye hükümeti ile tekrar tekrar diyalog kurma çağrıları konusundaki tutumlarını eleştirdi.
Öte yandan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR) Orgeneral Tod D.Wolters ile Salı günü akşam saatlerinde bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Görüşmede, İdlib’deki son gelişmeler ele alındı.
Bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri, İdlib'e askeri sevkiyatlarını sürdürüyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) dün İdlib'in kuzeyindeki Kefer Lusin sınırından bölgedeki Türk gözlem noktalarına doğru giden yaklaşık 70 araçlık bir askeri konvoyunun girdiğini bildirdi.
SOHR, İdlib'de ilan edilen ateşkese rağmen Türkiye’nin Suriye topraklarına yönelik askeri sevkiyatlara devam ettiğini ve ateşkesin başladığı Perşembe gece yarısından itibaren Suriye topraklarına yüzlerce askerle birlikte giren askeri araç sayısının 820’ye ulaştığını belirtti. SOHR, 2 Şubat'tan bu yana Türkiye’den İdlib'deki Gerginliği Azaltma Bölgesi’ne giren askeri araç sayısının 4 bin 220’yi geçtiğini, aynı zamanda İdlib ve Halep'te konuşlandırılan asker sayısının ise 9 bin 200’ü aştığını kaydetti.



Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma

Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
TT

Davos'ta “Trump'ın dünyası” ile eski Batı dünyası arasındaki sert çatışma

Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)
Trump, Dünya Ekonomi Forumu’na ev sahipliği yapan İsviçre'ye sert eleştirilerde bulunarak İsviçreli yetkilileri şaşırtmayı başardı (AFP)

Kifaye Euler

Davos’taki Dünya Ekonomi Forumu onlarca yıldır, siyasi ve ekonomik liderlerin Batı dünyasının ve uluslararası sistemin ortak geleceğini tartışmak için bir araya geldiği yıllık bir toplantı olageldi.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz çarşamba günü, İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda yaptığı uzun konuşmada, bu geleneği alt üst ederek, platformu kendi dünya görüşü ile ABD'nin geleneksel müttefiklerinin dünya görüşü arasında doğrudan bir çatışma sahnesine dönüştürdü. Trump, Batı sisteminin bazı temellerini yeniden şekillendirme olasılığını ortaya attığında, siyasi ve ekonomik elitlerden bir dizi katılımcı şaşkın bir sessizlik içinde oturdu, bazıları onaylamadıklarını belirten sesler çıkardı, diğerleri ise şok belirtileri gösterdi. Konuşmanın sonunda, Avrupa'nın en önde gelen karar vericilerinden biri olan Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ayağa kalktı. Solgun yüzüyle, ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'a dönerek Trump'ın gerçek tutumunu ve ABD'nin dünyadaki yerini anlamaya çalıştı.

Trump'ın yakın müttefiki Graham, Stubb ile görüştükten sonra alaycı bir şekilde, “Avrupa'daki herkes uyandıklarında ve uyuduklarında endişeli” dedi.

Bu sahne, foruma hakim olan genel şoku özetliyordu. Her zaman ekonomik ve siyasi gelecekle ilgili benzer vizyonları paylaşan politikacıları, iş adamlarını, yatırımcıları ve ünlüleri bir araya getiren Davos, bir saati aşkın bir süre boyunca, Batı'nın önde gelen gücü ile kendilerinden giderek uzaklaştığını düşünen müttefikleri arasında dramatik bir kopuşu gözler önüne serdi.

Avrupalı liderlerle alay ettikten birkaç gün sonra, Trump karlı Alpler'e gelerek Batı ittifakına, onun değerlerine, ekonomik modeline ve küresel ticaret çerçevesine doğrudan eleştirdi. Günün sonunda Trump, en şiddetli tehditlerinden bazılarını geri çekti, Danimarka'dan satın almak istediği Grönland'ın geleceği konusunda NATO ile ön anlaşmaya varıldığını duyurdu ve bu hamleye karşı çıkan müttefiklere yeni gümrük vergileri uygulama tehdidinden vazgeçti.

Yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair artan inanç

Bazı Avrupalı liderler bu adımları bir umut ışığı olarak görse de Davos'ta ABD'nin güvenilir bir müttefik olup olmadığına dair hakim olan derin endişeleri gidermeye yetmedi. O günün erken saatlerinde Trump, liderlere ticaret ve çevre politikaları ile göçmenlik konusundaki yaklaşımlarını hedef alan bir dizi eleştiri yağdırmıştı. Trump, Grönland'ın kontrolünü talep etmek ve NATO'ya saldırmak için geri döndüğünde, dağınık kahkahalar endişeli bir sessizliğe, ardından da duyulabilir bir şaşkınlığa dönüştü. Avrupalı liderler, ABD başkanının müttefik olarak hükümetlerinin güvenilirliğini sorgulamasını ve Avrupa ile Kanada'nın Washington'a siyasi ve tarihi borçları olduğunu ilan etmesini şaşkın bir sessizlik içinde dinlediler. Konuşmanın ardından, bazı katılımcılar Trump'ın düşüncesini ve ABD ile ortaklığın geleceğini anlamaya çalışmak için mevcut ve eski ABD yetkililerini aramaya koştu. ABD’li eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Phil Gordon, The New York Times'a yaptığı açıklamada, yabancı yetkililerin kendisine Trump'ın tutumunun ‘nihai’ olup olmadığını sorduklarını söyledi.

Gordon, "Şöyle soruyorlardı: Artık Amerika bu mu? İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem tamamen sona erdi mi, yoksa geri dönmesi için hala umut var mı?

Ancak, yıllardır eski düzenin sembolü olan bir konferansın merkezinde, yeni bir dünya düzeninin şekillendiğine dair giderek artan bir inanç oluşmaya başladı. Gordon, Trump yönetiminde bunun yeni bir dünya düzeni olduğunu, kimsenin inkar edemeyeceğini ve hatta inkar eden Avrupalıların bile artık bunu kabul ettiğini söyledi.

b
Yeni bir dünya düzeninin şekillenmekte olduğuna dair inanç giderek güçleniyor (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Trump konuşmasında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan dünya düzenini açıkça hiçe sayarak bu yeni vizyonun özünü net bir şekilde ortaya koydu ve Avrupalı müttefiklerin Grönland için ABD’ye ‘borçlu’ olduklarını ima etti. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD’nin oynadığı rol olmasaydı, ‘hepiniz Almanca ve belki biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz’ dedi, bu da salonda bariz bir hoşnutsuzluk yarattı.

Grönland'ı elde etmek için güç kullanma niyetinde olmadığını temin etmesine rağmen, konuyu geri ödenmesi gereken bir borç olarak göstermeye devam etti ve “Evet diyebilirsiniz, biz de minnettar oluruz, ya da hayır diyebilirsiniz, biz de bunu unutmayız” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu’nun ev sahibi ülkesi İsviçre'ye de sert eleştirilerde bulunan Trump, “Onlar sadece bizim sayemizde başarılılar” diyerek İsviçreli yetkilileri şaşırttı ve ABD'nin uyguladığı yüksek gümrük vergileri övdü.

Buna yanıt olarak İsviçreli Milletvekili Elisabeth Schneider, “Gerçekten şok oldum. Vergi mükelleflerinin parasıyla havaalanından Davos'a kadar güvenliğini sağlıyoruz ve ticaret anlaşmazlığını çözdüğümüzü sanıyordum” dedi.

En kötüsü önlendi

Katılımcılar Trump'ın konuşmasını beğenmiş olsun ya da olmasın, bu konuşmanın forumun en çok konuşulan konusu olduğuna şüphe yok. Şirketler, toplantıları salonun dışında canlı olarak takip etti. Katılımcılar konuşmayı kaçırmamak için toplantı tarihlerini yeniden düzenlerken bazıları da koridorlarda yürürken canlı yayınla konuşmayı takip etti. Öte yandan özellikle Trump NATO müttefikine karşı güç kullanma seçeneğinin söz konusu olmadığını vurguladıktan sonra bazıları en kötüsünün önlendiğini düşündü. Demokrat Senatör Chris Coons, bunun sebebini “Avrupalı yetkililer daha sonra ona durumun daha kötü olabileceğini söylediler” diyerek açıkladı.

Bu gerginlik, ABD’nin küresel ekonomik sistemdeki konumunu tehdit ediyor. Ekonomik ve finansal açıdan da durum çok farklı değil. ABD, belirsizlik dönemlerinde her zaman bir güvenlik ışığı olmuştur, ancak bu kez durum değişmeye başladı.

