Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Nasır Muhammed: Askeri zafer siyasi bir zafer değil, geçici bir zaferdir

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Nasır Muhammed (AFP)
Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Nasır Muhammed (AFP)
TT

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Nasır Muhammed: Askeri zafer siyasi bir zafer değil, geçici bir zaferdir

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Nasır Muhammed (AFP)
Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Nasır Muhammed (AFP)

Cemal Şeniter
Güney Yemen Halk Cumhuriyeti’nin eski Cumhurbaşkanı Ali Nasır Muhammed, kendisiyle yaptığımız röportajın ikinci bölümünde, Güney Yemen’de tanık olunan çatışmalara, Sovyetler Birliği'nin bu çatışmalardaki rolüne ve yaşanan bu tecrübeden ne gibi dersler çıkartılabileceğine değindi. Ayrıca Nasır, 1994 yılında gerçekleşen bölünme savaşına, tarafların bu sırada kendisini iktidara getirmeye çalışmasına ve güneydeki vatandaşların ‘birliği protesto etmek amacıyla’ sokaklara dökülmesinin sebeplerini anlattı.

Aden'deki Sovyet rolü
Yemen Demokratik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını kazanmasından ve hatta birlikten bu yana bir dizi çatışmaya tanık olduğunu dile getiren Nasır, bu çatışmaların nedenleri, kökleri ve Sovyetler Birliği'nin olumlu ya da olumsuz rolü hakkındaki düşüncelerini şu şekilde anlattı:
“Sovyetler Birliği'nin bu çatışmalarda doğrudan bir rolü olmadı. Ancak bu, bazı servislerin partideki iç anlaşmazlıklara ilişkin kendilerine aktarılan yanlış bilgilerden etkilenmedikleri anlamına gelmez. Çünkü pozisyonlarını, kendilerine aktarılan bu yanlış bilgiler üzerine belirlediler. Nitekim 1986 olaylarından sonra yayınlanan Kenya Express belgesinde kaydedilenler ve Sovyet Komünist Partisi’nin ve KGB’nin Yemen’deki yetkili ismi Carlos Prontus’un Yemen Sosyalist Partisi’nin liderleri arasındaki farklılıkları körüklemekteki rolü bunun örneklerindendir. Sovyetler Birliği'ne ve liderleriyle ilişkiler kurulmasına karşı değildik. Fakat bununla birlikte ulusal egemenliğimizi muhafaza ediyor ve ulusal kararlarımızın ihlal edilmemesi için çalışıyorduk. Bu durum, ‘itaat eden bir liderlik’ talep eden kimseleri razı etmedi. Biz ise kesinlikle böyle bir şeyi kabul edemezdik.”

Ocak 1986 olaylarıyla eşzamanlı olarak gerçekleşen yıkıcı protestolardan bir kare (AFP)
“Etiyopyalı liderlerle yaşananlar bunlardan ibaretti. Devlet Başkanı Mengistu bana, Sovyetlerle olan sorunlu ilişkisinden ve Mayıs 1989'da kendisine karşı düzenlenen darbeden söz etti. Ne yazık ki bu servislerdeki bazı kişiler, ulusal çıkarlarımızın ve karakteristik özelliklerimizin en temel önceliklerimiz arasında yer aldığını kabul etmeye yanaşmadılar. Oysa ülkeleriyle olan ilişkimiz bir bağımlılık ilişkisi değil, dostluk ve karşılıklı çıkar ilişkisiydi. Sovyetlerin onlar için askeri üs kurma talebini reddettik. Aden'de Sovyet üssü vardı, fakat üssün görevi Hint Okyanusu'nda ABD Deniz Filosu’nun hareketlerini izlemek ve kendi deniz filoları için yakıt ve su temin etmekti. Bu Soğuk Savaş zamanında yaşandı.”

Tecrübenin özü
İktidarı sırasında yaşanan çatışmalara rağmen Yemen Halk Cumhuriyeti’nin deneyiminden nasıl bir ders çıkarılabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Nasır sözlerini şöyle sürdürdü:
“İnsan genellikle kaybettiği şeye arzu duyar ve ona değer verir. Ya da daha iyi bir alternatifi bulamazsa öncekine özlem duyar. Ayrıca insan, lezzet aldığı ve istifade ettiği tüm başarıların ve kazanımların artık olmadığını ve hayatın her geçen gün daha da kötüleştiğini düşünüyor. Yemen'in demokrasi deneyiminin başarılarıyla gurur duyuyoruz. Eğitim, ücretsiz sağlık hizmetleri, fiyatların desteklenmesi, kadın rolünün güçlendirilmesi ve en önemli sermaye olan insana yatırım yapılması gibi önemli neticeler elde ettik. Öte yandan bütün bunların kendileri olmaksızın gerçekleşmeyeceği güvenlik ve istikrar hususunda da kayda değer başarılara imza attık. Güney Yemen’de herhangi bir vatandaş, Aden'den el-Mahra’ya kadar olan 340 bin kilometrekarelik bir alanda canından ve malından emin bir şekilde seyahat edebilirdi. Bununla birlikte Yemen, eğitim ve okuryazarlık alanında Körfez ve el-Cezire bölgesindeki en iyi ülke olarak gösterildi.”

