Fiyat seviyesindeki düşüş, piyasanın iştahını kabarttı ve mevcut miktarın üç katı sipariş alındı
Singapur / Şarku’l Avsat
TT
TT
Asya piyasaları Suudi petrolü için rekabette
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC Plus müzakerelerinin, üretimin azaltılması ve fiyatların yükseltilmesi yönünde bir sonuca ulaşılamaması ve Rusya’nın teklifleri reddetmesiyle sonuçlanmasının ardından, Asya şirketleri, önceki gün Suudi Arabistan’ın ham petrol üretim kapasitesini 13 milyon varile çıkarması yönündeki duyurusu ile birlikte Suudi Arabistan’ın petrollerini kazanma yarışına girdi.
Şarku'l Avsat'ın Reuters haber ajansından aktardığı habere göre Suudi Arabistan'a ait petrol devi Saudi Aramco, Riyad'ın petrol tedarikini rekor seviyeye yükseltme taahhüdüne rağmen, Nisan ayı ham petrol indirimlerinde düşük fiyattan ek miktarlarda petrol almak isteyen Asya menşeli en az üç rafinerinin talebini reddetti.
Bir tanesi Kore, diğeri Tayvan ve üçüncüsü Çin menşeli olan üç rafineri şirketi, Nisan ayı için tahsis edilen uygulama kapsamında Suudi petrollerinden ek miktarda satın alma talebinde bulundu. Saudi Aramco’nun hafta başında ilan ettiği fiyatlardaki büyük indirimin ardından uzun vadeli tedarik anlaşmalarına eklendi ancak talepleri reddedildi.
Diğer yandan Reuters’a açıklama yapan başka kaynakların, Suudi Arabistan’ın aralarında Bharat Petroleum, Reliance Industries, en az bir tanesi Çin’in remi rafineri şirketi ve özel mülkiyetli Zhejiang Zhisin Holding Group’un bulunduğu Asya’nın en büyük iki petrol pazarı Hindistan ve Çin’deki Pazar payına yönelik tehditleri önlemek için büyük müşterilerine ilave petrol tedarik etmeyi kabul ettiği belirtildi. Söz konusu kaynakların aktardığı bilgiye göre, “Talep ettiğimiz her şeyi aldık.” denildi. Ajans’ın dün (Perşembe) verdiği bilgide, dünyanın en büyük rafineri şirketi Reliance’ın, en az üç Asya rafineri şirketinin ek miktarlarda petrol satın alma talebini reddettiğini ve Bharat Petroleum’un Suudi petrollerindeki Nisan ayı indiriminde ilave olarak 2 milyon varil daha satın aldığı vurgulandı. Bharat Petroleum’un hafif ve orta dereceli Arap ham petrolünden bir karışım elde edeceği bildirildi.
Saudi Aramco her ne kadar açıklama taleplerine karşılık vermemiş olsa da, Suudi Arabistan geçtiğimiz Salı günü, ham petrol arzını Nisan ayında günlük 300 bin varil artırarak 12,3 milyon varille rekor seviyeye çıkaracağını belirtmişti. Suudi Arabistan’ın hafif ham petrol arzındaki artışın büyük ölçüde olduğunu açıklayan kaynaklar, orta ve ağır ham petrol sınıfındaki üretim bandının ise sınırlı tutulduğunu ifade etti.
Reuters’e açıklamada bulunan birçok kaynak, Suudi Arabistan’la sabit vadeli ham petrol anlaşması yapan birincil müşterilerle ilgili olarak, Suudi Arabistan’ın hedeflenen pazardaki rakiplerin üstesinden gelmek için Nisan ayına özel ek petrol tahsisinin stratejik bir oyun olduğuna inanıyor.
