Suriye sahnesinde her an çatışabilecek aktörler bir arada yaşıyorlar

Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)
Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)
TT

Suriye sahnesinde her an çatışabilecek aktörler bir arada yaşıyorlar

Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)
Dün Halep-Lazkiye yolunda Rusya-Türkiye ortak devriyelerine karşı protesto gösterisi düzenleyen Suriyeliler (AFP)

Demokrasi talebiyle protesto gösterilerinin başladığı Suriye, ne artık bir bütün ne de eskisi gibi. Ne 9 yıl önce protesto gösterileri düzenleyen eylemcilerin ne de eylemleri bastıran Şam’ın istediği bu değildi. Suriyeliler hala dört bir yana dağılmış ve bölünmüşken savaşçılar ‘Suriye sahnesinde’ bir arada yaşıyorlar. Burası artık değişim umutlarının yok olduğu, baskı isteğinin ise yenilendiği bir alan haline geldi.
Koronavirüs, Rusya ve İran destekli rejimin kontrolü altındaki ülkenin yüzde 64’ü ile ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon tarafından desteklenen Kürtlerin kontrolü altındaki yüzde 26’sı ve Türkiye destekli muhaliflerin kontrolü altındaki yaklaşık yüzde 10’u arasında ayrım yapmıyor. Ancak insanları evlerini terk edip kaçmak, yerlerinden edilmek ve mülteci olmak zorunda bırakan ve ekonomik krize katkıda bulunan acının yanı sıra koronavirüs tehdidi bile Suriyelileri birleştiremeye yetmedi.

Kayıplar
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) tarafından yayınlanan bilgilere göre Suriye'de dokuz yıldır süren kanlı ve yıkıcı savaş, 116 binden fazlası sivil olmak üzere en az 384 bin kişinin ölümüne neden oldu. Ancak bununla birlikte rejimin cezaevlerinde işkence sonucu ölenleri veya çeşitli bölgelerdeki kaybolan ve kaçırılan kişilerin de sayısının 97 bini aştığı tahmin ediliyor.
Birleşmiş Milletler'e (BM) göre savaş, ülke içinde ve dışında nüfusun yarısından fazlasının (23 milyondan fazla) yerinden edilmesiyle İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük insani trajediye neden oldu. Son olarak Rusya’nın havadan, İran’ın ise karadan desteklediği rejim güçlerinin İdlib'e saldırmasıyla ülkenin kuzeyinde, yarısını çocukların oluşturduğu ve her gün aralarından en az iki kişinin öldüğü bir milyondan fazla sivil evlerini bırakıp kaçmak zorunda kaldı.
Öte yandan savaş, ülkenin ekonomisini, kaynaklarını ve altyapısını tüketti. Suriye para birimi ‘Lira’ rekor derecede değer kaybetti. 2011 yılında 1 dolar 46 lira iken şuan bin lirayı aşıyor. Bununla birlikte maddi kayıpların 400 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor. Suriyeli yetkililer, bunun nedeni olarak Batı ülkeleri tarafından uygulanan ekonomik abluka ve yaptırımları görürken ABD ve Batı ülkeleri ekonomik abluka ve yaptırımların nedeni olarak ‘rejimin davranışlarına ve işlediği suçlara’ işaret ediyorlar. 
Suriye rejiminin, ABD tarafından çıkarılan ve Haziran ayı ortalarından itibaren yürürlüğe girmesi beklenen ‘Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’ ile daha fazla yaptırıma maruz kalması bekleniyor. ‘Caesar’ (Sezar), Suriye ordusunda adli fotoğrafçı olarak çalışan eski bir askerdi. 2014 yılında ordudan ayrıldı. Elinde ‘ayaklanmanın bastırılması sırasında rejim hapishanelerindeki uygulamaları belgeleyen’ 55 bin fotoğraf bulunuyor. Sezar, iki gün önce alışılmışın dışında bir şekilde ABD Kongresi’nde Senato Dış İlişkiler Komitesi önünde ifade verdi.
Caesar’ın 2014'teki ifadesinin ardından, Kongre üyeleri onun adını taşıyan ve Suriye rejimine yönelik yeniden yapılandırma yardımlarının durdurulması da dahil olmak üzere bir takım mali kısıtlamalar getiren yasa tasarısını hazırladılar. Hazırlıkları yıllar süren yasa, Aralık ayında Kongre tarafından onaylandı ve Başkan Donald Trump tarafından imzalandı. Yasa, Haziran ayı ortasında yürürlüğe girecek.
 