1986 Yemen İç Savaşı'na katılan silahlı kişiler (AFP)
Bu değerlendirmenin kendisine değil UNESCO'ya ait olduğunu belirten Nasır, sözlerine şöyle sürdürdü:
“Tiyatro, kültür, bilim ve kitaba çok önem verdik. Cumhuriyetin her bir yanındaki gelenekleri ve mirası yansıtacak yıllık festivaller düzenledik. Olumlu yanlarıyla birlikte bu deneyim de dünyanın gelişmekte olan diğer devletlerinde olduğu gibi bazı olumsuzluklarla maluldü. Yemen'deki vatandaşın kazanımları asgari imkanlarla ve bölgesel ve uluslararası bir abluka altında gerçekleştirildi. Arzu ettiğimiz seviyenin altındaydı, fakat bununla birlikte mezhepçiliğin, milislerin, yolsuzluğun ve intikamın yer almadığı güçlü ve prestijli bir devlet kurduk. Oysa bugün, devletin ortadan kalktığını ve onun yerini kaosun ve küçük kantonların aldığını görüyoruz.”

Birlik anlaşması ve savaş anıları
Cumhurbaşkanı Nasır, 1990 yılında Yemen birliği kurulduğu zaman Ali Salih ile Ali el-Beyd arasında imzalanan anlaşmanın birlik anayasasına dayanmadığını söyledi. Anayasada birlik kurulmadan önce bir referandum yapılmasının öngörüldüğünü ifade eden Nasır, maalesef bu referandumun yapılmadığını ve böylece ilk anayasal ihlalin gerçekleştiğini belirtti. Ayrıca Nasır, anlaşmanın Genel Sekreter Ali el-Beyd ile Cumhurbaşkanı Salih arasında değil, iki cumhurbaşkanı arasında imzalanması gerektiğini vurguladı.

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih (AFP)
Anlaşmaya ilişkin ayrıntılar hakkında açıklamalarda bulunan Nasır sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir buçuk sayfalık birlik anlaşmasına, Aden’de gerçekleştirilen tek bir oturumda varıldı. Almanya’nın birlik anlaşması bin sayfadan fazlaydı. Bununla birlikte anlaşma, iktidar ve servetin paylaşıldığı ve tüm siyasi güçlerin hariç tutulduğu bir anlaşmaydı. Bu nedenle bir güven krizi patlak verdi ve bu kriz, taraflar arasında anlaşmazlıkların ortaya çıkması, çatışmaların yaşanması ve 1994 savaşının patlak vermesiyle neticelendi. Maalesef bazıları, Yemen halkı için ulaşılan asil ve büyük bir hedef olan birlik ile anlaşmayı imzalayanların uygulamalarını birbirinden ayrı olarak değerlendiremedi. Tarafların uygulamaları 1994 yılında savaşa ve ayrılığa yol açtı. Bugün herkes bu savaşın bedelini ödemeye devam ediyor. Bu savaşı kendi çıkarları için kullanan kimseler ise her iki taraftaki savaş tüccarları oldu.
Birliğin inşa edilmesi de ortadan kalkması da üzerinde düşünülen ve çalışan bir süreç içerisinde gerçekleşmedi. İktidara gelmem için taraflarca sunulan teklifleri geri çevirdim. Her iki taraf da benimle iletişime geçti.  Her iki taraf da beni çatışmada kendi safına çekmeye çalışıyordu. 1990'da Yemen'den çıkarılmam konusunda anlaştılar. Ali Salim el-Beyd bana ülkede başkan yardımcısı olmamı teklif etti. Ali Abdullah Salih de başbakanlık ve cumhurbaşkanı yardımcılığı teklifinde bulundu. Her iki teklifi de geri çevirdim. Bu benim ilkelerimle ve tarihimle çelişiyordu. Savaşı reddettim ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesini talep ettim. Bu tür savaşlarda kazanılan zaferin aslında bir yenilgi olduğunu söyledim. Bu tecrübe ile kanıtlanmıştır. Savaşa son verilmesi için Ürdün’de, Katar’da ve BAE’de her iki tarafla bir araya geldim. Fakat bütün bu çabalar işe yaramadı.”