Melbourne’de bulunan Avusturalya Merkez Bankası’nda (NAB) Emtia Araştırma Başkanı Laclan Shaw, geçen haftaki resmi satış fiyatlarındaki indirimlerin Asya dışındaki diğer bölgeler için daha fazla olduğuna dikkat çekerek, Asya’daki bazı petrol alıcılarının Suudi ham petrolünden normal miktarın üç kat üzerinde fazla talepte bulunduklarını açıkladı. Reuters’a göre, biri Çinli, diğer ikisi Japon olan Asya rafinerileri şirketlerinden üç kaynağın, sınırlı depolama alanı, zayıf talep ve fiyat trendlerindeki düşüşle ilgili endişeler nedeniyle normal miktarların üzerinde bir talepte bulunmadığını ifade etti.
Wall Street’te sert satış dalgası... Nasdaq 2,3 trilyon dolar değer kaybettihttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5338322-wall-street%E2%80%99te-sert-sat%C4%B1%C5%9F-dalgas%C4%B1-nasdaq-23-trilyon-dolar-de%C4%9Fer-kaybetti
Wall Street’te sert satış dalgası... Nasdaq 2,3 trilyon dolar değer kaybetti
New York’taki Nasdaq Borsası’nda işlem seansı sırasında Nasdaq endeksini gösteren ekran (Reuters)
Wall Street, yapay zekâ odaklı teknoloji ve yarı iletken şirketlerinin öncülüğünde geniş çaplı bir satış dalgasının etkisiyle, son yılların en sert düşüş seanslarından birini yaşadı. Washington’daki siyasi değişimlerin veri merkezlerine yapılan devasa yatırımları frenleyebileceği ve aylardır piyasaları rekor seviyelere taşıyan hızlı büyümeye son verebileceği yönündeki endişeler artış gösterdi.
S&P 500 endeksi yüzde 4,4 oranında gerileyerek, Başkan Donald Trump’ın açıkladığı gümrük vergilerinin küresel piyasaları sarstığı Nisan 2025’ten bu yana en kötü günlük performansını kaydetti. Dow Jones endeksi 1833 puan (yüzde 3,4) düşerken, Nasdaq endeksi yüzde 5,5 ile daha büyük bir kayıp yaşadı.
Yapay zekâyla bağlantılı varlıklardan çıkış eğiliminin yayılmasıyla birlikte bu baskılar ABD piyasalarıyla sınırlı kalmayarak küresel piyasalara da sıçradı. Nasdaq 100 endeksi yüzde 6’dan fazla düşüşle Mart 2020’deki Kovid-19 pandemisi çalkantılarından bu yana en büyük düşüşünü kaydetti; piyasa değerinden yaklaşık 2,3 trilton dolar silindi ve endeks 6 Ekim’deki zirvesinden yüzde 15 uzaklaştı.
Fırtınanın merkezinde yapay zekâ
Çip şirketleri ve veri merkezi altyapı sağlayıcıları, yüksek borçlanma maliyetleri ve sektör hisselerindeki aşırı değerleme endişeleri eşliğinde, yapay zekâ altyapısına yönelik devasa harcamaların mevcut hızda sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretlerinin yeniden gündeme gelmesiyle en çok kaybettirenler arasında yer aldı.
Nvidia hisseleri yüzde 9,3 oranında gerileyerek Ocak 2025’ten bu yana en büyük düşüşünü kaydetti ve yıl başından bu yana elde ettiği kazançları sildi. Advanced Micro Devices hisseleri yüzde 17,3, CoreWeave yüzde 9,8 ve GE Vernova yüzde 7,5 oranında değer kaybetti. Philadelphia Yarı İletken Endeksi de yüzde 12 düşüşle Mart 2020’den bu yana en kötü seansını yaşadı ve haziran ayındaki zirvesinden bu yana yüzde 38’den fazla değer kaybederek ayı piyasasına girdi.
Teknoloji ve çip şirketlerinin ABD endekslerindeki yüksek ağırlığı dikkate alındığında, bu kayıplar ayrı bir önem kazanıyor. Bu şirketlerin hisse hareketleri artık piyasanın genel performansını doğrudan etkiliyor ve değerlemelerindeki herhangi bir düzeltme ana endeksleri daha alt seviyelere çekebilecek bir güç taşıyor.