Grönland gerilimleri, halihazırda devam etmekte olan ve ABD’yi küresel ekonominin merkezine yerleştiren küresel ekonomik sistemdeki değişim sürecini hızlandırıyor.

ABD, dünyanın dört bir yanındaki yatırımcılar için derin ve yüksek likiditeli finansal piyasaları ve sermayenin birincil varış noktası olması sayesinde, on yıllardır kargaşa dönemlerinde güvenli bir liman olmuştur. Ayrıca, uluslararası işlemlerin ortak dili olan bir para birimini benimsemiştir. Ancak bu durum da değişiyor.

Bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın çatışmacı ekonomi ve dış politika yaklaşımı, ülkeleri yatırımlarını başka yerlere yöneltmeye, savunma harcamalarını artırmaya, yeni ticaret ittifakları kurmaya ve ekonomilerin, güvenliğin ve geleceğin temelini oluşturan ekonomik güç olarak ABD'nin rolünü yeniden değerlendirmeye itiyor. Geçtiğimiz salı günü piyasalardaki hareketlilik önümüzdeki dönemde neler olabileceğine dair bir fikir verdi. Dünya genelinde hisse senetlerinin değerleri düştü. Ancak en ağır kayıpları ABD yaşadı. Dow Jones Endüstriyel Ortalaması endeksi 871 puan, yani yüzde 1,8 geriledi. S&P 500 yüzde 2,1, teknoloji ağırlıklı Nasdaq ise yüzde 2,4 değer kaybetti. Tahviller de küresel çapta satışlara maruz kaldı ve 10 yıllık ABD Hazine tahvillerinin getirisi yüzde 4,3'ün biraz altına inerken, dolar düşmeye devam etti.

Hazine tahvillerindeki sert düşüş ve doların değer kaybetmesi özellikle dikkati çekti. Çünkü kriz zamanlarında yatırımcılar genellikle güvenli liman olarak ABD'ye yönelirler, ancak o seansta tam tersi yönde hareket ettiler. Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Sean Osborne, The Wall Street Journal'a (WSJ) verdiği demeçte, “Birçok uluslararası yatırımcı için ABD, iş yapmak için daha az dostane bir yer haline geldi ve bu durum gelecekteki yatırım kararlarını etkileyebilir” dedi.

“Trump'ın politikaları küresel istikrarın temellerinden birini sarsabilir”

ABD’li ekonomist ve Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) Başkanı Adam Posen, mevcut koşulların geçtiğimiz yıldan farklı olduğunu düşünüyor. Bu durum, Grönland üzerindeki gerginliğin tırmanmasıyla sınırlı değil, aynı zamanda ABD'nin Venezuela'ya askeri müdahalesini, Adalet Bakanlığı'nın ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) Başkanı Jerome Powell'a hakkında başlattığı soruşturmayı ve ABD yönetiminin önceki anlaşmalara rağmen Avrupa ülkelerine yeni gümrük vergileri uygulama tehdidini de içeriyor.

WSJ’ye konuşan Posen, “Geriye dönüp baktığımızda bunun bir dönüm noktası olduğunu söyleme olasılığımızın çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum” dedi. ABD’li ekonomist, ABD'nin on yıllardır düşük maliyetli finansman, güçlü yabancı yatırımlar ve ABD dolarının hakimiyeti karşılığında küresel ticareti kolaylaştırmaya ve güvenlik sağlamaya yardımcı olduğu için, yönetimin politikalarının küresel istikrarın temellerinden birini zayıflatabileceğine inanıyor.

vfo
Küresel ekonominin merkezi olarak ABD'nin gerilemesi, çok kutuplu bir dünya düzenine yol açabilir (AFP)

Uzun vadeli etkileri ciddi olabilir. Eğer dünya çapındaki yatırımcılar alternatif güvenli limanlar ararsa, ABD yabancı yatırımların azalması, enflasyonist baskıların artması ve kamu borcunu finanse etme kapasitesinin azalmasıyla karakterize bir gelecekle karşı karşıya kalabilir ve bu da yaşam standartlarını olumsuz etkileyebilir.

Ayrıca, ABD'nin küresel ekonominin merkezi olarak gerilemesi, Çin, Rusya ve ABD'nin kendi ekonomi ve güvenlik alanlarında hakimiyet kurduğu, daha tehlikeli ve daha eşitsiz bir dünya olan çok kutuplu bir dünyaya yol açabilir.