Zafer neşesi
Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in 7 Temmuz 1994 tarihinde Aden'e girdikten sonra zafer neşesiyle kendinden geçtiğini söyleyen Nasır sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanırım mesele bu noktada çözüldü. Ancak askeri zafer siyasi bir zafer değil, geçici bir zaferdir. O sıra savaşın ardında bıraktığı zararın telafi edilmesi, yaraların iyileştirilmesi, savaşta yenilen tarafla diyalog kurulması yönünde tavsiyede bulundum. Ayrıca Ali Salim el-Beyd’e bağlı olan ve herhangi bir suçları bulunmayan sivillerin ve askerlerin dışlanmasına ve terhis edilmesine son verilmesini söyledim. Ancak bu çağrılara kulak asılmaması, barışçıl protestolarla neticelendi. İlk önce insan hakları talepleriyle patlak veren gösteriler süreç içerisinde siyasi bir yön kazandı ve taleplerin çatısı yükseltildi.”

Kahire Konferansı
Nasır’a, bu meselenin bizi ‘onun güney hareketi tecrübesinin ortasında oynadığı role, öncülüğünde gerçekleştirilen Kahire Konferansı’na ve birlik sorunlarının çözümü için benimsediği bir siyasi projeye’ getirdiğini söyledim. Sonrasında kendisine, bütün bu hususlar hakkındaki düşüncelerinin ne olduğunu sordum. Nasır bu soruma şöyle cevap verdi:
“İtiraf etmeliyiz ki, ortada çözüm bulunamayan bir güney meselesi var. Rejim kartlarını buradaki dahili anlaşmazlıklar üzerine onuyor ve bunun üzerine yatırım yapıyordu. Fakat güneyliler birliklerini fark ettiler. Geçmişteki anlaşmazlıkları unutmaları, barışçıl mücadeleleri için bir güç kaynağı oldu. Rejim tarafından bastırılmaya çalışılan güneydeki barışçıl hareket daha da alevlendi ve sonrasında Sana, Taiz ve diğer Yemen şehirlerinde bir gençlik devrimi gerçekleşti. Şubat 2012'de rejimi devirmek adına bütün çabalar birleştirildi. Maalesef güneydeki barışçıl hareket ve Sana’daki devrim başarısızlıkla neticelendi. Yurtiçinden ve yurtdışından 600'den fazla kişinin katıldığı Kahire Konferansı ise yurtdışında düzenlenen en büyük Yemen konferansı oldu. 22 Mayıs 1990 tarihinde birlik bildirisi imzalayan her iki devletin takip ettiği yol doğrultusunda iki bölgeli bir federal devlet kurulması seçeneği, güney meselesini çözmenin en güvenli yoluydu. Güney halkına, 5 yıldan fazla olmayan bir geçiş döneminden sonra kendi kaderini tayin etme hakkının verilmesi şart koşulmuştu. Bu çözüm teklifine cevap verilmemesi, güneylilere tüm seçeneklere başvurma hakkı verecekti. Ancak çıktılar, bazı aşırılık yanlısı unsurlar tarafından reddedildi ve daha iyi bir alternatif sunulmadı.

Cumhurbaşkanı Hadi hakkında
2011 olaylarından ve Cumhurbaşkanı Salih'in azledilmesinden sonra Abdurrabu Mansur Hadi iktidara geldi. Hadi’nin ilk kez bir güneyli olarak birleşik Yemen’in başına geçtiğini dile getiren Nasır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen’in başına geçen ismin kuzeyden yahut güneyden olması önemli değil. Ortada eşit vatandaşlık ve hukuk ilkelerine dayalı anayasal bir devlet olduğu sürece bu nitelendirmelerin bir ehemmiyeti yok. Önemli olan devletin başındaki ismin ülkenin sorunlarını çözecek ulusal bir projeye sahip olmasıdır. Bu sorunların başında da Saada ve Güney meseleleri yer alıyor. Bu meselelerin göz ardı edilmesi çatışmalar ve savaşlarla neticelendi. Sonuncusu 2015 yılında gerçekleşen ve 6’ncı yılına giren bu savaşın bedelini kuzey ve güney halkı ödedi. Bu savaşlardan çıkar sağlayan tek taraf ise savaş tüccarları oldu.”