Söz konusu satış dalgası, Demokratların Kongre ara seçimlerini kazanmasının ardından piyasalarda yaşanan güçlü kazançların sadece bir gün sonrasında geldi. Seçim sonuçları, yatırımcılar arasında Trump'ın nüfuzunu sınırlayacak politik bir dengenin oluşacağı, İran ile yaşanan savaşın ve bu savaşın enerji fiyatları ile enflasyon üzerindeki baskılarının kontrol altına alınmasının önünü açacağı beklentilerini güçlendirmişti.
Ancak ilk günkü iyimserlik, yatırımcıların odağının siyasi değişimin yapay zekâ sektörü üzerindeki olası etkilerine kaymasıyla hızla yerini düşüşe bıraktı. Demokratların zaferi, özellikle yerel toplulukların yüksek elektrik tüketimi ve bunun enerji faturalarına yansımasına yönelik artan itirazları doğrultusunda, veri merkezlerinin genişlemesine ilişkin denetimlerin sıkılaştırılacağı endişelerini artırdı.
Bu merkezlerin inşasındaki herhangi bir yavaşlama; gelişmiş çip, elektrik ve altyapı ekipmanlarına olan talebi azaltma riski taşıyor. Bu sektörler, ABD ekonomik büyümesinin ana itici güçlerinden biri haline gelen devasa yatırım harcamaları dalgasından doğrudan faydalanmıştı.
Purpose Investments Baş Yatırım Sorumlusu Greg Taylor, satış dalgasının 2000 ve 2001 yıllarındaki dot-com balonunun çöküşünü hatırlattığını belirterek, piyasanın tek bir temaya -yapay zekâya- odaklanmasının, yatırımcı beklentileri değiştiğinde piyasayı düşüşe karşı daha hassas hale getirdiğine dikkat çekti.
Portföyden çıkışların artması ve riskten korunma talebinin yükselmesi
Savunma sektörleri de düşüş dalgasından kaçamadı; kayıplar S&P 500 endeksinde yer alan 11 sektörün tamamına yayılırken, Dow Jones endeksini oluşturan 30 hissenin tamamı değer kaybetti. Açığa satış pozisyonu en yüksek olan şirketler ile kâr etmeyen teknoloji şirketlerinin hisseleri de geriledi. Bu durum, yatırımcıların sadece yapay zekaya olan risklerini azaltmakla kalmayıp, portföylerindeki risk seviyesini genel anlamda düşürmeye yöneldiklerine işaret etti.
Oynaklık endeksi VIX 28,18 puana yükselerek mart ayından bu yana en yüksek seviyesini gördü ve hisse senetlerindeki beklenen dalgalanmalara ilişkin endişelerin arttığını gösterdi. İnanılan yükseliş trendini sürdüren kazanan hisselere yatırım yapan stratejilerin satış dalgasından etkilenmesiyle, iShares MSCI USA Momentum Factor ETF’si yüzde 8,2 oranında gerileyerek 2020’den bu yana en kötü günlük performansını kaydetti.
Buna karşılık yatırımcılar daha güvenli bir liman arayışıyla ABD Hazine tahvillerine yöneldi. Geçen ay yüzde 5,3’ü aşan 10 yıllık tahvil getirisi, çarşamba günkü kapanıştaki yüzde 4,90 seviyesinden yüzde 4,84’e geriledi.
Enerji piyasalarında ise Brent petrol vadeli işlemleri, İran ile yaşanan savaşın gidişatı ve küresel enerji arzının normale dönme zamanına ilişkin belirsizliklerin sürmesiyle, bir önceki seansta yaşanan yaklaşık yüzde 9’luk keskin kayıpların bir kısmını toparlayarak yüzde 3,9 artışla varil başına 98,29 dolara yükseldi.