ABD’nin güvenli liman statüsünün kademeli olarak aşınması

Öte yandan Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Robert Barbiera, ABD’nin güvenli liman statüsünün aşınmasının kademeli olabileceğini, ancak önceki gümrük vergileri ve artan borç seviyeleri gibi uyarı işaretlerinin bir süredir mevcut olduğunu söyledi. Piyasaların hızlı hareket ettiğini ve hisse senetlerinin tarihteki standartlara göre pahalı görünmesinin yardımcı olmadığını belirten Prof. Barbiera, “Bu piyasa, kimse ‘Aman Tanrım, fiyatlar çok cazip’ demeden önce çok düşebilir” dedi.

ABD’li ekonomist Robert Shiller'in, S&P 500 fiyatlarını son 10 yıldaki enflasyona göre düzeltilmiş ortalama kazançlarla karşılaştıran değerleme ölçütü, Dot-com balonundan bu yana en yüksek seviyesinde.

Bu dönem hariç, 145 yıllık veri tarihinde değerlemeler hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bank of America (BOfA) Yüksek Getirili Tahvil Endeksi'ne göre kurumsal borç değerlemeleri de yüksektir ve yüksek riskli tahvil getirileri ile karşılaştırılabilir hazine tahvillerinin arasındaki fark 2007'den bu yana en düşük seviyesine yaklaşıyor.

Bu yüksek değerlemeler göz önüne alındığında, yatırımcıların ABD varlıklarına olan güvenindeki herhangi bir düşüşün, ABD ekonomisi için geniş kapsamlı etkileri olan geniş çaplı bir satış dalgasını tetikleyebileceği endişesi söz konusu.

Geçtiğimiz yıl hisse senetlerindeki güçlü artışlar, özellikle yüksek gelirli kesimde tüketici harcamalarını artırdı ve yatırımlar, borç finansmanı ve ilgili şirketlerin hisselerinin yüksek değerlemeleriyle desteklenen yapay zeka projelerine akın etti, bu da gayrisafi yurt içi hasılayı (GSYİH) desteklemeye yardımcı oldu.

ABD tahvillerinin satışı

CrossMark Global Investments Yatırım Direktörü Bob Doll, “Hisse senetleri neredeyse mükemmel bir şekilde fiyatlandırılıyor” değerlendirmesinde bulundu. Şirket kazançlarının beklentileri aşmaya devam ettiğini ve FED faiz oranlarını düşürdüğü sürece bunun bir sorun olmadığını belirten Doll, ancak, yüksek riskli olan tarafın herhangi bir hata yapma lüksünüzün olmaması olduğunu vurguladı.

Spectra Markets'ın başkanı Brent Donnelly ise akademisyenlere ve öğretmenlere hizmet veren bir Danimarka emeklilik fonunun ABD Hazine tahvillerini satma niyetini açıklamasının, piyasaların karşı karşıya olduğu risklerin türünü gösterdiğini belirtti. Donnelly’ye göre fonun büyüklüğü tek başına piyasaları etkilemek için yeterli olmasa da İsveç ve Hollanda'daki daha büyük fonlar benzer kararlar alırsa ne olabileceğinin sinyalini veriyor.

Scotiabank'ın baş döviz stratejisti Osborne, “ABD sermaye piyasalarının derinliği ve likiditesi ile sunduğu getiriler göz önüne alındığında, bu piyasalardan vazgeçmek için çok güçlü bir neden gerekir” yorumunda bulundu. Ancak Osborne’a göre eski küresel düzen ve geleneksel ilişkiler zayıflamaya devam ettikçe ‘yatırımcılar paralarının daha azını ABD'ye yönlendirmek için daha büyük bir motivasyona ihtiyaç duyabilirler.


Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu

Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
TT

Almanya, "saldırı hazırlığındaki bir Hamas üyesini" daha tutukladığını duyurdu

Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)
Yakalanan şüphelinin 36 yaşında olduğu bildiriliyor (AFP/Arşiv)

Alman polisi, Avrupa'da terör saldırıları hazırlığında bulunduğu iddiasıyla bir kişiyi cuma akşamı tutukladı. 

Beyrut'tan Berlin'deki Brandenburg Havalimanı'na inince durdurulan Lübnan yurttaşı Muhammed S.'nin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiği aktarıldı. 

Federal savcılar, şüphelinin Ağustos 2025'te 300 mermi tedarik ettiğini ve Yahudilere ya da İsrail'e ait olan kurumlara saldırı komplosuna karıştığını öne sürüyor. 