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Nasır Muhammed (Getty)
“Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabbu Mansur Hadi ile olan ilişkimiz çok eskilere dayanıyor. Savunma Bakanı olduğum sırada Hadi, Genelkurmay Başkanı Yardımcısıydı. İkili ilişkilerimiz bugüne kadar devam etti. Mart 2012'de iktidara gelmesinin ardından kendisine bir mektup göndererek tebriklerimi ilettim. Ona, gerekli ve yararlı olduğunu düşündüğüm bir dizi tedbir konusunda tavsiyede bulundum. Bunların başında güneylileri razı edecek politik bir çözüme ihtiyaç duyan güney meselesi vardı. Ayrıca Saada ve 6 yıllık savaşın ardında bıraktığı sorunların üstesinden gelinmesi gibi oldukça önemli olan bazı konular vardı. Ona, 1994 savaşından zarar gören güneylilerin durumunu çözüme kavuşturması gerektiğini ifade ettik. Ayrıca terörizmle mücadele, güvenlik ve istikrarı sağlama ve ulusal meselelerin görüşüleceği geniş katılımlı bir konferans çağrısında bulunduk. Saada ve Güney meselelerin çözülmesi, yeni bir anayasanın yapılması ve modern bir sivil devletin kurulması için parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin düzenlenmesi gerekiyordu.”

Savaş değil diyalog
Bu ay, Yemen savaşının patlak vermesinin beşinci yıldönümü. Nasır, o sıra bazılarının söylediği gibi bu savaşın 30 veya 45 gün içerisinde çözülemeyeceği konusunda uyarıda bulunmuştu. Nasır, bu kimselerin Yemen'in doğasını, insanlarını ve dağlarını bilmemelerinin yanı sıra kraliyetçilerin, cumhuriyetçilerin, Suudilerin ve Mısırlıların o zamanki deneyimlerinden faydalanmadıklarını söyledi. Savaşın devlet başta olmak üzere kurumların, ordunun, güvenliğin ve istikrarın bozulmasına sebep olduğunu belirten Nasır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu savaş, bir savaş tüccarlar ordusu yarattı. Yemen'de sayıları bir milyondan fazla olan milislerin yanı sıra birden fazla başkan, birden fazla hükümet ve birden fazla ordu oldu. Bu savaş, Birleşmiş Milletler (BM) ve insani yardım kuruluşları tarafından tarif edildiği gibi modern tarihin en büyük insani felaketine yol açtı. Birçok bölgesel, yerel ve uluslararası kuruluş bir araya gelerek çözüm için birçok girişimde bulundu. Ancak savaş tüccarları bu savaşa bir son vermek istemiyorlar.”

İktidar hayatın sonu değildir
Nasır, yoğun bir siyasi atmosferin içinde yıllarca kaldıktan sonra şu anda ne yaptığına ve nelerle meşgul olduğuna dair sorduğum soruya şöyle yanıt verdi:
“İktidarın hayatın sonu olmadığı ilkesini takip ettim. Bu nedenle Arap Stratejik Araştırmalar Merkezi'ni kurmak için çalıştım ve bir kısmı yayınlanmış olan anılarımı yazmaya başladım. Anılarımın bu kısmı, ‘Ulusun Belleği: İşgalden Bağımsızlığa Aden’ başlığıyla yayınlandı. Geri kalan kitaplarımın başlıkları şu şekilde olacak: ‘Ulusun Belleği: 1967-1990 Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti, Ulusun Belleği: Aden ve Birleşik Yemen, Ulusun Belleği: Aden ve Dünya’.
Yemen'deki durumu izlemeye ve görüşmeler yapmaya devam ediyorum. Yemen’deki krizin son bulması ve barışçıl bir çözüme ulaşılması için daima çalışıyorum. Bu nedenle birçok ülkeyi ziyaret ettim, birçok konferansa katıldım ve birçok uluslararası, Arap ve Yemenli kişiler ile bir araya geldim. Bütün bu çabalarımın amacı krizin son bulması ve savaşın sona ermesidir. Son olarak geçen yıl bir girişimde bulundum. Bu girişimimin amacı da uluslararası ve bölgesel bir arabuluculuğun gözetiminde çeşitli Yemenli tarafların bir araya gelerek ciddi bir diyalogla bu savaşa bir son verilmesi için çalışmalarıydı.”
* Bu röportaj Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.

Yemen’in eski Cumhurbaşkanı Ali Nasır Muhammed, ülkede birliğin nasıl sağlandığını ve ocak ayı olaylarının arkasında nelerin olduğunu açıkladı



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.