Türkiye’nin müdahalesi
Hiç şüphesiz Türkiye, Suriye’deki ‘aktörlerden’ biri. Çünkü en başından beri Suriyeli muhalifleri destekledi. Hatta Suriyeli muhaliflerin en önemli ittifaklarından biri İstanbul'da kuruldu. Bazı silahlı grupların liderleri bu ittifaka katıldılar. Bununla birlikte Washington tarafından askıya alınmadan önce Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) liderliğindeki bir eğitim programına ev sahipliği yaptı.
Türkiye, 2016'dan bu yana ABD’nin DEAŞ’la mücadele için Kürt gruplara verdiği destek sayesinde Suriye'nin kuzeyinde Kürt oluşumu kurulmasından endişe ediyor. Türkiye, Suriye'de ilk müdahalesini Halep'in kuzeydoğu kırsalına ‘Fırat Kalkanı’ adını verdiği askeri harekâtla gerçekleştirdi. Bu süre zarfında Cerablus ve El-Bab şehirlerini kapsayan bir sınır bölgesinde kontrol sağladı. Ardından Ocak 2018'de Kürtlerin yoğun olduğu Afrin bölgesine yönelik ‘Zeytin Dalı’ harekatını başlattı. Geçtiğimiz Ekim ayında da Washington’ın askerlerini geri çekmesinin ardından Fırat'ın doğusunda YPG’ye yönelik ‘Barış Pınarı’ harekatını gerçekleştirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve ona bağlı Suriyeli muhalif gruplar, Tel Abyad ve Rasulayn şehirleri arasında 30 kilometre derinlikte ve 120 kilometre uzunluktaki bir sınır şeridini kontrol altına aldı. Türkiye son olarak 11 Mart'ta Suriye rejim güçlerine karşı ilk askeri harekatını başlattı. İdlib’deki bu harekata ‘Bahar Kalkanı’ adı verildi.

ABD ve İsrail
Washington, 2014 yılında DEAŞ’ın aynı yılın Haziran ayında Irak ve Suriye'deki geniş alanların kontrolünü ele geçirmesinden sonra 70'den fazla ülkenin yer aldığı uluslararası bir koalisyon kurdu. ABD liderliğindeki DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) Eylül ayında örgütün mevzilerini bombalamaya başladı. ABD ve Avrupa ülkelerinden toplam 2 bin asker, Suriye'de konuşlandırıldı. ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz Aralık ayında Suriye’deki Amerikan birliklerinin geri çekildiğini duyurdu. Ancak kısa süre sonra petrol kuyularını korumak için 500 askerin bölgede kalmasına karar verdi. ABD, Irak sınırındaki et-Tanf Askeri Üssü’nü de elinde tutuyor.
ABD geçtiğimiz yıl Nisan ayında muhaliflerin kontrolü altındaki Han Şeyhun'a düzenlenen kimyasal saldırının ardından rejimin Humus yakınlarındaki bir askeri üssüne ilk füze saldırısını başlattı. Aynısı, Nisan 2018'de Duma'ya düzenlenen kimyasal saldırının ardından da gerçekleşmişti.
Washington destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Kasım 2017’de DEAŞ’ın ‘başkenti’ Rakka'dan çıkarıldığını duyurdu. Geçtiğimiz yıl Mart ayında örgütün coğrafi olarak tamamen ortadan kaldırıldığı açıklandı. Son olarak ABD, geçtiğimiz Ekim ayında, özel bir birimin düzenlediği operasyonla DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin Suriye'nin kuzeyinde öldürüldüğünü ilan etti.
İsrail ise Mart 2017’de Suriye topraklarında Hizbullah'a hava saldırısı düzenlediğini itiraf etti. Bu durum, Suriye'de gelişmiş S-400 ve S-300 füze savunma sistemlerini kullanan Rusya’nın üstü örtülü onayıyla birkaç kez tekrarlandı. Öte yandan iki gün önce, Haşdi Şabi’nin 26 üyesi, Irak sınırındaki Deyr Zor'un doğu kırsalındaki Elbukemal kenti yakınlarında gerçekleştirilen hava saldırısında öldürüldü. Bu hava saldırıları birçok kez tekrarlanırken ABD’li bir yetkili, söz konusu bombardımanın, İsrail tarafından Haziran 2018’de gerçekleştirilen ve aralarında Suriyelilerin ve Iraklıların bulunduğu 55 rejim unsurunun öldürüldüğü hava saldırılarının ardından yaşanan en kanlı hava saldırısı olabileceğini söyledi.