Alman yetkililer, Muhammed S.'nin ekimde tutuklanan Abed el G.'yle işbirliği yaparak terör eylemi hazırlığında olduğunu da iddia ediyor.

Ekimde silah temin etmeye çalışan üç kişinin benzer suçlamalarla tutuklandığı açıklanırken bunlardan ikisinin Alman, üçüncüsününse Lübnan vatandaşı olduğu bildirilmişti. 

O dönem Leipzig ve Oberhausen'da polis operasyonları düzenlenmişti. 

Kasımda da Alman yetkililer, yine bir Lübnan yurttaşını Çekya sınırı yakınlarında tutuklarken bu kişinin Hamas üyesi olduğundan şüphelenildiğini ifade etmişti. 

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt, Hamas'ı destekleyen kişilerin vatandaşlıktan çıkarılması gerektiğini kasımda yaptığı açıklamada savunmuştu. 

Önceki ay sosyal medyada Hamas'ı "Filistin'in kahramanları" diye niteleyen bir paylaşım yaptığı gerekçesiyle Filistinli bir göçmenin vatandaşlığının iptal edilmesinin ardından konuşan Dobrindt şu ifadeleri kullanmıştı: 

Çifte vatandaşlık dahil olmak üzere Alman vatandaşlığı almış kişiler, değerler sistemimize bağlılıklarını beyan etmişlerdir. Bunun kasıtlı bir yanlış beyan olduğu ve bu değerler sistemini paylaşmadıkları ortaya çıkarsa, vatandaşlıklarının geri alınması mümkün olmalıdır. 

Hamas, Almanya ve İsrail'in yanı sıra ABD ve Birleşik Krallık gibi pek çok ülke tarafından terör örgütü olarak kabul görüyor. 

Örgütün 7 Ekim 2023'te 1200'e yakın kişinin öldürüldüğü, 250'yi aşkın kişinin de rehin alındığı saldırıları düzenlemesinin ardından başlayan Gazze savaşında çoğu kadın ve çocuk 70 bini aşkın Filistinli yaşamını yitirdi.

Independent Türkçe, BBC, Jerusalem Post, AP


Bir çete, dolandırıcılık yapmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit etti

Belçika Kralı Philippe (EPA)
Belçika Kralı Philippe (EPA)
TT

Bir çete, dolandırıcılık yapmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit etti

Belçika Kralı Philippe (EPA)
Belçika Kralı Philippe (EPA)

Belçikalı müfettişler dün, bir dolandırıcı çetesinin geçtiğimiz yıl boyunca önde gelen yabancı şahsiyetleri ve iş adamlarını dolandırmak için Belçika kraliyet ailesinin üyelerini taklit ettiğini açıkladı.

Federal savcılar dün, çetenin dolandırıcılığı gerçekleştirmek için e-postalar, telefon görüşmeleri ve yapay zekâ ile oluşturulmuş sahte videolar kullandığını söyledi.

Üyeleri henüz tespit edilemeyen çete, 2025 yılının başından beri telefon görüşmeleri ve WhatsApp yazışmaları üzerinden Kral Philippe veya üst düzey yetkililerinden birinin kimliğine bürünerek kurbanları tuzağa düşürmeye ve paralarını çalmaya çalışıyordu. Savcılar, çete üyelerinin kurbanlarını kraliyet ailesiyle olası bağlantılarına göre seçtiklerini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre savcılar yaptıkları açıklamada, “Neyse ki kurbanların çoğu dolandırıcılığı çabucak fark etti” dedi.

Savcılar, bir vakada çetenin bir kişiyi kendilerine para transferi yapmaya ikna ettiğini belirttiler.

Yabancılar ve iş adamlarının yanı sıra çete, kraliyet ailesine yakın Belçikalı aileleri de hedef almaya çalıştı.

Çete üyeleri, kralı taklit ederek Belçikalı iş adamlarına video röportaj için davetiyeler gönderdi.

Savcılar, “Röportajdaki görüntüler muhtemelen yapay zekâ ile oluşturuldu” dedi.

Bazı iş adamları, sahte akşam yemeği davetiyeleri aldı ve hayali etkinlik için sponsorluk ücreti ödemeleri istendi.

Savcılar, federal polisin uzman ekiplerinin yardımıyla dolandırıcılık olayını soruşturduklarını belirtti.