Düşüşün şiddetine rağmen bazı hisseler istisnai kazançlar elde etti. AppLovin hisseleri, analist beklentilerini aşan finansal sonuçların ardından yüzde 31 sıçrarken; Tapestry hisseleri, beklenenden güçlü kâr açıklaması ve yıllık öngörülerini yükseltmesi sonrasında yüzde 7,1 değer kazandı.
Seans genel olarak değerlendirildiğinde, yüksek değerleme ve sermaye harcamalarındaki yavaşlama endişelerinin, siyasi değişimler ve jeopolitik belirsizliklerle kesiştiği bir dönemde piyasaların; yapay zekânın sunduğu olağanüstü büyüme fırsatlarını fiyatlamaktan, bu büyümenin maliyetini ve risklerini yeniden değerlendirme aşamasına geçtiğini ortaya koyuyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde piyasaların yönünü belirlemeyi daha da zorlaştırıyor.
Demokratların zaferi Trump'ın FED üzerindeki nüfuzunu sınırlıyor... Powell Yönetim Kurulu'ndan ayrılacak mı?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338077-demokratlar%C4%B1n-zaferi-trump%C4%B1n-fed-%C3%BCzerindeki-n%C3%BCfuzunu-s%C4%B1n%C4%B1rl%C4%B1yor-powell-y%C3%B6netim
Demokratların zaferi Trump'ın FED üzerindeki nüfuzunu sınırlıyor... Powell Yönetim Kurulu'ndan ayrılacak mı?
Washington'daki ABD Merkez Bankası (Fed) binasının önünden geçen bir kişi (Reuters)
ABD'de ara seçimlerde Demokratların büyük bir zafer kazanması, Beyaz Saray ile ABD Merkez Bankası (FED) arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Seçim sonuçları, Başkan Donald Trump'ın merkez bankasına yapılacak atamalar üzerindeki etkisini azaltırken FED’in kararlarını çevreleyen kurumsal denetim mekanizmalarını da güçlendiriyor. Bu siyasi değişimle birlikte, FED’in eski Başkanı Jerome Powell'ın geleceği ve Ocak 2028'de sona erecek görev süresinden önce Yönetim Kurulu üyeliğinden ayrılıp ayrılmayacağı sorusu yeniden gündeme geliyor.
Trump ile Powell arasındaki ilişkiler başlangıçta bugünkü kadar gergin değildi. ABD Başkanı, Powell'ı 2017 yılında ilk başkanlık döneminde FED başkanlığına kendisi aday göstermiş, eski Başkan Joe Biden ise 2022'de ikinci dönem için yeniden atamıştı. Ancak Trump'ın faizlerin daha hızlı ve daha yüksek oranlarda düşürülmesi yönündeki ısrarına karşılık Powell'ın para politikası kararlarının Beyaz Saray'ın taleplerine değil, ekonomik verilere dayanması gerektiğini savunması anlaşmazlığı derinleştirdi. Gerilim, Trump'ın Powell'ı defalarca "çok geç kalmakla" suçlamasına, istifaya çağırmasına ve görevden almakla tehdit etmesine kadar vardı.
Eski ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell (AFP)
Anlaşmazlık, faiz politikasıyla sınırlı kalmayarak hukuki bir mücadeleye dönüştü. ABD Adalet Bakanlığı, Washington'daki Fed merkez binasının yenileme maliyetlerine ilişkin cezai soruşturma başlattı. Trump yönetimi bu dosyayı Powell üzerindeki baskı aracı olarak kullandı. Powell ise soruşturmayı merkez bankasını sindirme ve bağımsızlığını etkileme girişimi olarak değerlendirdi. Bir yargıcın soruşturmayla bağlantılı celp kararlarını durdurmasının ardından dosya geçen nisan ayında kapatıldı.
Bu gelişmelerin ardından Powell, başkanlık görevinin mayıs ayında sona ermesine rağmen Yönetim Kurulu üyeliğini sürdürme kararı aldı. Powell, kuruma yönelik hukuki saldırıların FED’in bağımsızlığını tehdit ettiğini belirtti.