Rusya ve İran
Rusya, Eylül 2015'te çok zor bir durumla karşı karşıya olan ve ülkenin o sıra sadece yüzde 12’sini kontrol eden rejim güçlerini desteklemek için hava saldırıları düzenlemeye başladı. Rusya’nın müdahalesinin ardından gerek çatışmalar ve bombardımanlarla gerek yerel ve bölgesel düzenlemelerle Suriye’deki askeri dengeler ve kontrol alanları değişti. Rusya’nın şuan Suriye’de iki adet askeri üssü bulunuyor. Biri Hmeymim Hava Üssü, diğeri ise Tarsus Deniz Üssü’dür. Son olarak Fırat'ın doğusunda bulunan Kamışlı’da da yeni bir üs kurmaya başladı. Moskova Suriye’de 3 bin askerinin yanı sıra uçakları, helikopterleri, savaş gemileri ve denizaltıları olduğunu söylüyor. Ancak Fransız Haber Ajansı’na (AFP) göre Suriye’deki savaşa 63 binden fazla Rus askeri katıldı. Rus ordusu ayrıca bu süre zarfında yeni model askeri mühimmatlarını da Suriye topraklarında test etti.
Rejimin en büyük bölgesel müttefiki olan İran ise savaşın başlamasından bu yana onu destekledi. Tahran, Suriye’de düzenli güçleri olduğunu reddetse de ancak ‘askeri danışmanlar’ olarak Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) unsurlarını yanı sıra ‘gönüllü’ olarak İran, Afganistan, Pakistan ve Irak'tan binlerce unsuru gönderdiğini kabul ediyor. Lübnan’daki Hizbullah da 2013 yılında askeri olarak rejim güçleri saflarında yer aldığını resmen duyurdu. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah Temmuz 2019’da Suriye’deki 5 bin ila 8 bin civarındaki Hizbullah üyesi sayısını azalttıklarını açıkladı.

Alışılmışın dışında bir birliktelik
Suriye’de havadan, karadan ve denizden savaşan taraflar alışılmışın dışında bir şekilde bir arada yaşıyorlar. Fırat'ın doğusunda, Trump'ın Amerikan birliklerini azaltma kararından sonra Türkiye,  ABD’nin nüfuz bölgesine girdi. Onu Rusya ve hükümet güçleri takip etti. ABD’nin hava sahasından çekildiği Fırat’ın doğusuna dalan Rus güçleri, daha büyük gerilimlere dönüşebilecek sürtüşmelerden kaçınmak amacıyla konuşlanılan bölgelere ilişkin Amerikan askerleriyle temas halindeler.
Bölge halkı, sık sık sanki bir şehrin caddelerinde oluşan yoğun araç trafiği gibi karşı karşıya gelen Rus ve Amerikan güçlerinin görüntülerini paylaşıyorlar. İki taraf da birçok kez geçtiği yolun diğerine kapalı olduğunu söylese de Suriye, ilginç bir şekilde Rus ve Amerikan güçlerinin dar bir coğrafyada karşı karşıya geldiği tek ülke oldu.
Amerikan ve Rus devriyeleri temas hatlarının yakınlarında hareket ederken ve Türkiye M-4 karayolunun kuzeyinde askeri devriyeler gerçekleştirirken ABD, Rusya, Suriye ve Türkiye bayrakları bir birine yaklaşıyor.
Suriye’nin kuzeybatısında Halep ve Lazkiye arasındaki karayolunun yeniden açılması bugün Rusya ve Türkiye ortak askeri devriyeleri başlatıldı. Bu da iki ülke arasında Suriye'nin kuzeybatısında bir ‘kota’ oluşturdu. Ankara tıpkı, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Baharı harekatlarının gerçekleştiği bölgelerde olduğu gibi, yolun kuzeyinde özel bir nüfuz kazanırken Moskova rejim güçleri ve İran yanlısı gruplarla işbirliği içinde yolun güneyindeki varlığını güçlendiriyor.
Protesto gösterileriyle başlayan Suriye savaşının onuncu yılı, siyasi sürece ilişkin sorularla birlikte daha çok ekonomik ve hayat pahalılığı krizlerine tanık olacak gibi görünüyor. Ancak en çok dikkat çeken konu, ‘Suriye sahnesindeki’ temas hatlarındaki sürtüşmelerin geleceği ve savaşçıların ‘bir arada yaşamaya’ devam edip edilemeyeceğidir.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.