Warsh'ı daha karmaşık bir süreç bekliyor
Kongre'deki siyasi değişim, Fed Başkanı Kevin Warsh için daha karmaşık bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Senato'daki önemli denetim komitelerinin başkanlıklarının Demokratlara geçmesi bekleniyor. Bunların başında, Cumhuriyetçi Tim Scott'ın yerine Fed Başkanı Warsh'a yönelik sert eleştirileriyle tanınan Senatör Elizabeth Warren'ın devralması beklenen Senato Bankacılık Komitesi geliyor.
Analistler, Demokratların komite üzerindeki kontrolünün Warsh'ın merkez bankasını yönetme yaklaşımının daha sıkı denetlenmesine yol açabileceğini düşünüyor. Özellikle Warsh'ın kamuoyuyla iletişimde daha az görünür ve şeffaf bir yaklaşım benimsemek istemesi, eleştirilerin odağında yer alıyor.
FED Başkanı Kevin Warsh, Para Politikası Kurulu'nun kararının ardından gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (Reuters)
Eski FED Yönetim Kurulu üyesi Larry Meyer tarafından kurulan Monetary Policy Analytics kuruluşundan ekonomistler, Warsh'ın merkez bankası başkanlığına getirilmesine hiçbir Demokrat senatörün destek vermediğine dikkat çekti. Ekonomistler, Kongre'deki sert sorgulamaların Warsh'ın açıklamalarını ve politikalarını ciddi bir sınavdan geçirebileceği uyarısında bulundu.
Senato yönetimindeki değişimin sonuçları yalnızca merkez bankası kararlarının denetlenmesiyle sınırlı kalmayabilir; Warsh'ın görev süresinin geleceğini de etkileyebilir.
JPMorgan ekonomisti Michael Feroli, Senato'daki yönetim değişikliğinin Warsh'ın Fed başkanlığında ne kadar süre kalabileceği açısından önemli sonuçlar doğuracağını söyledi.
Warsh'ın görev süresinin 2030'da sona ereceğini hatırlatan Feroli, seçim sonuçlarının Demokratların Senato'da çoğunluğu ele geçirmesiyle birlikte Warsh'ın görev süresinin sona erme ihtimalini artırdığını belirtti. Feroli, Warsh'ın önceki Fed başkanları gibi yeniden göreve atanmak istemesi halinde Kongre üyeleriyle iletişim kurmaya ve desteklerini kazanmaya daha fazla zaman ayırması gerekeceğini ifade etti. Warsh'ın artık yasama organının dışında gelişmeleri izlemekle yetinemeyeceğini vurguladı.
Senato, Warsh'ın Fed başkanlığına atanmasını geçen mayıs ayında 54'e karşı 45 oyla onaylamıştı. Warsh'a yalnızca bir Demokrat senatör destek vermişti. Yeni Demokrat çoğunluğun, özellikle enflasyonla mücadele konusunda Fed'in performansına ilişkin daha sıkı bir denetim yürütmesi bekleniyor. Demokrat Parti'nin seçim kampanyasında hayat pahalılığını öne çıkarması, partiye Fed üzerinde enflasyonu kontrol altında tutma yönünde baskı kurmak için güçlü bir gerekçe sağlıyor.
Senato Bankacılık Komitesi, Warsh'ın yüz milyonlarca dolar değerindeki finansal varlıklarını nasıl yönettiğine ilişkin de soruşturmalar başlatabilir. Warren, Warsh'ın Fed başkanlığına getirilmesinden önce bu varlıklarla ilgili işlemlerinin ne ölçüde şeffaf olduğu konusunda soru işaretleri bulunduğunu dile getirmişti.
Trump'ın Yönetim Kurulunu yeniden şekillendirme gücü kısıtlanıyor
Demokratların Senato'da kontrolü ele geçirmesi, Trump'ın Fed Yönetim Kurulu'ndaki nüfuzunu artırma girişimlerini sınırlaması bakımından özel önem taşıyor. Yedi üyeden oluşan kurulda halen eski Başkan Joe Biden tarafından atanan üç üye bulunuyor. Bunların yanı sıra Trump'ın ilk başkanlık döneminde göreve getirdiği, daha sonra Biden tarafından yeniden atanan ve mevcut başkanla yaşadığı anlaşmazlığa rağmen kurul üyeliğini sürdüren eski Fed Başkanı Jerome Powell da görev yapıyor.
Trump, kurulun mevcut yapısını düşmanca ve partizan olarak nitelendirmiş, Beyaz Saray'ın faizlerin önemli ölçüde düşürülmesi yönündeki taleplerine yanıt verilmemesini eleştirmişti. Ancak Warsh'ın da aralarında bulunduğu para politikası yapıcıları, bunun yerine yükselen enflasyonla mücadele amacıyla faiz artırımına yöneldi.
Trump ile FED arasındaki en önemli mücadele alanlarından biri de Fed Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook'un görevden alınmasına yönelik girişim. Bu girişim halen devam ediyor. ABD yönetiminin önümüzdeki haftalarda, Cook'un merkez bankasına atanmadan önceki dönemde mortgage kredisi başvurularında yaptığı hataları gerekçe göstererek Trump'ın görevden alınması için "haklı neden" bulunduğunu ilan etmesinin önünü açacak idari bir süreç başlatması bekleniyor.
Cook'un görevden alınmasına yönelik olası bir adımın yeni bir yargı mücadelesine dönüşmesi bekleniyor. Yüksek Mahkeme daha önce Trump'ın Cook'u görevden uzaklaştırma girişimine karşı karar vermişti. Trump görevden almayı başarsa bile Demokratların kontrolündeki Senato'dan kendi adayını geçirerek boşalan koltuğu doldurması zor görünüyor.
Fed atamaları üzerindeki nüfuz mücadelesi yalnızca iki parti arasındaki anlaşmazlıklarla sınırlı değil. Cumhuriyetçi üyeler de Trump'ın ilk başkanlık döneminde aşırı buldukları bazı adaylıkları engellemişti.
Bu yılın başlarında Cumhuriyetçi Senatör Tom Tillis, Trump yönetiminin Powell hakkında yürüttüğü cezai soruşturmadan vazgeçmesine kadar Warsh'ın adaylığının onaylanmasını engellemek için nüfuzunu kullanmıştı. Trump'ın kendisine seçimlerde rakip çıkarma tehdidinde bulunmasının ardından Kuzey Carolina'da yeniden aday olmama kararı alan Tillis'in boşalttığı koltuğu ise salı günü Demokrat Roy Cooper kazandı.
Fed'in iç siyaseti üzerine bir kitabın da yazarı olan Pilot Wave Holdings ortağı Mark Spindel, Senato'da kontrolün Demokratlara geçmesinin adaylıkların onaylandığı siyasi ortamı değiştireceğini ve merkez bankasına farklı bir siyasi destek sağlayabileceğini söyledi.
Spindel, Fed'in bağımsızlığının her zaman kısmen Kongre'ye dayandığını belirterek Senato'nun kurumsal desteğinin, para politikası yapıcılarının siyasi baskılar yerine enflasyon ve istihdam verilerine göre karar alabilmeleri açısından önemli olduğunu vurguladı.
Denetim, düzenleyici reformları da kapsayacak
Demokratların Senato Bankacılık Komitesi'nin yanı sıra Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi'nde de kontrolü ele geçirmesi, para politikası ve atamalarla sınırlı kalmayan sonuçlar doğurabilir. Bu değişimin, Trump yönetiminin ve FED Denetimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Michelle Bowman'ın gündeme getirdiği düzenleyici reformları zorlaştırması bekleniyor.
Bu dosyalar arasında, Fed'in Genius Yasası kapsamında sabit coinleri düzenlemek üzere hazırladığı kurallar ile merkez bankasının bankacılık denetim sistemini yeniden yapılandırma planı bulunuyor.
Kongre'de Demokratların denetiminin güçlenmesiyle birlikte söz konusu reformların daha sıkı tartışmalara ve incelemelere konu olması bekleniyor.
Elon Musk gözünü ABD'nin telefon devlerine diktihttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5337469-elon-musk-g%C3%B6z%C3%BCn%C3%BC-abdnin-telefon-devlerine-dikti
11 Haziran 2026 tarihinde oluşturulan bu görselde, Elon Musk'ın silüeti ve Starlink logosu görülüyor (Reuters)
Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson
Elon Musk'ın, SpaceX'in Starlink hizmeti için bir mobil ağ kurmak amacıyla ABD merkezli bir telekomünikasyon şirketini satın almak üzere görüşmelerde bulunduğu bildirildi.
The Washington Post'un haberine göre SpaceX patronu ya EchoStar'a ait Boost Mobile'ı satın almayı ya da şirketin hücresel ağını kiralamayı planlıyor. SpaceX, Starlink'i AT&T, T-Mobile ve Verizon gibi devlere karşı önemli bir rakip haline getirmeyi hedefliyor.
Sanal mobil şebeke operatörü olarak faaliyet gösteren Boost Mobile'ın ABD'de 7 milyondan fazla müşterisi var.
Starlink halihazırda alçak Dünya yörüngesindeki binlerce uydusunu kullanarak ABD'deki milyonlarca müşteriye geniş bant internet hizmeti sağlıyor.
Boost Mobile'ın satın alınması, uyduları karasal altyapıyla birleştiren hibrit bir ağın kurulmasına olanak tanıyabilir.
SpaceX, halihazırda kurulu bir mobil markayı devralarak milyonlarca müşteriye, dağıtım kanallarına ve mevcut perakende ağına erişim imkanı elde etmiş olacak.
SpaceX, Starlink Direct to Cell hizmetinin "karada, göllerde veya kıyı sularında, nerede olursanız olun" mesajlaşmanıza, arama yapmanıza ve internette gezinmenize olanak tanıdığını belirtiyor (SpaceX)
SpaceX, V2 diye adlandırılan ve Direct to Cell hizmetini sunabilen 650 adet Starlink mobil uydusunu çoktan fırlattı.
Bu uydular, uyumlu akıllı telefonların karasal baz istasyonlarına ihtiyaç duymadan doğrudan uydulara bağlanmasına olanak tanıyor.
Sözkonusu teknoloji, geleneksel ağ kapsamının sınırlı olduğu veya hiç bulunmadığı "ölü bölgelerde" mobil bağlantı sağlamak üzere tasarlandı. Böylece kullanıcılar Starlink uyduları üzerinden mesaj gönderebiliyor, arama yapabiliyor ve verilere erişebiliyor.
Starlink'in internet sitesinde, "Direct to Cell, gökyüzünü görebildiğiniz her yerde mevcut LTE telefonlarla çalışır. Donanımda veya cihaz yazılımında değişiklik yapılması ya da özel bir uygulama kullanılması gerekmez. Mesaj, ses ve veri hizmetlerine kesintisiz erişim sağlar" ifadesi yer alıyor.
Hizmet halihazırda çeşitli pazarlarda yerleşik mobil operatörlerle yapılan ortaklıklara dayanıyor, ABD'deki operasyon ise T-Mobile'la yürütülüyor.
Boost Mobile'ın satın alınması, ABD kablosuz iletişim pazarına daha doğrudan bir giriş yolu sunabilir ancak olası bir anlaşmanın önünde bazı engeller de bulunabilir.
Boost Mobile, ağ kapasitesini AT&T'den kiralıyor ve şirketin SpaceX tarafından satın alınması durumunda mevcut anlaşma otomatik olarak SpaceX'e devredilmeyebilir.
The Independent, görüş almak için SpaceX ve EchoStar'la iletişime geçti.
Independent Türkçe,independent.co.uk/space
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة